Twilightfan_ TR
Aileye Hoşgeldiniz
Twilight Efsanesiyle ilgili herşey burada


Giriş yapın yada Üye olun
Böylece resimleri, Videoları ve linkleri görebilirsiniz.

Twilightfan_ TR

Alacakaranlık Efsanesi İle İlgili Herşey. Filmler, kitaplar, oyuncular hakkında en güncel konular ve çok daha fazlası...
 
AnasayfaHoşgeldinizSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
YazarMesaj
notizia
Twilight | Yeni üye
Twilight | Yeni üye


Paylaşım Gücü : 93
Tür : Kurt Kız
Yaş : 21
Nerden : Can you see my heart? You are in the it, Jake!!! (Jake'm)
Kayıt tarihi : 20/12/09
Lakap : Çatlak derler bana bilmem ama. :D

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 20 Mart 2010, 23:36

nosi demiş ki:

Büşra cım sen bu bölümlere zamanında harika yorumlar yaptın. Çok teşekkürler burdada yalnız bırakmadın sevgi tşk

Önemli değil ablam... Bir yorumumu esirgeyeceğim...

Yalnız ben hala gelin olayında takıntılı bir şekilde kaldım. ağla ağla ağla ağla ağla ağla Utkuuuuu!!

Bir şey diyeceğim burada da ben Jake'le olacak mıyım? utan utan utan utan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.twilightfan.net
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Paz 21 Mart 2010, 15:29

notizia demiş ki:
nosi demiş ki:

Büşra cım sen bu bölümlere zamanında harika yorumlar yaptın. Çok teşekkürler burdada yalnız bırakmadın sevgi tşk

Önemli değil ablam... Bir yorumumu esirgeyeceğim...

Yalnız ben hala gelin olayında takıntılı bir şekilde kaldım. ağla ağla ağla ağla ağla ağla Utkuuuuu!!

Bir şey diyeceğim burada da ben Jake'le olacak mıyım? utan utan utan utan

Ay canım benim kıyamam sana. Buradada sen Jacob la olacaksın desem Utku yu unutur musun? Very Happy Bölümleri olduğu gibi buradada yayınlıyoruz. Hiçbir değişiklik yapmıyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
notizia
Twilight | Yeni üye
Twilight | Yeni üye


Paylaşım Gücü : 93
Tür : Kurt Kız
Yaş : 21
Nerden : Can you see my heart? You are in the it, Jake!!! (Jake'm)
Kayıt tarihi : 20/12/09
Lakap : Çatlak derler bana bilmem ama. :D

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Paz 21 Mart 2010, 19:52

Unutmam. Utkuş'um da benim.
Banane... Sad Sad
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.twilightfan.net
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 27 Mart 2010, 07:20

15. BÖLÜM 4 PART [EĞMEN]


Melis sabah uyandı Feyza ve Mehmet gelmemişlerdi ve o gözlerini açmaya korkuyordu... Bunun bir rüya veya oyun olduğunu düşünüyordu… Onu bu sıkıntısından hemen çıkarabilir ve o güzel gözlerinde hemen kaybolabilirdim...


“Aşkım korkma. Bu ne bir oyun, ne bir rüya. Ben seni gerçekten çok seviyorum ve sen istemediğin sürece asla seni terk etmeyeceğim. Sensiz yapamıyorum. Seni çok, çok, çok seviyorum” dedim ve sıkıca sarıldım. Güzel çiçek gibi kokusunu içime çektim. Kokusunun da tüm bedenimi sarıp içimde hapsolmasını istiyordum. Bende inanamıyordum sevdiğim bu varlık şimdi kollarımdaydı. Bu inanılması ne kadar güç olsa da gerçekti tamamen gerçek. O kadar mutluydum ki mutluluktan gülüyor, deniz gözlerinin içine bakıyordum. Mutluluğun anlamını gözlerinde ki ışıltıda yakalamıştım, Gözlerinde ki sevgiyi görünce tüm vücudumu alev sardı. Kendimi zor tutuyordum. Onu incitmekten korkuyordum ama onu deli gibide seviyordum.

“Bende seni seviyorum ve hiçbir zaman senden beni terk etmeni istemeyeceğim” dedi. Artık kendimi tutamadım ve dudaklarının çekimine karşı koyamayarak, dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Bu anın hiç bitmesini istemiyordum ömür boyu onun kollarında kalmayı diliyordum. Her ne kadar kalamayacak olduğumu bilsem de bu kolların huzurundan kopmak hayli zor olacaktı. Beni bir gün böyle seveceğini hiç düşünmemiştim.

Nasıl düşünebilirdim ki? Bir insan bir şeytana aşık olabilir miydi? Bizden nefret ederken! Ben bir şeytandım ve bir insana aşık olmuştum ki hala bunun nasıl olabildiğini anlayabilmiş değilim ama bunun karşılığını alabiliyor olmanın verdiği hazın yerini hiç bir şey alamazdı. Şeytanlığım bazen duygularımda yer alıyordu. Bencilliğimin yanı sıra gururum da beni ele geçirebiliyordu.

Normal insanlar gibi mantıklı düşünebilmem oldukça zordu, Melis tüm duygularımı değiştirmiş olsa da yine de bir şeytandım işte. Ve o beni seviyordu. Keşke Rüzgar olarak çıkmasaydım karşısına, şimdi ben nasıl diyecektim tüm gerçekleri? Nasıl karşılayacaktı bu durumu? Bunu açıklaması hayli zor olacaktı. Ama şu anda o benim kollarımdaydı ve ben bu güzel anı bu kötü düşüncelerle bozmak istemedim ve düşüncelerini dinlemeye başladım rüyada olduğunu, mutsuz günlerin geride kaldığını, şu an yaşadığı duyguları ilk kez tattığını düşünüyordu. Beni seviyordu bu düşünceler karşında şok olmuştum inanamıyordum duyduklarıma. Bu gerçek miydi? Ve sonra -Hayır bu an hayatımda yaşadığım en güzel andı… En mükemmel...- diye düşündü. Onun bu düşüncelerine

''Senin mi? benim mi?'' diye gözlerinin içine bakarak yanıt verdim.

''Çok ayıp'' dedi alaylı bir şekilde. Hoşuna gitmişti düşüncelerine karşılık vermem. Benimde çok hoşuma gitmişti onun bu güzel tepkisi. Nihayet olduğum gibi davranabiliyordum ve o bu duruma tepki vermiyordu aksine hoşuna gidiyordu. Hah bunlar gerçek miydi? Hayal görüyor olmazdım. Benim dünyamda hayal de rüya da yoktu…

''Ve ben senden asırlar kadar çok yaşadım'' dedim ve göz kırptım. Kendisinin yaşamış olduğu zamanla benim yaşamış olduğum zamanı kıyasladı. Ve yaşadığım bu uzun yıllar boyunca hiç böyle bir duyguyu şimdiye kadar tatmamış olmam ve onunla tatmış olmam hoşuna gitmişti. Güzel yüzüne gülümseme kondurdu. İnsanoğlunu hiç anlamıyorum. Bazen küçücük şeylerden nasılda mutlu olabiliyorlardı.

“Haklısın” dedi. Ellerimi yanağına koydum. Ellerimin alev kadar sıcak olduğunu düşündü. Merak etmişti neden ellerimin bu kadar sıcak olduğunu? Onun için içimde yanan ateşi bir görse... Onun için çektiğim ızdırabı bir bilse… Düşüncesine dayanamayıp;

''İçimdeki ateşi tutmakta zorlanmıyorum ama yansımasını da engelleyemiyorum. Sanırım içimdeki heyecandan dolayı'' dedim. Aslında biraz utanmıştım. Hah bir duygu daha, yeni bir duygu. Utangaçlık.

O da düşünceleriyle cevap verdi 'Bence hiç bir sorun yok' Zihnini okuyabildiğim için ilk kez eğleniyordu. Bu hali hoşuma gitmişti. Eğlencesini bozmayarak

''Bu hep böyle olmayacak tabi güzel sesini esirgemeyeceksin değil mi benden?'' dedim gülümseyerek.

''Tabii ki… Ama bu hoşuma gitti sanki'' dedi. Utanmıştı. Ama sevgisi o kadar belliydi ki. Ellerini sıcak olduğunu düşündüğü yanaklarıma koydu ve gözlerimin içine bakmaya başladı. Bakışları hançer gibi deliyordu göğsümü. Yüzümün her bir köşesine bakıyordu ezberlemeye çalışıyordu. Bende yüzüne bakıp zaten ezberlemiş olduğum yüzü iyice beynime kazıyordum. Artık onsuz olamazdım bir kez daha bunu anlamıştım. Kaybetmeyecektim! Kaybedersem de onsuz yaşayamazdım. Yapacağım tek şey ölmek olurdu. Ama zaten bu işin sonun da yakalanabileceğim gerçeği vardı. Belki de öldürülebilirdim bile. Peki ne yapacaktım? Sorduğu soruyla düşüncelerimden kurtardı beni

“Nerelerdeydin kaç gün? Neden hiç gözükmedin bana?” Ne diyecektim ben şimdi. Nasıl anlatacaktım durumu. Bütün gerçeği söylemeliydim. Beni ben olarak bilmeliydi. Feyza’ yı Mehmet’i anlatacaktım. Şeytanlarla ilgili her şeyi söyleyecektim. Bunları öğrendiği zaman ya benden korkar beni terk ederse. Ona yalan söyleyemezdim. Aşık olduğu adamın kim olduğunu bilmek zorunda.

“Feyza ve Mehmet sana aşık olduğumu anladı” dedim ve sustum.

“peki bana aşık olduğunu ne zaman anladın?’’ Dedi meraklı bir şekilde.

“Rüyanda aşık olacağın adamı görmek istediğin zaman fark ettim sana aşık olduğumu. Deli gibi kıskandım seni” dedim. İnşallah rüyasında gördüğü adamı görüp görmediğimi sormaz. Sorarsa ne diyecektim ben? Rüzgar’ı anlatacak mıydım? Hayır şu an anlatamazdım bu güzel anı bozamazdım. Hem ya beni affetmezse... Ya benden nefret ederse…

“hımm şimdi anlıyorum o günkü tepkini” dedi ve o günkü tavırlarıma şimdi anlam verebildiğini düşündü. Onu kıskandığım için böyle davranmam onun hoşuna gitmişti. Bu düşüncesi benim bütün kötü düşüncelerimi unutturdu. Yüzümde gülümseme oluştu.

“Peki, Feyza ve Mehmet öğrendiler diye neden gözükmedin ki? Karşımı geldiler?” dedi ve suratı asıldı. Ailemin onu istemediğini düşünüyordu. Ah Melis’im benim canım, yaşam kaynağım ne kadar iyi niyetlisin. Sana o kadar kötülük yapmış olmalarına rağmen sırf benim ailem olduğunu düşündüğün için onu sevmelerini istiyorsun. Elimle yüzünü tuttum başını kaldırdım yüzüme yüzünü yaklaştırdım. Kalbi deli gibi atmaya başladı. Nefesi kesiliyordu. Onun bu heyecanı beni baştan çıkardı. Hafif bir öpücük kondurdum dudaklarına ve

“Aşkım ilk önce şunu bilmen gerekiyor. Onlar benim ailem değil. Sadece görev arkadaşıyız. Ve evet doğru onlar istemediler seni sevmemi. Bu bizim için pek alışılmış bir şey değil belki de bir ilk. Daha önce böyle bir şey duymamıştım. Aslında bizim gibi varlıklarda aşk yoktur ya da öyle olduğunu sanıyorduk. Ve şimdi gördüğün gibi sana karşı konulamaz bir şekilde bağlanmış durumdayım.

Bu onlar için rahatsız edici bir durumdu ve..ve.. Seni bir daha görürsem….—“ diye bildim sadece devam edemedim. Nasıl diyecektim sana zarar vereceklerini? Hatta zarar verdiklerini, koruyamadığımı… Korumam gerekiyordu yaşam kaynağımı gerekirse kendi hayatımı feda ederdim onun o deniz gözleri için. Ama nerden bilebilirdim ki beni gördüklerini ve zarar vereceklerini. Güzel sesiyle düşüncelerimi böldü

“Aşkım lütfen üzülme. Bana her şeyi anlatabilirsin. Seni dinliyorum” dedi. Gayet sakin sanki söylediğim şeyleri biliyormuş gibi davranıyordu. Dudaklarıma bir öpücük kondurdu. Çok şaşırdım. Onun beni öpmesinden çok etkileniyordum. Tarif edilemez bir duygu yaşıyordum. Öpücüğü rahatlamama sebep oldu. Ona yalan söylemeyecektim ve her şeyi anlatacaktım derin bir nefes aldım ve anlatmaya devam ettim

“Seni bir daha görürsem sana zarar vereceklerini söylediler. Eğer yine seni görürsem yüce konseye gideceklerini söylediler. Ama ben o kadar bencildim ki seni görmeden yapamadım. Çok özledim, merak ettim. Hasretin tüm bedenimi yakıyordu artık. Dayanamıyordum sensizliğe. Bir gün seni uzaktan izlerken beni gördüler ve bana ceza vermek beni korkutmak için sana sana… san…” diyemiyordum bir türlü dilim varmıyordu söylemeye.

Belki de korkuyordum söylemeye. Söylediklerimi duyunca benden uzaklaşacak, ona yaşattıklarımdan dolayı benden nefret edecekti. Belki de haklı gitmekte. Ben bu düşüncelerle boğuşurken Melis te bir şeyler düşünüyordu sonra ona yoğunlaştım ve düşüncelerini dinlemeye başladım. Aşkım her şeyi anlamıştı kolundaki çiziklerin neden olduğunu anlamıştı. Ama bu onu kızdırmamış aksine benim acı çektiğim için üzülmüştü. Bu nasıl bir insan böyle? Onu hak edecek ne yapmıştım acaba? Onun sevgisini gerçekten hak ediyor muydum?

“Şimdi anlıyorum her şeyi. Aşkım, benim için ne kadar acı çekmişsin öyle” diyerek düşüncelerini dile getirdi. Sonrada aklına konsey lafı takıldı o sormadan hemen ben soruna cevap vermeye başladım.

“İlk önce şunu bilmen lazım biz şeytan değil, şeytanın yardımcılarıyız. Konsey başkanları şeytanlardan oluşur. Bizler yani şeytanın yardımcıları hata yaparsak, konsey devreye girer ve hata yapanları cezalandırır” Dedim. Ve hemen düşüncelerinde benim ceza alacak olmamdan korktu. Buna dayanamayacağını düşünüyordu.

“Hayatım peki bu cezalar nasıl oluyor?” diye sordu. Birden kuralları çiğneyen bir şeytan aklıma geldi Şeytanın isteklerinin dışına çıkmıştı. İnsanları cehennem çukuruna çekmek en büyük görevdi. Aver bu görevini yerine getirememişti. Zina işleriyle uğraşırdı, onları yanlışa sürüklerdi. Ama görevlendirildiği bir kadını bu yanlışa sürükleyemedi. Nedenini hiç bir zaman anlayamamıştım. Şimdi bir şeyler anlayabiliyordum belki oda benim gibi hissetmişti. Bizlere ibret olsun diye izleyicileri olmuştuk. Ona yaptıkları, çektiği işkenceler bir bir gözlerimde canlandı. Ve sonrada ölümü... Anlatmaya başladım,

“Evet, pekiyi bir şey olduğu söylenemez. Hata yapanları yakalıyorlar, sonra konseyin huzuruna çıkartıyorlar. Konsey olanları birde onun ağzından dinliyor sonra verecekleri cezaya karar veriyorlar. Kimisine bir mahzene kapatıp düşünme cezası veriyorlar, kimisinin güçlerini alıyorlar. Ama en kötüsü…-“ diyebildim sadece. Onu ürkütmek istemiyordum ama söylemek zorundaydım. Çünkü cevabını alana kadar ısrarlı bir şekilde soracağını biliyordum.

“Evet, aşkım en kötüsü?” dedim gayet sakin bir şekilde ve devam ettim “En kötüsü, ilk önce güçlerini alıyorlar, sonra insan yapıyorlar, bir mahzene kapatıp işkence ediyorlar ve sonrada yakıp küle çeviriyorlar. Külleri de denize döküyorlar.” Dedim. Bunları anlatırken yaptıkları işkenceler ve yaktıkları kişiler aklıma geldi tekrar gözlerimde canlandı... Başımı sallayarak bu görüntülerden kurtulmak istedim. Melis in düşüncelerini duydum çok korkmuştu. Bana da böyle bir şey olacağından korkuyordu. Ve bu muhtemeldi.

“Sevgilim, böyle bir şey olmayacak. Sen bunları düşünme. Seni böyle üzgün görmeye dayanamıyorum” dedim. Biraz yalan söylemiştim ama olmaması için elimden geleni de yapacaktım.


Deniz gözlümün düşüncelerini dinlemeye başladım. Düşüncelerinden kendimi alamıyordum. Ellerimle yüzünü okşamaya başlayınca kalbi hızlı atmaya başladı. Bana olan hayranlığını düşünüyordu. Düşüncelerini duymuş olmamdan utandı ve güzel yüzü pembeleşti. Kalp atışlarını hızlandırmak hoşuma gitmişti. Biraz daha eğildim artık nefesi nefesime değiyordu. Çekimine dayanamadığım dudaklarını tekrar öpmeye başladım.

Düşüncelerinde ki tanıdıklık beni şaşkına çeviriyordu. Bir insan ve bir şeytan aynı düşünceler içerisinde olabilir miydi? Olabilirdi ama şeytan insanı ele geçirebilmişse… Bizim ki tamamen farklıydı. Biz aynı huzuru bulabiliyorduk bedenlerimizin sıcaklığında aynı yanma vardı içimizde. Aynı şiddet vardı duygularımızda. Aynı anda yaşamaya yeniden gözlerini açmış iki varlık vardı. Birbirlerinden tamamen farklı ama aynı!

Ve zamanın donup kalmasını tam burada bu dakika da donup kalmasını ikimizde aynı şiddetle istiyorduk. Ama bu an bitmek zorundaydı. Eğer bir şekilde birlikte olmak istiyorsak bu ızdırap gibi gelen ayrılık saatlerini de yaşamak zorundaydık.

“Nur yüzlüm” dedim. Düşüncelerini bölerek ”Bende bu anın hiç bitmesini istemiyorum ama gitmem lazım her an diğerleri gelebilir. Beni burada görmemeleri lazım” dedim. Sesimin zar zor çıkmasını sağlayarak... Ne kadar da zordu ayrılacak olmak. Ne kadar acıydı. Bu huzurdan çıkıp işkence saatlerine karışmak!

“Peki, aşkım sen nasıl istersen. Bundan sonra seninim. Ruhum, bedenim, kalbim her şeyim sensin. Artık be sana adi-“

sözünü mükemmel dudaklarının içinde kaybolmak için dudaklarımla kestim. Düşüncelerini dudaklarından dökülen kelimelerle birleştirmesinin sevinciyle onu bir kere daha öpmek istemiştim. Dudaklarından bir hatıra almak için küçücük bir öpücük olsun istemiştim ama ayrılmanın bu kadar zor olacağını tahmin edemezdim. Beynime onlarca kere üst üste komut vererek kendimi ondan ayırdım.

“Evet hayatım biliyorum. Bende sana aidim. Senin varlığın sayesinde yaşıyorum. Eğer bir gün beni terk edersen yaşayamam” dedim. Aslında kendime de bir açık kapı bırakmak istiyordum. Rüzgar olayını anlatacaktım ve önce onsuz yaşayamayacağımı bilmesini istedim. Ama karşımda böylece donup kalmasını beklemiyordum. Bensiz olmanın düşüncesinin bile onda bu kadar büyük bir etki yapacağını tahmin edemezdim. Hala inanamıyordum. Şaşkınlığımı bastırdım.

“Aşkım lütfen böyle düşünme. Seni hiç bir zaman bırakmayacağım. Seni seviyorum” dedim. Bırakamazdım. Artık imkansızdı. Güneş nasıl ki her gün doğmaya mahkumsa ben de artık onun aşkına mahkum, esir olmuştum. Artık onunla olmak kaçınılmazdı.

Ve ona en önemli ayrıntıyı söylemem lazımdı. Feyza ve Mehmet geldiklerinde beni kesinlikle düşünmemesi lazımdı. Bunu ona açıkladım. Benim yüzümden bencilliğim yüzünden onun zarar görmesine katlanamazdım. Keşke onu kaçırabilseydim. Keşke böyle bir şey olabilseydi. Onu milyonlarca kilometre öteye götürebilseydim. Ama biliyordum ki elleriyle koymuş gibi bizi bulacaklardı. Bu nasıl bir çıkmazdı böyle? Nasıl baş edecektim?

Ve oda öğretmeninin dinleyen bir çocuk edasında söylediklerimi kabul etti. Ama karşılığında da kendime dikkat etmemi söyledi. Bunu yapabilirdim. Tabii onun hayaliyle kendimi kaybetmezsem. Onu düşünürken odaklanmam çok zordu.

Gözlerimiz yeniden birbirine kenetli kaldı. Gitmek istemiyordum. Yanın da kalmak istiyordum. Ne kadar zormuş bu şekilde ayrılacak olmak. Yüzünü, saçlarını okşadım. Hayalinde kurabileceği, dokunduğunda, baktığın da hatırlayabileceği hisler bıraktım kendimden. Dudaklarının hissettirdiği o güzel duyguyu bir kere daha yaşadım. Ve kendime bütün gücümü vererek arkama döndüm. Aynı anda aklımda bir şey belirdi.

“Gündüzleri Merve’nin yanından ayrılma olur mu?” dedim. Bana şaşkın bakışları arasında karşılık verdi. Daha öğreneceği, bilmediği çok şey vardı.

“Merve mi?” dedi. Aynı şaşkın ses tonuyla,

“Evet” dedim. Bu hali çok hoşuma gitmişti. Şaşkınlıkla beyninden bir sürü düşünce geçti. Merve’nin bizleri göremediğini düşünüyordu.

“Biliyorum hayatım şaşırdın ama ben yokken ancak seni Merve koruyabilir. Bir tek ona güvenebilirim” dedim ciddi bir ses tonuyla. Ondan başkası Melis’i koruyamazdı. Onun ne olduğunu anlatamazdım ama bunu da ona söylemek zorundaydım.

“Merve nasıl beni şeytanlardan, ya da yardımcılarından koruyabilir ki? Onları göremiyor bile” diyerek düşüncelerini dile getirdi. Kafasının karışması çok normaldi. Ama anlatamazdım kendisinin anlaması lazımdı bu Merve’ye ihanet olurdu.

“Bunu sana ben söyleyemem hayatım, senin bulman, anlaman lazım. Şeytanlar varsa” dedim ve orada bıraktım gayet net bir ipucu vermiştim. En azından bu kadarını yapabilirdim ve o zeki bir kızdı bunu anlayacağını biliyordum. Kafası oldukça karışmıştı. Çok şaşkın görünüyordu. Onu bu şaşkınlığından çıkarmayı isterdim. Ama yapamazdım. Yanına tekrar gidip, ipeksi tenini tekrar ellerimin arasına aldım.

“Seni seviyorum” dedim ve hızla oradan ayrıldım. Eğer biraz daha kalsaydım ayrılmak çok daha zor olacaktı.

“Bende seni seviyorum” dediğini duydum arkamdan. Yüzümde kocaman bir sırıtmayla ormanın içine hızla daldım. Bir şeyler yapmam, kafamı çalıştırmam, onunla nasıl birlikte olabileceğimi düşünmem lazımdı. Bu imkansız mıydı?


Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Ptsi 29 Mart 2010, 20:07

devamını bekliyorum Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 30 Mart 2010, 09:25

16.BÖLÜM [Melis]
ŞAŞKINLIK

“Bu çektiğin korkuyu, korku mu sanıyorsun? Çektiğin acıyı, acı mı sanıyorsun? Demek Eğmen’i seviyorsun… Daha kötülerine hazırlık olsan iyi olur Melis Hanım! Üstelik bu sefer çekeceğin acılar, korkular bir rüya olmayacak. Eğmen’i de senide pişman edeceğiz..!!''
Bu sözler kalbime ok gibi saplanmıştı. Yapabilirlerdi... Bundan hiç şüphem yoktu…


Donmuş kalmıştım. Korku bütün benliğimi kaplamıştı. Bir şeyler düşünmem lazımdı. Kahretsin her yerden elleri ahtapot gibi uzanıyor hayatımın en güzel anlarını kendi fesatça hazlarının, iğrenç görevlerinin verdiği memnuniyetle bütün hayatımı sarıyorlardı. Ne yapabilirdim şu an? Eğmen’ nin dediği aklıma geldi ve benden beklenmeyecek bir çabuklukla, hemen banyoya doğru koşmaya başladım. Mehmet önüme geçti. Düşüncelerimi duymuş olmalıydı. Tabii ki onların yanında hiçbir şey düşünmemem lazımdı. Hareketlerimi ona göre yönlendirmem gerekiyordu. Bu bir oyun gibiydi. Sağa gidecekmiş gibi yaptım ve hemen sol taraftan yanından sıyrılıp banyoya koştum. Kapıyı hızla kapatıp kilitledim…

Banyoda yere çöküp, sırtımı serin duvara yasladım. Derin bir nefes aldım sonra yavaş yavaş nefesimi verdim. Öyle korkmuştum ki… Ama bana bir şey olacağından değil. Aşkımı yeni bulmuşken onsuz olmaktan korktum... Tekrar yitirmekten korktum, yeniden ölü yaşamıma geri dönmekten korktum. Ama gözlerindeki ışığı görmüştüm, sevgiyi, bağlılığı, gerçek aşkı görmüştüm. Beni asla bırakmayacaktı. Bundan emindim. Eğmen’ im aşkım benim. Birden düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım. Beni duymuş olacaklarından korktum. Eğmen’i seviyorum diye ona zarar verirlerse yaşamazdım. Ve bunu yapabilirlerdi kolaylıkla onlar için zor olmazdı. Ne demişti? Konsey büyük konsey ve ve hapsetmeleri ve..ve..yakacak olmaları. Buna dayanamazdım, bedenimin korku içerisinde titrediğini anlayabiliyordum. Artık onsuz bir hiçtim… Bunu düşünmek bile nefesimin kesilmesine sebep oldu. Düşüncesi bile beni kahretmeye yetiyordu. Bizim aşkımız böyle büyük bir suç muydu? Onlar için ya da ne kadar büyüktü. Bu düşüncelerden kurtulmak için kafamı salladım.

Artık özgürdüm beni burada duyamazlardı. İstediğim düşünüp, istediğim şeyin hayalini kurabilirdim. Birden bu düşünce yüzümde tebessüm oluşmasına sebep oldu. Bugün ne güzel bir gündü. Gerçek aşkım yıllardır yanımdaydı ama ben bugün bulmuştum. Gözümün önündeki ferah nefesini bugün tadına varabiliyordum, ne garip… Aşık olmak istemiştim her zaman, ama aşık olacağım kişinin insan bile olmayacağı aklıma gelmezdi… Ama aşk her haliyle güzeldi. Her haliyle büyüleyiciydi. Onun şeytan olması ya da başka herhangi bir varlık olması umurumda değildi. Sadece yaşadığım gerçek olan bedenimle ve ruhumla hissettiğim, gözlerinde buluştuğum aşk vardı şimdi. Bugün benim doğum günümdü..

Hayallerimin, umutlarımın bittiği gündü. Artık benim için yaşamın, aşkın, hayatın bir anlamı kalmamıştı. Çölün ortasında kurumuş bir ağaç gibiydim. Güneşin yakıcılığının azabıyla yanıyordum ve bir anda Eğmen yağmurum olmuştu. Tekrar umutlarımı, hayallerimi yeşertmişti. Sonrada bir gökkuşağı olmuştu. Kırmızı rengiyle arzuyu, isteği, aşkı hayatıma sokmuştu, maviyle özgürlüğü, pembe renkle gençliğimi, beyaz renkle de saflığımı… Artık hayatımı renklendirmişti…

Bu düşünceler daha da mutlu ve heyecanlı olmama sebep olmuştu. Mutluydum çünkü artık sevdiğim yanımdaydı ve gerçekti… Onu şimdiden deli gibi özlemiştim. Ne zaman bir daha görecektim. Buradan nasıl çıkacaktım? Merve’ yi arasam bana yardımcı olabilir miydi acaba? Tabii yaa Merve’nin ne olduğunu bulacaktım… Eğmen yanımda yokken sürekli Merve ile beraber olmamı söylemişti. Merve’nin ne olduğunu benim bulmam lazımdı… Eğmen ne demişti? Hadi, hadi hatırla aptal beyin hatırla… Şeytanlar varsa…. Varsa, varsa… Şeytan… Şeytan… Melek… Tabii yaa Melek o zaman meleklerde vardır. Tabii yaa Şeytanlar varsa meleklerde vardır. Yani şimdi Merve bir Melek mi? O benim Meleğim mi? Canım arkadaşım aslında bir Melek öyle mi?

Çok şaşırmıştım. Merve’nin melek olması beni hem sevindirmiş hem üzmüştü. Sevindirmişti çünkü Canım arkadaşım aslında benim meleğimmiş, koruyucum muş. Üzülmüştüm çünkü Gerçekten yanımda olmak istediği için benim arkadaşım değilmiş. Melek olduğu için görevi icabı benimleymiş. Sanırım üzüldüğüm duygum biraz daha ağır basmıştı. Gözlerim dolmuştu. Ne olursa olsun ben Merve’yi seviyorum. O benim her zaman en iyi arkadaşım olarak kalacak. Onunla beraberken dertleştiğimiz, birbirimize sarılıp hüngür hüngür ağladığımız, gözümüzden yaş gelircesine kahkahalara boğulup güldüğümüz günler bir bir aklıma geldi… Bunları düşünürken uykuya dalmışım.

Uyandığımda saat sabahın onbiriydi. Nerdeyse öğlen olmuştu. O kadar mutlu ve huzurluydum ki uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat uyumuştum. Gerçi pek rahat denemez. Buz gibi fayanslara oturarak uyumuştum. Ama o kadar huzurluydum ki yerin önemi yoktu. Bugün hafta sonu olduğu için okula gitmeyecektim. Benim hemen banyodan çıkıp Merve’yi bulmam onunla konuşmam lazımdı. Allah’ım inşallah gitmişlerdir burada değillerdir diye dua etmeye başladım. Onları görmek istemiyordum. Korkuyordum…

Derin bir nefes alarak kapıyı yavaşça açıyor bir yandan ta etrafa bakmaya çalışıyordum. Birden biri

“Sen banyodan hep böyle suç işlemiş gibimi çıkarsın” dedi ve kahkahalara boğuldu. Bu sesi ben bir yerden tanıyordum. Başımı biraz daha uzattığımda Pelin’i karşımda gördüm. Tabii yaa bu güzel ince kahkahaların sahibi başka kim olabilirdi ki? Çok şaşırmıştım bu saatte odamda ne işi vardı? Yüzümde ki şaşkın ifadeyi görünce

“İtiraf et ne kadar kaybımız var” dedi ve yine meşhur kahkahasıyla güldü. Dayanamadım ve sonunda bende güldüm.

“Ne işin var senin burada? Ne zaman geldin? Annemle tanıştın mı? Odamı nerden biliyordun?” şaşkınlıktan aklıma gelen bütün soruları üst üste sormuştum.

“Hey hey heeyy. Dur sakin ol. Bağladın kendini seriye. Bu kadar şaşırıp bu kadar komik tepki vereceğini bilseydim daha erkenden gelirdim” Dedi ve yine gülerek devam etti “Benim hard disk daha ısınmadı sabahları ağır çalışıyor seninki kadar seri çalışmıyor. Teker teker sor. Allah Allah yaa bu kadar lafı sabah sabah nerden çıkartıyorsun sözlük müsün mübarek “ dedi. İlk önce ne diyeceğimi şaşırdım ve sonra kahkahalarla gülmeye başladım.

“Tamam tamam pardon! Birden şaşırdım ve heyecanlandım. Hiç beklemiyordum seni. Ama iyi ki de geldin. Bende bugün Merve’yi de alıp gezelim diyecektim.”

“Ooo sen kalkıp güne start diyene kadar ben bütün planı yaptım hatta hayata bile geçirmeye başladım” Dedi. Yüzünde gülücükler açınca yanağında gamzesi olduğunu fark ettim. Ne kadar yakışıyordu o çekik siyah gözlerine ve bembeyaz yüzüne.

Birden gözüm Feyza ve Mehmet’e takıldı. Ben onları tamamen unutmuştum. Pelin gelince her şeyi unutuyordum, unutturuyordu. Odanın diğer köşesinde sinmiş bir şekilde neden duruyorlardı. Onların şuan benden nefret edip bana oyunlar oynaması gerekmiyor muydu? Yüzlerinde ki ifadeden acı çektikleri belliydi. Neden acı çekiyorlardı? Onların çekmesi değil bana çektirmeleri gerekiyordu… Kafam allak bullak olmuştu.

“E hadi ama… Gününü böyle hayaller aleminde mi geçirmek istiyorsun?” dedi Pelin ve beni düşüncelerimden kurtardı.

“Şey pardon”

“Hazırlanman için çıkmamı bekliyorsan….- ”

“Hayır hayır çıkma sakın. Burada kalabilirsin. Tabii fiziğim seni rahatsız etmezse” dedim ve güldüm.

“Beni rahatsız edip etmemesi önemli değil. Erkek arkadaşının düşüncesi önemli. Tabii öyle biri varsa” dedi göz kırptı. Ne diyecektim ben şimdi –evet var ama siz göremezsiniz o iyi bir şeytan mı?- tabii ki hayır! Bir şey demeyecektim. Sadece güldüm ve üstüme gri bir tişört ve altıma siyah kot giydim. Saçlarımı da tepeden topladım ve artık hazırdım.

“Hadi çıkalım” dedim. Bir yandan Feyza ve Mehmet’e baktım peşimizden gelecekler mi merak ediyordum.

“Çıkalım. Merve’de birazdan gelir. Sokağın başında buluşuruz demiştik” dedi.

“Annecim biz çıkıyoruz. Merve ile buluşup geziceğiz. Geç kalırsam merak etme”

“Kızım bir şeyler yeseydiniz aç mı çıkacaksınız” dedi

“Biz Merve ile buluşunca dışarıda yiyeceğiz. Görüşürüz” dedim ve kapıyı örttüm. Nihayet evden çıkabilmiştik. Etrafıma bakındım Feyza ve Mehmet’i arıyordum ama yoklardı sanırım gelmemişlerdi. İsabet olmuş. Hiç çekemezdim onları…

Merve tam vaktinde gelmişti buluşma yerine.

“Merhaba kızlar” dedi Merve. Onu görünce yüzüne bakakaldım. O bir melek ti hem de gerçek bir melek, benim meleğim. Onunla yalnız kalıp konuşmam lazımdı. Her şeyi onun ağzından öğrenmeliydim.

“Merhaba canım” dedi. Merve’nin bana olan bakışlarını görünce devam etti “Bu kız sabahtan beri tuhaf, beni görünce de böyle bön bön baktı"


Yazarlar ; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 30 Mart 2010, 18:48

süper yaa pelin e bayıldım Very Happy devamını bekliyorum en kısa zaman da şeytan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 08 Nis. 2010, 18:45

17. BÖLÜM [MELİS]
EĞLENCE

“Merhaba canım” dedi Pelin. Merve’nin bana olan bakışlarını görünce devam etti “Bu kız sabahtan beri tuhaf, beni görünce de böyle bön, bön baktı.’’

Merve şaşırdı ama Pelin in söyleyiş tarzından dolayı gülmeye başladılar. Onların bu kahkahaları beni de güldürdü.

“Hadi kızlar gidip bir şeyler yiyelim. Yoksa çökeceğim bana format atmak zorunda kalacaksınız” dedi.

“Ee hadi gidelim o zaman yoksa format ata, ata bu kız çöpe atmalık olacak” dedi Merve. Bir yandan konuşuyor bir yandan yürüyorduk ve kafe ye vardık. Gittiğimiz kafenin dekorasyonu ahşaptandı. Duvarlara kadar her yer ahşap kaplamaydı. Duvarda doğa resimleri vardı. İlk önce boş bir yer bulup oturduk. Pelin dayanamayıp

““Hımm güzel yermiş. Ahşap falan ince iş… Ama hizmet sıfır… Bizim paramız gazoz kapağımı kardeşim, nerede garsonlar niye gelip ne siparişimizi sormuyorlar?” dedi.

Yüzümde tebessümle, “ Senin geleceğini bilselerdi kesin garson alırlardı. Ama burası self servisle çalışıyor canım üzgünüm. Gidip kendin alacaksın” dedim. Yüzümde muzip bir sırıtmayla…

“Nee kendim mi alacağım? Dalga mı geçiyorsunuz?” dedi Pelin. Gözlerini kocaman açarak…

Merve, “Yoo ne dalgası canım. Self servis demek, eğer açsan kalk kendin alda ye mantığı demek” dedi. Çok güzel anlatmıştı olayı kahkahalarımı tutamadım. Merve de tutamadı. Ama Pelin hala şaşkındı.

“Pelin şimdi bön bön bakacağına git de şöyle ortaya kıymalı ve peynirli börek ve yanına çay al da gel. Hem ayağın alışsın “ dedim kahkahalarımın arasında. Onunla böyle dalga geçmek zaten her şeye rağmen olan neşemi iki katına çıkarıyordu.

Pelin, “ Oldu isterlerse bulaşıklarını da yıkayayım. Hatta ahşapları cilalayıp, camlarını da sileyim. İyi bee…”dedi. Kahkahalarımız dozunu arttırmıştı. Dedim ki

“Çenene verdiğin komutları ayaklarına versen şimdiye kadar alıp gelmiştin. Hadi canım hadi…” Yüzünde şaşkın bir ifadeyle kalktı ve gitti. Alem kızdı bu Pelin. Bizi de kendisine benzetmişti. Merve’nin kahkahaları birden kesildi ve bana,

“Melis cim bugün çok tuhafsın. Sanki bana bir şey diyecekmişsin gibi bir halin var. Hayırdır canım bir şey mi oldu?” dedi. Şimdi tam sırasıydı. Pelin şimdi ne yapacağını bilmeden tezgahın önünde durup orada ki çalışanlara laf yetiştirip gelene kadar… Bir daha bu fırsatı yakalayamazdım.

“Canım fazla uzatmayacağım çünkü Pelin gelmeden her şeyi bildiğimi söylemem lazım” dedim

“Ne bildiğini?” gerilimi yüzünden yansıyordu. Şaşırmıştı…

“Canım ben dün Eğmen’le beraberdim. Onun ne olduğunu bildiğini biliyorum. Senin ne olduğunu da biliyorum” dedim. Dondu kaldı… Hiçbir şey söyleyemiyordu. Belki de benden böyle bir tepki bilmiyordu. Çünkü çok rahat bir şekilde konuşuyordum. Her şey doğalmış gibi. Hayatımda doğal hiçbir şey kalmamıştı ki. Bu davranışım aslında normaldi. Bir insan, ben normal bir insanım dese asıl o zaman şaşırıp kalırdım. Merve suskunluğunu bozarak

“Nnn… Na… Nasıl yani?” dedi kekeleyerek. Etrafımı bir göz gezdirdim. Çevremde kimsenin olmadığından, bizi kimsenin duymadığından emin olmam lazımdı. Yoksa bu söylediklerim karşısında nasıl bir tepki vereceğini düşünmek bile istemiyordum. Kimse yoktu ve hızlıca anlatmaya başladım.

“Eğmen şeytan yardımcısı… Bunu bildiğini biliyorum ama o iyi biri. O bana aşık oldu bende onu seviyorum. Ama Feyza ve Mehmet iyi biri değil. Eğmen onlardan uzak durmam gerektiğini söyledi. O yokken senin yanında güvende olacağımı söyledi. Bende senin yanında nasıl güvende olacağımı sorunca, bunu bana söyleyemeyeceğini kendim bulmam gerektiğini söyledi. Bana sadece, şeytanlar varsa … Diye bir ipucu verdi. Ve ben düşününce senin bir melek olduğunu anladım. Sen bir meleksin Merve! Benim meleğimsin” dedim ve sustum. Gözlerim dolmuştu. Onu çok seviyordum. Merve’nin de gözleri dolmuştu. Ne diyeceğini bilemiyordu. Bunu anlıyordum çünkü melek olması önemli değildi o benim dostumdu. Pelin’in elindeki tepsileri düşürmeden paytak, paytak yürüyerek gelmeye çalışıyordu. Onun o halini görünce Merve ile gülebildik. Merve hemen başını bana yaklaştırıp

“ Canım ne olursa olsun sen benim biricik arkadaşımsın. Seni çok seviyorum ve bunun melek olmamla hiçbir alakası yok. Yalnız senden bir şey istiyorum. Lütfen bunu kimseye söyleme. Pelin’e bile!” dedi

“Bunu duymaya ihtiyacım vardı. Melek olduğun için görevin icabı yanımdasın diye düşünmüştüm. Bende seni çok seviyorum” dedim ve hemen susup hiçbir şey olmamış gibi Pelin’e bakıp gülmeye devam ettik.

“Gülün, gülün… Eski köye yeni adet… Sizde yeni adetlere ayak uyduruyor, Türklüğünüzü unutuyorsunuz. Hani nerde Türk milletinin yardım severliği… Hani nerde bu devlet…” dedi ve biz bu sefer kahkahalara boğularak gülmeye devam ettik.

“Hadi gidip bari çayları dökmeden alalım yoksa aç kalacağız” dedi Merve.

“Bu halini izlemek çok hoşuma gitti ama alalım bari… Karnım zil çalıyor” dedim. Gidip elindeki yiyecekleri alıp masaya koyup oturduk. Hemen çaylardan birer yudum içtik. Pelin yine çenesini tutamayıp,

“Güzel bir şey dimi hazır ayağınıza gelmiş yiyeceği yemek” dedi. Ağzımda ki börekle zorla konuşarak
“Harikaymış” dedim ve yemeğe devam ettim. Öyle acıkmıştım ki. Birde Merve ile konuşmak beni rahatlatmıştı. Hiç durmadan börekleri mideye indiriyordum. Pelin dedi ki, gerçi hiç susmuyordu ki

“Boşalda semerini ye yuh yani… Seni görende iştahsızsın, hiçbir şey yemiyorsun sanacak. Sen sevgilini batırırsın be… Garibim, seni sıska bu fazla masraf ettirmez diye alacak bir bakacak Allaaah…. Cebinde metelik yok” Merve de hemen cevap verdi

“Ye güzelim ye can boğazdan gelir” biz yine gülmeye devam ettik. Yemeğimiz bittikten sonra kafeden ayrıldık ve ormana doğru yürürken küçük çocuk parkı gördük. Pelin hemen

“Aaa salıncak ve kaydırak hadi lütfen binelim” dedi. Küçük çocuklar gibi

“Saçmala rezil oluruz. Bizler kazık kadar kızız” dedi Merve. Bugün her şey o kadar güzel ve eğlenceli geçiyordu ki. O kadar mutlu ve rahatlamıştım ki. Kim ne der? Ne düşünür? Artık hiçbir şey umurumda değildi.

“Boşver Merve. Parkta tabii çocuk olacağız. Adı üstünde park… Evde ve yolda genç kız olmaya devam ederiz. Ama beş dakikalığına çocuk olmak için rezil olmaya razıyım” dedim ve hemen parka doğru koştum.

Pelin’de “helal sana kim tutar seni” diyerek peşimden koşuyordu. Merve’nin arkadan

“İnanmıyorum size” deyişini duydum.

Çocuklar gibi eğleniyorduk. Salıncağa bindim Pelin arkamdan salladı sıra bende dedi sonra ben onu salladım. Sonra kaydırağa doğru koştuk. Pelin merdivenleri ikişer üçer adımla çıkıp hemen kaydı. Bende Pelin’in peşinden… Kahkahalarımız parkı inletiyordu. Merve’de köşede oturmuş bizi yüzünde koca bir gülümsemeyle izliyordu.

“ E hadi ama Merve oyunbozanlık yapma. Sende gel” dedim.

“Kızlar ben böyle iyiyim. Burada hanım hanımcık annenizmiş gibi oturayım ki, biri gelir sizi deli diye götürürse ben engellerim” dedi ve güldü. Bizde ona eşlik ettik. Ve hemen Pelin’le tekrar salıncaklara koştuk ikimizde yan yana salıncağa bindik ve sallanmaya başladık. Harika bir duyguydu. Rüzgar saçlarımı arkaya doğru savurdukça kendimi gökyüzünde kuş gibi özgür hissediyordum. O kadar mutluydum ki…

Keşke şeytanlar hiç hayatıma girmemiş olsaydı. Eğmen hariç onu çok seviyordum. Hem de çok. Ama eğer onlar hayatıma girmeseydi, Eğmenle nasıl tanışabilecektim ki. Bu kadar eğlenmeme rağmen Eğmen aklımdan çıkmıyordu. Şimdi ne yapıyordu? Neredeydi acaba? Feyza ve Mehmet’te yoktu. Bir dakika Feyza ve Mehmet’te yoktu! Eğmen nerde acaba? Ona bir şey yaparlar mıydı? Onu bulabilirler miydi? Arda, arda gelen sorular beynimi kemirmeye başlamıştı. Bir anda boğazımın düğümlendiğini hissettim. Yüz ifademi normal tutamadığımı biliyordum. Eğmen’e zarar verebilecek olmaları korkusu bedenimde bir rüzgar gibi dalgalanıyordu. Eğer o zarar görürse biliyordum ki onun çektiği acının iki mislini bende çekecektim. Bu kaçınılmazdı.Artık ayrı bedenler de bir bütün olmuş gibiydik..

Yüzümün asıldığını gören Merve hemen yanına çağırdı.

“Melis’cim biraz gelir misin?”

Hemen salıncaktan inip yanına gittim. Pelin sallanmaya devam ediyordu.

“Ne oldu canım bir sorun mu var?” dedi Merve.

“Bilmiyorum birden içimde bir sıkıntı oldu. Canım acıdı. Eğmen... O iyi mi merak ediyorum” dedim.

“Çok seviyorsun dimi” dedi.

“Evet canım çok seviyorum. Artık onsuz yaşayamayacakmışım gibi geliyor. İçime çektiğim her nefeste ciğerlerime sevgisi doluyor sanki. Kalbimin her atışı Eğmen için atıyor artık” dedim. Onu o kadar çok özlemiştim ki hakkında konuşunca gözlerim doldu. Şimdi onun yanında olmak istiyordum. Arkadaşlarımla ne kadar eğlensem de onun yanında olmanın mutluluğunun yerini alamazlardı. Ve korkularımı da yaşamamış olurdum böylece. Ne karmaşa ama! Yanında olmak istediğim tek kişiyle, yanından olmam yasaktı.

“O da seni çok seviyor canım” dedi. Nerden biliyordu beni sevdiğini?

“Sen nerden biliyorsun?” dedim

“Biz onunla konuştuk. Sana zarar vermemesini, üzmemesini söyledim. Küçük bir tehdit de diyebiliriz” dedi ve göz kırptı.

“İnanmıyorum sana neler olmuş ve sen bana hiçbir şey söylemedin. Aşk olsun hani dosttuk, bütün sırlarımızı birbirimize söylüyorduk” dedim.

“İnan bana sana her şeyi anlatmayı ne kadar çok istedim. Bütün kurallara karşı gelerek neredeyse anlatacaktım da ama bu sefer beni görevden alırlar, seni görmeme bir daha izin vermezlerdi. Ben sana o kadar alıştım ki bunu yapamadım” dedi ve başını yere indirdi. Onu böyle çaresiz hiç görmemiştim. Hep o bana destek olurdu. Canım arkadaşımı üzmüştüm… Sarıldım ve

“İyiki de söylemedin o zaman sensiz ben ne yapardım” dedim ve yüzünü bana doğru kaldırdım. Birbirimize güldük… Pelin,

“Romantik çiftler, aşkınıza biriz ara verinde gelin sizde eğlenin” dedi. Bende,

“Tamam canım. Biraz daha aşkımın tadını çıkartayım hemen sonra yanına gelip seninle gönlümü eğlendiremeye devam edeceğim” dedim kahkahalara boğulduk.

“Pelin, bu anı kaçırır mı hiç? Hemen dalgasını da geçti” dedim Merve’ye ve güldük.

“Melis’cim eğer Eğmen’i çok merak ediyorsan onu bulup yanına gidebilirim” dedi. Bunu gerçekten yapar mıydı?

“Gerçekten benim için Eğmen’i bulabilir misin?” dedim

“Tabii ki bulurum canım benim. Yeter ki sen o güzel yüzünü asma. Unuttun mu ben senin meleğinim” dedi ve göz kırptı. Onu çok seviyordum… Hemen ayağa kalktı ve

“Pelin’cim benim acil gitmem lazım. Siz eğlenmenize devam edin. Görüşürüz” dedi ve koşarak oradan uzaklaştı. Pelin salıncaktan hemen atlayıp

“Ne oldu hayatım? Bir sorun mu var? Neden öyle aniden gitti?” dedi. Ayy şimdi ben ne diyecektim. Pelin’e yalan söylemek istemiyordum ama ona bütün gerçeği de anlatamazdım.

“Bir arkadaşına bakmaya gitti” dedim. Sonuçta bu bir yalan değildi. Eğmen’i tanıyordu ve konuşmuşlardı. Arkadaş sayılırlardı. İçim biraz olsun rahatlamıştı. En azından Merve onu bulabilirdi ve zor bir durum da ise yardımı dokunabilirdi. Keşke bende insan olmasaydım. Elimdi bir sihirli değnek olsaydı ve tüm kötülükleri yokedebilseydim…



VAKİT AYIRIP OKUYAN HERKESE ÇOK TEŞEKKÜRLER :Rose: İYİ VE KÖTÜ YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ :Rose:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 09 Nis. 2010, 14:57

çok güzel yaa bravo pelin e bayılıyorum Very Happy sevgi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 16 Nis. 2010, 10:31

seher demiş ki:
çok güzel yaa bravo pelin e bayılıyorum Very Happy sevgi

Bizde Pelin i çok seviyoruz. Beğenmene sevindik.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 16 Nis. 2010, 10:34

18. BÖLÜM [EĞMEN]
ACI

“Seni seviyorum” dedim ve hızla oradan ayrıldım. Eğer biraz daha kalsaydım ayrılmak çok daha zor olacaktı.

“Bende seni seviyorum” dediğini duydum arkamdan. Yüzümde kocaman bir sırıtmayla ormanın içine hızla daldım. Bir şeyler yapmam, kafamı çalıştırmam, onunla nasıl birlikte olabileceğimi düşünmem lazımdı. Bu imkansız mıydı?



Ama bunları düşünmeden önce kendime izin vermek istedim. Yaşanılan dakikalardan mutlu olma izni verdim. Her bir saniyesini gözlerimde canlandırdım, her dokunuşu. Ve nefes almıyordum. Konuşmaya ihtiyaç duyana kadarda almayacaktım. İçimde onun kokusunu, tenimde izlerini taşıyacaktım.

Ateşim beni çok rahatsız ediyordu. Bedenimin yanıp, acı çekmesine izin veriyordum. Yaşadığım bu güzel dakikaların aslında ne kadar yanlış olduğunu biliyordum. Mutluluğun içinde imkansızlıkların olduğunu biliyordum. Ve bunun için kendi kendimin canını yakarak, acı çekerek cezalandırıyordum bedenimi. Yanlış olan bir şey nasıl bu kadar güzel olabilirdi.

Yine yalnızlığımla arkadaş olan banka gittim. Geçen seferinde içimdeki ateşle bu bankı yakmıştım ama sanırım onarmışlardı. Gayet yeni duruyordu. Umarım tekrar yakmam diye mırıldandım. Off nefesimin birazı dışarı çıkmıştı ve banka düşüncelerimin içinde boğulmak için oturdum. Dakikalar işkence gibi geliyordu.

Daha önce işkence ettiğim insanları düşündüm bir an, eminim bundan daha az canları yanıyordu. Bu zaman ne kadar acımasızdı böyle. Şimdi neden geçmiyordu? Neden Melîs’in yanındayken bu kadar çabuk geçmişti? Ona doyamamıştım. Ama ne kadar uzun kalsam da doyabileceğimi zannetmiyordum.


Uzun dakikalar boyunca ne yapmam gerektiğini düşündüm. Ama hiç bir sonuç bulamadım. Hiç bir yolu yoktu. Ben şeytan olarak yaratılmıştım ve bundan kurtulmam mümkün değildi. Ama onsuzda olamazdım artık.
Birden dizlerimin üzerine damlalar düşmeye başladı. Kafamı kaldırdım ve havaya baktım. Yağmur mu yağıyordu? Hayır! Bu kadar güzel bir hava da yağmur yağması imkansızdı. Gözlerimde bir sızı hissettim ve yanağımda bir kıpırtı… Neler oluyordu böyle. Boğazım düğümlenmiş gibiydi. Ellerimi kaldırdım ve yanağıma götürdüm… Islaktı…

Gözlerim buğulu görmeye başlamıştı. Etrafımdaki şekiller belirsizleşmeye başladı. Ne yani ağlıyor muydum? Bu imkansızdı! Bunu hiç duymamıştım. Bizler ağlayamazdık. Ya da hiç ağlamaya ihtiyaç duymamıştık. Ama gözlerimden yaşlar aktıkça içimde bir rahatlama hissediyordum…. Akmalarına izin verdim... Onlar aktıkça acılarımı biraz daha hafifletsin istedim…

Ne kadar olmuştu buraya oturalı? Ne kadar olmuştu yanalı? Neden hala bir çözüm yoktu? Neden gözyaşlarım hala durmuyordu? Kolumu kaldırdım ve gözyaşlarımı üzerimdeki kıyafetin dokumasının arasına sakladım. İlk defa ağlamıştım. Bu da bir ilk… Ne kadar çok değişmiştim böyle. Aşkın böyle mi olması gerekiyordu? İmkansızlık mıydı aşk?

Ellerimi başımın iki yanına koydum, ağzımı açtım çığlık atmak istedim ama atamadım. Melis’in güzel kokusu dışarı çıksın istemedim hala nefes almıyordum. Onu içime hapsetmiştim. Onu çok özlemiştim... Gece gözlerini özlemiştim... Bakışlarını, dudaklarını, ruhunda kaybolmayı özlemiştim. İpeksi tenini özlemiştim. Onu, özlemiştim.

Yağmur yağsın istedim. Alsın götürsün her şeyi. Her şeyi değiştirsin. Alsın götürsün istedim tüm sıkıntılarımı. Allah’ım bana yardım et. Dayanamıyorum… Ayrı olmanın acısı katlanabileceğim gibi değil. Kesinlikle ateşlerin içinde yanamaya razıyım. Ama onsuz olmaya katlanamıyorum. Ona ihtiyacım var. Ayaklarım olmak istediği yere gitmek için can atıyorlardı. Ama burada durmaya mahkûmdum şimdi daha dikkatli olmak zorundaydım.

‘’Dikkat et boğulursun!’’ dedi arkamdan gelen bir ses. Bir an ellerim başımdan düştü. Dalgınlığın içerisinde sesin sahibini anlayamadım. Belki de bana değil di bu söz. Hızla arkamı döndüğümde karşımda en son görmek isteyeceğim iki varlıkla karşılaştım. Olduğum yerden sıçradım. Ama fazla tepki vermemeye çalıştım. Bu hiç hayra alamet değildi. Neden gelmişlerdi şimdi?

‘’Ne demek istiyorsun?’’dedim Feyza’ya sakin bir sesle. İçimde volkanlar patlarken ellerim seğiriyordu. Onları yakmak için yanıp tutuşuyordu. Bırak onları görmeyi seslerini bile duymak midemi bulandırıyordu.

‘’Fazla derinlere dalmışsın dikkat et boğulursun. Gördüğüm en kolay hedefsin’’dedi sinsi bir sırıtmayla. Ama saldırmamışlardı. Demek oluyor ki bu bir uyarıydı. Normalde benim o dalgınlığımdan faydalanıp saldırmaları gerekiyordu. Kahretsin daha dikkatli olmalıydım.

‘’Hiç sanmıyorum sevgili Feyza! Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Çok özledim sizleri’’dedim suratımı buruşturarak.

‘’Ahh emin ol bizde seni özledik’’dedi Mehmet aynı sinsi sırıtışla.

‘’Eminim, bundan hiç şüphem yok’’dedim alayla.

’’Ne istiyorsunuz halimi hatırımı sormak için gelmediniz sanırım’’dedim. Fazla uzatmaya gerek yoktu. Ne diyeceklerini tahmin etmek zor değildi. İşine dön ya da cezanı çek diyeceklerdi. Bunun için kahin olmaya gerek yoktu. Melis’in değil de benim yanımda oldukları için memnundum. Merve mutlaka Melis’in yanında olmalıydı. Yani umarım...

‘’Pekala, Eğmen uzatmaya gerek yok. Ne söyleyeceğimiz hakkında tahminlerin vardır sanırım. Seninle asırlardır çalışıyoruz ve bunun hatırına sana bir uyarı daha vereceğiz. Seni konseye şikayet ettik ilk önce bunu bilmelisin’’dedi Mehmet sakince ve yüzünde pis bir sırıtmayla.

Tanrım ne yapmışlardı bunlar? Gerçi tam onlardan beklenecek bir hareket. Ama ben şimdi ne yapacaktım? Melis ne yapacaktı? Aşk denen duyguyu, iyiliği, kıskançlığı, ağlamayı ve insanlara özgü birçok şeyi daha yeni öğrenmiştim. Bu kadar çabuk mu kaybedecektim tüm bunları. Aşkımı yeni bulmuşken onsuz ölecektim. Peki ya ben ölünce Melis’im ne yapacaktı? Ona da zarar verip onu da yok edeceklerdi. Her şeyi katlanırdım. Güçlerimin alınmasına, zindana atılmaya hatta yakılıp kül olmaya ama Melis’imin acı çekmesine ve kendini öldürmesine dayanamazdım. Buna katlanamazdım.

‘’Ne? Ne söylediğinizin farkında mısınız? Bunu nasıl yaparsınız? Uzun yılların hatırıymış! Şimdi ne olacağını biliyorsunuz. Bana ne olacağını gayet iyi biliyorsunuz. Bunu müjdelemek için mi geldiniz?’’dedim sesimin en yüksek şiddetinde. Bağırıyordum çünkü korkmuştum. Kendim için değilse de Melis için korkmuştum.

“ Bağırma Eğmen! Bize böyle sesini yükseltemezsin. Sana bir ay müdlet verdiler. Ya kendini toparlarsın ya da neler olacağını çok iyi biliyorsun.,, Fazla düşünmene de gerek yok. O geri zekalıyı düşünmeyi bırak artık. Kendini yeteri kadar kaptırdın” dedi Feyza. Hah kaptırmak mı? Ben onunla yaşamaya başladım. Hayatım anca bir anlam buldu. Hayatım sadece oyken, şimdi kaptırmaktan bahsediyorlardı.

“Sadece bir anlık bir şey emin ol. Duyguların karıştı sadece o kadar. Böyle bir şey imkansız zaten. Nasıl böyle hissettiğini anlamıyorum. O salağın hayatını mahvetmesine izin verme” dedi sertçe.

“Sözlerine dikkat et Feyza! Seni sadece bunun için bile yakabilirim. Melis hakkında sakın tek kelime etme. Yoksa sonucuna katlanırsın. Hayatım mı vardı sanıyorsunuz… Hayatın anlamanı, varlığını asıl şimdi anlıyorum. Bu yolu ben seçmedim ve şimdi seçtiğim yol için beni cezalandıramazsınız. İzin verin şimdi gerçekten hayatımı yaşayabileyim. Gerçekten yaşadığımı anlayabileyim” dedim anlamalarını umarak.

Korkuyordum ama belli etmek istemiyordum. Ses tonumu sakin tutmaya çalışıyordum. Belki de beni anlayabilirlerse yakamı bırakabilirlerdi. Ama hiç sanmıyordum. Boş bir umutla yine de deniyordum işte…

“Bunu anlayabileceğimizi sanmıyorum Eğmen. Konseyin artık her şeyden haberi var ve geri dönüşün yok bunu biliyorsun. Ya bu işin peşini bırakır, işine devam edersin ya da… Biliyorsun işte neler olacağını” dedi Mehmet üzülmüş bir edayla. Rol yapmayı hiç beceremiyordu.

“Biliyorum… Gayet iyi biliyorum ama üzgünüm ne işe dönmeyi kabul ediyorum nede Melis’i bırakmayı. Bu artık imkansız” dedim başım yere eğilmişti.

“O zaman sana farklı şekiller de uyarı vermek durumundayız eğmen senin anlayacağın dilden. Melis için de artık çok geç olacak” dedi. Melis’in adını onların ağzından duyunca başım hızla yerden kalktı. Gözlerimde ki ateş ve bedenimde ki sıcaklık artık durdurabileceğim gibi değildi. Buna izin vermeyecektim. Asla onun canını yakmalarına izin vermeyecektim. Bir elimi havaya kaldırdım.

“Buna asla izin vermeyeceğim ne olursa olsun” dedim. Ve onları içimdeki volkan ateşiyle yakmak için harekete geçtim. Ama Mehmet benden hızlı davrandı ve arkama geçip kollarımı arkamda buluşturdu. İçimde ki çılgın ateşle onu yakmayı denedim ama başaramadım. Neden?

Tekrar denedim, tekrar onu yakmak için odaklandım ve Feyza bir kahkaha attı. O an anladım. Gücümü kontrol ediyordu. Beni durduruyordu ve bu yeni güçleri muhtemelen konsey sağlamıştı onlara. Gereken önlemi almışlardı. Canım yanmıyordu. Sadece gücümü kullanmama engel oluyordu.

“Buşuna uğraşma” dedi Mehmet. “Enerjini fazla harcama. Hadi Feyza” dedi.

Ne yapacaktı Feyza? Nefretle Feyza’ya bakıyordum. Mehmet’in iğrenç nefesini ensemde hissediyordum. Feyza bana yavaşça yaklaştı ve elini kaldırıp alnıma dokundu. Ellerini çekmesi için kafamı hızla salladım. Ama fayda etmedi. Ve bir anda görüşümü kaybettim. İlk önce her şey karanlıktı ve sonra...

Allah’ım bu olmaz. Bu da ne? Vücudumun alevler içinde olması gerekirken buz kesmişti. Üşümüştüm, donakaldım bir an için. Hareket etmem imkansızdı. Karşımda Melis’in görüntüsü ona işkence ediyorlardı. Vücudu yanıklar içindeydi.

“Hayırrrrrrr! Yalvarırım durun. Lütfen. Yalvarırım durun. Yapmayın!’’ bağırıyordum. Melis’i gözlerimin önünde yakıyorlardı. Mavi gözlerinde acı vardı. Çırpınıyor, çığlık atıyordu. Yüzü ter içindeydi. Acıyla bağırıyordu.

“Dokunmayın ona. Lanet olsun. Rahat bırakın” dedim.

“Bunlar olacakların sadece bir görüntüsü Eğmen. Ama olacaklar! Sen böyle devam edersen hepsi olacak” dedi Feyza. Böyle bir acı yoktu. Dayanılmazdı. Ve vücudum vermesi gereken tepkiyi vermişti. Hızla Mehmet’i arkamdan savurdum ve ellerimle Feyza’yı ateşe verdim. Acının şiddeti ellerimde buluşmuştu.

Feyza bir kaç metre öteye uçtu. Mehmet bir Feyza’ya bir bana baktı. Şeytana yakışacak bir davranış sergileyip, hırlamayla bana doğru hızla yaklaşmaya başladı. Hiç hareket etmedim ama bana dokunmasını engellemeliydim. Gücümü tekrar almasına izin veremezdim. Feyza bir kaç metre ötede acıyla inliyordu ve bu Mehmet’in daha fazla sinirlenmesine yol açtı. O da ellerini kaldırdı. Ama ani bir hareketle elinin yörüngesinden kaçmayı başarmıştım.

Şimdi sıra bendeydi. Mehmet’in üzerine doğru atıldım. Benden güçlüydü. Yakın olmam gerekiyordu. Çok yakın… İyice yaklaştıktan sonra onu da ateşe vermek istedim ama ani bir manevrayla döndü ve tekrar arkama geçti. Ve ben daha dönemeden kollarımdan tekrar kavradı.

Lanet olsun! Gücümü kullanmama engel oluyordu. Ellerinden kurtulamıyordum. Feyza’nın yanına doğru beni sürükleyerek götürdü. Hemen Feyza’yı söndürdü. Çok kötü görünüyordu. Saçları, yüzü bütün bedeni yanmıştı. İşte şimdi tam şeytana benziyordu. Çok kötü yanmıştı normal hale dönmesi üç dört günü bulurdu. Feyza bütün öfkesiyle hırlayarak üstüme doğru geliyordu. İşte şimdi yanmıştım.

“Bunların hepsini sana ödeteceğim Eğmen. Melis benim bu görüntümden daha kötü olacak. Benim canımın yandığından daha çok canı yanacak. Ve sen! Melis’in gözleri önünde seni yakıp küle çevireceğim ve küllerini denize savuraca-…”

“Yeter! Kes sesini!” diye bağırdım. Bu sözlerine dayanamıyordum daha fazla dinleyemezdim. Bana yapacakları umurumda değildi ama Melis’e acı çektirmek istemelerine, onun ismini dahi o iğrenç ağzına almalarına dayanamıyordum.

“Bunları duymaya ve olacaklara hazırlıklı olmaya başlasan iyi olur. Çünkü bunların hepsi çok yakında olacak. Çok yakında!” dedi Mehmet. Bu sözleri beni iyice öfkelendirdi ve kollarından kurtulmaya çalıştım. Kollarından kurtulup ikisini de yakıp kül etmek istedim. Çırpınıyordum ama bir türlü ellinden kurtulamıyordum.

“Bırak beni! Bırak! “ diye bağırıyordum

“Bırakın onu” dedi tanıdık bir ses. Bir den korktum. Bu sesi biliyordum. Evet bu Merve’ydi. Ona da zarar vermelerinden korktum ama onun gözlerinde ki kendinden emin ifade beni mutlu etmişti. Herkes başını sesin geldiği yöne çevirmişti.

“Yoksa benim gibi birçok melek burada sizin için toplanacağız. Emin olun birkaç saniye sürmeyecektir. Savaş çıkmasını istemiyorsanız onu hemen bırakın” dedi.

Bu sözlerine inanamıyorum. Tam bir kara mizahtı. Bir şeytanı korumak için bir melek kendisini ve ekibini tehlikeye atıyordu.

“Ah lanet olsun” dedi Mehmet ve hızla beni bıraktı. “Feyza haydi” dedi.

Feyza hala yanmanın acısıyla inliyordu ama Merve’yi görünce birden ayağa fırladı ve Mehmet’le birlikte oradan uzaklaştılarken bir yandan tehditlerini savurmaya devam da ediyorlardı.

“Bunu ödeyeceksin Eğmen, ödeyeceksiniz birlikte ödeyeceksiniz”

Gözlerinde ki korkudan hoşlanmıştım. Merve’den korkmuşlardı. Ama vücudumun gücü kalmamıştı. Melis’in o görüntülerinden sonra ayakta kalmakta güçlük çekiyordum. Ve dizlerimin üzerine çöktüm. Vücudum titriyordu. Ona zarar verirlerse yaşayamazdım.

“İyi misin? Eğmen beni duyuyor musun? İyi misin?” dedi Merve, nazik bir tonla. Sesini duymak huzur vermişti.
‘’İyi... Bilemiyorum. Merve bize yardım etmelisiniz. Artık her şeyi biliyor ama bunun sonunun acı olmasını istemiyorum. Lütfen bize yardım et. Ona zarar vermelerine izin verme. Yaşayamam Merve anlıyor musun? Yaşayamam..” dedim yalvaran gözlerle Merve’ye bakarken….


Vakit ayırıp okuyuan herkese binlerce kez teşekkürler :Rose: İyi ve kötü yorumlarınızı bekliyoruz

Yazarlar; Sessiz_rüya, Nosi


19. Bölüm [Melis]
TELAŞ

“Bir arkadaşına bakmaya gitti” dedim. Sonuçta bu bir yalan değildi. Eğmen’i tanıyordu ve konuşmuşlardı. Arkadaş sayılırlardı. İçim biraz olsun rahatlamıştı. En azından Merve onu bulabilirdi ve zor bir durum da ise yardımı dokunabilirdi. Keşke bende insan olmasaydım. Elimdi bir sihirli değnek olsaydı ve tüm dünyayı değiştirebilseydim…


…...

Merve ile ayrıldıktan sonra Pelin’ e bir bahane uydurup eve gitmem gerektiğini söyledim ve ayrıldık. Artık evimdeydim ve Eğmen’ i düşünüyordum. Acaba Eğmen’ i, Merve buldu mu? Eğmen nerdeydi? Neden hala yanıma gelmemişti? Peki, Merve ne yapıyordu? O da hiç haber vermedi. Mehmet’le Feyza’da ortalarda yoktu. Acaba Eğmen’ ime bir şey mi yapmışlardı? Onun canını yakmışlar mıydı? Sorular ard arda beynimi kemiriyordu. Karanlık gecede bir ışık arıyordum sorularıma cevap olacak… Feyza ve Mehmet güçlüydü ve bu kadar saattir merak ettiğimi bile bile geç kalmaları hiç hayra alamet değildi. Kalbim sıkışıyordu sanki nefes alamıyordum. Kapana kısılmış gibiydim tamamen. Yatağımdan hızla fırladım. Odanın etrafında volta atmaya başladım. Bir cama, bir kapıya… Dudaklarımı ısırmıştım farkında bile değildim, sızlıyorlardı. Ayaklarımda bir titreme vardı. Nerede kalmıştı bunlar?

Ellerim sürekli sinirle saçlarıma gidiyordu. Karanlık gecede duvarlar üstüme üstüme geliyorlardı. Ayın ışığı odamı hafifçe aydınlatıyordu ama kalbimde ki karanlığı aydınlatmaya yetmiyordu. Hep böylemiydi hayat? Hep bana inat mıydı? Ben ne yapmıştım hayata da her zaman sıkıntıyı çeken, acıyı göğüslemek zorunda kalan ben olmak zorundaydım. Neden mutluluğuma diş geçiriyorlardı? Neden beni kanatıyorlardı?

Allah’ım muhakkak bir şey olmuştu. Hiç kimse ortalıklar da yoktu. Feyza ve Mehmet’i bile görmeye razıydım… Vücudumu bir üşüme sardı. Ve ürperdim… Tekrar yatağıma girdim. Sorular, sorular…

Off Tanrım bu sorular beynimi yiyecek ne olur gelsinler artık. Hayatımda ki en değerli iki varlık benim yüzümden şuan tehlikede olabilirlerdi. Gözümden damla, damla yaşlar akmaya başlamıştı. Düşünceler beynimde döndükçe hıçkırıklarımı tutamadım. Pikeyi başıma kadar çektim. Yorgun düşüp uykuya dalana kadar sessiz, sessiz ağlamaya devam ettim.

Gözyaşlarım, sızlayan gözlerimden kalbime akıyorlardı ve her damla da kavuruyordu içimi… Kalbime bir baskı uygulanıyordu sanki. Derin bir nefes aldım ama nafile nefesim ciğerlerime ulaşmıyordu sanki, sanki bir tıkanıklık vardı… Gözlerim artık yanıyordu… Ağırlaşmışlardı. Yavaş yavaş uyku beni kollarına davet ediyordu…

Uyuyunca zaman biraz daha hızlı geçiyordu. Eğmen’nin mükemmel yüzünü getirdim gözlerimin önüne ve tatlı bir tebessüm oluştu dudaklarımda…Ve bilinçsizliğe doğru yolculuğa çıkmıştım şimdi..

Eğmen’ i bir ormanda ağaçlara yaslanmış bir şey düşünürken gördüm. Tam o anda Feyza ve Mehmet’e onu yakaladılar ve dövmeye başladılar. Öldüresiye dövüyorlardı. Eğmen karşılık vermiyordu. Sanki sonun geldiğini biliyordu. Ve son sözlerini söylercesine – Melis seni hep sevdim. Ölüm bizi beden olarak ayırabilir ama ruhen asla ayrılmayacağız. Seni sevmeye hep devam edeceğim- dedi. O an dünya başıma yıkıldı sanki. Beni bırakıp gidemezdi! Ölemezdi! Birbirimize daha yeni kavuşmuşken bunu bana yapamazdı. Dayanması lazımdı… Karşı koyması lazımdı… Neden karşı koymuyordu? Neden?

Hayır! Bunu bana yapamazsın beni bırakamazsın diye bağırmaya başladım. Gözyaşlarım pınar gibi akmaya başladı. Ağlamaktan konuşmakta zorluk çekiyordum. Hayır, Eğmen dayanmalısın. Seni seviyorum… Ne olur gitme… Beni bırakma ne olur beni bırakma. Hayır! Hayır! Hayır!

Başımda sıcak bir el hissettim.

“Sakin ol hayatım. Buradayım ve seni asla bırakmayacağım. Sadece kabus gördün. Uyan benim deniz gözlüm” dedi benim kadife sesli biricik aşkım. Evet bu aşkımın sesiydi. Gözlerimi yavaş yavaş açtım. Benim yaşam kaynağım tam karşımda bana aşk ve aynı zamanda endişe dolu gözlerle bakıyordu. Sıcacık dudaklarını anlıma değdirdi. O an onu sandığımdan daha çok özlediğimi anladım…Dudaklarını hissetmek sıcacık nefesini hissetmek ne güzeldi..

Tekrar gözyaşlarına boğuldum. Hemen boynuna sarıldım. O güzel kokusunu ciğerlerime çektim

“Seni bir daha göremeyeceğim sandım. Sensiz yapamam ne olur beni bırakma. Ne olursa olsun bırakma” dedim.

“Ne olursa olsun seni asla bırakmam” dedi. Derin nefes alışını duydum, sanki nefes almıyor beni içine çekiyormuş gibiydi, Onu kendimden ayırdım ve tekrar yüzüne baktım..

Eliyle başımı yüzüne yanaştırdı. Gözümdeki yaşları sildi ve dudaklarımdan tutkulu bir şekilde öpmeye başladı. Ne kadar özlemiştim onu. Öpüşleri her şeyi unutturdu bana. Artık yanımdaydı önemli olan buydu.

Derin bir nefes aldım. Gözlerimi gözlerinde kenetledim. Yüzüne bir daha bakmak, beynime tekrar kazımak istedim. Uzun bir süre böyle kaldık. Ve bir an dikkatimi elbiseleri çekti. Gözlerime inanamadım. Üstü başı toz içindeydi. Hatta bazı yerlerde küçük yırtıklar olmuştu. Sanki sürüklenmişti. Birden telaşa kapıldım. Sorular beynime hücum etmeye başlamadan tepkimi görmüş beni sakinleştirmek için olanları anlatmaya başladı.

“Aşkım merak etme sakin ol” dedi. Hiçbir şey diyemiyordum. Sadece şok içerisinde yüzüne bakıyordum. Beynim durmuştu. Ya rüyam gerçek olsaydı... Ya ona bir şey yapsalardı…

“Aşkım lütfen kendine işkence yapma. Bak ben iyiyim, senin yanındayım. Öyle değil mi? Hem bende güçlüyüm beni alt etmek o kadar kolay değil. Buna emin ol.”
bu sözlerini duyar duymaz hemen sıkıca sarıldım. Tekrar gözyaşlarım pınar gibi akmaya başladı. Konuşamıyordum. Konuşsam da ne diyecektim ki? Ne diyebilirdim ki? Bunların hepsi benim yüzümden başına geldi. Ona bir şey olsaydı asla kendimi affetmeyecektim. Ve ve bende onunla beraber öle…- düşüncelerimi sözleriyle hemen kesti

“Sakın! Sakın bir daha böyle şeyler düşünme! Düşüncelerinde bile ölü..—“ sözünü tamamlayamıyordu. Ölüm kelimesini söylemekte zorlanıyordu. O, ölümü bana yakıştırmakta zorlanıyorsa, ölüm onun bedenine sahip olduğu zaman ben ne yapacaktım?

“Yeter! Lütfen düşünme böyle şeyler. Bana işkence yapma… Lütfen Melis… Lütfen..” dedi titreyen sesi, yalvaran gözlerle. Gözlerinde ıslaklık olduğunu fark ettim.

“Sen, sen ağlıyor musun? Ağlaya biliyor musun?” dedim. Yüzeme şaşkın bir şekilde baktı. Suratını astı. Üzmüş müydüm acaba? Çok şaşırmıştım. Belki düşünmeden konuşmuştum. Belki de incitmiştim… Yüzüne bir tatlı tebessüm kondurdu ve

“Hayır, hayatım üzmedin. Bende ilk ağladığım zaman çok şaşırmıştım. Doğru biz şeytanlar ağlayamayız. Ama bunu ben nasıl başardım bilmiyorum” dedi. Ne yani daha öncede mi ağlamıştı? İçim bir an sızladı. Sanki yüreğime ateş düştü. Sorumu dile getirmeden kendisi cevap vermeye başlamıştı bile

“Senden ayrıldıktan sonra ormana gittim. Seni çok özlemiştim. Yokluğuna dayanamıyordum. Düşünceler, hayaller beynimi kemiriyordu. Ve birden…” dedi ve sustu. Bunları söylemek şeytan olsa bile bir erkek için zor olsa gerek. Ay yine ne düşünmüştüm. Şimdi duyacak ve iyicene utanacaktı. Off düşüncelerime hakim olmam gerekiyordu sanırım.

“Evet bence de hakim olman gerekiyor” dedi o güzel kahkahasıyla.

“Madem ben düşüncelerime hakim olamıyor o zaman neden sen düşüncelerimi dağıtmıyorsun” dedim muzip bir tebessümle. Sadece dudaklarına bakıyor hiçbir şey düşünmüyordum. Düşünmemeye çalışıyordum.

Birden ciddileşti ve sonra o da yüzüne muzip bir ifade yerleştirerek,

“Bunu memnuniyetle yapabilirim küçük hanım” dedi ve yavaşça dudaklarıma eğildi. Ve ben gecenin içinde şimdi gerçekten kaybolmuştum. Onunla olmak ne kadar güzeldi. Neden hep yanımda olamıyordu ki? Neden hep böyle kısıtlıydı güzel dakikaların zamanları? Neden azap gibi geliyordu ondan ayrı geçen bütün zamanlar…

Beni daha sıkı sardı. Biliyordum beni duyuyordu ve aynı şeyleri hissediyordu.’seni seviyorum, çok seviyorum’ dedim düşüncelerimde..

“Ben de” dedi fısıltıyla. “Hem de ne kadar çok olduğunu tahmin bile edemezsin” dedi. Kafasını kulaklarımın arkasına gömdü ve derin bir nefes aldı.

”Hadi uyu tatlı aşkım” diye fısıldadı...

……

Sabah uyandığımda yanımda Eğmen vardı. Huzur içinde birbirimize sıkıca sarılarak uyumuştum. Onu uyandığımda yanımda görmek inanılmaz derecede mutlu etmişti beni. Hep hayallerimde ki gibi… İnşallah ömür boyu hep böyle hep birlikte uyanırdık. Ben bunları düşünürken

“İnşallah” dedi Eğmen. Yüzünde sırıtmayla. Düşüncelerimi okumasından tamam memnun oluyordum ama her zamanda okuması hoş bir durum değildi. Bana özel bir şey kalmıyordu.

“Hey uyandığında neden haber vermiyorsun” dedim sinirli bir şekilde.

“Nasıl haber vermemi istersin” dedi hala sırıtıyordu. Gülüşlerine karşı koymam imkansızdı. Gülüşleri içime işliyordu sanki. Aklımı başımdan alıyordu. Hemen yumuşamıştım.

“Beni öperek mesela” dedim hafif bir tebessümle.

“Memnuniyetle hanımefendi” dedi ve dudaklarıma doğru eğilmeye başladığı sırada kapı çaldı.

“Kızım uyandın mı?” dedi annem.

Eyvah şimdi ben ne yapacaktım. Eğmen burada hem de yatağımda ve biz burada beraber kalmış hatta aynı yatakta yatmıştık. Bunu anneme şimdi nasıl açıklayacaktım? Eğmen gülmeye başladı hatta kahkahada atmaya başlamıştı. Ne yapacağımı şaşırdım. Bir Eğmen’ e bir kapıya bakıyordum. Ellerim birbirine dolanmıştı…

Hemen Eğmen’e doğru eğilip sessizce, “çabuk dolaba saklan ya da yatağın altına çabuk annem görmesin seni” dedim. Eğmen gülmeye devam ederek

“Bence annenle tanışmak için harika bir fırsat” dedi. Dalgamı geçiyordu? Şimdi gırgırın sırası mıydı? Nasıl açıklardım odamda ki erkeği?

“Hadi annene gir desene” dedi. Bu sözünün üsten ters ters baktım. “Hadi ama” dedi. Anneme gir demekten başka çarem yoktu. Çünkü Eğmen’ in yanımdan ayrılmaya niyeti yok gibi görünüyordu. Annem tekrar kapıyı çalarak,

“Girebilir miyim?” dedi.

“Gir annecim” dedim. İsteksiz bir şekilde… Annem odaya girerken derin bir nefes aldım. Yüz ifademi görünce,

“İyi misin kızım, yanakların al al olmuş” dedi annem. Ne yani, bana hesap sormayıp, yanaklarımın allıklarını mı merak etmişti? Acaba Eğmen gitmiş miydi? Dayanamayıp başımı çevirip Eğmen’ e baktım. Yüzünde koca bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Sonra yanıma oturdu ve elini omzuma koydu. Ne yapmaya çalışıyordu. Annem beni mahvedecekti. Nasıl anlatacaktım şimdi bu durumu?

Omzumu silkeleyerek ellerinden kurtulmaya çalıştım en azından sadece yanımda durursa anlatması daha kolay olurdu herhalde!

“Melis, kızım iyi misin canım? Bir sorun mu var?” dedi. Eğmen’ i görmüyordu. Tabii ya ben ne kadar aptalım. Aklım başımdan gitti. Eğmen bir şeytan tabii ki onu göremez. Onun benim gibi biri olduğuna öyle inandım ki kendimi öyle kaptırdım ki varlığının ne olduğunu unuttum. Ama yinede annemin yanında elini omzuma koyması rahatsız etmişti.

“Hayır annecim bir sorun yok. Biraz karışık rüya gördüm de kafam karıştı. Birazdan kendime gelirim” dedim.

“Tamam kızım bende kahvaltı hazırlıyorum. Kendini iyi hissedince kahvaltıya gel” dedi ve gitti. Harika kim bilir şimdi yine neler düşünecekti? Tekrar delirdiğimi düşünecekti. Bu harika…

Eğmen’e öyle ters bakmıştım ki. Yaramazlık yapmış çocuk gibi başını yere indirdi. Tabii düşüncelerimi duyması da yanlış bir şey yaptığını anlamış olmasını sağladı. Ama öyle öfkeliydim ki düşüncelerimi dile getirmezsem öfkemden kurtulacağımı sanmıyordum.

“ Ne yaptığının farkında mısın? Sayende annem tekrar kesin delirdiğimi düşünüyordur? Ne yapmaya çalışıyordun?”

“Aşkım gerçekten özür dilerim. Ben hiç böyle düşünmemiştim. Öyle tatlı telaşa kapıldın ki senin bu halin çok hoşuma gitti. Sadece seni öyle görmek… Beni benden aldı… Nasıl söyleyeyim... Hoşuma gitti işte” dedi yine masum bir ifadeyle. Bu sefer hemen yumuşamayacağım. Beni düşürdüğü durum gerçekten çok kötüydü “Gerçekten hemen affetmeyi düşünmüyor musun?” dedi dudaklarını aşağı kıvırarak.

“Aklımı okumayı keser misin?” dedim öfkeli bir şekilde.

Yüzü birden ciddileşti. Bu sefer gerçekten kırılmış olmalıydı.

“Sen düşününce istemesem de duyuyorum. Özür dilerim” dedi üzgün ve kırgın bir şekilde ve ortadan kayboldu. Olduğum yerde donup kaldım.



Vakit ayırıp okuyan herkese binlerce kez teşekkürler :Rose: İyi ve kötü yorumlarınızı bizden esirgemeyin

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 22 Nis. 2010, 14:59

devamını da bekliyorum çok güzel gidiyor sevgi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 19 Mayıs 2010, 14:37

Değerli okuyucularımız biliyoruz bu sefer biraz fazla beklettik. İnşallah bu uzun bölüm beklediğinize deyecek bir bölüm olmuştur. İyi okumalar.

20 . Bölüm [MELİS]
Tutku

“Sen düşününce istemesem de duyuyorum. Özür dilerim ve bugün sana yaptıklarım içinde özür dilerim” dedi üzgün ve kırgın bir şekilde ve ortadan kayboldu.



Olduğum yerde donup kaldım. Gideceğini hiç düşünmemiştim. Canım çok yandı. Gözümden yaşlar süzülmeye başladı. Olduğum yerde dizlerimin üstüne çöktüm. Ayaklarımda derman kalmamıştı. Sanki nefes alamıyordum. Ağlıyor sadece ağlıyordum.

Omzumda bir el hissettim. Eğmen’ mi gelmişti acaba? Beni affetmiş miydi? Hızlıca başımı çevirip baktım. Karşımda Merve meraklı gözlerle bakıyordu.

“Canım ne oldu sana? Bu ne hal? İyi misin?” dedi. Konuşamıyordum. Söyleyecek çok sözüm vardı ama ağzımdan tek kelime çıkmıyordu. Sıkıca sarıldım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
“Canım kendine gel lütfen. Anlat bana ne oldu? Feyza ya da Mehmet mi bir şey yaptı?”

“Keşke Feyza ya da Mehmet bir şey yapmış olsalardı” dedim ve sustum.

“Eğmen mi bir şey yaptı?” dedi. Bunu nasıl düşünebilirdi. Eğmen benim canımı yakabilir miydi? Ama ben onun canını yakmıştım… Onu incitmiştim… Kalbini kırmıştım...

“Eğmen. Eğmen beni terk etti. Bırakıp gitti” dedim titreyen sesimle. Gözyaşlarım hala pınar gibi akıyordu. Akmalarına izin vermiştim. Yaptığım kaprisin sonucunu çekecektim. Bu acıyı çekmem gerekiyordu.

“Neden gitti? Bir sorun mu var?” dedi Merve. Olanları tek tek anlattım. En ince ayrıntısına kadar her şeyi söyledim. Sözlerim bitince yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.

“Sizi kaprisler sizi. Bu kadar yıkılmana sebep olacak olay bu mu? Alemsiniz” dedi. Sinirlerim iyice bozuldu. Nasıl bu kadar basite alabiliyordu. Eğmen gitmişti, beni terk etmişti. Yıkılmam, yok olmam için daha ne olması gerekiyordu. Hayatım da başka hiç bir şeyin anlamı yoktu ki. Anlam denen tek şey oydu ve o şimdi gitmişti. Hayatımın anlamı gitmişken başka nasıl olabilirdim ki? Başka ne tür davranabilirdim ki? Beni eğer terk etmişse, yaşamak benim için zorken, başka nasıl davranabilirdim ki?

“Eminim Eğmen yalnız kalmak istemiştir. Sonuçta yaptığı yanlış bir şeydi. Sende tepki göstermekte haklıydın. Tek sorun fazla büyütmeniz olmuş. Eğmen her zaman ki yerindedir kesin. Hemen gidip getireceğim. Sizde aranızda ki sorunu konuşarak halledersiniz artık” dedi.

“Ne yani şimdi Eğmen’ in yerini biliyor musun?”dedim. Şaşırarak. Ben onun hakkında doğru düzgün bir şey bilmezken, o nerede olduğunu biliyordu. Kıskanmış mıydım? Hayır. Ama sanırım biraz bozulmuştum.

“Evet tahmin etmek hiç de zor değil. Düşünmek için her zaman oraya gider” dedi.

“Bende geleceğim. Lütfen benimde gelmeme izin ver. Burada gelmesini bekleyemem” dedim. Burada onu beklemek bir ölüm olacaktı. Dakikaları, saniyeleri saymak istemiyordum. Tek istediğim yanına gitmekti. Güzel kokusunu içime çekmek, kadife tenine dokunmak… Sesinin katmanlarında dolanmak, onunla kaybolmak... Hayat denen bu garip oyunu onunla yaşamaktı. Tek istediğim oydu.

“ Tamam gidelim o zaman” dedi.

Hemen kendimi toparlayıp annemin yanına gittim.

“Annecim Merve ile dışarı çıkıyoruz” dedim.

“Kızım kahvaltı yapmadın. Hazırlamıştım”

“Annecim hiç ac değilim. Acıkınca dışarıda yerim. Biz çıktık” dedim ve hemen kapıyı kapattım. Evde vakit harcamak istemiyordum tek isteğim bir an önce Eğmen’in yanına gitmekti. Harcanacak tek bir saniye bile, ömrümde yaşayabileceğim, soluk almanın tadına varabileceğim, yaşamanın farkına varabileceğim en güzel saniye olacaktı. Hızla yanına koştum. Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Sormuyordum da… Sadece takip ediyordum.

Hiç konuşmuyorduk ve benim bu konuşmama isteğime Merve de susarak cevap veriyordu. Onun bana yaptığı bu iyilikleri ben nasıl ödeyecektim? Herkes benim için bir şeyler yapmaya çalışırken ben çocuksu bir kaprisle, en güzel sabahımı mahvetmeyi nasıl başarmıştım? Benim derdim neydi böyle? Aklımı okuyormuş. Hah. Sanki yıllarca okumuyordu. Sanki yıllarca bilmiyordum.

Şimdi neden böyle sinir olmuştum? Neden böyle canını sıkacak bir hareket yapmıştım. Allah’ım tamamen çocukça. Beni affedebilir miydi? Umarım affederdi. Eğer affetmezse ne yapabileceğim hakkında hiç bir fikrim yoktu. Çocukça bir sinirle kırdığım kocaman bir kalbin parçalarını toparlayabilecek miydim?

Merve durdu ve bana eliyle işaret ederek “bak orada oturuyor” Bir süre duraksadıktan sonra “Ben gidiyorum sonra görüşürüz” dedi ve göz kırptı gitti.

Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi ritmini arttırdı. Hiçbir şey düşünmüyordum. Tek istediğim kollarında olmaktı. Ya beni affetmezse… Ya beni terk ederse… Bütün korkularımı arkada bırakarak, yavaş yavaş yanına doğru yürümeye başladım. Ayaklarım da bir titreme vardı. Yüreğimde bir çarpıntı… Bunun nedenini asla tahmin edemezdim. Zaten onu gördüğümde hep böyle olmadım mı? Şimdi ki ufacık bir reddedilme korkusu da olabilirdi. Tek istediğim sıcak kollarını bedenim de hissetmekti… Nefesini nefesimde hissetmek… Ruhunu gözlerine bakan gözlerimde görmekti…

Bir bankta oturmuş başı yere doğru bir şey düşünüyordu. Beni fark etmemişti. Derin bir nefes aldım ve bir adım daha yaklaştım. O saniyede başını yerden kaldırdı. Beni görünce çok şaşırdı. Gözlerine inanamadığını bakışlarından anlamam hiçte zor değildi. Bir süre donuk kaldıktan sonra hemen ayağa kalktı ve bana yaklaştı. Gözlerinde ki üzgün ifade, yüzündeki pişmanlık beni daha çok yaralıyordu. Sadece çocukça bir kapris için onu bu duruma sokmuştum. Allah;’ım ben ne kadar salak bir insandım böyle. Başını hafifçe yana eğdi. Konuşmasa da ne söylediğini biliyordum. Bunu gözlerinde okuyabiliyordum. Kendime böyle bir yakıştırma yapmamı istemiyordu. Yine düşüncelerimi okuyordu. Ve ben buna hiç kızmıyordum aksine memnun oluyordum. Hiç konuşmuyorduk sadece gözlerimizin içine bakıyorduk. Gözlerimiz söylemek istediğimiz her şeyi söylüyordu zaten.

Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Kadife gibi, sıcacık beni yakan eliyle gözümden akan yaşı sildi ve bana sıkıca sarıldı. Sımsıkı sarıyordu beni alev gibi vücuduyla. Yanıyordu sanki o kadar sıcaktı ki. Ama hiçbir şey umurumda değildi. Gerekirse onunla beraber yanmaya razıydım. Yeter ki onsuz olmayayım. Onsuz yaşamayayım. Yeter ki bu güneşi hayatım boyunca göreyim. Gördüğüm en güzel güneş, en güzel düştü… Gözleri beni kendisine hapsediyordu, teni yanından ayrılmama izin vermiyordu. Ruhu, ruhumu yaşatıyordu, nefesi yaşadığımı hissettiriyordu. Adı aşk mı? Adı yara mı? Adı acı mı? Adı her neyse ne? Ama ben onu yaşamaktan oldukça mutluydum…

…..

Aradan üç gün geçmişti. Aramız düzelmiş bir daha bir birimizi hiç üzmemiştik. Üzeceğimizi de hiç sanmıyordum. Öyle korkuyorduk ki birbirimizi kırmaktan… Öyle titriyordu ki ellerimizi birbirimize dokundururken, öyle bir ateşti ki tenimizin birbiriyle kaynaşması. Yaşam denen bu anlamsız düzen de yapmak istediğimiz tek şeydi birbirimizle olmak. Birbirimize doyamamak.

Her şey yolunda gidiyordu. Mehmet ve Feyza karşımıza hiç çıkmamışlardı. Umarım bir daha da çıkmazlardı. Ama çıkacaklardı. Öyle ya da böyle bu kadar mutluluk fazlaydı. Bir yerde bana verilen mutluluk limiti bitecekti. Nedense içimde böyle bir his vardı. Benim mutlu olmam bu dünyadaki düzene karşıydı…

Eğmen artık beni hiç yalnız bırakmıyordu. Her gece yanımda kalıyordu. Gözlerim kendiliğinden kapanana kadar sohbet ediyorduk. Onun hakkında her şeyi öğrenmek istiyordum. Ve şimdi öğrendiğim bir şey beni çok mutlu etmişti. Aklımda bir anda bir sürü görüntü belirdi…

Eğmen’ in istediği zaman insanlara gözüke bilmesi harika bir şeydi. Bu demek oluyor ki yakında ailemle de tanıştırabilirdim. Sonuçta o benim sevgilimdi ve ailemle de tanıştırmam gayet normaldi. Bu normal insan mı? Yoksa şeytan mı? Diye sormayacaklarına göre yalan söylemem gereken bir durumda yoktu.


“ Demek beni ailenle tanıştırmayı planlıyorsun. Düşüncelerini de duymasam hiçbir şeyden haberim olmayacak” dedi kırılgan ve muzip bir ifadeyle. Ah Allah’ım nasıl bu kadar içe işleyebiliyordu her bir sözü, her bir bakışı... Yine gülümsedi…

Çok utanmıştım yüzümün alev gibi yandığını hissediyordum. Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Yüzümü avuçlarının sıcak avuçlarının arasına aldı. Gözlerinde ki ışığı görebiliyordum. Aşkı, arzuyu görebiliyordum. Fısıltılı bir şekilde ağzından şu sözler döküldü

“Senin bu halini çok beğeniyorum. Bazı kez bana ait olduğuna inanamıyorum. Şaşırıyorum. Bana hak etmediğim bir hediyesin sen. Seni kazanmak için hiçbir şey yapmadım. Sadece delice sevdim, bencilce, sadece seni istedim ve bunu yapabildiğime inanamıyorum. Beni sevdiğine inanamıyorum. Sana aşığım Melis. Her geçen gün sana daha çok aşık oluyorum.

Daha çok bağlanıp daha çok istiyorum. Tenini, kokunu, nefesini her geçen gün daha çok benimsiyorum. Daha çok benim olarak görüyorum. Daha çok hissetmek istiyorum. Seni istiyorum Melis. Biliyorum bu bencilce! Ama sadece benim olmanı istiyorum. Ruhunla, sevginle, …. Bedeninle” dedi.

Bu sözleri karşısında söyleyecek söz bulamamıştım. Çok şaşırmıştım. Onunda beni bu şeklide arzulaması gururumu okşamıştı. Bende onu istiyordum. Sadece bana ait olmasını istiyordum. Onun bu düşüncelerimi duymuş olduğu aklıma geldikçe daha da kızardım. Elleriyle yanaklarımı okşamaya başladı. Sanki yanağımda ki ateşi hissetmeye çalışıyordu.

Sanki aklımdan geçenleri daha duyamadan benimle aynı anda yaşıyordu. Sanki ayrı bedendeki aynı ruh gibiydi. Aynı kalp, aynı düş, aynı his. Gözlerimi kapattım ve daha da yaklaştım o da bana yaklaştı ve dudaklarımız birbirini buldu. Arzulu bir şekilde birbirimiz öpmeye başladık ve ben tamamen kendimi onun kollarına bıraktım…

Bir rüzgar düşündüm beni alıp götüren, en güzel masallara yolculuğa çıkaran, başrolü bana sensin diye. Bir güneş düşündüm sadece beni aydınlatan, bana senin ışığınım diyen… Bir ruh düşündüm sadece bana ait olan sadece seninim diyen. Bir bulut düşündüm… İçinde bembeyaz düşlerimi taşıyan… Bir aşk düşündüm sadece o ve ben olan ..Her saniye birbirini sayıklayan..Sayıkladıkça yanan ,yandıkça zevk alan. +18…. *

……

Bu sabah her sabahkinden daha farklıydı. Çok mutluydum bir o kadarda huzurlu… Artık onundum ve o da benim… Her sabah, ay gibi parlayan gülen yüzünü karşımda görmek ve o sesiyle uyanmak harika bir duyguydu. Hele ki bu sabah onun kolları arasında sıkıca sarılmışken.Nefesi boynuma vururken, teni beni yakarken gözleri beni alıp götürürken..Yanımdan hiç ayrılmasını istemiyordum. Beni hep böyle sarsın istiyordum. Her günüm, her dakikam, yaşadığım her saniye onun yanında olmak istiyordum. Aldığım her nefeste havayı değil, kokusunu ciğerlerime çekmek istiyordum.

“Canım bende her saniye senin yanında olmak istiyorum” dedi.

Yüzüme gülücük kondurdum. –seni seviyorum- diye düşündüm. Hemen karşılık olarak

“bende seni seviyorum” dedi. Sanki hayatında ki en önemli hayati değer bir kelimeyi söylüyormuş gibi.

“Benim için hayati bir değer taşıyor seni sevmek. Varlığımı hissediyorum. Bunu her söylediğimde kendi içimde bile yaşıyorum. Yeniden doğuyorum. Olduğum bu şeye lanet ederken sesiz çığlıklarımla. Senin sevginle üstesinden geliyorum” dedi fısıldayarak. Acı çeker bir hali vardı. Konuşamıyordum. Ona nasıl bir teselli verebileceğimi bilmiyordum.

“Bir şey söyleme ne gerek yok. Varlığın, düşüncelerin, ruhun söylemesi gereken söylüyor zaten… Dedi.

Onunla böyle konuşmak çok hoşuma gidiyordu. Buda onu biliyor sürekli düşüncelerime yanıt vermeye çalışıyordu. Biliyordum beni mutlu etmek için elinden geleni yapacağını çünkü bende onun için her şeyi yapardım. İkimizde birbirimizsiz yaşayamazdık. Artık onundum buda bir ispatıydı. Umarım bu sevgimiz, bu mutluluğumuz hiç bozulmaz.

Birden aklıma Mehmet ve Feyza geldi. Mutluluğumuzun bozulmasından korkunca aklıma başka kimler gelebilirdi ki? Kaç gündür ortalarda gözükmüyorlardı. Bu pekte hayra alamet değildi. Bu sefer hangi planı yapıyorlardı acaba canımızı yakmak için…

“Aşkım lütfen onları düşünme. Ben asla canımızı yakmalarına izin vermeyeceğim. Asla!. Sen yeter ki üzülme ve beni hep yanında iste” dedi gözlerinde ki kararlılıkla.

Kahretsin düşüncelerime hakim olamıyordum. Bu olumsuz düşüncelerimle onunda canını yakıyordum.

“ Aşkım biliyorum. Sadece bir an aklıma geldi. Bunu sende biliyorsun zaten” dedim ve gülerek göz kırptım. O da o mükemmel gülüşüyle karşılık verdi.

“ Aşkım yanından ayrılmak istemiyorum ama benim Merve ile görüşmem lazım. Okulun orada buluşacağız” dedi

“ Neden hayatım?” dedim

“ Bir plan yapmamız gerekiyor. Sürekli böyle yaşayamayız! Neler yapıp yapamayacağımızı gözden geçirmemiz lazım” dedi. Haklıydı da. Bir an önce bu sorunun ortadan kalkması lazımdı. Yoksa bizi hep sorunlar ve acılar bekleyecekti. Bizi mutsuz etmek, acı vermek için mutlaka yine geleceklerdi. Bizi asla rahat bırakmayacaklardı. Ve ben aşkımı doyasıya yaşamak istiyordum. Her normal insan gibi.

Merve ile böyle anlaşması ve onunla da arkadaş olması beni çok mutlu ediyordu. Ama Pelin’le pek görüşmek istemiyordu. Onun yanındayken rahatsız olduğunu söylüyordu. Ama nedenini o da anlamamıştı. Bende anlamamıştım ve bu durumdan çok rahatsız oluyordum. Pelin çok iyi bir arkadaştı ve onun yanındayken çok eğleniyorduk. Keşke Eğmen’ de ona gözüküp bizimle birlikte eğlene bilse.

“Canım biliyorsun bende isterdim... Asla yanından ayrılmak istemiyorum ama gitmem lazım. Görüşürüz yaşam kaynağım” dedi ve dudaklarımdan arzulu bir şekilde öptü. Arkasını döndü tam gidiyordu tekrar bana döndü ve yine öpmeye başladı. Biliyordum ayrılmak zordu çünkü bende ayrılmak istemiyordum.

Ve artık yalnızdım… Hayallerimle ve ben baş başa kalmıştım. Hiç unutamayacağım bir gece yaşamıştım. Artık bizi kimse ayıramazdı. Hiç kimse!

Birden odada bir kahkaha sesi duydum. Ben bu iğrenç kahkaha sesini ne yazık ki tanıyordum. Bu Feyza idi. Lanet olsun! Yine gelmişlerdi...


Vakit ayırıp okuyan herkese binlerce kez teşekkürler İyi ve kötü yorumlarınızı bekliyoruz. Eleştirilerede açık olduğumuzu hatırlatırız.

Yazarlar ;Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 19 Mayıs 2010, 15:08

beklemeye değdi. yine çok güzel bir bölüm. Smile devamı ne zaman :?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 19 Mayıs 2010, 15:26

Ben şehir dışındayım biraz geçikti. Seda ma söyleyeceğim o gönderecek diğer bölümleri en kısa zamanda. Teşekkür ederiz ilgin için
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 19 Mayıs 2010, 15:29

sevgi asıl ben teşekkür ederim tşk
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Catherine
Yönetici
Yönetici


Paylaşım Gücü : 2156
Tür : Vampir
Yaş : 23
Nerden : aşk gezegeni
Kayıt tarihi : 25/01/10

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 19 Mayıs 2010, 15:59

evet çok güzel bir bölüm +tp


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 21 Mayıs 2010, 13:03

bellsss demiş ki:
evet çok güzel bir bölüm +tp

çok teşekkür ederiz sevgi tşk
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 21 Mayıs 2010, 13:04

21. Bölüm [Eğmen]


‘’İyi... Bilemiyorum. Merve bize yardım etmelisiniz. Artık her şeyi biliyor ama bunun sonunun acı olmasını istemiyorum. Lütfen bize yardım et. Ona zarar vermelerine izin verme. Yaşayamam Merve anlıyor musun? Yaşayamam..” dedim yalvaran gözlerle Merve’ye bakarken….



“Tabii ki edeceğim. Eğmen bu benim görevim biliyorsun ama bunun dışında Melis’i seviyorum ve sende inanılmaz değiştin. Bir şeytan olduğunu bile unutuyorum çoğu zaman. Ve size yardım edeceğim. En yüksek merciiler den yardım isteyeceğim. Yapabileceğimiz bir şeyler vardır mutlaka. Yalnız başına, yalnız başıma onlarla savaşamayız. Onlar güçlü” dedi.

Sözleri içimi biraz olsun ferahlatmıştı. Melis’i yalnız bırakmayacağını biliyordum. En azından o varken Melis’e bir şey yapamazlardı. Ama sadece ikisi olursa! Her şey giderek zorlaşıyordu. Elini bana uzattı ve elini tuttum. Yerden hızla çekti beni.

“Hey sende baya güçlüymüşsün” dedim. Sözleri beni rahatlatmıştı. Şimdi biraz daha iyiydim.

“Ne zannediyordun ki? Size karşı nasıl mücadele edecektik. Bizim güçsüz olduğumuzu mu düşünüyordun?” dedi. Açıkçası yapılan savaşları biliyordum ama hiç içlerinde bulunmamıştım. Çünkü hiç yanlış yapmamıştım ve ben bir savaşçı değildim.

“Bilemiyorum. Ne bileyim. Sadece kötüler de güç var diye düşünüyordum sanırım. Neyse boş ver sen beni… Teşekkür ederim her şey için Merve” dedim gülümseyerek… Ona şükran borçluydum.

“Anlatsana nasıl oldu?” diye sordu. Neden bahsettiğini anlamamıştım. Birilerinin aklını okuyamamak ne kadar zordu.

“Neyi?” diye sordum. Beraberce yürüyorduk. Gideceğimiz yeri birbirimize söylememize gerek yoktu. İkimizin de hedefi aynıydı.

“Nasıl oldu Melis’e aşık olman? Bu bana biraz garip geliyor. Aslında ilk zamanlar anladığımı söyleyemem ama seni takip ettim birçok kere. Eğer bu bir oyun olsaydı müdahale edecektim ama senin o hallerini gördükçe… Sürekli yalnız oturup düşüncelerle yandığını gördükçe inanmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Merak ediyorum işte bunu hiç duymamıştım daha önce” dedi. Bende duymamıştım ki

“Ben de duymamıştım ki hiç. Nasıl olduğunu bir anlayabilsem… Bu uzun bir hikaye anlatmak isterdim en başından ama Melis’e gitmem lazım. Onsuz geçirdiğim her dakika bana acı veriyor” dedim.

“Tabii ki zaten meraktan ölüyordur şimdi. O da seni çok, çok fazla seviyor. Garip” dedi. Ama kısa bir özet yapabilirsin değil mi? O kadar zamanımız var” dedi. Gülümsedi. Eğer tabir bu mizaha uyuyorsa şeytancaydı biraz.

“Kadınlar melekte olsalar şeytanda olsalar aynı dimi. Hep meraklı” dedim gülümseyerek. Ters ters bakınca “Tamam tamam anlatıyorum” dedim

“İlk göreve başladığımda insanlara işkence yapmaktan zevk almıyordum. Onların üzülmesi hoşuma gidiyordu. Benim için büyük bir zevkti canlarını acıtmak hatta yok etmek. Ama Melis’ in hayatına girince bütün düşüncelerim değişti. Ona oyunlar oynayamıyordum. Bu benim için de garipti ama yapamıyordum işte. Yapamayıp la kalmayıp Feyza ve Mehmet canını acıttıkları zamanda çok üzülüyordum” dikkatle beni dinliyordu. Devam ettim. “Bir akşam yastığının altına taşlar koydu. Aşık olacağı erkeği görmek için-“

“Aa bunu biliyorum. Bana çok saçma gelmişti” diye sözümü kesti.

“Bana da ama bir şeyinde açığa çıkmasını sağladı. Ona aşık olduğumu o gün anladım. Aslında hep aşıktım ama kıskançlık beni ele geçirince başka neden böyle olabilirim ki diye düşündüm. Sonra da Rüzgar olayı var biliyorsun işte gerisi de senin bildiğin şeyler. Kısacası şimdi ona deli gibi bağlıyım. Belki de olduğumuz şeyin etkisi büyüktür bu kadar bağlanmakta. Bilemiyorum. İnsanların böyle bir aşkı ya da acıyı kaldırabileceklerini sanmıyorum” dedim.

“Ama Melis kaldırıyor” dedi bana göz kırparak. Bu mümkün müydü? Onun da beni, onu sevdiğim kadar sevebilmesi mümkün müydü? Benim kadar acı çekiyor muydu? Ben yokken dakikalar ona da azap çektiriyor muydu yokluğumda? Ayaklarım istemsizce hızlanmaya başlamıştı.

“Hey yavaşla biraz “ dedi Merve ahh ben onu çoktan unutmuştum. Durdum.

“Üzgünüm. Şeyy… Yani biraz acele edebilir miyiz? Olmak istediğim tek yer var şuan oda burası değil” dedim. Ayrıca beni rahatsız ediyordu yanımda olmasını istesem de. Artık aynı tarafta saf tutsak bile şeytan özelliklerim beni ondan uzak tutuyordu aslında. Biz düşman iki varlıktık. Ama aynı kişi için savaş veriyorduk.

“Hey bu kadar belli etmesen olmuyor mu? Yüzünü öyle buruşturma. Bende çok memnun değilim bu rahatsızlıkla yanında bulunmaktan. Ama mecburuz. Artık çok fazla ayrı kalmamız gerekiyor. Bir daha böyle zamanın da yetişemeyebilirim” dedi.

“Özür dilerim. Haklısın” dedim. Yüzümü buruşturduğumun farkında değildim. Daha önce bu kadar uzun süre beraber olmamıştık. Ve Eğer zamanın da yetişemeseydi belki de ölebilirdim. Her şey olabilirdi. Artık sabırsızdım. Yüzüne utangaç bir ifadeyle baktım.

“Hadi git sen. Ben gelirim peşinden. Yakınınız da olacağım. Fazla uzakta değil. Ama rahatsız edecek kadar da yakınınız da değil. Keyfinize bakın” dedi. Ve yine gülümsedi. Allah’ım melek olduğu için iyi olmak zorundaydı ama o bambaşkaydı. Ben de ona gülümsedim ve hızla olmak istediğim tek yere doğru. Yaşadığımı hissedeceğim tek yere doğru hızla ilerledim.

Bir an üstümdeki kıyafetlere takıldı gözlerim. Aslında bunu halledebilirim ama çok fazla zaman kaybı olurdu. Bir an önce yanında olmak istiyordum. Feyza ve Mehmet uzun süre ortalıklar da olmayacaklardı. Bunun için sevinçliydim. Feyza ‘nın yaralarının iyileşmesi o kadar kısa süremeyecekti. Melis’e yaptıkları için bu acı ona çok azdı ama yine de onunda canını biraz olsun yakabilmiştim.

Ayaklarım gitmek istedikleri yeri biliyorlardı. Artık onlara bir emir vermem gerekmiyordu. Gecenin bu karanlığında güneşi görmeye gidiyordu. Aydınlığa, ışığına gidiyordu. Evlerinin önüne gelince yavaşladım. Penceresinin altından yavaş adımlarla ilerledim. Yine de temkinli olmak zorundaydım. Ama Melis’in hızla nefes aldığını duyduğumda... Yanındaydım bile.

Kapanmış göz kapakları, acı ve üzüntüyle katlanmıştı. Gözlerini sımsıkı yummuş haykırıyordu.

“Seni seviyorum. Beni bırakma. Ne olur bırakma. Hayırr! Hayır! Hayır!” Sadece rüya görüyordu. Sadece benim canımın yandığımı yok olduğumu görüyordu. Ve bu ona çok fazla acı çektiriyordu. Allah’ım ne çok korkmuştum. Ona zarar verdiklerini düşünüyordum. Şimdi ise çektiği ızdırap gururumu okşuyordu. Ama bu kadar acı çekmesine dayanamazdım. Ellerimi nazikçe başına koydum.

“Sakin ol hayatım. Buradayım ve seni asla bırakmayacağım. Sadece kabus gördün. Uyan benim deniz gözlüm” dedim fısıltıyla. Gözkapakları yavaşça açıldı. Geceyi çalan gözleri, gözlerime değdi. Neden gecenin siyahını yaşamak zorundaydık biz. Neden hep merak ve acı içinde olacaktık? Neden aşkımızı hiç bir zaman adınca yaşayamayacaktık? Her ayrı kalınan dakikada merak içinde kıvranacaktık böyle. Meçhuldü çünkü sonumuz. Ya kabuslar görecektik… Ya da kara düşüncelerle boğuşacaktık..

Her saniyenin tadını çıkarmak, bizim için yerini başka hiç bir şeyin alamayacağı bir hediyeydi. Dudaklarımı alnına dayadım. O an onu ne kadar fazla özlediğimi anlayamadığımı düşündüm. Ve sanki sesimin yankısı karşımdaki güzelliğin, düşüncelerinde duydum.

İnci taneleri yanağından boynuna doğru yol alıyorlardı. Hangi göze ağlamak bile bu kadar yakışabilirdi ki. Gözlerinin mavisi yeşile çalıyordu, gecenin rengi bambaşka bir ton vermişti. Kenarlarındaki kırmızılık gözlerinin buğusu... Allah’ım Ağlamak bile onunla hayat buluyordu sanki… Hızla boynuma sarıldı. Yine aynı huzuru buldum garip bir şekilde huzurlu oluyordum nefesinin, bedeninin tadında boğulurken.

“Seni bir daha göremeyeceğimi sandım. Sensiz yapamam ne olur beni bırakma. Ne olursa olsun bırakma” dedi yalvarırcasına. Sesi çatlamıştı. Bir insan bir şeytana yalvarıyordu. Sanki onu bırakabilirdim, sanki çekiminden kurtulabilirdim. Asla bunu yapamazdım asla.

“Ne olursa olsun seni asla bırakmam” Belki bu senin için iyi bile olsa bunu yapamam. Bencilliğim bu noktada sınır tanımıyordu. Derince bir nefes aldım yüzüm saçlarının arasında dolanırken. İçimi onunla doldurdum. Bu kokuyu, bu hazzı, bu huzuru nasıl bırakabilirdim ki? Onu nasıl bırakabilirdim ki?

Beni kenetlediği vücudundan ayırdı. Ben ise asırlardır onunla böyle kalıp huzurun okyanusunda boğulabilirdim. Ama melek yüzünü de çok özlemiştim. Gözlerini gözlerime dikti. Ellerimle başını tuttum.

Beni davet eden, gözyaşlarıyla ıslanmış, parıldayan dudaklarına, dudaklarımı bastırdım. Onu öpmek kadar, bu duygu yoğunluğunu düşüncelerinden duymaktan da büyük zevk alıyordum. Tabii ki kendimi kaybettiğim dakikaların haricinde. Bazen sadece sessizlik oluyordu. Ya düşünmüyordu ya da ben duyamıyordum. Sanırım insan kulaklarının uğuldaması gibiydi, beynim uğulduyordu belki de. Duymuyor, duyamıyordum.
‘Artık yanımda ve önemli olanda bu’ dediğini duymuştum ama. Ve tam da üstüne basmıştı. Varlığımın en önemli noktası, hayatımın odak noktası, yaşamaya başladığım an onun yanında olmak. Çünkü onsuz hayat duruyor. Ve ben yaşayan bir ölü oluyorum. Şimdi ise bedenim nefes alıyor, Aşk aramızda fısıldıyordu.

Gözlerini gözlerime dikti. Bunu yapması hoşuma gidiyordu. Gözlerinin içinde boğulurken zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum. Umurumda da değildi. Sessizliğin içinde birbirimizde boğulurken, nefes alışlarının kalbinin atış ritmine kattığı melodinin kulaklarıma değmesinden hoşlanıyordum. Müzik dinlemek nedir bilmezdim. Ama bu bana özel bir melodiydi.

Sadece benim ruhuma değen bir müzik. Gözleri bir anlığına üzerimde ki kıyafetlere kaydığında, endişesi bedeninde ki hafif ürpermeden, kalbinin ritminin bozulduğundan Ve düşüncelerinde ki sızlanmadan anlaşılıyordu.

“Aşkım merak etme sakin ol” dedim. Hala düşünceleriyle kendine işkence yapıyordu. Bana bir şey olmasından korkuyordu.

“Aşkım lütfen kendine işkence yapma. Bak ben iyiyim, senin yanındayım. Öyle değil mi? Hem bende güçlüyüm beni alt etmek o kadar kolay değil. Buna emin ol” dedim yüzüme gülücük kondurarak. Ama bu onu etkilemedi. Gözünden yaşlar akmaya devam ediyordu. Daha da kötüsü düşünceleri,

‘Ona bir şey olsaydı asla kendimi affetmeyecektim. Ve ve bende onunla beraber öle‘ Bu artık duyabileceğimin sınırıydı. Ve ben hemen düşüncelerini böldüm.

“Sakın” dedim sertçe. ”sakın bir daha böyle bir şey düşünme. Düşüncelerinde bile ölü-“ devamını getirememiştim. Bunu düşünmek bile bedenimi kavurup geçmeye yetiyordu. Aynı düşünceler beyninde dolanırken, bunun olabilme ihtimali bedenimin sızlamasına neden oldu.

“Yeter! Lütfen düşünme böyle şeyler. Bana işkence yapma… Lütfen Melis… Lütfen..” Bu işkencelerin en kötüsüydü. Boğazımda ki düğüm beni rahatsız etmişti. Ve gözlerimden akan damlalara engel olmadım. Ve Melis bunu fark etmişti. Gözlerimde ki ıslaklık şaşırtmıştı onu. Tıpkı benim gibi.

“Sen, sen ağlıyor musun? Ağlaya biliyor musun?” Dedi şaşırarak. Suratım asıldı. İlk ağlamama sebep olan olay geldi aklıma. Bir şeytan nasıl ağlayabilirdi ki. Ah yanlış anladı. Beni üzdüğünü düşünüyordu.

“Hayır, hayatım üzmedin. Bende ilk ağladığım zaman çok şaşırmıştım. Doğru biz şeytanlar ağlayamayız. Ama bunu ben nasıl başardım bilmiyorum” Bunun ilk olmadığını öğrenmesi onu daha çok şaşırtmıştı. Benim verdiğim tepkilerde aynımıydı acaba ilk anda? Onun kadar şaşkınlık bana da yakışmış mıydı? Ama canı yandı ağladığımı duyunca.

“Senden ayrıldıktan sonra ormana gittim. Seni çok özlemiştim. Yokluğuna dayanamıyordum. Düşünceler, hayaller beynimi kemiriyordu. Ve birden…” dedim ve sustum nedense söyleyemedim. Ama Melis benim için cevabı vermişti. Şeytan da olsam bir erkek olarak ağladığımı söylemek utanç vericiydi. Halbu ki ne kadar rahatlamıştım. Ve beni utandırdığını düşünce düşüncelerine hakim olması gerektiğini düşündü. Aslında bu iyi olabilirdi. Ortamı yumuşatmak için

“Evet bence de hakim olman gerekiyor” dedim.

“Madem ben düşüncelerime hakim olamıyorum o zaman neden sen düşüncelerimi dağıtmıyorsun” dedi. Sadece dudaklarıma bakıyordu. Aslında bu benim de tek istediğimdi. Sanırım bunu yapabilirdim ve dağıtacağımıza emindim bütün düşünceleri. Onunla kaybolmak benim için kolaydı.

“Bunu memnuniyetle yapabilirim küçük hanım” dedim ve yavaşça dudaklarına eğildim. Dudaklarını tadında kaybolmak kolaydı ama düşüncelerimiz yine de bir şeylerin sancısını çekiyordu işte. Neden? Neden diyordu kendi kendine? Neden azap gibi geliyordu ondan ayrı geçen bütün zamanlar…

Bende bunu kendime sonsuz kere sormuştum ama cevabını bulamadım. Onu daha sıkı sardım. Şimdi beraberdik ve zamanın en güzel dakikalarının tadını çıkrmalıydık.

‘Seni çok seviyorum.’dedi düşüncelerinde.

“Ben de” dedim fısıltıyla. “Hem de ne kadar çok olduğunu tahmin bile edemezsin” Edemezdi. Ben bilemezken bu aşkın boyutunu o asla bilemezdi. Başımı saçlarına gömdüm ve kokusunu bir kez daha içime çektim. Artık uyuması gerekiyordu. En azından bir kaç gün rahattık.

“Hadi uyu tatlı aşkım” dedim fısıldayarak.

Kollarımdaki uyuyan narin bedene baktım. Hak etmediğim bedene. Ağlamak istedim yine. Gözlerim sızlamıştı. Rahatsız etmişti beni boğazımdaki yumru. Acıyı barındırıyordu aşkımız. Sonunu bilmediğiz bir yolculuktu aşkımız. Ve biz umursamadan her şeyi ilerliyorduk ama nereye gittiğiz meçhuldü.

Yakındı… Her şey çok yakındı. Bu bedeni elimden almak istemeleri, hayatıma zehir gibi yayılmaları çok yakındı. Merve yardım edeceğini söylemişti. Yapabilir miydi bilemiyorum? Ama içimde bir yerler de bir nokta vardı sızlayan. Ve bu nokta gittikçe büyük bir delik oluyordu. Canımı yakıyordu. Hissedebiliyordum güneş karabulutların arasından bize gülümsüyordu şimdilik. Biliyordum ki önüne, önümüze geçeceklerdi bu kara bulutlar yaşamımızı karatmak için. Daha sıkı sardım yanımda ki huzuru.

Ellerim yüzünde belli belirsiz dolanıyordu. Saçlarının içine gömdüm yüzümü. Derin nefesle aldım. Her nefeste içim yandı. Özleyeceğim zamanlar olacaktı. Nereden biliyordum, bilemiyordum ama biliyordum işte. Bir anda bir kapı açıldı. Adımlar yavaş yavaş Melis’in odasına geliyordu. Sessiz tedirgin adımlar… Babası tuvalete gitmek için kalkmıştı ve Melis’i görmek istemişti. Kapının kolu yavaşça aşağıya doğru indi. Ve kapı aralandı.

Nedense nefesimi tutma ihtiyacı hissettim. Birden heyecanlanmıştım. Aslında bunu birçok kere yapardı. Ama biz bir köşede durup kızını uyurken sevmesini izlerdik. Feyza ve Mehmet dalga geçerdi. Ben ise acırdım...

Şimdi ise bir heyecan dalgası bedenimi kaplamıştı. Kızının yanında yatıyorum diye olabilir miydi? Kesinlikle suçluluk hissettim birden. Utanmıştım. Sessiz adımlarla yatağa yanaştı. Ve eğildi. Elleri Melis’in yüzünde şefkatle dolandı. Gözlerinde acı vardı. Yüzü ne kadar da yaşlı görünüyordu yaşına göre. Düşünceleri yine huzursuzdu. Ama bu aralar geceleri konuşmadığı için ve muylu göründüğü için memnundu.

‘Allah’ım iyileşiyor olabilir mi?’diye düşündü.

Hasta değil o! Demek istedim. Bizim yüzümüzden sadece bizim. Kesiklerin izi kalmamıştı ama babası yerlerini kafasına kazımıştı. Ne çok korkmuştu. Ne çok acı çekmişti. Aynı acı dolanıyordu, gözlerinde, düşüncelerinde. Elleri kollarında dolandı ve gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Kendimden nefret ettim lanetler okudum. Alnına bir öpücük kondurdu belli belirsiz. Nefesi yüzüme çarptı. Şu anda yüzü, yüzümle aynı mesafedeydi. Melis bir an kıpırdandı ve babası hızla odadan ayrıldı.

Şimdi benim ellerimde hafızama kazınmış olan kesiklerin üzerindeydi. Bunun bir daha olmasına izin veremezdim. Asla! Aşkımız yanlıştı, yasaktı ve ben bu yanlışı bile bile yapıyordum. Yapmaya da devam edecektim….



Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkürler İyi ve kötü yorumlarınızı bekliyoruz

Yazarlar; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ßusRa_ßeLLa
Twilight | Yeni üye
Twilight | Yeni üye


Paylaşım Gücü : 91
Yaş : 19
Nerden : Venüs-Aşk gezegeni
Kayıt tarihi : 15/02/10
Lakap : msS.haRmLesS

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 21 Mayıs 2010, 15:05

Canım bu iş konusunda süper ilerliyorsun bence diğer bölümlerini heyecanla bekliyorum Smile

Harikasın! [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 22 Mayıs 2010, 13:21

çok güzel:) zavallı eğmen Sad ağla
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 27 Mayıs 2010, 17:36

ßusRa_ßeLLa demiş ki:
Canım bu iş konusunda süper ilerliyorsun bence diğer bölümlerini heyecanla bekliyorum Smile

Harikasın! [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum bunu iki kişi yazıyoruz. Ortime ayıp olmasın. ve teşekkür ederiz.Yeni okuyucularımızın olmasına çok sevindik. İki okuyucumuz yalnız var çok üzülüyorduk tşk


En son nosi tarafından Perş. 27 Mayıs 2010, 17:38 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 27 Mayıs 2010, 17:37

Seher cim çok teşekkür ederiz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 27 Mayıs 2010, 17:39

21. Bölüm 2. Part [Eğmen]


Şimdi benim ellerimde hafızama kazınmış olan kesiklerin üzerindeydi. Bunun bir daha olmasına izin veremezdim. Asla! Aşkımız yanlıştı, yasaktı ve ben bu yanlışı bile bile yapıyordum. Yapmaya da devam edecektim….



Sabahın ilk ışıkları Melis’in yüzüne yansıdı, ay kadar güzel yüzü daha bir parlıyordu. Işıl ışıldı… Bu kadar güzel olabilir miydi bir insan? Güneşin ışıltısı her zaman parlıyordu ama bir beden de ancak bu kadar hayat bulabilirdi. Nasıl bu kadar kendi çekiminde tutabiliyordu beni? Bedenlerimiz birbirine dolanmış şekilde yatıyorduk. Rüyalarını görmüştüm bütün gece, hiç kabus görmemişti. Sadece ben vardım ve buna çok memnun olmuştum.

Düşünceleri beynime girdiği anda uyandığını anlamıştım. Hareket etmiyordum. Düşüncelerini duymak öyle güzeldi ki özellikle benimle ilgili olduklarında… Nasıl da mutlu oluyordu beni yanında hissettiğinde, nasılda mutlu oluyordum onun bu düşüncelerine ’inşallah hep böyle birlikte uyanırdık’ dedi . Dayanamadım, hem de onun güzel sesini duymak için sabırsızlanıyordum. Bir tarafım eksik kalıyordu sanki.

“İnşallah” dedim sırıtarak. Bu kadar mutluyken zaten yüzümün başka şekilde olması imkansızdı. Sinirlenmişti düşüncelerini duyduğum için ama sadece biraz…

“Hey uyandığında neden haber vermiyorsun?”

Mavi gözleri gözlerime değdi. İşte şimdi benim dünyama da güneş doğmuştu tam anlamıyla. Mavi bir güneş, gözlerimi alan… Beni içine hapseden bir güneş… Sanırım sinirliydi düşüncelerini duyduğum için. Öyle mutluydum ki sırıtmaktan kendimi alamıyordum. Bu şakamıydı? Rüyamıydı? Kendi toparladığım anda konuşmaya başlayabilmiştim. Aptal gibi görünüyor olabilirdim.

“Nasıl haber vermemi istersin?” diye sordum hala gülümseyerek. Ve gülümseyişim onu yumuşatmıştı. Aklını başından aldığımı düşünüyordu. Hangimiz aklını birbirimizin başından daha çok alıyordu bilemiyorum. Bunun için bir ölçüt yoktu sanırım…

“Beni öpmekle mesela” dedi gülümseyerek.

Bir gülüşüyle, bir sözüyle mutluluğun anlamını öğrenmiştim. Asırlardır yalnızdım ve kötülükten başka hiç bir şey bilmeyen bedenim şimdi mutluluğu tam anlamıyla biliyordu. Mutluluk oydu, gülüşü, bakışı, sözleri, düşünceleri… Her şeyi, bu bendeki ben değildi artık ben ‘’o’’olmuştum şimdi…

“Memnuniyetle” dedim ve dudaklarına eğildiğim sırada kapı çalındı.

“Kızım uyandın mı?” diye sordu annesi. Ben annesinin geldiğini nasıl duymamıştım. Ve ben anladım ki o benim aklımı başımdan daha çok alıyordu.
Ah Allah’ım Melis’in düşünceleri panikle yankılanıyordu. Unutmuştu. Benim başkalarına görünmediğimi unutmuştu ve şimdi elleri titriyordu. Yüzünde ki telaşlı ifade çok hoşuma gitmişti.

“Çabuk dolaba saklan, ya da yatağın altına çabuk. Annem görmesin seni” dedi.

Bana doğru eğilmiş sessizce fısıldıyordu. Gülümsemeye devam ettim. Kesinlikle aklına gelmiyordu. Belki de aynı şekilde aklımız başımızdan gidiyordu. Ve bu halleri çok komikti.

“Bence annenle tanışmak için harika bir fırsat” dedim. Eğleniyordum bu halleriyle. Yanakları iyice kızarmıştı. Gözleri büyümüştü. Ahh çok komik görünüyordu. Bir o kadarda tatlı… Çaresizce beni annesine nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Onu böyle bir duruma sokar mıydım hiç? Ama kendimi alay etmekten de alıkoyamadım.

“Hadi annene gir desene” dedim. Bakışları şimdi beni tersliyordu. Annesi geldiğinde yüzünün alacağı ifadeyi merak ediyordum doğrusu” Hadi ama” dedim. Ve annesine gir demekten başka çaresi yoktu. Benim görünmez olduğumu unutacak kadar onu etkileyebildiğim için de ayrıca mutlu olmuştum.
Annesi kapıyı tekrar çaldı.

“Girebilir miyim?” Ve Melis artık gir demekten başka bir yol olmadığının çaresizliğiyle...

“Gir annecim” dedi. Sesi ne kadar bıkkın çıkmıştı böyle. Annesi Melis’in kızarmış yanaklarını görünce telaşlandı ama hafif tuttu.

“İyi misin kızım? Yanakların al al olmuş” dedi.

Melis’in kafası iyice karışmıştı. Benim için hesap sormak yerine yanaklarını sorması onu şaşırtmıştı. Allah’ım hala anlamamıştı. Ve ben tamamen kendimi onun bu telaşlı, suçluluk duyan hallerine kaptırmıştım. Çok hoşuma gitmişti... Dayanamadım ve elimi omzuna attım. Ve ona genişçe sırttım. Annesinin onu azarlayacağını düşünüyordu hala. Kaşlarını çattı ve bana sinir dolu bir bakış fırlattı. Ellerimden omzunu silkeleyerek kurtulmaya çalıştı.

‘Ne yapıyor böyle?’ diye düşünmüştü annesi, davranışlarına şaşırmıştı. Bir anlam vermeye çalışıyordu ama nafileydi.

“Melis, kızım iyi misin canım? Bir sorun mu var?” dediğinde annesi Melis her şeyi kavramıştı. Benim annesine görünmediğimi anlamıştı...

“Hayır, annecim bir sorun yok. Biraz karışık rüya gördüm de kafam karıştı. Birazdan kendime gelirim” diye toparladı durumu. Ama annesinin aklı yine de onda kalmıştı.

“Tamam kızım bende kahvaltı hazırlıyorum. Kendini iyi hissedince kahvaltıya gel” dedi.

Düşünceleri yüz ifadesi kadar sakin değildi. ‘Allah’ım çok güzel gidiyordu. Ne olur aynı şeyleri yaşamayalım’ dedi düşüncelerinde. Ve ben tam da bu anda yanlış bir şey yapmış olduğumu anladım. Ailesi bu yüzden acı çekmiyorlar mıydı? Sanırım biraz abartmıştım.

Bakışları ve düşüncelerinde ki kızgınlık başımı yere eğdi. Aptal gibi davranmıştım, düşüncesizce hareket etmiştim ve şimdi bana gerçekten kızıyordu. Kendime oldukça kızmıştım ama düşüncelerindekileri sözleriyle birleştirmemesi için dua ediyordum. Ama öfkesi dudaklarıyla buluştu.

“Ne yaptığının farkında mısın? Sayende annem tekrar kesin delirdiğimi düşünüyordur? Ne yapmaya çalışıyordun?” dedi.

“Aşkım gerçekten özür dilerim. Ben hiç böyle düşünmemiştim. Öyle tatlı telaşa kapıldın ki senin bu halin çok hoşuma gitti. Sadece seni öyle görmek… Beni benden aldı… Nasıl söyleyeyim... Hoşuma gitti işte” dedim ve masum bir ifade takındım bana bu şekilde sinirlenmesini, öfkelenmesini kaldıramıyordum.

Kendim zaten kendime yeterince kızıyordum. Yumuşamamaya niyetli gibiydi. Ve bunda da haklıydı. İlk defa bana bu şekilde kızıyordu. İlk günlerini saymazsak tabii… Ve bu durum hiç hoşuma gitmemişti.

“Gerçekten hemen affetmeyi düşünmüyor musun?” dedim dudaklarım aşağıya burkulmuştu. Onun bu şekilde bana kızması hiç hoşuma gitmemişti. Ya da benim bu şekilde onu öfkelendirmem diyebiliriz..

“Aklımı okumayı keser misin?” dedi Öfkeyle. Ve ben onun aklını okuduğum için ilk defa kendimden bu kadar nefret etmiştim… Ona hiç mahremiyet vermiyordum. Ama bunun için yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Belki de bana öfkelenmekte haklıydı. Hatta artık beni istemese bile onu anlardım. Ben ona zarardan başka bir şey getirmiyordum. Sadece onu dipsiz bir kuyuya doğru çekiyordum.

“Sen düşününce istemesem de duyuyorum. Özür dilerim” dedim ve onu düşünceleriyle baş başa bırakmak için oradan ayrıldım. Kendime oldukça kızıyordum. Ve onun bu öfkeli-bana olan-yüzü, gözlerinin ve sözlerinin sertliği beni yaralıyordu. Haklıydı ama kendimi kızmaktan belki de kırılmaktan da alıkoyamıyordum.

Nereye gideceğimi biliyordum. Zaten gidebileceğim başka bir yer yoktu. Kendime lanetler okumak için bildiğim tek bir yer vardı. Ne berbat bir yaratıktım ben böyle. Lanet olsun bana bin kere lanet olsun.

Şaşkınlığı öyle güzeldi ki, öyle hoşuma gitmişti ki mimiklerinin hareketlerine, yüz ifadesine, anlık korkunun ona kattığı sevimliliğe kapılıp, ailesinin onun bu garip davranışları hasta olduğunu düşündüklerini unutmuştum. Daha gece babasının acısını düşüncelerinde, gözünden akan damlalarında görmüştüm. Ben gerçekten iğrenç bir varlığım…

“Ahhhhhhh” diye şiddetli bir ses çıktı hırlama eşliğinde bedenimden. Şimdi gerçekten şeytan gibiydim işte. Ellerimden çıkan ateşe engel olamadım. Ve tam karşımdaki ağaç topluluğuna doğru yönlendirmiştim. Ama bir anda kendime hakim oldum. Ama sinir bütün vücudumda dolanıyordu, solmuş gibiydi şimdi hayat resmim...

Aslında yakmak istediğim tek şey kendimdim… Kendim de sadece saf olarak nitelendirdiğim duygular Melis’e olan hislerimdi. Saf bir aşk… Öte taraftan asırların kirlettiği bir beyin ve beden. Ve bir tarafta onun bana olan karşılığıyla devleşen cüretim... Ben kimdim ki böyle bir aşka sahip olacaktım... İyiden iyiye raydan çıkmıştım… Yanlışlar yapacaktım hep böyle onu üzecek, öfkelendirecek…

Benim yüzümden olmasa bile canını yakacaktım. Ne şekilde olursa olsun ona zarardan başka bir şey değildim. Ateşim düşüncelerimle aynı boyuttaydı... Tekrar ateşimi içimde tuttum. Daha fazla, daha fazla… Ateş şimdi bedenimde dolanıyordu. Kükreyen bir aslan gibi dışarı çıkmak istiyordu. Ve beynimden gelecek emri bekliyordu. Ama ben bedenimin verdiği acıya bırakmıştım kendimi…

Affedilemezdi yaptığım şey ama ancak böyle cezalandırıyordum kendimi. Onu hak etmiyordum, böyle bir güzelliği, böyle bir ruhu hak etmiyordum, böyle bir sevgiyi hak etmiyordum. Hep yanlış yapacaktım. Belki de beni artık istemiyordur. Aslında onun için en iyisi böyle olurdu.

Ben onun için sadece kurak bir çöldüm. Hangi yöne gidersen gitsin sonu olmayan bir çöl. Ama eğer… Eğer… Hala istiyorsa, düşüncelerime rağmen onunla birlikte olacaktım…

Ellerimi başımın iki yanına koydum bu artık alışkanlık gibiydi... Biraz daha baskı yapsam ve tüm gücümü kullansam parçalayabilir miydim acaba? Hak ediyordum bunu.

Bir düşünce duydum çok yakından gelen… Tanıdık daha doğrusu delicesine bağlandığım ve kopmanın imkansız olduğu birine ait bir düşünce… Bu doğru olabilir miydi? Başımı düşüncenin geldiği yöne doğru çevirdim ve aynı andan şok olmuştum…

Melis burada tam karşımda duruyordu. Gözlerinde pişmanlıkla ve düşüncelerinde ki yara… Ayağa kalktım ve ona yaklaşmaya başladım. Beni üzdüğü için salak olduğunu düşünüyordu. Başımı yana eğdim biliyordum ki söylemek istediğimi anlayacaktı.

Anlamıştı da ama ben ona kızgın değildim ki. Sadece olduğum şeye, varlığıma kızıyordum. Ama konuşmak istedim ağzımdan çıkan değersiz bir sözün şu an karşımda duran dünyadaki en değerli varlığın duruşunu bozsun istemedim. Ve artık düşüncelerini okumamdan mutluluk duyduğunu düşünüyordu. Bense onun her halinden mutluluk duyuyordum.

Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Ellerimle gözyaşlarını sildim. Ağlamaya değer biri olmadığım halde benim için ağlayabiliyordu. Ben onun için değerliydim. Vücudumun ateşi beni yakıyordu ve sarıldığım da ona sımsıkı bir daha bırakmamak istercesine oda benimle birlikte yanıyordu. Konuşmaya niyetlenmiştim ama düşünceleri beni durdurmuştu.

‘Gerekirse onunla beraber yanmaya razıydım. Yeter ki onsuz olmayayım. Onsuz yaşamayayım. Yeter ki bu güneşi hayatım boyunca göreyim. Gördüğüm en güzel güneş, en güzel düştü… Gözleri beni kendisine hapsediyordu, teni yanından ayrılmama izin vermiyordu. Ruhu, ruhumu yaşatıyordu, nefesi yaşadığımı hissettiriyordu. Adı aşk mı? Adı yara mı? Adı acı mı? Adı her neyse ne? Ama ben onu yaşamaktan oldukça mutluydum…’

Adı her neyse ne? Dedim kendi kendime. Yansakta yok olsakta artık hiç bir şey düşünmeden sorumsuzca bende onu yaşamak istiyordum... Ve Onu hiç bir şekilde bırakmamaya kararlıydım…



Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkürler Yorumlarınızı bekliyoruz. Eleştirilere açık olduğumuzu hatırlatırız.

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Ptsi 31 Mayıs 2010, 22:51

21. Bölüm 3. Part [Eğmen]


Adı her neyse ne? Dedim kendi kendime. Yansakta yok olsakta artık hiç bir şey düşünmeden sorumsuzca bende onu yaşamak istiyordum... Ve Onu hiç bir şekilde bırakmamaya kararlıydım…


Üç gün, Feyza’ sız ve Mehmet’ siz koca ama bize kısacık gelen üç gün geçirmiştik beraber hiç ayrılmadan… Ve güne onunla beraberce gözlerindeki güneşi görerek başlamanın tadı bambaşkaydı. Edebildiğimiz kadar sohbet etmiştik. Sohbetlerimizi bölen tek şey dudaklarımızın birbirine olan açlığıydı ve gözlerimizin birbiriyle sessiz konuşmalarına olan özlemiydi.

Ve ben birçok şey fark ediyordum onun yanında kaldıkça. Daha da yakınlaşmak gibi… Garip açlıklar hissediyorum. Her öptüğümde bana yetersiz geliyordu artık. Ne istediğimi bilmezcesine çılgın duygular bedenime hücum ediyordu. Ona doymak imansızdı.

Benim insanlara görünmem hoşuna gitmişti ve ailesi ile tanıştırmayı düşünüyordu… Bu fikri sevmiştim... Tıpkı normal insanlar gibi...

“Demek beni ailenle tanıştırmayı planlıyorsun. Düşüncelerini de duymasam hiçbir şeyden haberim olmayacak” dedim. Kırılmış sahte bir ses tonuyla. Bu hayatta mümkün olamayacak bir şeydi. Utangaçlığının vücuduna verdiği tepkiye bakıyordum…

Kanın yüzüne yayılışını izledim. Beyaz tenine renk katıyordu. Onu böyle izlerken kendimden geçebiliyordum. Yanaklarındaki pembelik beni daha da kendine çekiyordu. Bu nasıl bir duyguydu? Aslında kendimden bile utanıyordum bunları düşünürken… Beynimden geçen izinsiz düşünceler beni şaşkına çeviriyordu...

Üzerindeki pijamanın iki düğmesi açıktı ve gözlerim istemeden vücudunun o güzel kıvrımlarına kayıyordu. Ona fark ettirmeden gözlerimi kaçırsam da bunu kendim bile biliyor olmam, yerin içine delik açıp içinde saklanma hissi veriyordu.

Şaşırıyordum midemdeki bu kıpırdanmaya. Ne istiyordum? Onu öpmek… Evet, ama yetmiyordu… Yüzünü ellerimin arasına aldım. Hayatımda görmek isteyeceğim tek tablo… Eşsiz eser şimdi avuçlarımdaydı. Benimdi, bana aitti ama daha fazlasını istiyordum. Beynime emir vermeksizin ağzımdan dökülen sözler beni şaşırtıyordu…

''Senin bu halini çok beğeniyorum. Bazı kez bana ait olduğuna inanamıyorum. Şaşırıyorum... Bana hak etmediğim bir hediyesin sen. Seni kazanmak için hiçbir şey yapmadım. Sadece delice sevdim, bencilce, sadece seni istedim ve bunu yapabildiğime inanamıyorum. Beni sevdiğine inanamıyorum. Sana aşığım Melis. Her geçen gün sana daha çok aşık oluyorum.

Daha çok bağlanıp daha çok istiyorum. Tenini, kokunu, nefesini her geçen gün daha çok benimsiyorum. Daha çok benim olarak görüyorum. Daha çok hissetmek istiyorum. Seni istiyorum Melis. Biliyorum bu bencilce! Ama sadece benim olmanı istiyorum. Ruhunla, sevginle, … Bedeninle”


Evet bunu istiyordum. Ruhu benimdi biliyordum. Sevgisini hak etmediğim halde kazanmıştım. Ve bedenini arzuluyordum… Ve düşüncelerin yayılışındaki karşılık bir evetti. Kızarmış olana yanaklarına kan tekrar hücum etti. Bu onu daha da alıcı yapıyordu. Ve ben onu daha çok istiyordum… Ayaklarım titriyor hissettirmemeye çalışıyordum. Ateş beni baştan aşağıya sarmıştı. Bu bencilceydi yapmamam gereken bir şeydi ama duygularıma engel olamıyordum. Bedeni bedenimi alev gibi yakıyor ve mıknatıs gibi çekiyordu ve artık bu kaçınılmazdı…


Gözlerini kapadı. Allah'ım nefesimin kesildiği andı şimdi. Bana daha çok yaklaştı, gözlerimi kapayamadım… Onun bu şahane görüntüsü karşısında sadece izlemek istedim ama bedenim buna tepki vermişti bir kere… Yaklaştım ve dudaklarındaki sıcaklığı hissetmek için dudaklarına dudaklarımı bastırdım. Tamamen kendini kollarıma bırakmıştı ve ben artık bende değildim bile… +18

..…

Melis kollarımda uyuyakaldığında içimdeki mutluluğu anlatmaya kelimelerimin yetmeyeceğini biliyordum. En güzel duyguları yaşamıştım onunla birlikte ama bu duygunun tarifi imkansızdı. Sımsıkı sardım uyuyan bedenini ve gözlerimi kapadım. Bu anın dışına çıkmak istemiyordum sadece onu düşünmek istiyordum yaşadığım her saniyeyi beynimde canlandırıp. Gerçekliğine inandırmak istiyordum kendimi.

Sabahın ilk ışıklarına kadar, Melis uyanana kadar aptalca sırttım kendi kendime… Şaşırıyordum duygularımın değişimine, utancıma, onun yanında şeytanın bir melek olmaya çalışmasına şaşırıyordum. Aşk mıydı beni böyle değiştiren ya da yanında duran narin beden mi bilemiyorum… Ama bu değişimden hiç rahatsız değildim. Ve artık kendimi bir şeytan olarak görmem imkansızdı…

Melis bir an kıpırdandı ve Ateş ani bir şekilde vücuduma yayıldı. Gözlerini görecek olmak, sesini duyacak olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Uyurken bile özlüyordum sesini, gözlerini… Melis en güzel güne gözlerini açtığını düşünerek uyandı ve ben yanında olduğum için hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Bu onun düşüncesiydi tabii ki. Ve her saniye yanımda olmak istiyordu. Bunu benden daha fazla isteyemezdi...

“Canım bende her saniye senin yanında olmak istiyorum” dedim. Mükemmel bir gülümsemeyle karışılık verdi ve düşüncelerinde ekledi ’Seni seviyorum’ sanırım bu kelimeyi kullanmak ondan başkasına bu kadar yakışmazdı. Ve bende onu seviyorum. Onu sevmek gerçekten yaşadığımın bir göstergesiydi. Ona olan sevgim beni yaşatıyordu. Hayati değer bir kelimeymiş gibi söylediğimi düşünmüştü.

“Benim için hayati bir değer taşıyor seni sevmek. Varlığımı hissediyorum. Bunu her söylediğimde kendi içimde bile yaşıyorum. Yeniden doğuyorum. Olduğum bu şeye lanet ederken sesiz çığlıklarımla. Senin sevginle üstesinden geliyorum”

Acı çekiyordum olduğum şey yüzünden. Ona layık olamadığım için canım yanıyordu. Kim bir şeytanı sevmek isterdi ki? Ama o beni sevmişti. Yüzümde ki acının belirtilerini görmüştü ve teselli etmek için bir şey bulamadığı için üzülüyordu. Onun benim yüzümden canının sıkılmasını istemiyordum. Ben kendimden hoşnut değildim ama o beni ne olduğumu umursamadan seviyordu.

“Bir şey söyleme ne gerek yok. Varlığın, düşüncelerin, ruhun söylemesi gereken söylüyor zaten” dedim onu rahatlatmak için. Güzel düşünceler dolanırken zihninden birden Feyza ve Mehmet geldi aklına…

“Aşkım lütfen onları düşünme. Ben asla canımızı yakmalarına izin vermeyeceğim. Asla! Sen yeter ki üzülme ve beni hep yanında iste” Ve buna engel olabilmek için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Bunda kararlıydım benden daha güçlülerdi belki ama bizim yanımızda meleklerimiz vardı. Ne ironi ama! Ve Merve ile buluşmam gerektiği aklıma gelmişti biranda.

“Aşkım biliyorum. Sadece bir an aklıma geldi. Bunu sende biliyorsun zaten” ve buna eşlik olarak mükemmel bir gülümseme ve birde göz kırpması eşlik etti. Bende ona gülümsedim ama gideceğimi söylemem lazımdı. Merve’yi bekletmek istemiyordum.

“ Aşkım yanından ayrılmak istemiyorum ama benim Merve ile görüşmem lazım. Okulun orada buluşacağız” dedim

“ Neden hayatım?” dedi

“ Bir plan yapmamız gerekiyor. Sürekli böyle yaşayamayız! Neler yapıp yapamayacağımızı gözden geçirmemiz lazım” dedim ve artık bu şekilde olmaması için elimizden geleni yapacaktık. Her ne kadar şimdi nasıl bir yol bulabileceğim hakkında bir fikrim olmasa da Merve ile bir şeyler bulmaya çalışacaktık.

Aynı düşünceler Melis’inde beyninde dolanıyordu. Normal insanlar gibi dedi. Ama normal bir insan olamazdım ki hiç bir zaman. İlerde benden isteyeceği hiçbir şeyi ona veremeyecektim. Benim yüzümden normal bir aileye sahip olamayacaktı. Belki de anne bile olamayacaktı. Ben onun için lanetten başka bir şey değildim. Bunu ona yapmaya hakkım yoktu. Geleceğini yok etmeye hakkım yoktu. Ama şuanda ondan ayrıda yaşayamazdım. O da yaşayamazdı bunu biliyordum ve şuan yapmam gereken tek şey her şeyi zamana bırakmaktı.

Lanet olsun. Ama başka bir yol bulacaktım. Merve ile anlaşmam hoşuna gitmişti ve Pelin’le de görüşmemi istiyordu. Ama duyduğum rahatsızlığı açıklamam bana ısrar etmemesini sağlıyordu. Ama düşüncelerinden geçenleri de engelleyemiyordu.

“Canım biliyorsun bende isterdim... Asla yanından ayrılmak istemiyorum ama gitmem lazım. Görüşürüz yaşam kaynağım” dedim ve bal tadında ki dudaklarından öptüm.

Ve arkamı döndüm tam gidiyordum ki, kokusu bedenime çarptı ondan ayrılmak ne kadar zordu böyle. Hele de her saniyemi onunla yaşamaya bu kadar alışmışken. Tekrar döndüm ve dudaklarından küçük bir öpücük daha aldım. Her ne kadar yetmeyecekte olsa hemen konuşup geri dönecektim. Bu beni idare edebilirdi belki…

Hızla Merve ile bulaşacağımız yere doğru ilerleyeme başlıyordum. Bir an önce konuşmalıydık ve ben olmak istediğim yerde olmalıydım. Bu artık bir zorunluluktu.



Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkürler Eleştirilere açık olduğumuzu hatırlatırız.

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 02 Haz. 2010, 05:35

21. Bölüm Son Part [Eğmen]
UMUT

Merve beni okulun bahçesinde bekliyordu. Sanırım biraz geç kalmıştım, yüzündeki somurtmuş ifadeye bakılırsa. Hemen yanına gittim.

“Selam” dedim mahcup bir şekilde.

''Selam Eğmen, sence ben kaç saattir bekliyorum burada? Saatten haberin var mı? Ya da saat nedir biliyor musun?” dedi sinirli bir şekilde. Uhh... Melis’ in yanında zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Sanırım çok geç kalmıştım.

''Affedersin seni bekletmek istemezdim. Ama zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile değildim. Özür dilerim gerçekten'' dedim masum çocuklar gibi dudaklarımı büzdüm. Hemen gülümsedi.

''Tamam. Tamam. Hadi çabuk olalım bay aşk şeytanı. Gerçekten çok işimiz var ve benim işim sadece siz değilsiniz. Beni bekleyen bir sürü iş var'' dedi.

''Bende onu istiyorum zaten, hemen araştırmaya başlayalım. Biliyorsun benimde işlerim var'' dedim ve göz kırptım.

''Ahh haklısın. Melis tüm vaktini alıyordur. Hadi gel bu taraftan, ilk önce okulun kütüphanesinden yararlanacağız. Eğer burada aradığımızı bulamazsak başka yerlere de bakacağız'' dedi.

Okulun kütüphanesinde ne bulabilirdik ki? Bizim işimize yarayacak bir kitap olduğunu hiç sanmıyordum.

''Merve bu okulun kütüphanesinde bir şey bulabileceğimize emin misin?'' dedim merdivenleri hızla çıkarken.

''Lütfen kütüphanemizi küçümseme özellikle de sevgili meleklerim benim için buraya bir kaç tane özel kitap getirmişken. Ne olursa olsun seni şatomuza götüremezdim kusura bakma'' dedi.

Anladım kendi kitaplarından faydalanacaktık. Ama haklıydı ne de olsa ben yine de bir şeytandım. Lanet olsun.

''Anlıyorum. Bakmıyorum tabii ki sizde haklısınız. Neyse önemli olan bir şey bulabilecek miyiz? Fazla zamanımız kalmadı Merve. Her an atağa geçebilirler. Gerçekten korkuyorum. Anlıyor musun?''

''Anlıyorum tabii ki Eğmen merak etme bir yol bulacağız. Olmadı seni melek yaparız''

Ben şok olmuş bir ifadeyle ona bakakaldım.

''Şaka şaka. Tabii ki öyle bir şey yapamam'' dedi muzip bir ifadeyle. Ama olabilseydi güzel olurdu.

''Çok komiksin Merve. Ama bir an için heyecanlandığımı söylemeliyim. Her şey daha kolay olurdu belki. Benim için, Melis için'' dedim.

''Belki de… Ama böyle bir şansımız yok. Ama sınırları zorlayacağız. Hah işte şurası... Gel bu taraftan'' dedi.

Okulun üçüncü katına çıktığımızda kapıdan içeri girdik aslında buraya hiç dikkat etmemiştim. Belki de Melis kütüphane hiç girmediği içindir. Okula geldiğinde bir an önce derslerden kurtulup hemen eve gitmek için uğraşırdı. Ama burası oldukça büyük bir yerdi. Ve yüzlerce kitap vardı. O sırada aklıma bir şey geldi.



''Bizim de aslında bir melek olduğumuzu biliyorsun değil mi?'' dedim.

''Biliyorum ama onların üzerinden çok şey geçti. İblis boş durmuyor ve bizde tabii. Ateşten yaratılmış olsakta, sizden çok daha üstün özelliklere sahibiz. Ve yaratılmamızın özelliğini siz taşıyorsunuz biz değil'' dedi.

''Anladım. Yani bizim özelliklerimizi zaten biliyorsunuz ve özellikleriniz ona göre ayarlanıyor. Değil mi?'' dedim. Sadece merak etmiştim.

''Eğmen fazla soru soruyorsun. Bunlar artık seni ilgilendirmiyor. Başka şeyler düşünebilirim. Ne de olsa sen bir şeytansın'' dedi kaşlarını çatarak. Ah yanlış anlamıştı.

''Sadece merak etmiştim. Lütfen aklına başka bir şey getirme'' dedim.
''Neyse... İkinci kısma bakacağız önce. Bizimkiler oraya yerleştirmişler. Hadi gel'' dedi.

Onu takip ediyordum. Yüzünden heyecanı okunuyordu. Bizim için gerçekten bir şeyler yapmak istiyordu. Çok şanslıydık her şeyden önce böyle bir dosta sahip olduğumuz için. Onu gerçekten seviyordum. Bize yardım edemese bile sevecektim. Parmaklarını kitapların üzerinden hızla yazılarını okuyarak geçiriyordu.

''Hah. İşte buldum. Al sen buna bak''

Raftan bir tane kalın bir kitabı çıkararak bana uzattı. Kitabı elime aldım. Yüzümü buruşturdum. Çok kalındı.

''Ben de buna bakacağım'' dedi ve yüzünü bana çevirdi.

''Yüzünü buruşturma Eğmen muşmula gibi. Sen hiç kitap okudun mu hayatında?''

''Sanırım evet bir iki kere…'' dedim utanarak. Benim böyle şeylerle işim olmazdı.

''İnanmıyorum. Neyse o zaman bu da üçüncü kitap hadi hemen aç ve okumaya başla'' dedi emir veren bir ses tonuyla.

''Emriniz olur hanımefendi.''

''Eğmen. E hadi'' dedi. Ve kendisi çoktan bir masaya geçip sandalyeye oturdu. Kitabı açtı ve okurken yanındaki sandalyeyi de benim için çekti. Usulca yanına gittim ve bende oturdum. Kitabı masanın üzerine koydum. Kitabın üzerinde -Haris- yazıyordu.

''Haris'' dedim fısıltıyla.

''Arapça da şeytan demektir. 'bekçi' anlamına gelir'' dedi. Bilmiş bir tavırla.

''Biliyorum. Eski zamanda bu ismi çok kullanmıştık'' dedim.

''Sizin bekçi olduğunuzu düşünüyoruz'' dedi başını şimdi bana çevirmişti.

''Neden?''

''Çünkü siz sadece insanlara görünüyorsunuz ve günah işletiyorsunuz. Bir nevi günah bekçileri gibi bir şey…''

''Hımm. Belki bilemiyorum. Biz yardımcı olarak biliyoruz.''

“Neyse hadi oku daha açmamışsın bile.''

''Tamam'' dedim ve kitabın sayfalarını karıştırmaya başladım. Şeytanların neden yaratıldığı? Cinlerin de şeytanlardan olduğu? Şeytanlar insan olmak ister miydi? Birden duraksadım ve bu yazıyı tekrar okudum. Şeytanlar insan olmak ister miydi? Bu bana Melis'in bugün düşüncelerini hatırlattı. 'Her normal insan gibi'

''Biliyor musun bugün Melis'e seninle buluşup bir yol bulacağımızı söyledim. Böyle yaşayamayacağımızı da 'her normal insan' gibi yaşamak isteğini geçirdi aklında. Sence benim insan olabilme şansım var mı?'' dedim. Bu çok saçmaydı ama bir umut…

Bir den başını okuduğu kitaptan kaldırdı ve bana çevirdi. Beyninde düşünceler dolandığını biliyordum.

''Bilmiyorum Eğmen böyle bir şeyle hiç karşılaşmamıştım. Mucize denen şey gerçekten var. Bilmediğimiz birçok varlık var. Bir sürü mucize var. Şu an için bir şey söyleyemiyorum. Ama belki de olabilir. Bana bir dakika ver'' dedi ve Kütüphanedeki bilgisayarlardan birinin başına geçti. Bende kalkıp yanına gittim.

Bilgisayarı açtı. Hiç konuşmadan bir sürü şey yazdı. Sayfaları teker teker okuyor bir şeyler bulmaya çalışıyordu. Birçok sayfa İbranice yazılarla doluydu. Kitap okumasam bile dünyanın birçok ülkesinde görev yapmıştık.

''Biz ateşten yaratıldık. Sen de ben de. Ama ateş bizi yakabiliyor. Canımızı acıtabiliyor. Bunun için biz de sizin ateşinizden korunmak için topraktan, sudan, faydalanırız. Nurdan faydalanırız bunları hepsi mucizedir bence''

Bir yandan konuşuyor bir yandan araştırmasına devam ediyordu.

''Bizler de ruh yoktur Merve. Sadece nefis vardır. Ve biz bu nefsimizi her zaman kötü meşgalelerle tatlandırırız ve bundan zevk duyarız. Tabii bu şimdi benim için geçerli değil. Ruh olmaması lazım ama ben aşık olabiliyorum. Ve...Ve... Ağlayabiliyorum... Nasıl başardım bilemiyorum ama ağlayabiliyorum...''

''Ne ağlayabiliyor musun?” Dedi şaşkın bir sesle.

''Evet. Olmaması lazım biliyorum ama…''

''Bu çok garip Eğmen aşık olmanı zaten anlamıyordum ama ağlayabilmen… Çok garip'' dedi ve başka bir şeyler daha yazdı. Sonra karşısına çıkan yazıyı okudu ve birden gözleri ışıldadı. Ve bana bakışında bir şey bulduğunu anlamıştım. Birden hızla yazılan yazıyı okumaya başladı.

''insanlarda hem irade, hem nefis, hemde ruh vardır
öyleyse insanı diğer mahlukattan üstün kılan ruhdur"

İblis bu gerçeği çok iyi bildiği için yazılı tüm kaynaklardaki gerçeğin, emanetin ruh olduğunu gizlemek için kendisinin de bir melek olduğu... Yalanını ortalığa yaymışdır... Bkz. Seda
Dedi.

''eeee'' dedim. Anlayamamıştım.

''Eğmen anlamıyor musun? Ruh sadece insanlarda vardır değil mi? Ve bu da senin de insanlar gibi ruhun olduğunu düşünmemizi sağlıyor. Aşık olman, ağlayabilmen ve artık şeytani özelliklerini taşıyamaman. Semi, basar ve fuad” dedi.

''Ne demek bunlar?''

''Semi: Kalbin işitme hasası..
basar: kalbin görme hasası..
Fuad: kalbin idrak etme hasası.."

''Yani?''

''Senin ruhun var Eğmen. Kalbin var. Sanırım… Sanırım... Sen insana dönüşüyorsun. Bu saçma gibi geliyor ama başka açıklaması yok bunun'' dedi ve o anda dondum kaldım. Olabilir miydi gerçekten? Böyle bir şey var mıydı? Ne kadar süre öylece durdum bilemiyorum ama Merve'nin beni sarsmasıyla kendime geldim..

''Eğem kendine gel lütfen... Evet, bu şok edici bir olay ama benim bunu araştırmam lazım. Sende Melis'in yanına git ama ona şimdilik bir şey söyleme yanılıyor da olabilirim'' dedi.

Kulaklarım uğulduyordu... Söylediklerini yarım yamalak anlayabiliyordum. Melis geliyordu sürekli gözlerimin önüne. İstedikleri, istediklerimiz gerçek olabilmenin verdiği umut vardı. İçimde bir şeylerin kıpırdadığını hissediyordum..

''Aşk… Eğem, Aşk... En büyük mucize... Sanırım Melis'i gördüğünde ona hissettiklerin… Bilemiyorum ama... Eğer bilim adamlarının söyledikleri doğruysa, bir sıvı salgılanıyor… Belki insanlarda olduğun gibi seninde bünyene aynı sıvı salgılanmış olabilir. Şeytanda olsan sen bir erkeksin ve bu sıvı yaradılışına ters tepki vermiş olabilir. Şimdilik bir şey söyleyemem ama bunu araştıracağım... Melis'e hiç bir şey söyleme sakın. Bilmiyoruz bunlar sadece teori. Duyuyor musun beni? Aşık şeytanı'' dedi gülümseyerek.

Belli belirsiz bir gülümsemeyle başımı salladım. Eğer burada okuduklarımız, teorilerimiz doğruysa artık Melis’ in hayallerini, hayallerimi gerçekleştirebilirim. Ona sonsuz mutluluk verebilirim.

''Ben ne yapacağım sizinle ''dedi sırıtarak. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu...

''Başımın belaları''dedi..

''Gerçekten bela olduk başına'' dedim espriyle karışık.

''Benim için bir zevk'' dedi.

''Eee hadi ne duruyorsun. Hemen gidelim. Herkes işinin !!! Başına'' dedi göz kırparak. Biliyordu ki benim Melis'ten başka işim yoktu..

''Memnuniyetle'' dedim heyecanlanmıştım. Hızla merdivenleri iniyorduk. Merve'nin yanında olmaktan artık o kadar rahatsızlık duymuyordum. Belki de gerçekten insana mı dönüşüyordum. Hala inanasım gelmiyordu... Ama daha hiçbir şey belli değildi. Kendimi boş hayallere kaptırmak istemiyordum.

Melis’ i de umutlandırıp sonra hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum. Her şeyi kesin olarak öğrenip sonra sonsuz mutluğun tadını çıkartabilirdik. Her şey ama her şey değişebilirdi artık. Nihayet benim de hayatımda bir şeyler yoluna girmeye başlamıştı. Artık benim de hayatıma güneş doğmaya başlamıştı.


Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkür ederiz. Eleştirilere açık olduğumuzu hatırlatırız.

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 02 Haz. 2010, 12:43

sonunda kavuşabilme ihtimalleri var çok güzel çok sevindim Smile sevgi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 10 Haz. 2010, 13:34

Bu bölümde ve yayınlayacağımız bir kaç bölümde sizlere değişiklik olsun diye müzik eşliğinde hikayemizi okumanız için aşağıda bir link gönderiyoruz. Linki sağa tıklayıp yeni sekmede yada yeni pencerede açmanız yeterlidir. Müzik eşliğinde hikayemizi okuyabilirsiniz. :Rose:

Not : Müzik dinleyerek hikaye okuyamıyorsanız boşverin gitsin Very Happy

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

22. Bölüm [Melis]
Ayrılık

Birden odada bir kahkaha sesi duydum. Ben bu iğrenç kahkaha sesini ne yazık ki tanıyordum. Bu Feyza idi. Lanet olsun! Yine gelmişlerdi...


“Merhaba canım! Bizde az önce geldik. Seni çok özledik…! Bir baktık Eğmen’ de burada onun gitmesini bekledik. Malum bizi kıskanıyor. Senin yanında istemiyor. Sanki seni yiyeceğiz” dedi ve iğrenç bir kahkaha daha attı. Bu kadın sinirlerimi bozuyor, midemi bulandırıyordu.

“ Ne istiyorsunuz bizden? Neden artık rahat bırakmıyorsunuz?” dedim bağırmaya çalışarak. Ama ailemin duymasından korkuyordum.

“Hemen sinirlenme tatlım” dedi Mehmet. Eliyle yanağıma dokunmaya çalıştı. Hemen elimle ittim.

“Bana yaklaşma!” dedim sinirli bir şekildi.

“Merak etme tatlım. Mehmet bana ait. Sana bir şey yapmaz” dedi. Çok iğrençti şu Feyza. Aynı iğrençliğiyle konuşmaya devam etti

“ Hem bize teşekkür etmen lazım… Biz sizin için geldik. Yüce konseye gitmeyi sevgilini ikna…- “ devam ediyordu ama daha fazla dinleyemeyecektim. Sözünü kestim

“Eğmen’den ve benden uzak durun! Tamam mı? Bize hiçbir şey yapamayacaksınız. Biz birbirimizi seviyoruz. Belki Rüzgar’la beni kandırdınız, benimle oyun oynadınız sizi inandım ama bu sefer Eğmen gerçek ve o beni seviyor. Çok mutluyum bu mutluluğumuzu da artık oyunlarınızla bozamayacaksınız! Anlıyor musunuz? Bozamayacaksınız! Sizin söylediğiniz hiçbir şeye inanmayacağım” dedim bağırarak. Artık dayanamıyordum yaptıklarına, söylediklerini kaldıramıyordum. Beni mutsuz edip yok etmeleri umurumda bile değildi. Ben Eğmen’i seviyordum onunda beni sevdiği gibi….
Feyza bu sözlerimi şaşırarak dinledi sonra o iğrenç sesiyle bir kahkaha bastı

“Demek bizim küçük Eğmen’in içinde yine biraz dahi olsa şeytanlık kalmış” dedi ve yine güldü. Buda ne demekti? Ne demek istiyorlardı?

“Ne saçmalıyorsun sen?” dedim

“Bizim Eğmen sana bazı gerçekleri söylememiş diyorum.”

“Ne gerçeğinden bahsediyorsunuz”

“Rüzgar aslında Eğmen’di! O Rüzgar kılığında karşına geçmişti. Biz bunu yaptığını anlayınca sana acı çektirmek için küçük bir oyun oynamıştık. Rüzgar’ ın bizim uydurduğumuzu söylemiştik. Anlaşılan oyunumuzu bozmak istememiş. Bizim küçük şeytan” dedi ve yine güldü.

Söylediği her kelime beynimde şimşek gibi çakıyordu. Rüzgar aslına Eğmendi… Oyun oynadık… Eğmen devam etti… Rüzgar, Eğmen… Bu olamaz! Hayır Eğmen bunu bana yapmaz… Bana asla yalan söylemez… Kendine gel Melis aklını karıştırmalarına izin verme.

“Hayır size inanmıyorum. Yine bana oyun oynuyorsunuz. Beni mutsuz etmek için uyduruyorsunuz bunları. Ama bu sefer size inanmayacağım. Beni mutsuz edemeyeceksiniz, acı çektiremeyeceksiniz! Ne söylerseniz söyleyin size inanmayacağım… Sizden nefret ediyorum... Gidin artık hayatımdan, gidin…” hiç nefes almadan içimdeki kini kusuyordum yüzlerine.

“Git Eğmen’e sor o zaman” dedi Feyza.

Artık onları dinlemek onlara cevap vermek istemiyordum. Hemen koşarak odamdan çıktım. Neyse ki bu sefer beni takip etmediler. Benim hemen Eğmen’i bulmam gerekiyordu. Bu söylediklerinin yalan olduğunu biliyordum ama bir kez daha Eğmen’ in ağzından duymam lazımdı. Bunu duymam lazımdı inanmamış olmama rağmen yine de tek bir sözü kalbimde sızlayan bir köşeyi de rahata kavuşturacaktı.

Evdekilere ben çıkıyorum merak etmeyin erken gelmeye çalışırım dedim ve hızlıca evden çıktım. Bir an önce onları bulmam lazımdı. Merve ile okula gideceklerini söylemişlerdi. Hemen okulun oraya gittim. Eğmen ile beraber okulun bahçesinden çıkıyorlardı. Nefes nefese hemen yanlarına gittim. Merve ve Eğmen endişelendiler ve hemen Eğmen

“Ne oldu hayatım bir şey mi oldu? Geldiler mi? Yoksa sana bir şey mi yaptılar?” dedi endişeli bir şekilde

“Evet sevgilim geldiler ama merak etme bir şey yapmadılar. Seninle konuşmam lazım” dedim. Merve’de hemen benim zaten kütüphanede biraz daha işim vardı. Ben buralardayım” dedi ve gitti. Nihayet baş başa kalmıştık…

“Eee hayatım ne konuşacağız” dedi Eğmen.

“Sana bir şey soracağım ama lütfen bana dürüst ol olur mu?” dedim. Eğmen şaşırmış bir ifadeyle bana baktı.

“Tabii ki sana karşı dürüst olacağım. Her zaman böyle davranmadım mı?” dedi

“Evet biliyorum hayatım ama bu soracağım soru benim için çok önemli. Emin olmak için sordum sadece” dedim

“Merak ettim doğrusu neymiş bu kadar önemli olan bu soru?” dedi

“Ben az önce Feyza ve Mehmet’le karşılaştım. Bana bir şey anlattılar. Onlara inanmadım ama gerçek olup olmadığını bir de senin ağzından duymak istedim” dedim ve sustum. Neden bilmiyorum ama sormaya korkuyordum. İçimde tuhaf bir his vardı. Daha sormadan kalbim acıyordu. Sanki alacağım yanıt… Aklıma dahi getirmek istemiyordum.

“Canım kendi içinde savaşmayı bırak da ne olduğunu söyle! İnan bana merak ettim seni bu kadar endişelendiren şeyin ne olduğunu” dedi. Bütün gücümü kullandım ve gayet ciddi bir şekilde

“Rüzgar aslında sen miydin?” dedim.

Gözlerinin içine bakıyordum. O bu sözümü duyunca birden dondu. Gözlerinde korku, endişe belirdi. Uzun bir sessizlik oldu sanki ne diyeceğini bilemiyordu. Bende bir şey söyleyemiyordum içimden Tanrı’ya dua ediyordum -ne olur Tanrım bunların hepsi yalan olsun. Eğmen’im böyle bir şey yapmamış olsun- Ondan cevap bekliyordum. Eğmen’in se yüzünde pişmanlık belirdi. Ay yüzüne keder düştü ve sonunda

“Melis bak ilk önce beni dinlemelisin” dedi. Buda ne demekti. Neden böyle bir sözle başladı cümleye. Yani söyledikleri doğrumuydu?

“Bana doğru olup olmadığını söyle Eğmen” dedim

“Doğru ama beni dinlemelisin” dedi.

Şok olmuştum. Kalbim durmuştu. O an hiçbir şey düşünemez olmuştum ne kadar süre öylece boş boş durduğumu hatırlamıyordum. Kendime geldiğimde Eğmen’in yüzünde ağlamaklı ifade olduğunu gördüm.

“Bunu bana nasıl yaparsın? Benimle nasıl oyun oynarsın? Ben oysaki… ben seni sevmiştim… sana güvenmiştim... Beni sevdiğine inanmıştım... Bir şeytana inanmıştım” dedim şeytan kelimesini vurgulayarak. Benim yandığım kadar asla yanamazdı ama içinde küçük bir yara açmak umuduyla söylemiştim..

“Beni dinlemelisin” dedi kısık bir sesle. Sanki konuşmaya hali yoktu. Yıkılmıştı... Üzülmüştü… Gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Yanaklarımdan yavaş yavaş süzülmeye başlamıştı. Akmalarını istemiyordum. Onun yanında üzgün olmak, yenilgiye uğramış mağdur olmak istemiyordum. Onu mutlu etmek istemiyordum. Güçsüz olmak istemiyordum. Ama yine de en berbat şekilde güçsüzdüm işte. Bir yandan zorlukla konuşmaya çalışıyordum ona içimden geçen her şeyi söylemek istiyordum. Bütün nefretimle,

“Çok güzel rol yapıyorsun. Seni tanıdığımı sanmışım. Yanılmışım. Bu kadar incittiğiniz yetmiyor mu? Sana inanmıştım… Seni sevmiştim… Senin olmuştum” son sözlerimi sessiz söylemiştim. Bu sözler ağzımdan çıkarken yıkılmıştım. Ona o kadar inanmış o kadar sevmiştim ki. Hiçbir şey düşünmeden bir şeytanla birlikte olmuştum. Kendimi toplamaya çalıştım. Onu sevindirmeyecektim. Konuşmaya devam ettim

“Artık şeytan değil, benim koruyucum olmuştun. Yanılmışım! Beni rahat bırakın artık. Amacına ulaştın beni bir kez daha yıktınız, mahvettiniz… Senden nefret ediyorum anlıyor musun? Nefret!. “ dedim ve gözyaşlarımı artık tutamıyordum, pınar olmuştu.

Kokusunu duymak varlığını hissetmek beni daha da içinden çıkılmaz bir duruma sokuyordu. Bir an önce uzaklaşmam gerekiyordu… Ondan milyonlara kilometre uzaklara gitmek istiyordum. Koşmaya başladım hızlıca koşuyordum ama nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece koşup oradan uzaklaşmak istiyordum. Gözyaşlarım yüzümü yıkıyordu. O kadar çok ağlıyordum ki ağlayarak içimdeki bütün nefreti gözyaşlarımla yıkayıp yok etmek istiyordum…

Birden durdum nefes nefese kalmıştım. Etrafıma baktım ormana koşmuştum. Şimdi anlıyordum ne yapmak istediğimi. Uçurumun kenarına gidip bütün yaşadıklarımın düşünecektim.

Düşüş, hayattaki düşüş, yıkılma, bana ne kadar da yakışıyordu. Hep böyle olmamış mıydı? Yine uçurumun kıyısındaydı bu değersiz beden. Bir zamanlar değerine değer katan sanılan aslında hiç bir zaman anlamsız olan bu ruh, bu beden yine uçurumun kıyısındaydı. Aslında hep oradaydı ve ben hiç anlamamıştım. Ayağım takılmıştı, tökezlemişti ama ben anlamamıştım, yanılmıştım birinin elimden tuttuğunu sanmıştım.

Yere hızla çakılmak yerine tatlı bir rüzgarın esintisine kapılmıştım, çiçek kokularını taşıyan yere yaklaşan her bir santimde daha çok vuruyordu yüzüme rüzgarın tatlı esintisi ve ben nerede, kiminle olduğumu asla anlayamamıştım. Şimdi biliyordum. Ne acıydı bilmek, ne acıydı gerçeğin farkına varmak. Hala inanmaya razıydım belki de şu saniye... Yere çakılmıştım sertçe. Canım yanmıştı. Hiç yanmadığı kadar yanmıştı. Gökyüzünde uçtuğumu sandığım sahte kanatlarımı kırmıştım. Kırmıştım ve bir daha asla yerine gelemeyecekti… Bir daha asla uçamayacaktım… Bir daha asla güneşi göremeyecektim..

Koşmaya başladım. Koştum, koştum, koştum ve uçurumun kenarına giderken orada birinin beklediğini gördüm.

Resim
Bu Pelin’di! Yaa her zaman olur olmadık yerde karşıma çıkmak zorunda mıydı? Ben hiç yanlız kalıp düşünemeyecek miydim? Biraz daha dikkatli bakınca Merve’nin de yanında olduğunu gördüm. İkisi birden yavaş yavaş yanıma gelmeye başladı.

Pelin sonra olduğu yerde durdu. Merve yanıma gelmeye devam etti. Anlaşılan Pelin Merve ile beni yalnız bırakmak istiyordu. Merve yanıma yaklaşmasını beklemedim koştum ve ağlayarak boynuna sarıldım… Öyle sıkı sarılmıştım ki canımın acısını onda hafifletmek istiyordum. Ama nafileydi... Bu acı geçebilir miydi? Ben bir daha kendim olabilir miydim?

“Merve canım arkadaşım, meleğim… Biliyor musun hepsi bir oyunmuş? Eğmen aslında Rüzgar mış beni kandırmış. Benim duygularımla oynamış. Bunu bana nasıl yapar ben onu deli gibi sevmiştim” dedim ve hıçkırıklarla ağlamaya devam ettim… Merve saçlarımı okşayıp

“Canım biliyorum bu senin için anlaşılmayacak bir şey ama keşke Eğmen’i dinleseydin. O da seni seviyor. İnan bana o da şu an senin gibi perişan durumda” dedi. Bunu bana nasıl söylerdi. Eğmen’i bana nasıl savunurdu? Hele bunca yaptığını öğrendikten sonra… Bana yaşattığı bu acıdan sonra onun için nasıl bu kadar iyi niyetli olabilirdi?

“Bak hayatım ben senin meleğinim değil mi? Senin üzülmeni ya da hayal kırıklığına uğramana sence izin verir miyim? Bence Eğmen’i dinlemelisin. Ne olursa olsun o bunu hak ediyor” dedi

“Hayır! O hiçbir şeyi hak etmiyor. Ne dinlenmeyi… nede sevgimi…” dedim

“Senin bu hareketin yüzünden Eğmen aptalca bir şey yapabilir. Bunu iyi düşün! Şimdi benim yanlış bir şey yapmadan Eğmen’i bulmam lazım. Sende Pelin’le burada kal ve iyice düşün” dedi ve döndü tam gidiyordu ki arkasından

“ Eğmen’in yapacağı tek şey, Feyza ve Mehmet’in yanına gidip bu olayı kutlamak olur” dedim. Merve arkasını döndü bana ters bir bakış attı. Ne demek istediğini anladım ama bende ona bana ne der gibi omuz silktim hiç konuşmadık. Döndü ve Eğmen’i bulmaya gitti.

Bende yerime uçurumun kenarına...

Yazarlar: Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 10 Haz. 2010, 13:37

seher demiş ki:
sonunda kavuşabilme ihtimalleri var çok güzel çok sevindim Smile sevgi

Seher'cim tşk Sayende hikayeyi yayınlamaya devam ediyoruz. Wink
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 10 Haz. 2010, 19:36

asıl ben teşekkür ederim yayınladığınız için devamını en kıa zaman da bekliyorum Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Bugün 13:49

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
3 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilightfan_ TR :: HAYRAN ÇALIŞMALARI :: Hikaye veya Şiirleriniz-
Buraya geçin: