Twilightfan_ TR
Aileye Hoşgeldiniz
Twilight Efsanesiyle ilgili herşey burada


Giriş yapın yada Üye olun
Böylece resimleri, Videoları ve linkleri görebilirsiniz.

Twilightfan_ TR

Alacakaranlık Efsanesi İle İlgili Herşey. Filmler, kitaplar, oyuncular hakkında en güncel konular ve çok daha fazlası...
 
AnasayfaHoşgeldinizSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
YazarMesaj
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 14 Ocak 2010, 10:16

10.BÖLÜM 1. Kısım
Eğmen'nin ağzından


Asırlardır süregelen varlığımda bildiğim tek şey yaptığım iş, yani bana verilen görevdi..
Ve ben görevimi her zaman büyük bir zevkle yerine getirmiştim. İnsanların hayatlarına bir anda zehir gibi girip tüm yaşamlarını alt üst ediyor, zehrimizi yayıyorduk…-duk- çünkü bu işi tek başıma yapmıyordum. Her zaman bir grup oluştururduk. Ben grubumdan oldukça memnundum. Feyza ve Mehmet. Mehmet bizim liderimizdi. Onun sözünden asla çıkamazdık. Ama nedense hep Feyza’nın dediği olurdu. Bunu hiç bir zaman anlayamadım…

Seçilen insanların hayatları boyunca onlara zamk gibi yapışıp kalırdık. Ta ki ruhları toprakla bir olup, etleri böcekler tarafından yenilene kadar. İşimi seviyordum… İnsanların karşısına ilk çıktığımızda gözlerindeki ürkek titremeler beni her zaman mutlu ediyordu. Ve daha sonra onları hiç terk etmeyeceğimizi anladıklarında bazen alışkanlık,n bazen isyankarlık, bazen de sadece toprakla bir oluyorlardı.

Bulaştığımız insanların sonu ya bir akıl hastanesinde ya da bir çukurda bitiyordu ve üzerine toprak çekiyorlardı… Bazen bize dayanamayıp intihar ediyorlardı ve biz başka birine musallat oluyorduk… Benim için bu durum hiç sorun değildi. Herkes aynıydı… Eski çağlara göre şimdi daha iyiydi. Eskiden insanlar, bizi gören insanları büyücü olarak adlandırıp yakıyor veya çarmıha gerip içindeki cini çıkartıyorlardı. Komik.

Bu çok çabuk olur ve hemen yeni birini seçerdik. Şimdiki zamanda ise bulaştığımız insanları doktorlara götürüp, her hangi bir psikolojik rahatsızlık tanısı konup, sadece akıl sorunları olan bir insan oluyorlardı. Bu daha iyiydi. Bizleri kimi zaman cin, kimi zaman şeytan, kimi zaman semum ve bunu gibi şeylerle de adlandırıyorlardı. Bazen cinci hocalardan bazense kendisini büyücü sanan şarlatanlardan yardım alırlardı… Tabiî ki bir yararı olmazdı. Biz ne cindik ne şeytan! Zaten şeytanı bu kadar kolay alt edilebilecek bir varlık değildi. Biz sadece şeytanın yardımcılarıydık! Onun kendine görev bildiği bu yolda ona sadece yardım ediyorduk. İnsanlara kötülük yapmak ve yaptırtmak. Ve cehenneme yanması için bir insan daha kazandırmak. Evrenin sonu gelipte kıyamette ne olacağını ise bizde henüz bilmiyorduk. Sonumuz meçhuldü…

Çeşitli işkenceler yaparak insanların görüleri ve bilinçleriyle oynamak bana her zaman haz veriyordu. Onların rüyalarına girmek, hayatlarını cehenneme çevirmek, onlara farkında olmadan istediğimizi yaptırmak gerçekten kolaydı…

Birde insanları koruyan melekler vardır. onlar ezeli düşmanlarımız. biz nasıl inandığımız şey için savaşıyorsak onlarda bizim kötülük yaptırdığımız insanları iyi olma yolunda ilerletiyolar. Onlara destek oluyorlar. Onların özellikleri bizim yaktığımız şeyleri bakışlarıyla söndürebiliyorlar ve istedikleri zaman bize dokunup bizleri dondurabiliyorlar. Ama biz onlardan her zaman bir sıfır öndeydik. Çünkü onlar melek olduklarını söyleyemiyorlar. Anca yardım ettikleri insanlar kendileri öğrenirlerse öğrenebilirler. Ama biz istediğimiz zaman istediğimiz şeyi yaptırabilir istediğimiz zaman karşılarına çıkabiliriz.

Ve bir gün son musallat olduğumuz yaşlı bir beyefendi en sonunda dayanamayıp bulunduğu binanın çatısından atlayarak hayatına son vermişti. Açıkçası onunla uğraşmak çok sıkıcıydı. Fazla tepkisizdi… Ayrıca gözleri de görmüyordu.

‘’Evet. Bu da toprakla bütünleşti... Sıra yeni görevde.’’dedi. Mehmet.

‘’Evet yeni bir beden. Taze taptaze. On iki yaşında bir kız ve çok fazla güzel.’’dedi Feyza. Güzel derken yüzünü buruşturdu. Kadın yaratıkların doğası belki de her zaman aynıydı. Ne olarak yaratılmaları önemli değildi. Ama o daha on iki yaşında küçük bir kızdı. Bu demek oluyor ki ya hemen bitecek bir iş. Ya da uzun yıllar sürecek. Çünkü daha çocuktu. Bu kızı neden seçtiklerini anlamadım. Zaten bir önemi de yoktu. Bazen sıkılıyordum. Hayatlarına gireceğimiz insanların karşısına oyunlarla çıkmak bana zevk veriyordu ve heyecanlandırıyordu. Bu insan hem bir çocuk hem de oyun oynanacak harika bir yerdeydi. Bir ormanda. Onlara küçük bir oyun oynamayı önerdim. Kabul ettiler ve bana bıraktılar.

Saklambaç oynuyorlardı. Saklanmak için bir ağaç kovuğuna girmeyi düşünüyordu. Hemen aklıma geldi ve oraya ışıltılı bir kolye yerleştirdim, tabii ki hayali. Seçtiğimiz insanlar istediğimiz şeyleri görüp, duyabiliyorlardı. Buda işin en eğlenceli kısmıydı.
Kızın ismi Melis’ti Uzun sarı saçlarının arasına kahve tonları yerleşmiş. Masmavi gözleri vardı. Kolyenin üzerine bundan sonra seninleyiz yazısını yerleştirdim.

‘’Çok çocukça.’’ dedi Feyza. Ona sert bir bakış attım. Her şeye burnunu sokuyor canımı sıkıyordu.

‘’Rahat bırak.’’dedi Mehmet. Feyza’da başını çevirdi. Küçük kız kolyeyi eline aldı ve yazıyı okudu. Anında elinden çektim. Şaşkınlığın ve korkunun yüzüne yayılmasını izledim. Mavi gözlerini kocaman açtı. Hiç bir şey olmamış gibi arkadaşlarının yanına kaçtı. Ama koşarken korkudan ayakları titriyor ve sürekli tökezliyordu. Buna güldüm. Ama çok fazla eğlendiğimi söyleyemezdim.,. Aslında her seferinde eğlenirdim.

Sonra rüyalarına girmeye başladık. Bizi onun hayata geri getirdiğini söyledik ve en sonunda kendimizi belli ettik. Bana diğerlerinden daha farklı bakıyordu. Belki de onlara göre genç görünümlü olduğum içindir. Bizi bir aile sanıyordu. Anne, baba, çocuk olarak görüyordu. Bizde böyle devam ettirdik. Ailesi onu çok seviyordu.

Doktorlara götürdüler tabii ki yine psikolojik bir hastalık teşhisi kondu. Bu doktorlar işin içinden çıkamayınca hep aynı şeyleri yapıyorlar. Aradan bir kaç yıl geçti. Melis artık onaltı yaşında genç ve güzel bir kız olma yolunda ilerliyordu. Ona fazla zarar vermek istemiyordum. Yaşı küçük diyemiydi bilmiyorum. Ve onun bir koruyucusu vardı. Bir melek. Sınıf arkadaşı Merve. Melis’in en yakın arkadaşı rolünde onu bizden korumaya çalışıyordu. Merve, Melis’e melek olduğunu söyleyemediği için onun yanındaykende istediğimizi yaptırabiliyorduk. Buna içten içe seviniyordum. Ne diyorum ben?

Bir gece Mehmet rüyasına girdi niyeti kardeşi Emre’yi öldürtüp. Onun acılar içinde kıvranmasıydı ve ailesinin. Rüyasını izleyebiliyordum. Bu göreve fazla bir katılımda bulunmuyordum. Nedense hiç zevk almıyordum. Sıkılmış mıydım? Bunun nedeni neydi?

Aslında Feyza ve Mehmet’e artık sinir olmaya başlamıştım. Değişen hiç bir şey yoktu. Onlar aynı şekilde büyük bir memnuniyetle görevlerini yerine getiriyorlardı. Benimde böyle yapmam lazımdı ama istemiyordum. Onlara engelde olmuyordum. Olmamam lazımdı.

Mehmet karanlık bir sokakta Melis’in peşinden gidiyordu. Feyza onu korkutarak boğmasını sağladı. Aslında Melis farkında olmadan Emre’yi boğuyordu. Bunu ayarlamışlardı.

‘’Biraz işim var diyerek.’’ oradan çabucak ayrıldım ve Melis’in babasının rüyasına iğrenç bir yaratık olarak girdim. Sadece onu uyandırmak istiyordum. İstediğimi elde etmiştim babasını uyandırıp Emre’nin bağrışlarını duymasını sağlamıştım. Emre’yi Melis’in ellerinden kurtarmıştı. Bunu neden yapmıştım? Ne oluyordu bana böyle? Feyza ve Mehmet ne yaptığımı anlarlarsa muhtemelen savaş çıkardı. Emre umurumda değildi biliyordum. Peki neden yapmıştım?

Geri döndüğümde Melis duvara sinmiş ağlıyordu. Gözlerini bana çevirdi. Nefret dolu gözlerle bakıyordu. O bakışları içimi acıttı. Sanki kalbim bin parçaya bölündü. Gözlerine kilitli kaldım. Kendimi ayıramıyordum mavi gözlerinden. Acıyla yanan ıslak ve ağlamaktan kızarmış gözlerinden başka hiç bir yere bakamıyordum. O an anladım. Sadece onun üzülmesini istemiyordum. Neden? Ben kötüydüm böyle bir şeyi isteyemezdim. Sadece ona kötülük yapmalıydım, canını yakmalıydım. Ama bunu istemiyordum. Peki ama neden? Bu duyguyu şimdiye kadar hiç yaşamamıştım. Yaşadığım duygular sadece zevkten ibaretti, acılardan duyulan zevkten. Başka hiç bir şeyden değil.

Feyza ve Mehmet’in kendi zevklerini yaşamak istedikleri bir gün, Melis’le yalnız kaldık. Kardeşini öldürmeye çalışmasından iki gün sonraydı. Yatağına uzanmış gözleri ağlamaklı, yaptığını düşünüyordu. Bu kadar suçluluk hissetmesine, üzülmesine, ağlamasına artık dayanamadım. Kendime engel olmaya çalıştım ama yapamadım ve karşısına geçip

“Melis bu olanlardan senin hiçbir suçun yok. Bunu sana Mehmet’le Feyza yaptırdı. Ne olur artık üzülme” dedim. Gözlerindeki şoku ve merakı aynı anda görebiliyordum. Hem bunu nasıl anlamadığını, hem de bunu ona neden söylediğimi merak ediyordu.

“Tabii yaa ben bunu nasıl anlamadım! Peki sen neden bunu bana söyledin? “ dedi.



Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler

Yazarlar;Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Ptsi 18 Ocak 2010, 16:09

10.BÖLÜM
EĞMEN 2 PART

“Melis bu olanlardan senin hiçbir suçun yok. Bunu sana Mehmet’le Feyza yaptırdı. Ne olur artık üzülme” dedim. Gözlerindeki şoku ve merakı aynı anda görebiliyordum. Hem bunu nasıl anlamadığını, hem de bunu ona neden söylediğimi merak ediyordu.

“Tabii yaa ben bunu nasıl anlamadım! Peki sen neden bunu bana söyledin? “ dedi.




“Bilmiyorum dedim” ve oradan hemen uzaklaştım çünkü yanıtını bende bilmiyordum. Bende de nefret ediyordu ama o günden sonra bana sadece üzülüyordu, onların çocukları olduğumu düşündüğü için. Bu düşüncesi komikti. Aradan birkaç ay geçti. Bir gece Melis uyumuştu, yanında sadece ben vardım. O gün yine o güzel yüzüne kilitli kaldım. Ellerimle ona dokunmayı istedim. Saçlarını okşamayı, parmaklarımı yüz hatlarında gezdirmeyi ama uyanırsa bu onu korkuturdu. Neden kendimi böyle düşünceler içinde buluyordum? Bu ne demekti? Feyza ve Mehmet’te birbirlerine dokunmaktan büyük zevk alıyorlardı. Bu da onlar gibimiydi? Ama onlar birbirlerinin cinsin delerdi. Melis ise insandı. Bense sadece şeytanın bir yardımcısı. Neler düşünüyordum böyle? Nereye varmaya çalışıyordum?

Kendimi onu izlemekten alıkoyamıyordum. Onun yanında olmak ama ona zarar vermeden sadece izlemek. Melis “neden Eğmen bana her şeyi anlattı acaba, onların olduğunu nasıl anlamadım diye düşünürken” Mehmet duymuş yaptığım hatayı anlamıştı. Pişman değildim. Öğrenir öğrenmez bir hışımla yanıma gelip,

‘’Bu ne demek oluyor Eğmen açıklar mısın? Ne yapmaya çalışıyordun?’’dedi. Ne cevap vereceğimi kesinlikle bilmiyordum. Neyse ki birbirimizin düşüncelerini duyamıyorduk.

‘’Daha erken olduğunu düşündüm.’’dedim yalan söyleyerek. Neye erkendi? Ne kadar saçma bir yanıt vermiştim böyle

‘’Ne için erken eğmen.’’ Şimdi ben ne diyecektim. Melis’e söylerken bunu da düşünmem lazımdı.Birden ağzımdan,

‘’Kendisini öldürmeyi düşünüyordu. Onun için söyledim.’’diye yalan çıktı.

‘’Ee öldürsün! Bundan bize ne? Yeni görevimize bakarız bizde. Zaten bu kızla uğraşmaktan sıkıldım. Bizi artık takmıyor.’’ dedi. Evet o diğer insanlar gibi değildi. Bizle yaşamaya alışmış, kendi hayali varlıklarını yarattığını düşünüyordu.

‘’Ama ona daha hiç kötülük yaptırmadık.’’dedim yine saçmalayarak.

‘’Neyse konu kapanmıştır. Bir daha böyle bir şey duymak istemiyorum.”dedi. Hemen kafamı salladım.

Melis artık onyedi yaşındaydı. Ben hiç bir zaman ona kötülük yaptırmak istemiyordum ama Feyza ve Mehmet’e de engel olmuyordum. Onlar bunu yaparken ne kadar zevk alıyorsa bende o kadar acı çekiyor, sinir oluyordum. Ama belli etmiyordum.

Bir gece yine bizim seslerimizden bunalmış, seslerimizi kesmek için müzik dinlemek istiyordu ama cd çalarını bulamadı. Nerde olduğunu söylemek istedim ama ortaklarım buna çok sinirlenirlerdi. Sonunda nerde olduğunu hatırladı ama kulaklıkları diğer odadaydı kardeşinin odasında. Gidip almak istedi fakat kapı kilitliydi. Bir anda çıldırdı. Feyza ve Mehmet bunu kullanmak istediler ailesine zarar vermesini istiyorlardı çünkü onları çok seviyordu, en zayıf noktası buydu. Melis’in bu halleri beni kahrediyordu. İçeri girip kulaklıkları almak istedim. Bu acı hallerine dayanamıyordum üzülmesi beni çok etkiliyor ve üzüyordu. O da diğer insanlar gibiydi, bunun nedenini hala anlayamıyordum..

Melis o gece çılgına dönmüş kalp kırmıştı ve sabah bunun üzüntüsünü yaşıyordu. Üzüntüyle okula gitmek için hazırlandı ve bizde peşinden tabii. Merve yine her zamanki gibi onu bekliyordu. O seçilmişti! Melis’i korumak için ve bizi yok etmek için! Keşke bunu başarabilse. Ama bunu onun gibi yeni bir melek asla başaramazdı.

O gün Merve, Melis’in üzgün olduğunu biliyordu ve neşesini yerine getirmek için okulda olan saçma sapan bir şey anlattı. Çakıl taşları ve rüyalarla ilgiliydi. Ve bu çakıl taşlarını yastığının altına koyan kişi aşık olacağı insanı görürmüş. Melis aslında aşık olmak istiyordu ama onunla kimse ilgilenmiyordu. Bundan nedense memnundum ama o bu duruma çok üzülüyordu. Bu hikaye Melis’in neşesini yerine getirdi. Böyle bir şeyin saçmalığını düşünüyordu. Ama ders bitipte eve giderken çakıl toplamaya karar vermişti. Ne yani bunun olacağını mı düşünüyordu?

Akşam yatağına yatarken taşlarını yastığının altına koydu. Bu öfkelenmeme neden oldu. Eğer kendimi tutmasam gücümün dışarı çıkmasını engelleyemezdim. Vücudumdan ateşler çıkabilirdi. Bu beni çok sinirlendirdi. Başka bir erkeği rüyasında görmek istemesi ve onun bir erkeğe aşık olacak olması düşüncesi bedenimi yaktı, kavurdu.

O an anladım Melis’e neden üzüldüğümü neden onun canını yakmak isteyemediğimi. Neden her dakika yanında olup ona dokunma dürtüsü ile savaştığımı. O an anladım, ben ona aşık olmuştum. Bu duyguyu daha önce hiç yaşamadığım için ne olduğunu fark edememiştim. Güzelliğine kapılıp gitmiştim ama bunun nedenini anlayamamıştım. Onu seviyordum. Ahhh bu harika şimdi ne yapacaktım? Ben bir şeytan oysa bir insan. Biz hiçbir zaman birlikte olamazdık. Biz onun gözünde, kendisinin hayatını mahvetmek için gözüken aşağılık şeytanlardan başka bir şey değildik. Ama onu çok seviyorum, deli gibi aşığım. Artık Melis’siz onsuz yaşayamam. Onun başka bir erkekle olma ihtimali bile bedenimin bin kez parçalanmasına sebep oluyor. Buna dayanamam. İçimdeki kıskançlık aleviyle.

‘’Tamamen saçmalık.’’dedim.

‘’Seni ilgilendirmez belki görürüm ne biliyorsun?’’dedi.

‘’Nasıl istiyorsan öyle yap doğruya beni niye ilgilendiriyor ki.!’’ dedim. Bedenimi alevler kaplamıştı. Görmeden anından oradan kayboldum. Feyza, Mehmet bu halime bir anlam veremediler zaten bu göreve başladığımızdan beri yaptıklarıma anlam veremiyorlardı. Bende veremiyordum ama bu akşam anladım.

İnsan kılığına girip sokaklarda amaçsızca dolaşmaya başladım. Bu olanaksız bir şeydi. Melis beni sadece bir hayal, onun hayatını mahvetmek için ortaya çıktığımız şeytanlar olarak görüyordu. Şeytan olmasam bile yardımcısıydım ve asırlardır kötülük yapıyordum. Böyle bir varlığı neden istesin ki? Ya da ben onunla nasıl bir aşk yaşayabilirdim ki? Tamamen olanaksızdı.

Kendi halime acıyarak baktım.‘’Aptal.’’dedim kendi kendime. Melis rüyasında belki de birini görecekti. Belki de onu mutlu edecekti. Ben bunları yapamazdım ki. Nasıl yapacaktım. Beynim sulanmış gibiydi. Ben sadece bir..bir..insan bile değilim ki...ona nasıl aşık olurdum. Kendi türlerim arasında da böyle münasebetler olurdu her zaman. Ama aşk değildi sadece haz duygusu. Peki ben nasıl aşık olmuştum? Nasıl? Düşünemiyordum.

Bir anda aklıma bir fikir geldi. İnsanların kılığına girme özelliğimi kullanıp yakışıklı bir genç kılığında Melis’in rüyasına girebilirim. En azından Melis’i mutlu edebilir, onunla kısacık bir anda olsa aşk yaşayabilirdim. Ellerini tutabilirdim. Evet bunu yapabilirdim en azından rüyasında. Hemen Melis’in odasına gitmek için gücümü kullanıp saniyeler içinde odasına vardım.

Ben odadan ayrılınca Feyza ve Mehmet, Melis’in yanına gitmiş Melis’le dalga geçiyorlardı. Bu beni çok kızdırdı. Melis uykuya dalınca onlar daha ne olduğunu anlayamadan. Melis’in bilincine girdim ve onu istediğim yere bir ormanlığa sürükledim….

VAKİT AYIRIP OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER

Yazarlar; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Forever.EDWARD
Site Kurucusu ve Yönetici
Site Kurucusu ve Yönetici


Paylaşım Gücü : 2234
Tür : Vampir
Yaş : 36
Nerden : Venüs- Aşk Gezegeni
Kayıt tarihi : 17/12/09
Lakap : Team EDWARD ( Edward Hastası)

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 19 Ocak 2010, 19:18

ah eğmenim ah

hayatım süperisn tşk


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Efsane alacakaranlıkta başlar şafak vaktine dek sürer ama aşk sonsuza kadar devam eder.[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.mortemsymphony-rpg.com/
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 19 Ocak 2010, 19:20

Sağol canım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 19 Ocak 2010, 19:24

10.BÖLÜM 3.PART
Eğmen


Ben odadan ayrılınca Feyza ve Mehmet, Melis’in yanına gitmiş Melis’le dalga geçiyorlardı. Bu beni çok kızdırdı. Melis uykuya dalınca onlar daha ne olduğunu anlayamadan. Melis’in bilincine girdim ve onu istediğim yere bir ormanlığa sürükledim….




Orman da yolunu kaybetmiş halde dolaşıyordu... Onu izliyordum... Korkmuştu, puslu havada etraftan gelen sesler onu daha çok ürkütüyordu. Feyza ve Mehmet, Melis’in rüyasında ne yaptığımı anlamaya çalışıyorlardı. Bir yandan homurdanıyorlardı. Melis, bir ağacın altına sindi, dizlerini karnında birleştirdi ve güzel elleriyle yüzünü kapadı. Korkmuş haliyle bile mükemmel görünüyordu. Onu biraz daha izlemek isterdim ama korkmuş hali canımı acıtıyordu… Kendimi durduramadan yanına gittim. Çok hızlı olduğum için sesimi duyamadı.

Ellerimi saçlarına doğru uzattım. Daha sonra geri çektim ve ellerimi başıma koydum. Ne yapıyordum ben? Bir adım geriledim ve sonra kendime engel olamadım ona dokunma dürtüsü beni ele geçirmişti. Eğildim ve ellerine dokundum. Ahh bu duygu muhteşemdi. Nasıl böyle şeyler hissedebiliyordum? Kendime çok şaşırıyordum. Ellerini yüzünden çekmedi, korkuyla hızlı soluklar alıp veriyordu… Benim ne olduğumu anlayamamıştı kalp atışları giderek yükseliyordu.

Ellerini yüzünden çektim. Mükemmel yüzü tam karşımdaydı, çok dikkatliydim. İçimde yanan bir volkan vardı ve ateşi dışarı verirsem onu yakabilir küle çevirebilirdim ama bu ona dokunmama engel olmuyordu. Tabii ki dikkat ediyordum ona zarar verecek hiçbir şey yapmazdım, yapamazdım. Bana hayat veren aşkımı incitemezdim.

Gözlerini sımsıkı yumdu. Karşısındaki yaratığın ne olacağını merak ediyordu… Acı çekmeden ölmek istiyordu. Onu öldürmek mi? Belki daha önceden bu zevkle yapabileceğim bir şeydi ama şimdi asla! Bir şeyler söylemem lazımdı. Ahh aptal kafam! Nasıl bir ses tonu kullanacaktım? Heyecandan hiç deneme yapmamıştım. Aklıma ilk gelen sesi denedim. Umarım etkileyici olur.

''Beni çok beklettiniz güzel bayan.''dedim. Vauvv bu ses gerçekten çok iyiydi. Gökyüzünü andıran, beni benden alan mavi gözlerini yavaş yavaş açtı. Ona içimdeki anlamsız ama taşacakmış gibi olan duygularla gülümsedim. Ahh o çok güzeldi ona dokunmak çok harika. Bu ne kadar güzel bir duyguydu… Beni benden aldı. Tüm vücudum yanıyordu sanki... Gözleri hayretler içinde açılmış kalbi çıldırmış gibi atıyordu. Benden çok etkilenmiş büyülenmişti ve beni Cehenneminin içindeki ışık olarak düşünmüştü. Ne kadar acı hem cehennemi, hem ışığı olmuştum.

Feyza ve Mehmet homurdanmalarıyla kulaklarımı tırmalıyorlardı. Ama onlara aldırmıyordum. Elimi ona uzattım, o da bana uzattı. Bunu yaparken hiç düşünmeden hareket etmişti. Duyguları bedenini ele geçirmişti. Elini kalbimin üstüne koydum. Bir kalbim yoktu! Belki de vardı ben bilmiyordum. Aşk kalpte mi başlardı? Ama kalp atışlarını iyi taklit ediyordum. Onu nereden tanıdığımı düşünüyordu. Aslında her gün beraberdik ama sana aşık olduğumu daha yeni anladım seni seviyorum Melis dememek için kendimi zor tutuyordum. Ben kendi içimde bu çatışmaları yaparken Melis şaşkınlık içerisinde

''ben mi?'' diye sordu.

Evet sen beni çok beklettin ya da ben seni çok beklettim. Ben bekleyeceğimin veya beklettiğimin farkında değildim. Bu karışıklığa aldırmadan kafamı salladım. Bu anın bitmesini istemiyordu ve bende istemiyordum.

''Neden'' dedi şaşkınlıkla fısıldayarak.

Çünkü sana aşık oldum. Nasıl olduğunu anlayamadan kendimi sana kaptırdım. Ellerini tutmak, yüzüne doyasıya bakmak, ipek saçlarını okşamak istedim ve bunun neden olduğunu hala bilmiyordum. Asırlardır böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Biz aşık olmazdık ki! Bu nasıl olmuştu? Sorusuna cevap bekliyordu. Keşke içimde fırtınalar estiren bu duygularımı ona söyleyebilseydim. Bunları beynimin içinde salise olarak düşünmüştüm.

''Çünkü aşık olduğum kızın ellerini tutamamak, sevdiğimi söyleyememek benim için artık dayanılamayacak gibiydi'' Dedim. Aslında ona aşık olduğumu daha yeni fark etmiştim. Sadece mutlu olmasını istiyordum. Feyza ile Mehmet çıldırmış gibi bağırıyorlardı.

“Ne yapmaya çalışıyorsun? Hemen buraya gel! Yoksa her şey çok kötü olacak”

Umurumda değillerdi. Şu an asırlardır ilk defa bu kadar güzel vakit geçiriyordum. Benim için gerçek onun için rüya olsa da. Bu söylediklerimin şaşkınlığı ve mutluluğuyla tek kelime konuşamıyordu. Aslında düşüncelerini duyabiliyordum ama bunları o güzel sesinden duymak harika olurdu.

''Ben..ben..seni..sen kimsin?'' diye sordu.

Bu hali çok tatlıydı. İstemsizce gülümsedim ama ben kimdim? Şeytanın yardımcısı! Benim kim olduğumu bilseydi çığlıklar atarak buradan kaçmaya çalışırdı.

''Eğmen buraya gel! Yoksa biz geliyoruz… Sana bir dakika zaman veriyorum.'' dedi Mehmet. Sesi çok derinden hırıltılı ve öfkeyle geliyordu. Rüyaya girip bu güzel anı bozdurmayacaktım.

Bana aşkı, sevmeyi öğreten bu kadınla böyle saatlerce oturmak isterdim ama artık çıkmam lazımdı.

''Şimdi gitmek zorundayım ama seni bıraktığım için çok üzgünüm! Çok yakında görüşeceğiz ''dedim ve bunu yapmayı durduramayarak elini dudaklarıma götürdüm. Bu narin, yumuşacık ellerini öpmek bir harika…

''Eğmen hemen gel diyorum! Sonun çok kötü olacak yoksa'' cırtlak sesiyle bu Feyza’ydı.

''Görüşeceğiz. Beni bekle ve unutma!'' dedim Melis’e. Bunu yapacaktım ne pahasına olursa olsun, görüp onunla vakit geçirecektim. Çok bencildim bunun farkındaydım ama artık Melis’siz yapamazdım... Ve hızla kayboldum…

''Ne yaptığını sanıyorsun sen?'' diye çıkıştı Mehmet hemen.

''Bir şey yapmıyorum sadece rüyasına girdim.''dedim.

''Ne demek bu kadar kolay mı açıklaman? Bana hemen neler olduğunu anlatıyorsun! Zaten bizimle paylaşmadığın bir şeyler olduğunu anlıyorduk. Bu görevde hiç iyi değilsin! Hiç bir şey yapmıyor ve yaptırmıyorsun! Ve şimdi o geri zekalıyı mutlu edip, iyilik yapıyorsun. Bunun tam tersi olması gerekmiyor muydu? Yoksa görevini hatırlamıyor musun?” dedi Feyza iğrenç sesiyle. Artık onların yanından olmaktan rahatsızlık duyuyordum.

“Ne olmuş? Evet biraz mutlu ettim ne var bunda?'' dedim kendi söylediğime şaşırarak. Ben ve mutlu etmeye çalışmak! Bunu söylememem gerekirdi…

''Ne?'' bunu neden yapıyorsun?'' diye sordu Mehmet.

''Bilmiyorum, İçimde çok garip duygular var anlayamıyorum. Ona zarar veremiyorum, içimden gelmiyor. Onu mutlu etmek istiyorum.'' Dedim bir solukta doğruları söyleyerek. Bunu neden yapmıştım? Belki de beni anlarlardı. Asırlar boyu beraberdik.

''Ne? Nasıl? Sen ne dediğinin farkında mısın? Bunun ne büyük bir suç olduğunun… Seni görevden alıyorum Eğmen! Artık bizimle değilsin. Ya başka bir grupla çalışacaksın ya da yüce konseye seni şikayet ederim'' dedi Mehmet. HAYIR! bu olamaz onu görmeden yapamazdım. Bunu yapamazdım. Aşkımı üzerler, ona zarar verirlerdi. Onu yalnız bırakamazdım.

''HAYIR!'' dedim karşı gelerek. Yapmamam gereken bir şeydi. Keşke yine yalan söyleseydim..

''Ne demek hayır? Karşımı geliyorsun?'' dedi.

''Onun yanından ayrılamam. Bunu yapamazsın anla beni lütfen.'' dedim

''Bizim duygularımız tek yöne çalışır. Seni anlamıyorum! Anlayamıyorum! Bu çok yanlış.. .Gitmek zorundasın!'' dedi sertçe.

''Hayır! Gitmeyeceğim. Bunu yaptıramazsınız! Ben bu görevdeyim ve asırlardır beraberiz.''diye karşı çıktım. Aşkı bulmuşken onu bırakamazdım. Melis olmadan artık ben bir hiçtim... Buna dayanamazdım…

''Gideceksin eğmen seni yok ederim.''dedi Mehmet.

''İstersen bir dene'' dedim. Tek elini havaya kaldırmasıyla birlikte duvara yapıştım. Vücudum alev içinde acıyla kavruluyordu. Tam ben ona saldırmak üzereyken. Elini Melis'e doğru yöneltti. Ahh hayır bana yapılana dayanabilirdim ama ona yapılana asla! Melis’te buna dayanamazdı. Melis’in yatağının önüne atladım.

''Buna izin veremem! Vermeyeceğim! Onun canını yakamazsın! ''dedim bağırarak.

''yapıp yapamayacağımı gayet iyi biliyorsun. Eğer ona zarar vermemi istemiyorsan şimdi git … Git ve bir daha gelme! Ya da düşüncelerinden kurtul öyle gel.'' dedi.

İki seçenek arasında sıkışıp kalmıştım. Korkuyordum… İlk defa korkuyordum ama canımın yanmasından değil, yok olmaktan değil… Aşkıma acı çektirmelerinden onsuz... Bu duyguda çok yeniydi. Çünkü her şeyi Melis’te tadıyordum. Ne yapacağımı bilemiyordum… Ondan ayrı nasıl kalırdım? Buna nasıl dayanırdım? Ama şimdilik gitmek zorundaydım.Ona zarar vermeyeceklerine emin olduktan sonra gidecek ve bir şeyler düşünecektim…

''Gidersem ona zarar vermeyeceğinizi nereden bileyim.''diye sordum.

''Görevimize devam edeceğiz ama ona zarar vermeyeceğiz. Yaptığımız görevin hatırına sana söz veriyorum.''dedi.

Arkamı dönüp Melis’e bir kez daha baktım. Uyurken ne kadarda güzeldi. Beni kendisine doğru çekiyordu. Vücudum Mehmet’in hamlesinden sonra hala yanıyordu ama onu bırakıp gidecek olmaktan daha acı verici değildi. Gitmek zorundaydım… Hayatımın anlamı için yaşam kaynağım için buna mecburdum. Kafamı salladım ve onu onlarla başbaşa bırakıp hemen ayrıldım. Melis’in aşık olduğu Rüzgar’ın bedeniyle yine sokaklara döndüm... Ah aldığım nefesim, varlığıyla kimliğimi unutturan kişi, keşke karşına kendi bedenimle çıkabilseydim ama nasıl çıkabilirdim ki? Kendisini bir kabusun içinde sanıp çığlıklar içinde kaçardı..

Peki şimdi ben ne yapacaktım? Bir çare lazımdı. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim… Çünkü çare arayacak hiç bir durumla karşılaşmamıştım. Bu yabancı duyguların hepsi bir anda bedenim de bir irin gibi çıkıyorlardı. Ne yapmalıydım... Şimdiden onun yanına gitmemek için ayaklarım ve bedenimle mücadele içindeydim. Ama böyle bir şey yaparsam kesinlikle Melis'e zarar vereceklerdi... Ne yapmalıydım? Çalış aptal beyin çalış! Zekanı şimdi kullan!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 23 Ocak 2010, 15:43

10.bölüm 4.part
EĞMEN




Bu çaresizlikle nereye? Nasıl? Gittiğimi bilmiyordum. Ne kadar zaman dolandığımı hatırlamıyordum. Asırlardır türlü türlü şeytanlıklarla uğraşan ben, şimdi insanlar gibi içine düştüğüm durumdan kurtulamıyordum. Melis'i belki de unutmalıydım. Tek yapmam gereken unutmak olabilirdi. Bunu düşündüm… Unutmayı... Başka bir grupla tekrar işime dönmeyi düşündüm ve sonra Melis'in yüzü gözlerimin önünde canlandı. Hiç olmadığı kadar güzel haliyle. Bana aşkla, şaşkınlıkla bakan haliyle. Hayır bu zor olacaktı! Hatta imkansız dı! Nasıl bırakacaktım ki?

Aşkı insanlarda görmüştüm. Her zaman mutlulardı. Peki ya ben? Ben ne yapacaktım? Ben acı çekiyordum. Hiç olmadığı kadar acı çekiyordum. Asırlar boyu bomboş yaşamış, sadece tek bir amaç uğruna çalışmıştım. Bizlerde aşık olmak diye bir kavram yoktu ki, sevmek yoktu, iyi yoktu, güzelliğe kapılmak yoktu. Sadece aptal insan erkeklerini, kandırmak için güzelliğini kullanan şeytan fettanlar vardı. Asırlar boyu böyle gelmişti böyle gitmesi gerekiyordu.

Neden aşık olmuştum? Neden kendimi ondan alamıyordum? Onu düşünmekten vazgeçemiyorum? Kötülük yapmak istemiyorum artık! Aslında hiç bir şey yapmak istemiyorum. Sadece onun yanında olup uyuyan mükemmel yüzünü izlemek istiyorum. Saatlerce izlemek. Ahh battıkça daha dibe batıyordum. Bencildim kendimi bundan mahrum bırakmayacaktım. Ona olan aşkımla kavrulsam da şimdi onu da kendim gibi içine çekecektim ama bunu nasıl yapacaktım ki? Onu nasıl görecektim? Acaba ona şu anda zarar veriyorlar mıydı? Bu muhtemeldi. Neden onların sözüne inanacaktım ki? Bende öyle değimliyim. Kolaylıkla yalan söyleyip, sonra haz duyduğum şeyi yapmaz mıydım? Kesinlikle yapardım!
Oturmaya ihtiyacım yoktu ama bir parkta bankın üzerine oturdum. Beynimde karşı koyamadığım düşünceler dolanıyordu. Bir çare aramaya çalışıyordu. O bana yasaktı. Şimdi tamamen yasaklanmıştı. Rüyasına girmeseydim hiçbir şeyi anlamayacaklardı. Şu anda Melis'i izliyor olacaktım. Yüz hatlarını ellerimde hayal edip, en azından kokusunu içime çekecektim. Bu mükemmel olurdu. Bir anda ayağa kalktım. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama daha sonradan fark ettim. Gidecektim! Onu görmeye gidecektim.

Yavaş adımlarla yürüyordum. Bu kadar şanslı olabilir miydim? Feyza ve Mehmet'in yokluğundaki bir ana denk gelebilecek kadar şanslımıydım? İnanılmaz bir hızla gitmiştim. Uzaktan dinliyordum. Melis'in odasının camının tam altındaydım ama Feyza, Mehmet yine oradaydılar. Kahretsin! Milyonlarca kere kahretsin! Melis'in soluk alış evirişini duyabiliyordum ve tabiî ki ne düşündüğünü de, mutluydu. Feyza ona bir şeyler mırıldanıyordu ama o umursamadan mutluydu. Harika bu gülümsememe neden olmuştu.

Şimdi artık yaptığım şeytanlıklar için değil o mutlu olduğu için ,onu benim mutlu etmiş olmamdan dolayı gülümsüyordum. Melis tekrar rüyasında beni yani Rüzgar'ı görebilme umuduyla uykuya dalmaya çalıştı. Tekrar girebilseydim keşke rüyasına, aynı anı tekrar yaşabilseydim keşke. Bu ne biçim bir çıkmazdı böyle. Kafam allak bullak olmuştu. Hem onunla olamazdım. Hemde çılgın gibi onunla birlikte olma isteğiyle doluydum.

Bana yardım edecek kimse yoktu. Hiç kimse! Yalnızdım! Ama bir şeyler olmalıydı. Bir yolunu bulmalıydım. Melis uyanan kadar odasından gelen sesleri dinleyerek ve onu hayal ederek geçirdim. İki aptal yaratık ise gece boyunca şehvetlerinin oyunlarını oynadılar. Ben ne kadar zavallı bir duruma düşmüştüm böyle.

Melis hayatındaki en mutlu günü olduğunu düşünerek kalktı. Bizimkilerle ufacık atışmasından sonra odadan ayrıldı. Tamamen mutluydu. O mutlu oldukça gülümsedikçe ben daha çok gülümsüyordum. Başka bedende de olsa bunu ben yapmıştım. Onu böylesine mutlu eden bendim.

Melis okuluna gitmişti. Bense yine aynı banka oturmaya. Öylece oturuyordum. Gelen geçen hiç kimsenin fakında değildim. Sürekli düşünüyordum bir çıkar yol bulmak için ama hiç bir şey yoktu. Bedenim onun yanında olmak için yanıp tutuşuyordu. Ben burada böyle zavallıca oturuyordum. Zeka dolu sandığım boş bir beyinle öylece oturuyordum. Acıyla inledim.

''İyimisiniz bayım.''diye sordu küçük bir kız. Ne kadar tuhaf! Önceden böyle bir durumda bu küçük insana karşı nefret duyardım ve onun canını yakma arzusuyla dolardım. Şimdi ise bu kızın bana yardım etme çabası içerinde olma durumu beni mutlu etmişti. Bana neler oluyordu böyle? Kaşlarımı çatmış bu kıza bakarken, kız birden gözümdeki öfkeden korktu. Düşünceleri korkuyla doluydu.

''İyiyim küçüğüm.''dedim çok nazik bir şekilde. İnsanları korkutmamaya çalışmak mükemmel. Bu derece değişmiştim şimdi. Kız hızla koşarak oradan uzaklaşmıştı. Neler oluyordu bana böyle. Tamamen duygularım yer değiştiriyordu. Bu imkansızdı. Olmaması gereken şeydi.
Beynim sürekli düşünceler içerisinde. Sadece onun yanında olma arzusuyla yanarken bedenim, sadece güzel yüzünü görmek isterken gözlerim burada böyle oturmak öfkemi dışa vurmama neden oldu ve vücudumdan çıkan ateş oturduğum bankın tahtasını yaktı ama ben kokuyu duyana kadar bunu fark etmemiştim bile. Hemen etrafıma baktım, kimseler yoktu. Bu kadar geç mi olmuştu? En son güneş ışıldıyordu... Bu kadar çabuk mu geçmişti zaman? Ne kadar zamandır öylece durmuş boşluğa bakıyordum? Bilmiyorum.

Oturduğum banktan kalktım. Ahh fena yanmış. Yavaş adımlarla yine nereye gittiğimi bilmeden ilerliyordum. Aslında ben bilmesem de ayaklarım biliyordu. Doğruca Melis’in evine, onu yine uzaktan dinlemeye gidiyorlardı.

''ahh evet bu ona sanırım bir ders olur.''dedi Feyza. Neden bahsediyor bunlar ne dersi. Melis'in sesini duymaya çalıştım ama ne bir nefes alışı nede her hangi bir düşüncesini duyabiliyordum. Evden gelen sesler ve düşünceler sadece Feyza ve Mehmet’e aitti bir de Melis’in küçük kardeşi Emre’ye. Güzel bir rüya görüyordu. Ona göre güzel. Ama Melis'e dair hiç bir işaret yoktu. Neredeydi bu kız? Daha dikkatli dinledim. Banyo,yatak odası, her yer ama yoktu.

''Eğmen dün gece buraya gelmesiyle yaptığı yanlışı anlar umarım. Madem seviyormuş ya, ona bu bir ders olur''dedi Mehmet.

Kulaklarıma inanamıyorum bunlar hayatımın anlamına yaşama kaynağıma canıma bir şey yapmışlardı. Nerdeydi şimdi sevdiceğim? Nerdeydi deniz gözlüm?. Nasıl anladılar geldiğimi? nasıl böyle bir hata yaptım ben nasıl? Bir yanım acıyla kavrulurken diğer yanım öfkeden alevler saçmak üzereydi. Karşılarına geçip ne yaptıklarını öğrenmem lazımdı. Yumruk yapmış ellerim alevler içerisinde hemen karşılarına geçip

“ Melis nerde ? ne yaptınız ona? “ dedim. İçimdeki bütün kinle bakıyordum. Bakışlarım nerdeyse onların tüm vücudunu yakacaktı.bu an meslesiydi.Onları tamamen yakıp yok edip kurtulmak ne güzel olurdu.

“Sana söylemiştik uzak duracaksın diye! Ama sen bizi dinlemedin. Şimdi bizi dinlememenin cezasını çekeceksin.” Dedi Mehmet. Ne yapmışlardı benim narin aşkıma? Nerdeydi şimdi? Öfkeden alevler artık git gide tüm vücuduma yayılıyordu.Söyleyeceklerimi kafamda tartmak zorunda kalmıştım.Öfke dilimi yakıyor.Acı bir tat veriyordu.

“Son kez söylüyorum Melis nerde?”dedim dişlerim arasında sinirle soluyarak.

“Melis hastanede akıl hocasını bekliyor olmalı şuan” dedi Feyza bir yandan gülerek. Yüzündeki o pis sırıtma sinirlerimi iyice geriyordu. İkisini de bütün bedenlerini parçalara ayırıp orada yakmak küle çevirmek istiyordum. Ama şimdi daha önemli bir şey vardı Melis. Yaşam kaynağımın durumu nasıl? Kendini nasıl hissediyor? İyimi öğrenmem lazım? Hızlıca oradan uzaklaşıp doğruca hastaneye gittim. Aşkımı görmeye görünmez bir şekilde bütün hastane koridorlarında dolaştım tek tek bütün odalara baktım. Benim deniz gözlüm babasıyla beraber kafeteryada oturmuş bekliyorlardı. Feyza’nın dediği gibi sanırım doktoru bekliyorlardı. Melis’in beni görmeyeceği şekilde hemen yanlarına gittim.

Aman Tanrım ne olmuştu benim narin çiçeğime, deniz gözlüme? Birden nefesim kesildi, sanki tüm bedenime hançerler saplanıyordu. Ne yapmışlardı böyle? Her yeri bandajlarla kaplıydı. Hemen Melis’in aklını dinlemeye başladım. Yaşadığı kabusu düşünüyordu. Yataktan nasıl kanlar içinde kalktığını, vücudundaki kesikleri kimin yaptığın, nasıl olduğunu düşünüyordu. Olanları duyunca alevler içiresinde yanmaya başladım. Hepsi benim yüzümden. Ona aşık olmasaydım bunların hiç birini yaşamayacaktı. Onu görmeye gitmeseydim bu acıları çekmeyecekti. Ne kadar bencilim ben böyle. Neden gittim ki sanki. Tanrım onu böyle gördükçe bu acıya daha fazla katlanamıyordum. Alevler git gide bütün vücudumu kaplamaya başlamıştı.Bu öfkeyle hiç bir yeri yakmadan, Hızlıca oradan uzaklaştım.

O iki pis mahluktan bunların hesabını soracaktım. Bu yaptıklarını onlara ödetecektim. Peki ne yapmalıydım. Yüce konseyin önüne çıksam yaptıklarımı, yaptıklarını anlatsam. Artık ben bu görevden bu sıfattan kurtulmak istiyorum şeytan olmak istemiyorum desem kabul ederler miydi? Tabii ki etmezlerdi! Yanlış yapan diğer yardımcı şeytanlara yaptıklarının aynasını yaparlardı bana. Güçlerimi alıp zindana hapsedip 1 hafta sonrada hançerle beni öldürüp bütün bedenimi yakıp külümü de denize dökerlerdi. Zaten ben onlardan yardım isteyene kadar eminim o iki mahluk konseyin huzuruna gidip bütün olanları anlatacaktır. Peki ben ne yapacaktım şimdi. Tanrım keşke şeytan yardımcısı değilde bir Melek olsaydım. Tıpkı Merve gibi. Böylelikle Melis’imi korurdum hep yanında olurdum. Belki o zaman meleğini beni severdi. bunları düşünürken aklımda bir şey belirdi neden olmasın ki?


VAKİT AYIRIP OKUYAN, YORUM YAZAN, YAZMAYAN HERKESE BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜRLER

Yazarlar; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 28 Ocak 2010, 10:47

10. BÖLÜM 5. PART


Tıpkı Merve gibi. Böylelikle Melis’imi korurdum hep yanında olurdum. Belki o zaman meleğini beni severdi. bunları düşünürken aklımda bir şey belirdi neden olmasın ki?



Merve, Merve, Merve diye Merve ismini tekrarlamaya başladım. Birden bir umut belirdi benim için. Tabii yaa neden daha önce aklıma gelmedi ki Merve’den yardım isteyeceğim. Madem ben bunlarla tek başıma başa çıkamam o zaman Merve’nin yardımıyla Melis’i kurtarabilirdik şeytanlardan. Şeytanlar! Bende bir şeytandım Melis’ den uzak durmam lazımdı. Başaracağım tüm vücudum alevler içerisinde kalsa da, bin parçaya bölünsem de başaracağım! Melis’imden uzak duracağım yaşam kaynağımdan, aldığım nefesimden hayatımın anlamından uzak duracağım… Ama sadece onlardan kurtulana kadar...

Ve işte son noktaya gelmiştim, bu derece değişip bir melekten yardım isteyebilecek duruma gelmiştim, demek ki aşk böyle bir duyguydu,sadece o ve sen vardın... Bir zamanlar bana saçma gelen dalga geçtiğim aptalca şeylerin şimdi bana yaşattıklarına bir baktım… Beni yakıyordu.,beni sefil bir durumda bırakıyordu ama vazgeçmeyi de asla düşünemiyordum... Bu kadar güçlüyken bize bahşedilmiş bunca şey varken tek bir güzel yüze kapılıp gidiyor başka bir şey düşünemiyordun!! Lanet olsun neden insan olarak gelemedim ki bu evrene... Bu derece değişmiştim şimdi. Olduğum şeytan, yani yaratıldığım varlığa hayranlık duyarken bencilce… Şimdi nefret eder olmuştum bu benliğime. Bir kalp, bir ten, bir göz, bit ruhtu beni değiştiren yaşayan gerçek mükemmel bir ruh… Ama her şeye değerdi… Yanmak bile güzeldi...

Bu bir hafta süresince Merve, Melis’İ hiç yalnız bırakmadı. Sürekli aradı durumunu öğrendi. Şeytanların yaptıklarını takip ediyordu. Merve, Melis’i ziyarete gittiğinde şeytanların Melis’e zarar vermemesi için odaya bir koku yaydı. Bu kokuyu insanlar algılayamazdı. Artık içim rahattı. Ama hayatımın anlamını görmeden artık duramıyordum. Hasreti sanki vücuduma hançerler saplanıyormuş gibi acı veriyordu. Bedenim sanki bin parçaya bölünüyordu. Dayanamıyordum onsuzluğa.

Feyza ve Mehmet’ in kendileri için ayırdıkları sadece iki gün Melis’e uzaktan bakıp gittim. Melis’in beni görünce gözlerindeki sevincini görebiliyordum. Düşüncelerinde neden ortadan kaybolduğumu? Neden artık hiç gözükmediğimi? Merak ediyordu. Benim ona alıştığım gibi sanırım o da bana alışmıştı. Bu bakışı içime işledi beni özlemiş gibiydi. Hem de beni bir şeytanı.Buna içten içe seviniyordum.Gerçek kimliğimdeydim ve o bana özlemle bakıyordu.Bu gerçekten çok çok iyiydi. Eğmenin yokluğu ve Rüzgarı görememenin üzüntüsünü yaşıyordu. Merve’ye rüyasını anlatmıştı. Rüzgarı! Ne kadar mutlu olduğunu söylemişti. Rüzgar’ı bir daha görebilmek için günlerdir beklediğini söylemişti. Merve, Melis’in bu durumuna çok üzülüyordu.Bir fırsat daha sadece ufacık bir an daha onu mutlu etmek ona dokunabilmek için küçücük bir an daha diledim...

Tanrım ben onsuzluğa dayanamıyorum, gökyüzü olmadan dünya olur mu? Susuz insan yaşayabilir mi? Ben onsuz bir ölümsüz olmaktansa onunla ölümlü olmayı tercih ederim. Onsuz ölümsüz olmanın bir anlamı yok. Onu istiyorum, özlüyorum, seviyorum. Dayanamıyorum artık vücudum parçalara ayrılsın istiyorum. Alevler içinde kalıp kül olmak, yok olmak istiyorum. Onsuz yaşam istemiyorum.

Boş sokaklarda ben bu düşüncelerle boğuşurken birden kendime geldim. İleride uzakta Merve duruyordu. Öfkeli, nefret dolu bakışlarıyla bana bakıyordu. Normalde benimde şuan ona aynı şekilde bakmam lazımdı Melek’lerden nefret etmem lazımdı ama ben Merve’yi seviyordum ona minnet borçluydum. Keşke Meleklerin düşüncelerini de okuyabilseydim. Ne düşünüyordu acaba? Benden ne istiyordu? Yavaş yavaş yürüyerek yanıma yaklaşıyordu. Aramızda beş metre mesafe bırakacak şekilde durdu ve
“Neden Melis’ in rüyasına başka bir kılıkta girdinde hayalleriyle oynadın” dedi. Sonra devam etti

“benim sorumda tam saçmalık. Çünkü siz şeytansınız ve hayallerle oynamak sizin en büyük zevkiniz değil mi?” dedi.

Biz şeytanlara karşı olan tüm nefretiyle.

“ Merve seni anlıyorum. Bizler düşmanız. Biz kötüyüz. Kötülük yapmak için varız. Bende kötüydüm. İnsanların hayalleriyle oynamak, onları incitmekten büyük zevk alıyordum takii Melis’i tanıyana kadar. O beni değiştirdi. Bütün bedenimle seviyorum Melis’i ne olur inan.” Bana inanmayan nefret dolu hatta dalga geçer gibi bakmaya devam ediyordu. Bu belki biraz zor olacaktı ama başka hiçbir çarem yoktu onun bana inanmasından başka…

“ Sana inanmam için bana bir sebep söyle Eğmen. Sana inanmamı sağla o zaman”

“dondur beni ya da parçala şu an şu dakika hemen umurumda değil. O olmadıktan sonra onunla olmadıktan sonra varlığımın bir önemi yok.” Bunları söylerken gücümün kalmadığını hissediyordum. Artık ayakta duracak gücüm kalmamıştı. Dizlerimin üstüne çöktüm “ hadi Merve bitir şu işi. Öldür beni. Ona zarar verecek biriysem ölmeyi tercih ederim.”

“Sana inanmıyorum Eğmen. Onca yaptığınız şeyden sonra sana inanmamı bekleyemezsin. Ve sizin yaradılışınız bunun için siz kötülük, biz iyilik için var olduk. Seni öldürmeyeceğimi biliyorsun. Melis’e bunu yapamam! Senin beş para etmez bedenin yüzünden onu incitemem. Ama şunu bil ki seni dondurup yakmak benim için büyük bir zevk olurdu” dedi hiddetle bana olan bütün nefreti sesinin katmanlarına yansıyordu. Bunu bilmek için zaten kain olmaya gerek yoktu… Bende ondan nefret etmiyor muydum bir zamanlar..

“ Madem bana inanmıyorsun şunu dinle o zaman. Melis kardeşini boğmaya kalktığı gece ben babasını uyandırdım. Melis’e ben anlattım o gece Feyza ve Mehmet’in ona oyun oynadıklarını, onlar kardeşini öldürmeye çalıştırdıklarını. Bunu neden yaptım sence? Peki neden Melis’in kolunda çizikler var biliyor musun? Çünkü ben Melis’e aşık oldum onu deli gibi seviyorum bunu Feyza ve Mehmet öğrendi sırf bana acı çektirmek için yaptılar bunu. Beni tehdit ettiler Melis’ten uzak durmazsam ona daha çok zarar vereceklerini söylediler” bütün bunları bir solukta anlattım. Bana inanması gerekiyordu çünkü onun yardımına ihtiyacım vardı. Kuşkulu gözleriyle bir süre beni süzdü, buna inanabilmek onun için tabiî ki zordu. Ona hak vermem gerekiyordu. Bir süre bekledikten sonra konuşmaya devam ettim

“ Merve yardımına ihtiyacım var. Sen bugün karşıma çıkmasaydın ben seni bulmaya çalışacaktım. Ben bu şeytanlarla tek başıma baş edemem yardımına ihtiyacım var. Daha fazla Melis’i üzmelerine, ona acı çektirmelerine dayanamıyorum. İnan bana Merve ben Melis’i çok ama çok seviyorum. O benim atmayan kalbim, aldığım nefesim oldu. Bütün hayatım değişti. Şeytan olmak istemiyorum artık kötülük yapmak istemiyorum. Tek istediğim Melis’imle beraber ömür boyu mutlu olmak. Anlıyor musun beni?” dedim son sözlerim artık acı dolu ağlamaklı çıkmıştı. Bir meleğe yalvarıyordum. Sesimin gücü gitmişti içinde bulunduğum duruma hayretler içinde bakıyordum. Ne kadar da zavallı görünüyordum. Dizlerim yerle bir olmak için aşağıya çekiyordu beni.Merve beni dikkatle süzüyordu. Benim gözlerim içine bakarak düşünüyordu. Onu anlayabiliyordum bu bizim zevk aldığımız oyunlardan biride olabilirdi.Ve bir meleği oyunumuza dahil etmek bizim için büyük bir artı olurdu.İyi birer oyuncuyduk. Büyük ihtimalle yalan mı söylüyorum yoksa gerçek mi onu tartıyordu. Ne yapmaya karar verecekti acaba? Uzun sessizlikten sonra sessizliğini bozup

“ Eğmen sana tek bir şans vereceğim ama sakın yanlış anlama. Bunu senin için değil Melis için yapıyorum. Onun üzülmesine dayanamıyorum. Rüzgar’ı çok sevdi ve ona yaptığın iyiliklerden sonra senide seviyor. Ortadan kaybolduğun bu süre içinde anladım. Seni özlediğini fark ettim. Kendini o şeytanlarla yalnız hissediyor… Şeytanlar karşısına çıkınca tek dayanağı sendin. Seni yok ederek hayatında ki iki sevdiği insanı da yok etmiş olurum. Bunu Melis’e yapamam. Hele senin için asla!” Kulaklarıma gelen cümleler bir melodi gibi çınlıyordu. Duyduklarımla gücümün yerine geldiğini hissediyordum. Artık yalnız olmayabilirdim.


Tanrım sanırım yavaş yavaş her şey yoluna giriyor. Merve benden nefret etsede sanırım bana yardım edecek. En azından bana şans vereceğini söylemesi bile büyük bir mucize.

“Merve göreceksin onu ne kadar sevdiğimi, ne kadar değer verdiğimi, onun uğruna her şeyden vazgeçtiğimi göreceksin. Melis’i mutlu etmek için her şeyi yapacağım. Eğer beni istemez, benden nefret ederse bu durumda gider şeytanların beni bin parçaya bölüp yakıp kül etmeleri için elimden geleni yaparım. Yeter ki deniz gözlüm, aşkım mutlu olsun” dedim ve başımı yere indirip öylece kaskatı kesildim. Melis’in beni sevmeyecek, istemeyecek olma düşüncesi bile olmayan kalbimin hançerlerle bin parçaya bölünüyormuş gibi acı çekmeme sebep oldu.Duyduklarım sevinciyle kekeleyerek konuşuyor..Onun beni istemeyecek olması düşüncesi ile canım yanıyordu.Tam bir duygu karmaşası içerisindeydim.Tamamen karmaşık..

“Peki Eğmen, Melis’i mutlu et, iyi biri olduğunu, onu gerçekten sevdiğini bana ispatla bende sana elimden geldiğince yardım edeceğim. Söz veriyorum” dedi Merve. Bu ispatlayabileceğim en kolay şeydi. Şu anda tek düşündüğüm onu mutlu etmekti.

“Çok çok teşekkür ederim. Ne kadar sevdiğimi, varlığıyla ne kadar değiştiğimi göreceksin” dedim. Kendimden sevgimden emin bir şekilde. Sonra Merve hızlıca oradan uzaklaştı. Merve oradan uzaklaşınca derin bir nefes aldım. İçimdeki tüm kötülükleri, yapmış olduğum tüm yanlışları nefesimle beraber dışarı atmak istedim. Melis’im karşısına tertemiz bir şekilde çıkmak istiyordum… Asırların üzerimdeki lekesi bir solukta çıkmayacaktı belki ama en azından onun için bunu yapacaktım.Bunun için hevesliydim..


VAKİT AYIRIP OKUYAN, YORUM YAZAN, YAZAMAYAN HERKESE TEŞEKKÜR EDERİZ

Yazarlar ; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Paz 07 Şub. 2010, 15:16

10. BÖLÜM
SON PART (EĞMEN)

Asırların üzerimdeki lekesi bir solukta çıkmayacaktı belki ama en azından onun için bunu yapacaktım.Bunun için hevesliydim..




Uzun bir bekleyişten sonra hemen Melis’in yanına gittim. Feyza ve Mehmet’e gözükmeden uzaktan Melis’in düşüncelerini dinlemeye başladım. Annesine ağlayarak evde çok bunaldığını anlatıyordu. Annesi dışarı çık hava al dedi. Melis buna çok sevindi onun bu mutluluğu benim yüzümde de tebessüm oluşturdu.

Hemen apar topar dışarı attı kendini. Tabii bizim şeytanlarda yanında, Melis’in canını sıkmaya çalışıyorlardı. Bir an çok öfkelendin karşılarına geçip onlarla savaşmak istedim. Benim yaşam kaynağım böyle mutluyken nasıl üzmeye çalışırlardı. Buna dayanamıyordum ama Melis için sabretmem gerekliğiydi.

Melis onları duymamak için yüksek sesle şarkılar söylemeye başladı. Bir yandan zıplaya zıplaya mutlu bir şekilde özgürlüğünün tadını çıkarıyordu. Bu halleri içimde ayrı bir duygu daha uyandırdı. Sanırım ben bir kez daha aşık oluyordum. İçim kıpır kıpır oldu. Kalbim sanki yerinden fırlayacakmış gibi. Mutluluktan aşk sarhoşu nasıl olunuyor şimdi onu anladım. Hiçbir şey düşünemiyordum tek istediğim Melis’ti. Uzaktan takip etmeye devam ettim.

Deniz gözlüm heyecanlı, mutlu, özgürlüğünün tadını çıkartırcasına dolaşırken aniden durdu. Şok olmuş bir biçimde gözlerini kocaman açtı etrafına hayranlıkla bakıyordu. Feyza ile Mehmet’te Melis’le beraber aniden durdu. Onlarda ilk önce şaşırdılar Melis’in bu hareketine bir anlam veremediler sonra Melis’in düşüncelerini dinlediler ve alaylı bir şekilde birbirlerine bakıp güldüler.

Aşkım Feyza ile Mehmet’in gülüşlerine kulak asmadı onlar yokmuş davranmaya devam etti ve çimenlerin üstünde koşmaya başladı. Git gide daha da hızlanıyordu. Çok uzakta olduğum için Melis’in düşüncelerini duyamıyordum. Ama yaptığı hareketlerden gökyüzüne uçmayı istediğini anladım çünkü kollarını iki yana açıp başını gökyüzüne doğru kaldırarak kendi etrafında dönmeye başladı.

Tam bu sırada yağmur çiselemeye başladı. Melis ıslanıyordu. Islanmasından dolayı içimde sıkıntı oldu ya hasta olursa diye düşünmeye başladım. Ama onun bu hallerine hayranlıkla bakıyordum. Onu ilk kez bu şekilde mutlu, özgürce hareket ederken görüyordum. Melis kendi etrafında dönerken birden ağladığını fark ettim. Oda benim gibi karışıktı hüznün arasında belki de bu yaşadığı özgürce uçma isteği bir dakikalık mutluluğuydu.Ama bunu değiştirecektim.Kendimde bu gücü hissedebiliyordum.Göz yaşları akmaya devam ediyordu.Hem yanaklarına hem de benim içime bir kor tanesi gibi tek tek damlıyordu. Bin parçaya bölünüyordum, alevler içinde kalmış gibi tüm vücudum yanıyordu. Şimdi neden ağlıyordu? Ne olmuştu? Hıçkırıklara boğularak ağlamaya devam etti. Yanına gitmemek için kendimi zor tutuyordum. Ayaklarımla yere daha sıkı basmaya çalıştım. Onun ağlamasına dayanamıyordum. Saklandığım ağacın altına çömeldim artık dayanacak gücüm kalmadı. Tam o sırada Melis yere düştü. Aman Tanrım ne oldu ? Melis’im hayatım, yaşam kaynağım, beni benden alan kız, her şeyim olduğu yere yığılmıştı ve ben yanına gidemiyordum. Bu çaresiz durum artık canımı iyice sıkmaya başlamıştı. Böylece eli kolu bağlı kalmak yanına gidip ona yardım edememek beni çılgına çeviriyordu.

Feyza, Mehmet’e “bizim yapmaya çalıştığımızı kendi kendine yaptı. Bu salak kızın tepesinde ayılmasını beklemeyeceğiz dimi? Bizim için harika planlarım var. Gidelim mi?” dedi yüzünde pis bir sırıtmayla. Mehmet’e kahkaha atarak “ Hadi gidelim” dedi. İşte bu dedim kendi kendime..

Nihayet gidiyorlardı. Aşkımı nihayet yalnız bırakıyorlardı. Onlar gider gitmez Rüzgar’ın kılığına girdim. Beni Eğmen olarak görürse vereceği tepkiden korkuyordum. Onu deli gibi seviyordum ve aynı sevgiyi görmek istiyordum. Biliyorum bu çok bencilce! Sevdiği insanın gerçekte kim olduğunu bilmeyecek ama onsuzluğa artık dayanamıyorum. Sevip sevmiyormuş gibi yapmayı artık kaldıramıyorum. Bu düşüncelerle birlikte hızlıca deniz gözlümün yanına gittim.

Yanı başına oturdum hemen başını ellerimin arasına alıp nazikçe dizlerime koyup ipek saçını okşamaya başladım. O deniz gözlerini yavaş yavaş açarak bana baktı. Kalbi birden hızlanmaya başladı. Bakışlarında ki acıyı, heyecanı, özlemi, mutluluğu görebiliyordum.

“iyi misin?” diye sordum. Bir süre bana bakarak gözlerimi, gülüşlerimi, bakışlarımı düşündü. Bakışlarımdan onu ne kadar sevdiğimi, onun için ne kadar endişelendiğimi düşünüyordu. Kendini rüyada sanıyordu. Uyanmamak için kısık bir sesle

“Tanrım bu rüya hiç bitmesin. Uyanmak istemiyorum” dedi. Bu düşüncesi beni güldürdü. Gülüşüm onu çok etkiledi. Düşüncelerini duyup da hiçbir şey olmamış gibi yapmak çok zordu.
“ Güzel rüyandan uyandırdığım için üzgünüm” dedim. Bir anda onun iyi olup olmadığını merak ettim. Endişelendiğimi fark etti ve hemen devam ettim çünkü ne düşündüğünü duyamamıştım. Bir an önce öğrenmem lazımdı.

“Kötü görünüyordun şimdi nasılsın?” dedim.

“Yani şimdi ben uyandım mı? Rüyada ya da cennette değimliyim?” diye sordu. Bu sorusu beni güldürdü. Keşke onun cenneti olabilseydim. Bir yandan benim güzelliğimden ve gülüşümden etkilenip yüzüme öylece baka bakakaldı. Hiç bozuntuya vermeden devam ettim.

“Uyandın ve benim kollarımdasın. Bu sana cennette mi? yoksa cehennemde mi ? Hissettirir bilmiyorum” dedim. Benden ne kadar etkilendiğini, hatta büyülendiğini düşünüyordu. Birden hiç düşünmeden ağzına ilk gelen lafı söyledi.

“ Cennette” Ne dediğinin farkına varınca başını önüne eğdi. Utancından alev gibi kıpkırmızı oldu. Yaptığı gafın utancını yaşıyordu. Elimle çenesini tuttum başını bana doğru kaldırdım. Gözlerimiz buluştu. Onun bu utangaç halleri, kızarmış teni beni büyüledi. Aramızda üç-dört santim mesafe vardı. Nefeslerimiz birbirine değiyordu. Nefesi yüzüme çarptıkça bana darbe etkisi yapıyordu. Kalbi öyle hızlı atmaya başladı ki duymamak mümkün değildi. Kendiside bunun farkındaydı ve daha çok utandı daha da kızardı. Bir elimle yanağını okşamaya başladım. Bu hallerini görüp bu kadar yakın olup onu öpememek için kendimi zor tutuyordum. Eminim öpsem karşıda gelmezdi çünkü o da beni seviyordu. Ama ben, ben değildim. Şu an o beni değil Rüzgar’ı seviyordu. Onun görünüşüne aşık olmuştu. Bu düşünceler beni durdurdu. Dakikalarca öylece birbirimize baktık ve birden

“ Adın ne?” diye sordu. Soru soracağını beklemiyordum. Kısa bir şaşkınlıktan sonra

“ Rüzgar “ dedim ve onu tanımıyormuş gibi ekledim “ Peki senin adın ne prenses?” Benim bir hayal olduğumu düşünüyordu. Hala rüyada olduğunu sanıyordu. Tanrım şu an benim onu sevdiğim kadar oda beni seviyordu. Ne kadar güzel bir duyguymuş böyle. Yıllarca nasıl duygusuz kötü biri olarak yaşamışım. Birden düşünceleri değişti ve benim gerçek olduğumu anladı. Beni bir Melek olarak görüyordu. Bunun gerçek olması için onun Meleği, koruyucusu olmak içi neler yapmazdım. Aşkım utanarak

“Melis” dedi. Bende bu anın büyüsünü bozmamak daha güzel bir an yapmak için tam bir centilmen gibi yarı eğik bir vaziyette bir elimi belime koydum bir elimi ona doğru uzatarak

“memnun oldum Melis hanım “ dedim ve elini öptüm. Bir yandan aklını okuyordum… Merak ediyordum benim hakkımdaki düşüncelerini… Beni bu kadar büyüleyici bulması, deli gibi sevmesi, bu kadar etkilenmesi, cehennemdeki ışığı gibi görmesi tüm bu düşünceleri neredeyse vücudumun alevler içiresin de kalmasını sağlayacaktı.


VAKİT AYIRIP OKUDUĞUNUZ İÇİN BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜRLER


Yazalar ; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Paz 14 Şub. 2010, 21:02

11. BÖLÜM MELİS İN AĞZINDAN
İNTİHAR


Bende elini tuttum. Beni kendine doğru çekerek ayağa kaldırdı, sonrada elimi öptü. O zümrüt ü andıran yeşil gözleriyle, gözlerime öyle bir bakıyordu ki sanki aklımdan geçenleri okumaya çalışıyordu. Gözlerimin içinde kaybolmak istiyordu. Öylece bir ömür boyu kalabilirdik…

Bir his vardı derinlerden gelen içimde, bir kıvılcım, ama cehennemimde beni yakan bir kıvılcım değildi bu, elimden tutan bir ışık gibiydi. Bu ışıltılı gözlerin içinde kalbime dokunan bir parıltının ışığı... Yaşamaya yeniden yol gösteren Samanyolu gibiydi……
“Siz nerede oturuyorsunuz? Daha önce sizinle hiç karşılaşmamıştık. Burası küçük bir yer sizi hiç görmemiştim. Rüyam dışında…” dedim. Evet ben zümrüt gözlümü rüyamda gördüm ve şimdi tam karşımda ve bu bir rüya değildi. Uzun süre gözlerimiz birbirine kenetli kaldı, cevap veremedi. İkimizde bu güzel andan çıkmak istemiyorduk…

“Yakınlarda oturuyorum. Yeni taşındım buraya ve çevreyi gezmek tanımak istedim. Burası gerçekten büyüleyici bir yer” dedi. Sanırım buranın büyüleyiciliği şu anda görebilecek durumda değildim.Karşımda her şeyden daha büyüleyici biri dururken ve yine sustu gözlerimin içinde kaybolmak istiyordu. Bunu hissediyordum çünkü bende aynı duyguları yaşıyordum ve devam etti

“Burayı görünce kendimi kaybetmiş dolanıyordum ve sizi baygın halde gördüm” dedi. Sesi Kulağıma şarkı söylüyormuşçasına değiyordu. Kalbime dokunuyordu sanki.

Yüzündeki endişe ve korkuyu görebiliyordum. Şimdi ben ne diyecektim? Sadece benim gördüğüm şeytanlar var ve beni rahat bırakmıyorlar. Tüm olanları anlatsam hemen acele işim var deyip buradan kaçacağına hiç şüphem yoktu. Birden Feyza ve Mehmet’in bana son yaptıkları aklıma geldi. Kollarımı kesikler içerisinde bıraktıklar ve onlar yüzünden eve hapsoldum. Ailem hala bunu benim yaptığımı düşünüyorlardı. Neden inanmıyorlardı ki buna inanmak bu kadar zormuydu. Belki de böyle olması gerekiyordu zümrüt gözlümle karşılaşabilmem için. Eğer evde kapalı kalmasaydım beklide yürüyüşe çıkmayacaktım ve ışığımla karşılaşamayacaktım. Bu mutlu anımı hiçte o iki yaratığı düşünerek harcayamam. Şu an tek isteğim zamanın durması… Bu anın hiç geçmemesi…

“Şu anda iyisiniz değil mi?” dedi. Şu andaki duygularımı bir dile getirebilsem. Mutluluğumu bir anlata bilsem…

“Evet kesinlikle hiç olmadığım kadar iyiyim” diyebildim sadece.

“Sevindim. Siz nerede oturuyorsunuz?”

“Atatürk Caddesi, 22. nolu binada. Buraya çok yakın. Yürüyüşe çıkmıştım. Sonrada… Biliyorsunuz işte…” dedim utanarak. Gözlerimi ondan ayıramıyorum. Bu an hiç bitmesin Tanrım ne olur…

“Evet” dedi ve bir anda yüzünde endişe belirdi. Ne düşünüyordu acaba? Endişelenmesini gerektiren ne olmuştu? Ve birden

“Ben sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Şimdilik gitmek zorundayım. Beni bekleyen önemli bir işim var. Ama sizinle tekrar görüşeceğiz” dedi. Ne yani şimdi mutluluğum bu kadar mıydı? Bu kadar kısa mıydı? Ben bu anın hiç bitmesini istemiyorum… Rüzgar’ımla asırlar boyu böyle kalmak istiyorum… Şimdi gidecek ve ben bir daha ne zaman göreceğim bile bilmiyorum. Şimdi ne diyecektim –ne olur gitme yanımda kal- desem kalır mıydı acaba? -

“Anladım… Peki, tabii sonra görüşürüz” diyebildim sadece. Tanrım ne olursun biraz daha kalsın… Bu rüya hiç bitmesin… Yanımdan hiç gitmesin…

“Görüşeceğiz” dedi. Yüzünde ayrılmanın acısıyla… Aynı acıyı bende yaşıyorum. Bir an sinirlendim. Bizden daha mı önemli işi? Gitme, işin acil mi o kadar? Diye kendi kendime söyledim.
“Peki” diyebildim sadece. Sinirim sesime yansıyarak. Allah’ım bir daha ne zaman görebileceğim…

“En kısa zamanda” dedi. Nasıl yani ben bunu sesli mi sormuştum? Ne söylediğimin, ne düşündüğümün, ne yaptığımın farkında bile değilim. Tek isteğim o ve şimdi o gidiyor. Beni burada böylece bırakıp gidiyor... Her bir adımında yüzüme bakıp içimin biraz daha acımasına sebep olarak gidiyor…

Bu bir rüya olmaydı. Ama hayır değildi. Yanımdaydı canım, bir tanem benim yanımdaydı ve yine görüşeceğiz dedi. Başım dönüyor. Mutluluk sarhoşu böyle olunuyormuş demek ki! O da beni seviyor.. Rüzgar benim… O zümrüt gözler benim… Ay gibi yüzü benim için gülüyor… bunu biliyorum bakışlarında bunu gördüm… Sesinde bunu duydum...


İçim huzur dolu, aşktan başım dönmüş bir şekilde evin yolunu tutmaya başladım. Yağmur yol üstünde su birikintileri oluşturmuş, güneş bulutların arasından kırık ışıklarla su damlacıklarını ışıldatıyordu. Onlara baktım, su birikintilerinde gökkuşağı oluşturmuştu güneşin ışıltısı ne kadar güzel görünüyorlardı. Güneşe başımı kaldırıp baktım. Gülümsüyordu sanki. Ne kadar garip önceden böyle şeylerin farkına bile varmazdım. Aslında her şey ne kadar güzeldi. Güneş güzeldi, gökkuşağının en güzel renklerini taşıyan su damlacıkları güzeldi, sanırım hayat güzeldi ama ben yeni doğmuş gibi hissediyordum kendimi. Huzurlu ve mutlu hissediyordum.

Bende özgürce, mutluluktan su birikintilerine basarak ayaklarımın tamamen ıslanmasını istiyordum. Sırılsıklam ıslanmıştım. Bir yandan aşk şarkıları söylüyordum ki karşıma birden o iki şeytan çıktı. Feyza ve Mehmet! Bunu nasıl başarıyorlardı her günümün zehir olmasını nasıl başarıyorlardı. İki dakika mutlu olayım dedim içimden. Ama yüzlerinde hem şaşkın hem de nefret dolu bir ifade vardı. Bu bana vücudumu kesikler içinde bırakmadan önceki akşamı hatırlattı. Aynı korku birden vücudumu sardı. Bu bakışlarındaki anlamı çözemesem de hiç iyi olmadığını biliyordum. Rahatsızlık vardı bakışlarında. Birden Feyza kahkahalarla gülmeye başladı Delirmiş miydi bu sinir bozucu kadın? Allah'ım ne kadar da kulak tırmalayıcı bir sesi vardı. Korku filmlerinden fırlamış gibiydi.

“Seni aptal insan. Nasılda oyunlarımıza geliyorsun.” Dedi. Yine bir kahkaha attı. Bu da ne demekti şimdi ne oyunu ona aptal aptal bakıyordum. Zaten sarhoş gibiydim. Şimdi ne demek istediğini anlamaya çalışırken iyice sersemlemiş gibiydim. Hiçbir şey söylemeyince devam etti.

“Gerçekten sana birinin aşık olacağını mı düşündün? Kızım gerçekten çok safsın” dedi. Birden şok oldum. Aklım iyice bulanmıştı. Ne demek istiyordu bu pis mahluk?

“ Tabii ki bana aşık olan biri var artık. Üstelik az önce görüştüm ve yine görüşeceğiz” dedim. Çenemi yukarı kaldırarak.

“O Mehmet’ ti güzelim. Seninle oyun oynadık. Rüzgar diye biri yok aslında. Ne zaman bu saflıktan kurtulacaksın” dedi. Ne yani şimdi bu kadın doğrumu söylüyor. Yoksa yine benimle oyun mu oynamışlardı... Gerçekte Rüzgar diye biri yok muydu? Rüzgar oyun olamaz! O gerçek! benim zümrüt gözlüm, aşkım, ışığım artık her şeyim…

“Tabii ki yok öyle biri. O bendim” dedi Mehmet pis pis gülerek. Allah’ım neden? neden? Nasıl inanırım ben böyle bir şeye? Ama o gerçekti! Gerçek aşktı oyun değildi…

“İnanmak istemiyorum size. Yalan söylüyorsunuz. Mutluluğumu kıskanıyorsunuz… Beni mutsuz etmek için böyle söylüyorsunuz. Sizden nefret ediyorum anlıyor musunuz nefreet, nefreeeet” dedim avazım çıktığı kadar bağırarak. Ve oradan koşarak uzaklaştım. Bir yandan hüngür, hüngür ağlıyordum. Neden bu şeytanlar bana musallat oldular. Neden sürekli hayatımı mahvediyorlardı. Bu pis yaratıklar hayatımda olduğu sürece ben hiç mutlu, aşık olamayacaktım…

Hayatın git gide zorlaştığını günler geçtikçe daha iyi anlıyordum. Hayat öyle zor geliyordu ki artık ölmeyi her şey den çok istiyordum. Hayatımın hangi anı gerçek, hangi anı yalan veya hayal anlayamıyordum artık. Bu kadarı da olmaz diyordum kendi kendime. Demin mutluluktan havalara uçmak isterken şimdi içimde büyük bir delik açılmıştı sanki ve ben içinde kayboluyormuşum gibi hissediyordum. Bu hayat böyle yaşanmaz ki. Ne değeri vardı yaşamanın hiç bir an doğru değilse.

Yaşanmışlıkların ya da yaşadığım sandığım dakikaların arkasından bu kadar acı çekeceksem ne önemi vardı ki hayatın. Yaşamak eğer buysa, Benim için bundan ibaretse. Mutluluk bana sırtını dönmüş sinsi kahkahalar atıyorsa ve Kalbim her zaman acı içinde sancıyacaksa. Buna daha ne kadar dayanabilirdim ki. Bedenimin artık yorulduğunu hissediyordum. Hiç bir yaptıkları bana bu kadar acı çektirmemişti ve ben artık bu manasız -benim için manasız-bu evrende artık bir sefil gibi yaşamaktan bıkmıştım.

Artık karar vermiştim ölmek istiyordum. Benimle beraber onları da öldürmek istiyordum. Eğer bu mümkün olsaydı bunu hiç düşünmeden yapabilirdim. İçimde tek bir acıma hissi olmadan onları kendi ellerimle boğazlayabilirdim. Keşke böyle bir şey mümkün olsaydı ama lanet olsun ki yoktu. Her zaman kaybeden taraf ben olacaktım. Hayata bir sıfır mağlup başlamıştım. Bir yandan ağlıyor bir yandan onlara lanetler okuyarak yine doğa harikası yere gittim. Ayaklarım beni buraya getirmişti. Yemyeşil çayırların üzerinde yürümeye başladım. Uçuruma doğru ilerliyordum, gözümdeki yaşları silerek. Tüm cesaretimi topladım artık kararımı vermiştim. Bu artık benim için bir mecburiyet gibiydi.Yaşamımı sonlandırmak herkes için belki de çok daha iyi olurdu.

Uçurumun tam üstündeydim. Bir iki adım sonra her şey bitecekti. Annem, babam, Merve aklıma geldikçe kalbimin bir kenarı sızlıyordu. Belki çok üzüleceklerdi ama hayat onlar için yaşamaya değerdi benim için değil eminim alışacaklardı. Onları aklımdan çıkartmak istiyordum. Unutmak için çabalıyordum. Sonra aklıma Rüzgar geldi. Benim için son nokta buydu artık. Bunu bana nasıl yapmışlardı. Duygularımla nasıl oynamışlardı. Uçuruma bir adım daha attım ki…….


VAKİT AYIRIP OKUDUĞUNUZ İÇİN BİNLERCE KEZ TÜŞEKKÜR EDERİZ

Yazarlar ; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Forever.EDWARD
Site Kurucusu ve Yönetici
Site Kurucusu ve Yönetici


Paylaşım Gücü : 2234
Tür : Vampir
Yaş : 36
Nerden : Venüs- Aşk Gezegeni
Kayıt tarihi : 17/12/09
Lakap : Team EDWARD ( Edward Hastası)

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Ptsi 15 Şub. 2010, 14:25

oo buralara kadar gelmıs sağol kuzum


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Efsane alacakaranlıkta başlar şafak vaktine dek sürer ama aşk sonsuza kadar devam eder.[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.mortemsymphony-rpg.com/
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 19 Şub. 2010, 18:03

12. BÖLÜM(MELİS)
YENİ BİRİ

Duygularımla nasıl oynamışlardı. Uçuruma bir adım daha attım ki birden bir ses duydum etrafıma baktım. Bir kız bana doğru geliyor uzaktan bağırıyordu.

“Çekil oradan toprak çok yumuşak düşeceksin” diye. Sanki ortadan ortaya yarılıyordu. Koşarak yanıma geldi.

“Kızım sen manyak mısın? Taa nerden beri senin için koşuyorum. Dalağım patlayacaktı koşmaktan. Dalağım bir yana sesimin kısılması da cabası. Çekil şuradan toprak çok yumuşak her an kopabilir burası. Emniyetli bir yere gidelim” diye bana öyle sert bir dille dedi ki hiçbir şey söylemeden dediğini yaptım. Bir yandan da bana bağırıp çağırıyordu. Sanki küçük bir çocuğu azarlar gibiydi. Bir ağaç gölgesine gittik ve uzandı. Nefes alıp verişi düzelmemiş, kalbi hızla çarpıyordu.

“Adın ne?” diye sordu. Hala soluk soluğaydı.
“Melis” dedim. “Senin adın ne?”

“Pelin” dedi ve devam etti. “Kızım harbiden sen manyaksın ne işin vardı uçurumun kenarında. Bugün ki yağmurda toprak çok ıslandı bu yüzden sürekli toprak kaymaları oluyor. Bir an seni kurtaramayacağım diye çok korktum” şimdi bu Pelin’ de kimdi? Nerden çıkmıştı? Ne güzel her şey bitecekti. Kurtulacaktım çektiğim azaptan, şeytanlardan…

“Keşke kurtarmasaydın” dedim. Öncelikle şapşalladı daha sonra da

“Sizin burada teşekkür etme sitili böyle mi? Şuna bak ya, hem hayatını kurtaralım hem de keşke kurtarmasaydın diyor. Evet, bence de seni bırakmak lazımdı ama vicdan işte bu güzelliğe kıyamadım. Eğer bana hala teşekkür etmeyeceksen bu sefer ben seni o uçurumdan atacağım. Üstelik bu sefer hiç koşmadan, kendimi yormadan. Direk kıçına tekmeyi basacağım” dedi ve kahkahayı bastı.

Öyle dobra bir kız ki aklına geleni hiç düşünmeden açık açık söylüyordu. Bende onula beraber kahkahalarla gülüyordum. Güldükçe daha çok gülüyordum on dakika öncesine kadar acıyla ağlıyor ve uçurumdan atlamayı düşünüyordum. Şimdi ise bu garip kızın kahkahalarıyla kendimi tutamıyor bende kahkaha atıyordum. Moralim yerine gelmişti. On dakika geçmesin rağmen hala nefes nefese konuşuyordu.

“Eee anlatmayacak mısın?” diye sordu. Merakla, gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu.
“Neyi anlatmamı istiyorsun” dedim

“Neden uçurumun kenarında idin?” dedi. Şimdi ne diyecektim ki. - Sadece benim gördüğüm şeytanlar var ve ben onlardan çok bunaldım. Onların bana yaptığı işkence yetmiyormuş gibi birde hayallerimle oynadılar mı? Canımdan bezdim kendimden de onlardan da kurtulacaktım. Ama sen geldin buna engel oldun - mu diyecektim. Tabii ki hayır bende onun esprili tavırlarından bende etkilenmiştim ve onun gibi davranmaya çalışarak

“Hava almak için “ dedim yüzümde gülümsemeyle

“Ya hu memlekette hava mı kalmadı. Oksijen kıtlığımı yaşıyorsun. Uçurumun kenarında hava alıyorsun” söyler söylemez o sırada koptum. Gülmekten konuşamıyordum. Gülmek ne kadar güzel bir duygu olduğunu hayatımda ilk kez fark ettim. Pelin çok güler yüzlü dobra dobra konuşan, aklına geldiğini aniden söyleyen çok güzel bir kızdı. Bana bir anlık bütün acılarımı her şeyi unutturdu.

Pelin üst üste sorular sormaya başladı.

“ Nerelisin? Nerede oturuyorsun? Kaçıncı sınıfa gidiyorsun? Erkek arkadaşın var mı?” soru sorarken hiç nefes almıyor bütün kelimeleri bir anda ağzından çıkarıp kurtulmak istiyordu.

''Hey hey hey… Dur biraz nefes al. Bir dakika ben senin kadar hızlı değilim, sorularını kafamda bir toparlayayım.''dedim alayla. Kendimi bende onun bu esprili tavrına kaptırmıştım.

''Yaş kaç senin?''dedi yine bir soru yönelmişti.

''Daha öncekileri cevaplamadım değil mi?''dedim gözlerimi devirerek.

''Kafamda toparlayayım dedin ya bunu da araya bir yere sıkıştırıverirsin diye söyledim.''dedi ve yine gülmeye başladı.

Sohbet ederek mahalleye doğru yürüyorduk. Arkamızdan bir müzik sesi geliyordu. Arkamıza dönüp baktığımızda, iki genç delikanlı araba ile müziğin sesini sonuna kadar açmışlar bize doğru geliyorlardı. Yanımızda durdular ve biri

“hadi gideceğiniz yere götürelim” diye bağırarak söyledi. Müzik sesinden gençlerin söylediklerini bile zor duyuyorduk. Ben hiçbir şey söylemeyip sadece olup biteni izliyordum, çok korkmuştum.

“Biz yürümek istiyoruz” dedi Pelin

“Hadi ama gelin götürelim”

Pelin tekrar “biz yürümek istiyoruz “ diye söyledi dişlerinin arasından.

Gençler “ne duymadım” diye alay edercesine tekrar sorunca, Pelin bir hışım direk arabanın sol camdan içeriye kafasını soktu ve müziği kapattı. Daha sonrada direksiyon başındaki uzun saçlı çocuğun saçından tutarak gayet öfkeli bir biçimde kulağına

“Bak son kez söylüyorum beni iyi dinle!” Avazı çıktığı kadar yüksek sesle devam etti “ biiiizzzzz yüüürrüüümeeeekk istiiiiiiiyooooorrrruuzzzz. Anladın mı? Şimdi duydun mu?”

Pelin öyle öfkeli söylemişti ki ne yalan söyleyeyim ben bile çok korkmuştum. Sürücü koltuğunda oturan çocuğun gözleri sonuna kadar açılmıştı. Çocuklar hiçbir şey demeden öyle hızlı yanımızdan uzaklaştılar ki Pelin’in cesaretine hayran kalmıştım. Direksiyon başında ki çocuğun sol eli ile kulağını tutarak kaçması günün en komik olayı idi. Daha sonrada bana bakarak

“Bunların anlayacağı dil bu. Böyle konuşmak lazım. Yüksek sesle müzik dinlemekten sağır olmuş duymuyorlar. Ee birazda bağırmak lazım tabii.” Dedi gülerek. Bende

“Biraz mı?” diye esprili bir dille söyledim. Beraber gülmeye başladık.

“Eee ne yapmamı beklerdin. Onların müzik sesiyle mi? Yoksa kuş sesiyle mi? Yoluculuk etmek isterdin. Bir tercih yapmak zorundaydık, bizde yaptık” dedi Pelin ve gülmeye devam ettik…

Bir yandan gülüyor bir yandan sohbet ediyorduk. Nerden çıkmıştı şimdi bu kız. Hayatımı nasılda değiştirdi. Bu kız karşıma çıktığından beri Feyza ve Mehmet sürekli benden uzak duruyor bizi izliyorlardı. Nasıl oldu da hayatımı zehir etmek için oyunlarına devam etmiyorlardı, hayret etmiştim. Eve yaklaşmışken Merve ile karşılaştık rengi atmış, endişeli bir şekilde bize doğru geliyordu. Uzaktan el sallayarak

“Merhaba Merve” dedim. Merve adımlarını sıklaştırdı ve yanımıza geldi. Yüzünde ki endişe sesine yansıyarak

“Merhaba Melis’cim. Nasılsın canım” dedi.

“İyiyim de. Sen nasılsın? Pek iyi gözükmüyorsun? Bir sorun mu var?” dedim. Pelin de söze karışmayarak bizi dinliyordu. Bunu nasıl başarıyordu merak ettim. Bu düşünce yüzümde tebessüm oluşturdu. Bu tebessümü mü gören Merve

“Evet iyi gözüküyorsun. İyi olduğuna sevindim. Ben sadece seni merak ettim. Annen evden ayrıldığı bayağı oldu deyince bir şey oldu sandım.” Dedi. Pelin’in dayanma kapasitesi olmuş olacak ki

“Merhaba canım Melis’in akıl edip bizi tanıştırmaya niyeti yok. Ben Pelin. Mahallenize yeni taşındım. Az önce Melis’le karşılaştık. Uçurumun kenarında hava alıyordu da. Mahallede de hava olduğunu hatırlattım” dedi yüzünde bir yandan o meşhur gülmesiyle. Merve şok oldu! Duyduklarını algılamaya çalışıyordu… Pelin’in bunu direk Merve’ye söylemesi beni kızdırmıştı. Gerçektende bu kız çok patavatsız ama çok tatlı biriydi. Pelin’e ters bir bakış attıktan sonra hemen Merve’ye

“Canım benim önemli bir şey değil. Sana ben sonra anlatırım. Pelin işte...! Ne demek istediğimi tanıdıkça anlarsın” dedim bende gülüşüme engel olamadım. Pelin hemen devreye girerek

“Ne varmış bende” dedi sinirli ama muzip bir ifadeyle. Ben cevap vermeden hemen Merve araya girip

“Çok tatlı birisin Pelin’cim tanıştığımıza çok memnun oldum. Eminim seninle iyi arkadaş olacağız” dedi. Merve’nin de Pelin’den hoşlanması çok hoşuma gitmişti. Biz böyle sohbet edip eve doğru yürürken bir den Feyza ve Mehmet gözüme takıldı. O kadar mutluydum ki onlar bir an aklımdan çıkmıştı. Kendilerini hatırlatmak içinde hiçbir şey yapmıyorlardı bu çok garipti. Yüzlerinde öfke vardı. Sanki bir şeyler yapmak istiyorlar ama yapamıyorlardı. Canları cehenneme! Onlardan hiç olmadığım kadar nefret ediyordum…

Ben bunları düşünürken Pelin dalgın olduğumu fark edip

“uçurumdan atlayamadın şimdi düşüncelerin içinde mi boğulup kurtulmak istiyorsun” dedi gülerek. Ay bu kız beni öldürecek nerden bulur böyle lafları. Merve’nin yüzü asıldı birden. Benim intiharı düşünmüş olmam hatta daha da ileriye gidip intihara teşebbüs etmem onu çok üzdü. O benim çocukluk arkadaşım, en iyi arkadaşım, dostum yüz ifadesinden artık her düşüncesini anlıyordum. Onu üzgün görünce benimde yüzüm asıldı bunu fark edince hemen gülerek

“Düşüncelerle boğulmasına gerek yok yakında ben boğacağım zaten” dedi. Hep beraber kahkahalarla gülmeye başladık. O da Pelin’e ayak uydurmuştu. Harika üçlü olmuştuk şimdiden. Şımarık bir çocuk gibi

“Bırakın benimle dalga geçmeyi yaa” dedim. Tekrar gülmeye devam ettik. Birden havanın karardığını fark ettim. Sohbetimiz o kadar güzeldi ki zamanın ne zaman geçtiğini hiç anlamadık bile. Artık ayrılma vaktiydi… Birden suratım asıldı. Onların yanında bütün derdimi unutmuştum. Şimdi onlardan ayrılacak ve ben yine o pis yaratıklarla baş başa kalacaktım… Kim bilir bu sefer hangi duygularımla oynayıp beni inciteceklerdi ya da bana ne şekilde zarar vereceklerdi… Benim yine düşüncelere daldığım fark eden Merve

“Annen çok merak etti canım. Havada karardı istersen daha çok telaşlandırma.” Dedi. Doğruya kendi derdime düştüm annemi tamamen unuttum. Kim bilir beni ne kadar merak etmiştir. Aklına neler gelmiştir. Of yaa neden ben bu kadar bencilim? Kendime ve çevreme hep acı çektirmek zorundayım?

“Kusura bakmayın kızlar benim hemen eve gitmem lazım” dedim. Pelin ve Merve aynı anda “Tamam “ dediler. Tekrar güldük. Kızları öptüm ve istemesem de yanlarından ayrılmak zorunda kaldım. Yine yalnız kalmıştım. Daha doğrusu yalnız kaldığımı sanmıştım. Feyza’ nın iğrenç sesini duyana kadar. Uçurumun kenarına gittiğimden beri sürekli beni uzaktan izlemişler hiç yanıma gelmemişlerdi. Nerdeyse onları unutacaktım. Nerdeyse!

“Neden atlamadın ne güzel her şey bitecekti! Kurtulacaktın bizden” dedi. Onlardan o kadar nefret ediyordum ki elimden gelse ikisini de parçalara ayırabilirdim. Onlara öyle bir pis bakış attım ki sanırım bu bakışım cevap yerine geçmiştir. Mehmet hemen Feyza’ya

“Bırak bununla uğraşmayı öğrenmemiz gereken bir şey var. Az önce ki durumun neden olduğunu çözmemiz lazım” dedi.

“Tamam gidelim” dedi Feyza ve ikisi birden ortadan kayboldu.

Ne diyorlardı şimdi bu pis yaratıklar? Neyi öğrenmeleri gerekiyor acaba? Ne olmuştu az önce? Sanırım ben bir şey kaçırmıştım. Neyse benim için önemli olan defolup gitmeleri. Nereye giderlerse gitsinler yeter ki beni rahat bıraksınlar artık…

Evin önüne gelmiştim. Rahatlamak için derin bir nefes aldım ve yüzüme gülücük yerleştirdim. Mutlu gözükmem lazımdı. Tıpkı Merve ve Pelin nin yanında mutlu olduğum gibi… Kapıyı açtım annemde hemen mutfaktan dışarı çıktı

“Ah canım kızım nerelerdesin kaç saattir? Seni ne kadar merak ettim. Beni çok korkuttun başına bir şey geldi sandım “ dedi ve hemen boynuma sarıldı. Bugün Pelin bana engel olmasaydı kim bilir sevdiklerimi ne kadar üzecektim. Ah canım annem benim biraz geç kaldım diye ne kadar üzüldü, ne kadar merak etti. Ben gerçekten çok bencilim. Ne kadar kötü biriyim sadece kendimi düşünüyorum…

“ Merak etme annecim ben çok iyiyim hem de hiç olmadığım kadar. Biliyor musun bugün harika bir şey oldu” dedim gayet mutlu bir şekilde yüzümde koca bir tebessümle.

“Ne oldu kızım?”

“ Bugün yeni bir arkadaşım oldu adı Pelin. O kadar tatlı biri ki annecim seninle en kısa zamanda tanıştıracağım.” Dedim. Annem çok şaşırdı ve çok mutlu oldu. Bir tek arkadaşım Merve var diye çok üzülüyordu. Ama artık yalnız değildim bir arkadaşım daha olmuştu ve bu iyiye işaretti onun için. Gözlerinde ki ışıltıyı görebiliyordum

“Annecim bütün gün onunla beraberdik. Sonra Merve’de katıldı bize harika bir zaman geçirdim” dedim. Ufacık bir yalanla! Asında yalanda sayılmazdı Pelin’le tanıştıktan sonra harika zaman geçirmiştim ama bütün gün değil. Rüzgar meselesini anneme anlatarak onu daha çok üzmek istemiyordum. Zaten benim için yeterince endişelenmişti. Onu daha fazla üzüp, endişelendirmeye hakkım yoktu. Bu söylediklerimi duyunca annem çok rahatladı derin bir nefes aldı ve

“Mutlaka tanışmak istiyorum şu Pelin’le, en kısa zamanda getir de tanışalım” dedi

“ Tabii annecim. Şimdi odama çıkabilir miyim çok yorgunum bugün kızlarla bayağı gezdik” dedim. Yorgundum ama sebebi gezmekten değil, duygusal bakımdan yorgundum. Çok üzülmüş, çok yıpranmıştım. Pelin ve Merve bana olanları unutturmuşlardı ama artık yalnız kalmıştım. Bütün yaşadıklarım tek tek aklıma geliyordu. Ben düşüncelerle boğuşurken annem

“ Ac değil misin kızım? Yemekler hazır bir şeyler yiyip öyle yatsaydın” dedi. Aslında açtım ama canım bir şey yemek istemiyordu. Bir an önce odama gidip yalnız kalmak istiyordum.

“Hayır annecim hiç ac değilim. Hemen yatmak istiyorum” dedim ve annemin cevap vermesini beklemeden hemen odama gittim.



VAKİT AYIRIP OKUDUĞUNUZ İÇİN BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜRLER
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 12 Mart 2010, 14:50

ben okuyordum ama yorum yapmamıştım. Sad ama çok beğendim hikayeni

Eğmene bayılıyorum. Benceçok fazla acı çekiyor melisete öyle mutlu olmalarını istiyorum

emeğinize sağılık süper
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 12 Mart 2010, 20:25

Robsten demiş ki:
ben okuyordum ama yorum yapmamıştım. Sad ama çok beğendim hikayeni

Eğmene bayılıyorum. Benceçok fazla acı çekiyor melisete öyle mutlu olmalarını istiyorum

emeğinize sağılık süper

Ay çok sevindik bir okuyucumunuz yorum yapmasına. Bizde kimse okumuyor diye bölüm göndermiyorduk. Madem okuyan okuyucularımız var daha fazla beklemeyelim o zaman. Gerçekten çok sevindik. Teşekkürler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 12 Mart 2010, 20:27

13. BÖLÜM (MELİS)
ÖPÜCÜK

“Hayır annecim hiç ac değilim. Hemen yatmak istiyorum” dedim ve annemin cevap vermesini beklemeden hemen odama gittim.


Artık yalnızdım tamamen yalnız. Gözümdeki yaşları artık durdurmuyordum. Aklamaları için izin vermiştim. Hayatımda Rüzgar diye biri yoktu. Beni seven, bana aşık olan, deli gibi sevdiğim kimse yoktu. Hepsi yalandı, hepsi bir oyundu… Hayatımı mahvetmek için oynanmış bir oyun… Gözümdeki yaşlar gittikçe çınar gibi akıyor hıçkırıklara boğulmuş bir şekilde sessizce ağlıyordum. Neden bunu bana yapmışlardı? Hayatımı yeterince kabusa çevirmemişler miydi? Yeterince mahvetmemişler miydi? Neden duygularımla oynadılar? Neden?

“Ne olur üzülme! Yeter artık ağlama! “ dedi bir ses. Başımı dizlerimin üstünden kaldırdım. Gözümdeki yaşlardan dolayı etrafı buğulu görüyordum. Kolumla hemen yaşları sildim. Karşımda duran Eğmen di evet bu Eğmen di. Onu gördüğüme o kadar mutlu olmuştum ki. Uzun zamandır gelmiyordu? Nerelerdeydi? Eğmen i ne kadar özlediğimi görünce daha iyi anladım. Bir an olsun neden ağladığımı unuttum sanki. Onun o sevgi dolu bakışlarını özlemişim…

“ Ah Eğmen nerelerdesin? Sana ne kadar ihtiyacım var…-“ sözümü bitiremeden tekrar hıçkırıklara boğuldum. Artık konuşamıyor sadece ağlıyordum.

“Melis ne olur ağlama. Bunu bana yapma” dedi. Yanıma geldi yatağın kenarına oturdu ve elleriyle saçlarımı okşadı. Bana dokunduğu zaman vücudum ürperdi. Ne olmuştu şimdi bana. Bir şeytandı belki de ondan böyle olmuştu. İlk kez bir şeytan bana dokunuyordu. Şaşkın bir halde yüzüne bakınca

“Korkma sana bir şey yapmayacağım. Yapmalarına da izin vermeyeceğim. Seni üzmelerine artık izin vermeyeceğim” dedi. İçimde bir rahatlama oldu ama onun bu korumacı tavrı benim daha çok ağlamam sebep oldu çünkü o benim yanımdaydı o bir şeytandı ve benim yanımdaydı. Benim üzülmemi istemiyordu… Başımı göğsüne yasladım ve hıçkırıklarla ağlamaya devam ettim. Elleriyle saçımı okşamaya devam etti ve sonra eliyle çenemi tutup başımı kaldırdı yüzüme baktı.

Bakışları sanki içime işleyecekti. Öyle sevgi dolu bakıyordu ki. Gözleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Yalvarıyordu sanki! Ama neden? Gözlerimiz birbirine kenetlendi. Bakışlarımı onun bakışlarından alamıyordum. Gözleriyle gözlerim buluşunca içim kıpırdadı cız etti sanki. Tuhaf bu duyguyu ben Rüzgar ı rüyamda görünce yaşamıştım. Şimdi bu yaşadığım duyguda neyin nesiydi. Kafam karışmıştı belki de içinde bulunduğum duygu yoğunluğundan oluyordu… Peki Eğmen’in bakışları neyin nesiydi o can alıcı bakışlar Eğmen daha da yanaştırdı yüzünü yüzüme.

Konuşmuyor sadece bakıyordu bir şeyler söylemek istiyor ama cesaret edemiyordu. O yüzünü yanaştırdıkça kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Allah ım bana ne oluyor böyle bu duygu karmaşası da neyin nesi. O bakışları ben bir yerden tanıyorum… Hem aşk dolu hem keder dolu bakışlar bunlar… Ne yani şimdi Eğmen bana aşık mı? Yoksa onun için mi…-? Diye düşüncelerle boğuşurken Eğmen bana daha da çok yaklaştı artık nefeslerimiz birbirine değiyordu ve ben hiçbir şey düşünemez olmuştum. Hiçbir şey düşünemiyordum donmuştum. Hızlı kalp atışlarımdan başka hiçbir ses yoktu oda da. Sadece birbirimize odaklanmıştık. Birden ellerini yavaşça kaldırdı ve gözümdeki yaşları baş parmaklarıyla sildi..

''Ağlamak bu gözlere hiç yakışmıyor..''dedi kadifemsi bir sesle. Nefesi yüzüme çarptı. Gözlerimin içine bakıyordu yine, sanki bakmıyor deliyordu şimdi gözleri gözlerimi..


Eğmen biraz daha yaklaştı ve dudakları dudaklarımı buldu... Çok şaşkındım böyle bir şey beklemiyordum. Peki ya benim hislerimde neyin nesiydi? Dudaklarını ahenkli bir şekilde dudaklarımda gezdiriyordu. Ben karşılık veremiyordum donmuştum. O kadar dikkatli öpüyordu ki beni, sanki incitmekten korkuyordu…

Ama içimde anlayamadığım bir güven ve huzur vardı. Bu dudakları sanki yıllardır tanıyormuş gibiydi dudaklarım. Öyle yumuşak ve sıcaklardı ki donmuş vücudum birden çözüldü ellerim ilk önce saçlarını buldu ve dudaklarım yavaş yavaş hareketleniyordu. Öyle uyumlu bir çift olmuştuk ki. Dudaklarımız sanki dans ediyordu. Buna karşı gelmem imkansız gibiydi ve gelemedim de.

Oda elini kaldırdı ve çok yavaş hareketlerle boynuma koydu… Gözlerimi kapadım ve kendimi Eğmen’in kollarına bıraktım. Sanki yıllardır birbirimize özlem duyuyorduk ve şimdi birbirimizi bulmuş yılların acısını alıyorduk. Bambaşkaydı bu duygu. Bu anın bitmesini istemiyordum. Hayal edemeyeceğim kadar güzeldi karşımda beni öpen bu varlık. Gerçek bile değildi belki! Ama bu an o kadar gerçekti ki hiçbir şey umurumda değildi. Onun şeytan olması umurumda değildi şuan…

Bir anda nefesimi tuttuğumu fark ettim kendimi ufak bir hareketle geri çekmek istedim… Ama Eğmen benden önce davranarak ani bir hareketle kendisini dudaklarımdan ayırdı. Elini boynumdan hızla çekti. Gözlerimi açtım ve gözlerine kilitlendim… Gözlerini şaşırmış ve şok içinde açmış nefes dahi almıyordu... Sadece öylece gözlerimin içine bakıyordu… Sersemlemiş bir halde sadece bakabiliyordum hiçbir şey söyleyemiyordum. O da tek kelime dahi etmeden sadece bakıyordu. Sonra birden gözlerini kapadı. Ne olduğunu anlayamadan hala ona bakıyordum ama kıpırdamak dahi istemiyordum, hatta kendimi tekrar onun yumuşak dudaklarına bırakmak istiyordum... Ben bunları düşünürken birden gözlerini tekrar açtı..

''Özür dilerim..Benn..Benn..Kendimi tutamadım..Çok özür dilerim..'' dedi fısıltıyla. Sanki ağlıyor gibiydi. Gözlerini yatağa dikmişti şimdi bana bakmıyordu… Ve ben konuşamıyordum... Sanırım geri çekilmemi yanlış anlamıştı…

''Dileme '' dedim. Bu güzel anı bana yaşattığı için şu anda hiç olmadığım kadar mutluydum…
Ve tek emin olduğum şey onu istiyor olmamdı. Tanrım ne oldu bana böyle başım dönüyordu, kalbim durmuştu atmıyordu sanki. Hiçbir şey umurumda değildi. Şuan hiçbir şey düşünmüyordum. Evet onu istiyordum. İki elimle yüzünü avuçlarıma aldım ve gözlerinin içine bakmaya başladım. Kalbim deli gibi atmaya başladı… Aramızda ki elektriğe hakim olamıyordum. Mıknatıs gibi çekiyordu sanki beni… Bu sefer ben ona yaklaştım ve dudaklarını dudaklarıma yapıştırdım. İlk önce bu hareketime çok şaşırdı ama tepkisizde kalamadı çünkü o da beni istiyordu…

Beni sıkıca sardı ve daha de kendine çekti artık tamamen onun kollarındaydım ve tamamen kendimi serbest bırakmıştım. O beni seviyor ve anladım ki bende onu seviyormuşum.

Peki neden ben bunu daha önce fark etmedim. Şimdi anlıyorum yokluğunda neden onu bu kadar çok özlediğimi... Onsuz günlerin neden geçmediğini… Ben Eğmen’i seviyorum. Beklide Eğmen benden uzak durduğu için Rüzgar a kaptırmıştım kendimi… Ona aşık olduğumu sanmıştım... Kendimi yalnız hissetmiş onun yerine başkasını doldurmaya çalışmıştım. Evet, evet ben Eğmen e deli gibi aşıktım.

Kendimi tamamen serbest bıraktım. Bir elimi beline sıkıca doladım, bir elimle de saçlarını okşamaya başladım. Deli gibi öpüşmeye başladık. Nefesim kesilene kadar hiç durmadık. Eğmen beni kendinden uzaklaştırınca anladım nefes almam gerektiğini. İki elini yüzüme aldı ve gözlerimin içine bakmaya başladı. Bu sefer gözlerinde sadece gurur, mutluluk, sevinç vardı… Bir süre gözlerimiz birbirine kenetli kaldıktan sonra

“Seni çok seviyorum Melis” dedi. Ben ne diyeceğimi şaşırmıştım. Çok mutluydum ve çok şaşkın her şey o kadar hızlı ilerlemişti ki. Emin olduğum tek şey benimde onu deli gibi sevdiğimdi.

“Galiba bende seni seviyorum” diyebildim sadece ve tekrar dudaklarımız buluştu. O kadar mutluydum ki Tanrım bu nasıl bir gündü böyle. İlk önce aşık olduğum insanın bir oyun olduğunu öğrendim. Şimdi ise aslında aşık olduğumu sandığım kişiye aslında aşık olmadığımı anladım. Şuan asıl aşık olduğum insanın kollarındayım… Mutluluk sarhoşu olmuş bir şekilde Eğmen’in kollarında uyuya kaldım……

Birden uyandım. Çok mutluydum hem de çok ama gözlerimi açmak istemiyordum bunun yine bir rüya, yine bir oyun olmasından korkuyordum. Sonra saçlarımda bir sıcaklık hissettim.

“Aşkım korkma. Bu ne bir oyun, ne bir rüya. Ben seni gerçekten çok seviyorum ve sen istemediğin sürece asla seni terk etmeyeceğim. Sensiz yapamıyorum. Seni çok çok çok seviyorum” dedi ve sıkıca sarıldı bende ona sarıldım. Bunun gerçek olup olmadığını anlamak için başımı kaldırdım ve yüzüne baktım. Evet bu gerçekti Eğmen tam karşımda bana gülüyor ve sevgi dolu bakıyordu.

“Bende seni seviyorum ve hiçbir zaman senden beni terk etmeni istemeyeceğim” dedim. Dudaklarımız yine bir birini buldu. Ömür boyu böyle kalabilirdim…


VAKİT AYIRIP OKUYAN HERKESE BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜRLER. LÜTFEN YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİNİZ. OKUYAN YOK SANIYORUZ VE YENİ BÖLÜM GÖNDERMEK İSTEMİYORUZ. İLGİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
derya
Emekli Yönetici
Emekli Yönetici


Paylaşım Gücü : 684
Yaş : 22
Nerden : ölüler diyarı
Kayıt tarihi : 01/03/10

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Cuma 12 Mart 2010, 20:29

var var okuyan var tabiyi Smile lütfen devam edin..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 13 Mart 2010, 16:23

derya demiş ki:
var var okuyan var tabiyi Smile lütfen devam edin..

çok teşekkürler. İnanın okuyucumuzun olduğunu bilsek bu kadar bekletmezdik. Yorumun için teşekkürler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 13 Mart 2010, 16:26

14. BÖLÜM (MELİS)
İTİRAFLAR…

“Bende seni seviyorum ve hiçbir zaman senden beni terk etmeni istemeyeceğim” dedim. Dudaklarımız yine bir birini buldu. Ömür boyu böyle kalabilirdim…




Belki de kendi benliğimi bildim bileli yaşadığım veya yaşayabileceğim en güzel anları yaşamıştım. Bu bir düş gibiydi. Renklerin ve güneşin daha parlak, ayın daha can alıcı, yıldızların göz kırptığı bir düş gibiydi. Yıllarca umutsuzluğumun içinde yaşadıklarımın hıncını alıyordum bu güzel anlardan. Nefesimi derince alıyordum ki ciğerlerim yanımda duran bedenin enfes kokusuyla şenlensin… Kalbimin ritmi normale dönmüş, sanki her bir atışta ismini söylüyordu. Bedeninin tenimde hissettirdiği bu ürperme soğuktan değildi. İlk defa yaşadığım bu duyguların sanırım bir yansımasıydı... Bu andan daha güzel bir an yaşamış mıydım? Diye düşündüm. Hayır bu an hayatımda yaşadığım en güzel andı… En mükemmel...

''Senin mi? benim mi?''dedi birden. Başını kaldırmış gözlerimin içine bakıyordu. Kaşlarımı çattım, düşüncelerimin içinde dolanıyordu.

''Çok ayıp'' dedim alayla.

''Ve ben senden asırlar kadar çok yaşadım'' dedi ve göz kırptı. Kendi yaşamış olduğum zamanla ve onun yaşadığı zamanla kıyaslandırınca aradaki fark çok fazlaydı ve o bu dakikaların yaşadığı en güzel dakikalar olduğunu düşünüyordu. Genişçe gülümsedim.

''Haklısın''dedim ve elini yanağıma yumuşak alev kadar sıcak elleriyle koydu. Fazla sıcaktı.

''İçimdeki ateşi tutmakta zorlanmıyorum ama yansımasını da engelleyemiyorum. Sanırım içimdeki heyecandan dolayı'' dedi utangaç tavırla.

Bende düşüncelerimle 'Bence hiç bir sorun yok' dedim

''Bu hep böyle olmayacak tabi güzel sesini esirgemeyeceksin değil mi benden?'' dedi gülümseyerek.

''Tabii ki… Ama bu hoşuma gitti sanki'' dedim. Ellerimi sıcak yanaklarına koydum ve gözlerinin içine baktım. Şu anda konuşmak yerine sadece güzelliğini izlemek istiyordum. Yüzünün her bir milimini ezberliyordum… Yine düşüncelerimi dinlemişti ve hiç konuşmadan sadece gözlerimin içine baktı sanki oda benim yüzümü ezberliyordu..

Uzun bir sessizlikten sonra artık kafamda olan soruları sormaya başladım onun hakkında her şeyi bilmek istiyordum.

“Nerelerdeydin kaç gün? Neden hiç gözükmedin bana?” ay gibi yüzünde birden üzüntü oluştu. Suçluluk ifadesi yerleşti o parlayan güzel yüzüne.

“Feyza ve Mehmet sana aşık olduğumu anladı” dedi ve sustu... Susması hoşuma gitmemişti hemen aklımda beliren diğer bir soruyu sordum

“peki bana aşık olduğunu ne zaman anladın?’’ Dedim merakla.

“Rüyanda aşık olacağın adamı görmek istediğin zaman fark ettim sana aşık olduğumu. Deli gibi kıskandım seni” dedi. Sanırım bu hoşuma gitmişti. Kıskanılmak... Muzip bir şekilde:

“hımm şimdi anlıyorum o günkü tepkini” dedim. O günkü tavrına bir anlam veremiyordum bu hep kafamda bir soru işareti bırakmıştı. Ve o beni kıskandığı için böyle davranmıştı. Güldüm. O da o güzel gülüşüyle karşılık verdi.

“Peki, Feyza ve Mehmet öğrendiler diye neden gözükmedin ki? Karşımı geldiler?” diye sordum. Yoksa onun ailesi beni istemiyor muydu? Birden yüzümün asılmasına sebep oldu bu düşünce. Eğmen dayanamadı yüzümün asılmasına, hemen eliyle yüzüm tuttu ve başımı kaldırdı gözlerimle gözleri buluştu ve benim kalbim yine deli gibi atmaya başladı… Nefesim kesiliyordu… Bu duygularımı anlayan Eğmen tebessüm etti, hafif bir öpücük kondurdu dudaklarıma ve

“Aşkım ilk önce şunu bilmen gerekiyor. Onlar benim ailem değil. Sadece görev arkadaşıyız ve evet doğru onlar istemediler seni sevmemi. Bu bizim için pek alışılmış bir şey değil belki de bir ilk. Daha önce böyle bir şey duymamıştım. Aslında bizim gibi varlıklarda aşk yoktur ya da öyle olduğunu sanıyorduk. Ve şimdi gördüğün gibi sana karşı konulamaz bir şekilde bağlanmış durumdayım. Bu onlar için rahatsız edici bir durumdu ve..ve.. Seni bir daha görürsem….—“ dedi ve sustu nerdeyse ağlayacaktı. Gözlerinden acı ve öfke aynı anda geçmişti. Ne olmuştu? Neden bu kadar üzülmüştü? Kafam allak bullak olmuştu. Benim yıllardır bildiğim ailesi aslında ailesi değilmiş. Ama bunun bir önemi yoktu. Bana söyleyemediği neyse onu böyle üzmesini kaldıramıyordum ve bu gecemizin böyle üzüntülerle gölgelenmesini istemiyordum ama merakta ediyordum. Dayanamadım onun bu haline

“Aşkım lütfen üzülme. Bana her şeyi anlatabilirsin. Seni dinliyorum” dedim gayet sakin bir şekilde şaşkınlığımı belli etmeyerek ve dudaklarına bende küçük bir öpücük kondurdum. Bu küçük öpücüğümle birlikte yüzüne bir gülümseme yerleşti. Onu mutlu etmiştim... Derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya zorda olsa devam etti

“Seni bir daha görürsem sana zarar vereceklerini söylediler. Eğer yine seni görürsem yüce konseye gideceklerini söylediler. Ama ben o kadar bencildim ki seni görmeden yapamadım. Çok özledim, merak ettim. Hasretin tüm bedenimi yakıyordu artık. Dayanamıyordum sensizliğe. Bir gün seni uzaktan izlerken beni gördüler ve bana ceza vermek beni korkutmak için sana sana… san…” diyemiyordu bir türlü sesi titriyordu. Yüzünde acı dolu bir ifade vardı neredeyse ağlayacaktı. Birden aklıma kolumda ki çizikler geldi. Şimdi anlıyordum bana neden bunu yaptıklarını. Tabii yaa… ne kadar kötü yaratıklarmış… Sadece bana değil Eğmen’e de acı çektiriyorlarmış. Canım, aşkım, benim için ne kadar acı çekmiş…

“Şimdi anlıyorum her şeyi. Aşkım, benim için ne kadar acı çekmişsin öyle” Birden aklıma Konsey lafı takıldı. Konseyde neyin nesiydi? Düşüncemi duymuş olacak ki sormadan hemen anlatmaya başladı.

“İlk önce şunu bilmen lazım biz şeytan değil, şeytanın yardımcılarıyız. Konsey başkanları şeytanlardan oluşur. Bizler yani şeytanın yardımcıları hata yaparsak, konsey devreye girer ve hata yapanları cezalandırır.” Dedi. Birden ürperdim. Ne yani şimdi benim için Eğmen ceza alabilir miydi? Buna dayanamazdım!

“Hayatım peki bu cezalar nasıl oluyor?” diye sordum. Yüzü bembeyaz kesildi, gözlerinden karanlık bir gölge geçer gibi oldu. Ve vücudunun duruşu dikleşti. Bu hiç iyiye işaret değildi.

“Evet, pek iyi bir şey olduğu söylenemez. Hata yapanları yakalıyorlar, sonra konseyin huzuruna çıkartıyorlar. Konsey olanları birde onun ağzından dinliyor sonra verecekleri cezaya karar veriyorlar. Kimisine bir mahzene kapatıp düşünme cezası veriyorlar, kimisinin güçlerini alıyorlar. Ama en kötüsü…-“ dedi. Sesi sanki derin bir çukurdan geliyormuş gibiydi derin bir acı çukuru. Konuşmasına devam edemeyerek sustu bunu söylemek istemiyordu sanki. Söylemeye dili varmıyordu beklide beni korkutmaktan, üzmekten korkuyordu.

“Evet aşkım en kötüsü?” dedim gayet sakin bir şekilde. Sözünün devamını getirmesi için

“En kötüsü, ilk önce güçlerini alıyorlar, sonra insan yapıyorlar, bir mahzene kapatıp işkence ediyorlar ve sonrada yakıp küle çeviriyorlar. Külleri de denize döküyorlar.” Dedi ve kafasından sanki bir düşünceyi kovarcasına başını hafifçe salladı. Ürpermiştim çok korkmuştum. Böyle bir şey düşünmek daha istemiyordum. Birden Eğmen düşüncelerimi böldü.

“Sevgilim, böyle bir şey olmayacak. Sen bunları düşünme. Seni böyle üzgün görmeye dayanamıyorum” dedi. Aşkım nasılda düşünüyordu beni. Sıcak ve bir o kadar yumuşak Elleriyle yüzümü okşamaya başladı, bu dokunuşuyla birlikte bedenimde yine bir ürperti oldu ve kalbim bu dokunuşuna karşılık verircesine temposunu artırmaya başladı. Eğmen gözlerimin içine bakışlarıyla gözlerimi delerek baktı, can alıcı bir gülümseme sardı tüm yüzünü. Düşüncelerimi veya kalbimin atışını duymuştu. Sanırım biraz utanmıştım... Biraz daha eğildi ve nefesi yüzümde dalga dalga yayıldı… ve tekrar dudaklarımdan büyük bir arzu ve istekle öptü.

Bu anın hiç bitmesini istemiyordum… Sürekli yanında olmayı, kollarında uyumayı istiyordum. Bu huzurdu. Uzun zamandır beklediğim yaşamak istediğim huzurdu kollarının arasında olmak. Mutluluktu. Peşinden çılgınca koştuğum ama her elimi uzattığımda ellerimin arasından kayan mutluluğu yakalamaktı bu. Boğazımda her daim benimle birlikte olan yumru yoktu şimdi, nefes alışlarım daha bir ferahtı ve yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyordum. Bir bebeğin dünyaya gözlerini açması gibiydi bu. İlk defa yaşamaya gözlerimi açmıştım. İlk defa gerçekten gülüyordum ve şimdi tam burada yanı başımda duran bedene sıkıca sarılmak istiyordum bir daha hiç bırakamamak üzere... Bu anda donup kalmak istiyordum. Ben düşücünceler içerisindeyken o kadife sesiyle;

“Nur yüzlüm, bende bu anın hiç bitmesini istemiyorum. Ömür boyu seninle olmak istiyorum ama gitmem lazım. Her an diğerleri gelebilir. Beni burada görmemeleri lazım” dedi üzgün bir şekilde. O da beni bırakmak istemiyordu.

“Peki, aşkım sen nasıl istersen. Bundan sonra seninim, ruhum, bedenim, kalbim her şeyim senin. Artık ben sana aidi-” daha sözümü bitirememiştim ki dudakları yine dudaklarımı buldu. Bu öpücük çok daha farklıydı sanki gitmesinin verdiği üzüntüyle dudaklarında dudaklarımın izlerini bırakmak istiyor gibiydi. Sonra zorlukla kendisini geri çekti...

“Evet, hayatım biliyorum. Bende sana aidim. Senin varlığın sayesinde yaşıyorum. Eğer bir gün beni terk edersen yaşamam.” Dedi. Bir an dondum. Bütün bedenim taş oldu sanki bu sözleri duymak bile kanımın çekilmesine sebep oldu. Onsuz ben yaşayabilir miydim?

“Aşkım lütfen böyle düşünme. Seni hiçbir zaman bırakmayacağım. Seni seviyorum” dedim.

“ Güzel gözlüm, Feyza ve Mehmet buraya gelince, mutlaka senin düşüncelerini duyacaklardır. Bu yüzden senden bir şey istiyorum. Onlar geldiklerinde beni düşünmemeye çalış ve hemen banyoya gir olur mu? Biliyorsun sen banyodayken senin düşüncelerini duyamıyor, sana zarar veremiyoruz!” bir süre durakladıktan sonra devam etti. “ Benim yüzümden sana zarar vermelerine dayanamam katlanamam” dedi. O kadife sesin üzgün çıkmasından nefret ediyordum.

“Peki sevgilim ama bende senden bir şey istiyorum… Lütfen kendine dikkat et ve beni merak etme, bir daha üzülme olur mu? Sana bir şey olursa yaşayamam. Senin üzülmene, endişelenmene dayanamıyorum.” Dedim. Gözlerimiz birbirine kenetli kaldı. Yumuşacık ve sıcak elleri nazikçe yüzümü kavradı. Yüzümü okşamaya başladı. Elleri saçlarıma kaydı saçlarımı okşuyordu. Gitmekte zorlanıyordu. Saçlarıma, yüzüme ve bana kendisinden izler bırakıyordu sanki. Kalbim neredeyse durmuştu. Nefes almıyordum sanki. Eğildi ve dudaklarımdan öptü. Arkasını döndü tam gidecekti ki

“ Gündüzde Merve’nin yanından ayrılma olur mu?” dedi.
Şaşkın bir şekilde

“Merve mi?” dedim “ Evet” dedi. Şaşırmıştım Merve ne yapabilirdi ki? Onları göremiyordu bile…

“Biliyorum hayatım şaşırdın ama ben yokken ancak Merve seni koruyabilir. Bir tek ona güvenebilirim” dedi. Sesi gayet ciddiydi. Hala şoktaydım. Merve neydi? Nasıl beni korurdu

“Merve nasıl beni şeytanlardan ya da şeytanın yardımcılarından korur ki? Onları göremiyor bile” dedim.

“Bunu sana ben söylemem hayatım, bunu senin bulman, anlaman lazım. Şeytanlar varsa….? “ dedi ve sustu, sustuk… Şok olmuştum yani şimdi Merve’de mi insan değil yoksa! Peki ne? Nasıl bir yaratık? Beni nasıl koruyacak? Kafam allak bullak olmuştu. Aldığım nefesim her şeyim yanıma geldi ve elleriyle yüzümü yine tuttu

“Seni seviyorum” dedi ve gitti. Arkasından kısık bir sesle

“bende seni seviyorum” dedim. Duyup duymadığını bilmiyordum ama onu deli gibi seviyordum bundan emindim. Şimdi yalnız kalmıştım. Çok mutluydum. Ayaklarım yerden kesiliyordu. Kalbim kuş gibi kanat çırpıyordu. Yüksek sesle şarkılar söylemek, sevdiğimi haykırmak istiyordum. Başım dönmüştü evet aşk sarhoşu olmuştum… Mutluydum çok mutluydum… ama Merve olayı da aklımın bir köşesinde kalmıştı. Mutluluğun içindeki bu gizemi sonraya bırakıp tekrar bu derin okyanusta boğulmak için Eğmen' le yaşadığımız dakikaları düşünmeye başladım.

Bu düşüncelerle uyuya kalmıştım. Kendimi birden boş karanlık dar bir sokakta buldum. Sokağın sonu karanlık gözükmüyordu. Yürüdükçe sanki yol uzuyordu. Bir türlü bitmek bilmiyordu bu sokak. Sonra birden karşıma pis pis gülerek Mehmet çıktı. Olduğum yerde dondum. Ürperdim çok korktum. Kaçmak için sağa baktım, sola baktım ama kaçacak bir yer yoktu her tarafta binalar vardı. Arkamı döndüm ve koşmaya başladım ki bu sefer karşıma Feyza çıktı. Kahkahalar atıyor kaçabileceğini mi sandın? Diyordu. Soğuk terler dökmeye başlamıştım. Kalbim sanki yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Git gide yanıma yaklaşıyorlardı. Ne yapacağımı şaşırdım. Sağa bakıyorum Mehmet sola bakıyorum Feyza kaçışım yoktu! Artık sonum gelmişti… Eğmen aklıma geldi seni seviyorum dedim kendi kendime. Artık ölmek için hazırdım. Biri bir kolumdan tuttu diğeri bir kolumdan çekiştirmeye başladılar. Çığlıklar atıyordum “bırakın beni… bırakın…” Kan ter içerisinde yataktan fırladım. Aman Allah’ım bu bir rüyaymış. Ağzım kurumuştu, yüzümden terler akıyordu…

Feyza ve Mehmet tam karşımda duruyorlardı. Feyza ellerini bağdaş yapmış yüzünde öfke ve sinsi bir ifadeyle;

“Bu çektiğin korkuyu, korku mu sanıyorsun? Çektiğin acıyı, acı mı sanıyorsun? Demek Eğmen’i seviyorsun… Daha kötülerine hazırlıklı olsan iyi olur Melis Hanım! Üstelik bu sefer çekeceğin acılar, korkular bir rüya olmayacak. Eğmen’i de senide pişman edeceğiz..!!''

Bu sözler kalbime ok gibi saplanmıştı. Yapabilirlerdi... Bundan hiç şüphem yoktu…


VAKİT AYIRIP OKUYAN, YORUMUN YAZAN YAZMAYAN HERKESE BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜRLER

Yazarlar; Sessiz_rüya, Nosi



Not: Hangi renkte okumak gözünüzü daha az yoruyor söylerseniz o renkte yollarız.[/color]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
derya
Emekli Yönetici
Emekli Yönetici


Paylaşım Gücü : 684
Yaş : 22
Nerden : ölüler diyarı
Kayıt tarihi : 01/03/10

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 13 Mart 2010, 16:58

çok süper bi bölüm olmuş teşekürler... Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
notizia
Twilight | Yeni üye
Twilight | Yeni üye


Paylaşım Gücü : 93
Tür : Kurt Kız
Yaş : 21
Nerden : Can you see my heart? You are in the it, Jake!!! (Jake'm)
Kayıt tarihi : 20/12/09
Lakap : Çatlak derler bana bilmem ama. :D

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 13 Mart 2010, 17:29

Ahh ahh bu bölümlerde Mehmet ve Feyza'yı ne kadar da parçalamak istiyordum. Very Happy Gerçi şimdi de istiyorum ama.

Uzun bir yorum yapamadım ama... Sad

Kıssadan Hisse:

HARİKA

Eğmoş'um... sevgi sevgi sevgi kalp

Pis Melis cadısı kaptı GÜL gibi çocuğu...

Eğmoş da gereksiz biri için harcadı şeytanlığını. söv
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.twilightfan.net
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   C.tesi 13 Mart 2010, 18:48

Teşekkürler Derya beğenmene sevindik. tşk


Büşra cım sen bu bölümlere zamanında harika yorumlar yaptın. Çok teşekkürler burdada yalnız bırakmadın sevgi tşk
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 16 Mart 2010, 08:20

nosi demiş ki:
Ay çok sevindik bir okuyucumunuz yorum yapmasına. Bizde kimse okumuyor diye bölüm göndermiyorduk. Madem okuyan okuyucularımız var daha fazla beklemeyelim o zaman. Gerçekten çok sevindik. Teşekkürler

Gerçekten okuyordum bundan sonra yorum yapmaya devam edeceğim.
Ah bu bölümler beni benden geçirdi. Eğmen ve melis işte bu ya yuppi yuppi yuppi yuppi yuppi çok mutlu oldum.
Bence harika yazıyorsunuz lütfen devam edin + puanlar feda bu hikayeye
Emeğinize sağlık kalp kalp kalp

Renk konusunda size bırakıyorum mama acık resnkleri daha rahat okuyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 16 Mart 2010, 10:53

15. BÖLÜM [Eğmen]

Buluşma


Garip bir heyecan vardı içimde şimdi, bir yandan çaresizlik bir yandan aşk ve bir yandan adını koyamadığım birçok yeni duygu şu anda şu anda karşımda bana bakan mavi gözler ve duyduğum kalp atışı erimeme sebep oluyordu. İçimden taşacak bu duygu fırtınası içinde, kendimi zapt etmem oldukça zordu aslında. Ufacık bir dikkatsizlik, dalgınlık şu anda karşımda duran narin güzelliği küle çevirebilirdi ve ben hala bencilce burada onun yanında olduğum bu haz ve zevk duygularından asla vazgeçmek istemiyordum… Ve düşüncelerini duymaktan, şu an oldukça mutluydum.

Evet ben onu mutlu edebilmiştim. Bu ben olmayan kimliğime hayran, şaşkın, büyülenmiş gözlerle bakıyor ve kalp atışları mutluluk şarkıları söyleyerek kendisine eşlik ediyordu. Asırlardır bu duyguları yaşamamış olmak ne kötü… Ama sadece karşımda duran bu narin güzellik için...

''Siz nerede oturuyorsunuz? Daha önce sizinle hiç karşılaşmamıştık! Burası küçük bir yer sizi görmemiştim hiç'' dedi. Huzur veren güzel sesiyle ve sadece rüyasında gördüğünü ekledi içinden bu duruma şaşırarak. Sersemlemiş gibiydi. Bu hali çok güzeldi. Gözlerimi kapamak istedim, o konuşsun ben dinleyeyim istedim. Dakikalarca, günlerce, asırlarca sadece bu melodik seste huzurla boğulmak için. Ve ben bunları düşünürken gözlerimi kenetlemiş konuşamıyordum. O an benden bir cevap bekliyordu ve bu kadar usulsüzce ona bakmamım nedenini merak ediyordu. Ama ona göre usulsüz değildi...

''Yakınlarda oturuyorum. Yeni taşındım buraya ve çevreyi gezmek tanımak istedim. Burası gerçekten büyüleyici bir yer.'' Aslında burayı büyüleyici yapan sensin. ''burayı görünce kendimi kaybetmiş dolanıyordum ve sizi baygın halde gördüm.'' Çok korkuttun beni çok.

Düşünceleri Feyza ve Mehmet’e kaydı. Onları bana söylese hemen arar acele işim olduğunu söyleyip buradan kaçacağımı düşünüyordu. Onun yanından bir saniye ayrı kalmak istemezken, ondan kaçmak!... Hem de benim gibi şeytanlar tarafından çevrelendiğimi öğrendiğim için! Tam tersi olsaydı belki o benden kaçarak arkasına bakmadan gidecekti. Nereye gidiyordu sonum hiç bir fikrim yoktu?

Ve ona yaptıklarını düşünüyordu. Kesiklerini, eve kapanıp kalmak zorunda olduğunu şu an onları küle çevirmek istiyordum, parçalara ayırmak ve onlar can çekişirken mutluluk şarkıları söylemek..

Ve sonra birden bütün düşünceleri değişti. Şu anda mutlu olduğunu ve anın güzelliğinin tadını çıkarmayı istiyordu. Evet en güzeli buydu. Bende zamanın durmasını ve bu anın hiç bitmesini istemiyordum. Bu anın tadını çıkartmak istiyordum. Ömür boyu onun yanında olmak…

''Şu anda iyisiniz değil mi?'' dedim. Gayet iyi olduğunu biliyordum. Sadece aşırı heyecanlılığı dışında.

“Evet. Kesinlikle hiç olmadığım kadar iyiyim.''dedi o güzel sesiyle.
Allah’ım onu bu şekilde mutlu eden benimdim, benim varlığımdı. Varlığım sayesinde ay yüzünde gülücükler saçılıyordu. Onun bu heyecanı bu mutluluğu benim aşkımı daha da körüklüyordu.

''Sevindim... Siz nerede oturuyorsunuz?''

''Atatürk Caddesi, 22. nolu binada. Buraya çok yakın. Yürüyüşe çıkmıştım. Sonrada… Biliyorsunuz işte…” dedi.

Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Ayıramıyordu desek daha doğru olurdu. Ahh ne kadar güzel… Bu bakışları altında konuşacak, bir şeyler söyleyecek durumda değildim. Kendimi kaybetmiş gibiydim. Sarhoş gibi… mutluluk sarhoşu…

''Evet.''diyebildim sadece ve aynı anda aklıma Feyza ve Mehmet geldi. Şimdi beni burada böylece yakalasalar bu hiç iyi değildi. Beni yok etmeleri umurumda değildi ama ona zarar verecekler, canını yakacaklardı ve bu yok olmaktan milyonlarca kat daha acı verici olurdu. Şu anda onun yanından ne kadar ayrılmak istemesem de ayrılmak mecburiyetindeydim.

''Ben, sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Şimdilik gitmek zorundayım. Beni bekleyen önemli bir işim var. Ama sizinle tekrar görüşeceğiz'' dedim. Bu sözleri söyleyip, onun yanından ayrılmak zorunluluğuna lanetler okuyarak. Kaşlarını çattı. İstemiyordu! O da benimle böylece kalmak istiyordu. Neden? Lanet olsun neden? Neden bende insan değildim? Kendim olup karşısına geçip onu sevdiğimi söyleyemiyor, istediğim gibi yanında rahat hareket edemiyor, aşkımı yaşayamıyordum. Çok bencildim! aslında onu rahat bırakmam lazımdı. O benim gibi şeytanı değil, bir insanı hak ediyordu. Bu düşünce beni bin parçaya böldü. Neden böyle bir acıyla karşı karşıya kalmak zorundaydım?

''Anladım… Peki tabii sonra görüşürüz'' diyebildi sadece. İçinden biraz daha kalmam için dualar ederek. Onu böylece bırakıp gitmenin acısıyla bedenimi olduğum yerden güçlükle arkaya çevirerek ve ayaklarıma milyonlarca kere komut vermek zorunda kalarak bir adım atabilmiştim. Sanki halatlarla bağlanmış gibiydim... Gitmek istemiyordum, yanından bir saniye bile ayrılmak istemiyordum ama buna mecburdum…

''Görüşeceğiz'' dedim zorlukla.

''Peki'' dedi. Sesindeki kızgınlık tonu beni sevindirmişti. İstemiyordu. Beni bir daha ne zaman görebileceğini düşünüyordu.

''en kısa zamanda'' dedim istemsiz düşüncelerine karşılık vererek. Ah ne yapmıştım dikkatsizce konuşmuştum. Bu yaptığım aptallıktı. Daha dikkat etmek zorundaydım. Bir an şaşırdı ama sonra kendini topladı, bu beni rahatlattı ve ben oradan onun gözlerinden, bedeninden, kokusundan, ayrılmanın verdiği zorlukla kendimi büyük bir güç harcamak zorunda kalarak, her adımımda omzumun arkasından dönerek, güzel yüzünü santim, santim geride bırakarak ayrılıyordum. Şimdi ikimizde anın verdiği güzellikle mutlu, ayrılacak olmanın hüznünü yaşıyorduk. Gözden kaybolana kadar yavaş adımlarla ilerledim ve kayboldum. Biraz daha hızlanarak kendi kimliğime geçtim ve şu anda uçmak istiyordum. Çok, çok fazla mutluydum.

Vücudum yanıyor, sancıyordu. İçimdeki ateşi durdurmak canımı yakıyordu. Heyecanlı ve istekli vücudum içimdeki ateşi dışarı vurmak isterken içimde yayılmasına izin veriyordum. Bu ufacık mutluluğun bedelini seve seve ödüyordum.
Ve düşüncelerinden çıkmadan durdum. Şaşkındı… Sersemlemiş bir halde doğru ilerliyordu yavaş sarsak adımlarla. Ahh oda sarhoş olduğunu düşünüyordu. Tıpkı benim gibi.

Beni düşünüyordu. Güzelliğimi. O an içimde bir sızı hissettim. Karşısına çıkan gerçekte ben değildim ki! Aslında o beni değil Rüzgar’ı sevdi. Rüzgar’a aşık oldu. Hiçbir zaman ona Eğmen olduğumu söyleyemeyecektim. Bunu nasıl söyler onun hayallerini nasıl yıkardım. Benden daha çok nefret ederdi. Kim bilir beklide artık hiç göremezdim. Keşke gerçekte de bir insan olsaydım, Rüzgar’ın ta kendisi olsaydım. Ama yine de onu mutlu etmiştim. Önemli olanda buydu. Onun mutluluğu.

Düşüncelerini okumak gerçekten güzeldi. En azından ne hissettiğini biliyordum ve aynı anda aklıma benim gibi düşünce okuyan iki tane iğrenç yaratık geldi. Ben.. Ben.. Lanet olsun ne kadar bencilim böyle... Melis şimdi sadece Rüzgar'ı düşünecekti ve bunu o iğrenç mahluklar duyacaktı. Şimdi ne yapacaktım? Bunu daha önce nasıl düşünemedim ben! Bencilliğimin cezasını ona zarar vermelerini izleyerek mi çekecektim? Hayır! Hemen bir çözüm bulmam lazımdı ve tabii ki aklıma Merve’den başka hiç bir çözüm gelmiyordu.

Melis’in rüya sandığı mutlu düşüncelerden kendimi ayırarak Merve'yi aramaya koyuldum. Hemen onu bulmalıydım hemen. Dakikalar boyu bencilliğime lanet ederek inanılmaz bir hızla onu aradım. Onu bulmak aslında zor değildi. Merve'nin kendine has bir özelliği vardı. Bizi kendisinden uzaklaştıran bir koku ve ben hala şeytandım duygularım ne kadar değişsede bu kokusu beni itiyordu. Bu kokunun üstüne gidecektim. Beni iten kokuya gittikçe yaklaşıyordum ve işte orada. Beni anında fark etti. Hızlıca yanıma geldi.

''Bir sorun mu var? Yine bir şey mi yaptılar Melis'e?'' dedi. Gözleri korkuyla açılmış bir halde.

''Hayır, hayır! Sakin ol daha değil''dedim bencilliğimden utanarak.

''Daha değil de ne demek?'' dedi sertçe.

''Şey..ben..ben..bir bencillik yaptım. Melis ormanda dolaşıyordu ve.. ve.. bayıldı. Feyza ve Mehmet onu kendi zevkleri için öylece onu orada bıraktılar. Bende dayanamadım ve Rüzgar kılığında yanına gittim. Şey sohbet ettik… çok mutluydu... Biliyorum bunu yapmamam gerekirdi ama onu mutlu etmek istedim sadece'' dedim. Ve kendimi diye ekledim içimden.

''Hiç aklıma gelmemişti. Unuttum bir anda her şeyi. Kendimi kaybetmişim. Çok çok üzgünüm…” dedim. Hararetle konuşuyordum ve kelimeler ağzımdan duyulamayacak bir hızla çıkıyordu.

''Ne aklına gelmemişti'' dedi. Sesi sert ve yumuşak ton arasındaydı. Benden nefret ediyordu sertliği bu yüzdendi. Ama neden yumuşak tonun da sesinde yer aldığını anlayamadım.

''Biliyorsun düşünceler! Melis şimdi sürekli beni düşünecektir. O çok, çok mutlu'' dedim yarım bir gülümsemeyle. Korku ve mutluluk arasında gidip geliyordum.

''Ah haklısın…'' dedi ne demek istediğimi anlamıştı.

''Bana yardım et! Onu koru! Ne yapacaksın bilmiyorum ama anlamamalarını sağla1 Lütfen…''dedim. Artık sesim sonlara doğru iyice azalmış gücünü kaybetmişti.

''Tabii ki yardım edeceğim. Ayrıca bu benim görevim''dedi. Birden rahatlamıştım.
''Ve ayrıca şimdi seninle burada vakit kaybediyorum. Hemen gitmeliyim, hoşçakal'' dedi ve oradan inanılmaz bir hızla uzaklaştı. Ben arkasından ona dualar ediyordum. Dua etmek mi? İşte bu çok, çok garip…



VAKİT AYIRIP OKUYAN HERKESE BİNLERCE KEZ TEŞEKKÜRLER

Yazarlar; Sessiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 16 Mart 2010, 10:55

Robsten çok teşekkürler. Yayınlama istediği geldi bize Smile teşekkürler tekrar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 17 Mart 2010, 09:18

Arkadaşlar 15.bölümü göndermiştim ama başlığı değiştirmeyi unutmuşum. Görmeyen arkadaşlar iki bölüm birden okuyacaklar. İyi okumalar


15. BÖLÜM 2 PART (EĞMEN)



Merve hızla yanımdan uzaklaşmıştı… Şimdi sadece onun Melis’e yardım etmesini bekleyecektim ve bunu yapacağından emindim. Bir şekilde o iki mahluka anlamamalarını sağlatacaktı. En az benim kadar seviyordu onu, benim kadar asla olamaz ama seviyordu ve onun koruyucusuydu. Ben korku içinde olduğum yerde bekliyordum ama ayaklarımın başka bir niyeti vardı ya da beynimin. Bilmiyorum… Kafam karışık insanlarda böylemidir diye merak ediyorum?

Bu karmaşa hiç alışık olduğum bir şey değil. Sadece acıdan -başkalarının acılarında-asırlarca zevk almış bir varlık için bu duygular çok yeni. Aşk, mutluluk, korku, acı, isyan ve özlem. Onu şimdiden özlemiştim gözlerim, bedenim onu arzuluyor bana dokunan teninin değdiği yerler uyuşuyordu sanki. Hepsini bir anda barındıra biliyor muydu insanlar? Bir vücutta benimki barındırıyordu. Aşkın içinde kaybolmuş bütün o şiddetli pis duygularım köreliyordu ve ne yapmam gerekeni ne de yapmamam gerekeni biliyordum.

Mayın tarlası gibiydi şimdi hayatım yanlış tek bir adımda patlayacakmış gibiydi. Sabahlar olacak mıydı benim içinde? Gün ışıyacak mıydı? Mutlulukla uyanan her insan gibi bana da doğacak mıydı güne? Sanmıyorum… ama en azından deneyecektim. Varlığım boyunca en azından gerçekten bir şey yapacaktım beni sevmese bile ben olarak en azından bir şekilde onun hayatını kurtaracaktım o pisliklerden.

Bunu nasıl yapacağımdan hiç bir fikrim yoktu ama ölüm bile olsa bunu yapacaktım. Şimdiki korkulu halimi düşündükçe tabii ki bunu tek başıma yapamayacaktım…
Ama yinede mutluydum... Dudaklarımda ki gülümsemeyi de engelleyemiyordum. Hah şimdi deli gibiydim işte sürekli ruh hali değiştiriyordum. Melis'e olan aşkım kavurucu yakıcıydı, yasak ve yanlıştı ama bencilliğim ne olursa olsun bu aşkın peşinden gitmememi engelleyemeyecekti. Onu seviyordum... Ve oda beni, en azından Rüzgar’ı seviyordu…

Yine içim sızladı. Olsun dedim kendi kendime onun mutlu olduğu dakikaları düşündüm. Gülümsemesi, gözlerinin içinin gülmesi her şeye değerdi. Elini tutmak ona dokunmak ne kadar güzeldi. Gözleri, teni, dudakları beni kendisine çekiyordu, ay kadar güzeldi ipeksi yüzü her dakika duygularım daha da yoğunlaşıyordu. Daha ne kadar dibe inebilirdim ki! Bir sınırı var mıydı? Bu hislerim nasıl her dakika daha da yoğunlaşıyordu?

Onun ellerini tutmuştum, saçlarını okşamıştım. Hep yapmak istediğim şeyi yapmıştım ne anlatılmaz bir duyguymuş. Ne çok şey kaçırmışım asırlar boyu… Ne boş uğraşlarla geçmiş hayatım… Şimdi ise ilk defa nefes almış gibi hissediyordum kendimi, ilk defa yaşadığımın farkına varıyordum. Kendimi bulutların üzerinde yürüyormuş gibi hissediyorum yanarken içim… Aşkı ateş oldu kavuruyordu bu bedenimi ama yanmanın içinde asla pişman değilim, eğer uğrunda ölüm çıkacaksa bile karşıma bu ateşi söndürmeyeceğim… Günahlarımın bedelini bu ateşi yakmaya devam ederek ödeyeceksem, buna seve, seve razıyım…

Düşüncelerin karmaşasında nereye gittiğimi bilmiyordum ama ayaklarım iyi biliyordu. Eğik kafamı yerden kaldırdım, Melis tam karşımda bütün çekiciliğiyle duruyordu. Düşüncelerini duyabileceğim kadar yakınına gitmek için harekete geçtim. Bir, iki adım... Ama daha fazla gidemedim…

Garip bir şekilde itiliyordum ve acı hissediyordum yakınlaştıkça. Düşüncelerinden çıkmayacağım şekilde bir kaç adım geriledim. Bu canımı acıtıyordu ve iki şeytanı gördüm onlarda huzursuz bir şekilde onlardan fazlaca uzakta duruyorlardı. Aynı anda bunu Merve’nin yapıyor olduğu aklıma geldi.

Melis'in yanında Merve ve bir kız daha vardı. Melis'in bir arkadaşımı vardı ben neden bilmiyordum bunu. Kimdi şimdi bu kız? Daha dikkatli dinledim…

“Merhaba canım Melis’in akıl edip bizi tanıştırmaya niyeti yok. Ben Pelin. Mahallenize yeni taşındım. Az önce Melis’le karşılaştık. Uçurumun kenarında hava alıyordu da''dedi. Pelin adındaki kız ve Melis'in aklına uçurumun kenarındaki görüntüsü yerleşti. Merve ile ben o an şok içerisinde kaldık…

Ne? Nasıl olur bu? Düşüncelerim allak bullak olmuştu. Bunu neden yapmak istesin ki ve ona Merve yetişemeyecekti. Bense aşkın sarhoşluğuna kapılmış dolanıyordum lanet ettim kendime ama bu Pelin denen kız onu kurtarmış ve arkadaş olmuşlardı. Yaşadığım her bir saniyede bu kıza minnet duyacaktım. Ya onu kaybetseydim? Daha bulamadan onu kaybetmenin düşüncesi bile içimi acıttı, gözlerimi kararttı... Ama neden çok mutluydu? Neden? Daha dikkatli dinledim Beyninden geçen ufacık bir şey aradım…

Ahh tabii ki Lanet olsun! Lanet olsun! Cehennemim dibine layıksınız! Öfke bedenimin içindeki yıkıcı güçle ateşi körükledi bedenim alev alevdi, vücudum baştan aşağıya yanıyordu… Canım yanıyordu... Bunu nasıl yapmışlardı? Nasıl? Onlara bunun hesabını soracaktım… Her şeyin bir oyun olduğunu söylemişlerdi. Onları alevler içerisinde bırakıp, ellerimle bin parçaya bölebilirdim. Şuan öfke bedenimi onların yanlarına gitmem için zorluyordu. Gitmemek için bütün gücümü kullanıyordum. Her şeyi daha beter yapardı bu akıllıca olmazdı. Dur! Dedim kendime ama ellerim onları parçalamak için yanıp tutuşuyordu. Bütün vücudum alevler içerisinde kalmıştı. Bunu Melis’e anlatmam lazımdı ufak bir boşluk yakalayıp anlatmam lazımdı. Mutluluğu neden hak etmiyorduk biz. Neredeyse onu kaybediyordum. Neredeyse…

Feyza ile Mehmet kızlara yanaşamamanın verdiği acı ile uzaktan durup olanları izliyorlardı. Melis’e nefret dolu bakışlarla bakıyorlardı. Melis bunu fark edince düşüncelere daldı. Merak ediyordu neden canını yakmak, onu daha fazla incitmek için uğraşmadıklarını. Onlardan nefret ediyordu, hayalleriyle oynadıkları için. Onlara inanmıştı. Beni artık bir oyun olarak görüyordu. Bütün bedenim yanıp kavruluyordu. Acı çekiyordum. Hiç olmadığı kadar kötü hissediyordum kendimi.

Pelin Melis’in dalgın olduğunu görünce espri yaptı. Melis’i güldürmeyi başardı. Bu kızı Merve çok sevmişti. Tabii artık bende. Sürekli espriler yaparak ortamı yumuşatmaya, Melis’i güldürmeye çalışıyordu. Şimdi anlıyordum Melis’in neden mutlu olduğunu. Bu kıza ömür boyu minnet duyacaktım…

Merve ve Pelin Melis'in yanından ayrılıyorlardı ve Melis belli etmese de gittikleri için çok mutsuzdu. Merve’nin yüz ifadesinden her şeyi anlamış olduğunu tahmin ettim. Allah'ım yalnızca bir kaç dakika... Sadece her şeyi anlatabilmem için bir kaç dakika... Melis yalnız kaldığında hemen olaya dahil oldular iki iğrenç yaratık. Ama Mehmet’in başka planları vardı aradığım işte buydu. Bir şey araştıracaklardı ama ne? Benimle mi ilgiliydi? Uzakta durduğum için düşüncelerini tam olarak duyamıyordum. Ama bunu sonra öğrenebilirdim, şimdi sadece Melis’in aklındaki oyun olduğunu sandığı ufacık mutlu anın gerçekliğini anlatmam lazımdı. Aynı sevinci gözlerinde göremem lazımdı onu üzgün görmek canımı yakıyordu.

Melis eve girdi ve annesi onu merak ettiği için ona açıklamalarda bulundu. Artık sabırsızdım onlar gelmeden bir an önce odasına çıkmasını bekliyordum. Annesine Pelinle tanıştığı dakikalarını ve harika zaman geçirdiğini anlattı. Küçük bir yalanla! Neredeyse hayata veda edeceğini tabii ki söyleyemezdi buda benim yüzümden olacaktı! Bencilliğimin yüzünden olacaktı! Annesi aç olup olmadığını sordu. Açtı ama canı yemek yemek istemiyordu. Yalnız kalmak istiyordu sadece. Bense sabırsızlıkla onu beklemeye başladım.



VAKİT AYIRIP OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER İYİ VE KÖTÜ YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ. ELEŞTİRİLERE AÇIK OLDUĞUMUZUDA BELİTİRİZ
tşk
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 17 Mart 2010, 22:31

uzun zamandır okuyup okumamakta tereddüt ettim kusura bakmayın ama ismi yüzünden oldu sonunda dayanamadıp okudup çok güzel olmuş paylaştığınız için teşekkürler Very Happy devamını bekliyorum en kısa zamanda :oops:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 18 Mart 2010, 08:40

seher demiş ki:
uzun zamandır okuyup okumamakta tereddüt ettim kusura bakmayın ama ismi yüzünden oldu sonunda dayanamadıp okudup çok güzel olmuş paylaştığınız için teşekkürler Very Happy devamını bekliyorum en kısa zamanda :oops:

İsim bulmakta bizde çok zorlandık. Ama en sonunda buna karar verdik. Olaylar nedeniyle. Beğendiğine sevindik. Hoşumuza gidiyor böyle yeni okuyucularımızın yorum yapması. Çünkü yayınlıyorduk ama hiç yorum almıyorduk. Nerdeyse kimse okumuyordiye yayınlamaktan vaz geçmiştik ve 1 ay yeni bölüm hiç göndermedik. Artık sık sık göndeririz yeni bölümü. Tekrar teşekkür ederiz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 18 Mart 2010, 10:47

15. BÖLÜM 3. PART [EĞMEN]


Ahh daha odasına gelmeden ağlamaya başlamıştı... Yatağına oturdu ve bütün acısını gözyaşlarından çıkarmaya çalışıyordu ve onun gözünden akan her bir damlasının acısıyla boğuluyordum. Rüzgar’ı düşünüyordu onunla geçirdiği her dakikayı. O anki mutluluğunu. Rüzgar’ın aslında bir oyun olduğu aklına geldikçe daha da hıçkırıklara boğuluyordu. Rüzgar için ağlıyordu. Onun için bu kadar acı çekiyordu. Gerçek olmasını istiyordu. Tanrım içimde ki acıya şimdi birde anlayamadığım bir duygu eklendi. Nefret hissediyordum Rüzgar’a karşı. Ondan nefret ediyordum. Melis’e aşık olan, saçlarını okşayan, ipeksi tenini okşayan aslında bendim. Rüzgar değil! Sanırım Rüzgar’ı kıskanmıştım!

Hala ağlıyordu buna dayanamıyordum. Neden bu kız neden? Bu kadar acıyı, bu kadar mutsuzluğu, bu kadar yalnızlığı neden bu kız hak ediyordu? Neden biz şeytanlar onu seçmek zorundaydık. Belki de şimdi biz olmasaydık çok daha güzel bir hayatı olacaktı. Artık daha fazla gözünden akan yaşlara ve iç dünyasındaki yaşadığı buhrana dayanamadım. İçeri süzüldüm beni fark etmedi.

''Ne olur üzülme. Yeter artık ağlama'' dedim. Artık çektiği acıya dayanamıyordum. Başını sersemlemişçesine dizlerinden kaldırdı ve buğulu bakan gözleri -mavi gözleri şimdi turkuaz ve kırmızı olmuştu ağlamaktan- beni buldu. Gözlerini koluyla sildi ve karşısında beni gördüğüne çok mutlu oldu. Tanrım beni gördüğüne mutlu oldu, hatta seviniyordu. Beni özlediğini düşünüyordu. Bu, acının içinde mutluluk tadını tatmaktı. Gözlerimi ayırmadan güzel siluetine bakıyordum. Ağlamak bile yakışıyordu.

''Ah Eğmen nerelerdesin? Sana ne kadar ihtiyacım var..-'' sözünü tamamlayamadan tekrar hıçkırıklara boğuldu Beni bu kadar özleyeceğini tahmin edemezdim. İçimde bir kıpırtı oldu çünkü şimdi Rüzgar değil Eğmen’dim ve o beni özlemişti. Şimdi anladım ki sadece o mutlu olsun diye girdiğim insan kılığını daha da kıskanıyordum. Onun beni sevebilmesi için neler vermezdim. Bir tek canım vardı ve onu da seve seve verebilirdim ama o hala hıçkırıklara boğulmuş ağlıyordu ve buda bedenimin acıyla sancılanmasına neden oluyordu.

''Melis ne olur ağlama. Bunu bana yapma'' Dedim ve yavaş yavaş yanına oturdum. Ellerim istemsiz olarak saçlarına gitti ona kendim olarak dokunmuştum. Yumuşacık saçlarına ben dokunmuştum. Ellerim saçlarından ipek saçlarında kayıyordu ve o kendine neler olduğunu düşünüyordu. Dokunuşumla birlikte ürpermesinin nedenini şeytan olmamdan kaynaklandığını düşünüyordu. Bu düşüncesi canımı yaktı. Sanki bütün bedenimde kesikler vardı ve o kesiklere tuz basıyorlardı. Böyle düşünmesine izin veremezdim. Şaşkınca bakıyordu. Kan kırmızı gözlerinden acılar gelip geçiyordu.

''Korkma sana bir şey yapmayacağım. Yapmalarına da izin vermeyeceğim. Seni üzmelerine artık izin vermeyeceğim'' dedim ve bu sözlerim vücudunun rahatlamayla gevşemesine neden oldu. Ama korumacı tavrım onu daha çok ağlatmıştı. Göğsüme yaslandı. Nefesimi tuttum. Bu bana biraz fazlaydı. Bir anda bu kadar yakınlaşmak… Bedenini tenimde hissediyordum ve heyecanla içimdeki ateş dışarı çıkmak için beynimin vereceği komutu bekliyordu.

Kendimi sakinleştirdim önce ve saçlarını okşamaya devam ettim. Derin bir nefes alıp kokusunu içime çektim. Çok güzel kokuyordu. Vücudum heyecanlıydı. Bu bambaşka bir duyguydu. Yüzünü görebilmek için başını kaldırdım çok özlemiştim melek yüzünü… Gözlerimiz buluştu ve ben orada kilitli kaldım. Tanrım bir insan bu kadar mı güzel olabilirdi ve o da bana aynı delici gözlerle bakıyordu. Duyguları şaşkındı… Bu duyguyu Rüzgar’ı gördüğünde yaşadığını düşünüyordu. Tanrım bu duygularının gerçek olmasını ne kadar çok isterdim. Rüzgar’ı değil aslında beni sevmesini. Bana o aşk dolu gözlerle bakmasını… Ama bu bendim, Eğmen’dim, Rüzgar değildim.

Duygularımı kontrol edemiyordum, durduramıyordum kendimi. Kokusunu ve yüzünü biraz daha kendime yaklaştırmak için ona bira daha eğildim. Kalp atışları hızlandı. Gözlerinden hala yaşlar süzülüyordu. Onların artık bu gözleri buğulandırmalarını istemiyordum. Biraz daha yaklaştım nefesi tenime değiyordu. Ellerimi yavaşça içimdeki ateşi kontrol ederek yüzüne değdirdim ve başparmaklarımla gözyaşlarını sildim. Keşke sihir olsaydı ve ben sonsuza kadar silebilseydim bu gözyaşlarını.

''ağlamak bu gözlere hiç yakışmıyor'' dedim gözlerinin içine bakarak. Boğuluyordum sanki bu okyanus kadar derin gözlerin içinde ama gözlerim başka bir yöne kaydı. Kendimle mücadele içine girmiştim. Dudakları beni kendisine çekiyordu. Hele onun düşüncelerini duydukça Tanrım onunda kafası karışmıştı. Yoksa… Yoksa… O da beni seviyor olabilir miydi? Ben yaklaştıkça dudaklarına, onunda heyecanlandığını hissediyordum. Kalbi kuş gibi kanat çırpıyordu sanki. Duygularıma engel olamıyordum. Yapmamam lazımdı ama kendimi kaybetmiş durumdaydım. Hayalini kurduğum dudakları sadece birkaç santim ötemdeydi ve ben bu çekim alanın dışına çıkamıyordum. Kendimi geri çekmek istesem de kesinlikle yapamıyordum. Daha da yaklaştım ve dudaklarım dudaklarını buldu...

İçimde şu an volkan vardı. Bu... Bu... Çok başkaydı... Nefesim durmuş dudaklarım geziniyordu yumuşak dudaklarında. Buna engel olamıyordum. Karşılık vermiyordu. Böyle bir şey beklemiyordu, şaşkındı. Bende beklemiyordum. İçimdeki ateşi kontrol etmekte hiç zorlanmıyordum ve oldukça dikkatliydim. Eğer dışarı verirsem onu kendim yakabilirdim. Bu heyecan çok fazlaydı ve birden elleri saçlarımda gezinmeye, dudakları hareketlenmeye başladı. Bana güveniyordu. Kendine engel olamıyordu. Uyumlu bir çift olduğumuzu düşünüyordu…

Tanrım bana karşılık veriyordu ve ben bu tepkisinin karşısında eriyordum. Bu inanılmazdı. Elimi içimdeki ateşi kontrol ederek kaldırdım ve narin boynuna götürdüm saten gibiydi teni. O da kendisini kaptırmıştı artık karşı gelemeyeceğini düşünüyordu. Bu çok hoşuma gitmişti… Ve sanki yıllardır birbirine duyan iki varlığın kavuşması olduğunu düşünüyordu... Doğruydu bilmeden yıllardır ona özlem duyuyordum ve şimdi bütün bu yılların acısını dudaklarımızın dansıyla alıyorduk.

Ben artık düşüncelerini duyamayacak halde kendimi kaybetmiştim. Dudaklarının tadında kaybolup gitmiştim. Sanki dudaklarım tuza bulanmış yanıyordu, onun dudakları da su olmuş dudaklarımdaki yanmayı söndürüyordu. Öptükçe daha çok istiyordum suyumu. Yaşam kaynağım, varlığımı unutturan, beni benden alan kadın. Şu anda hiç bir şey umurumda değildi ve ben sonsuza kadar böyle kalmak istiyordum. Çok küçük bir hareketle kendisini geri çekmeye çalıştığı anda dudaklarından ayrıldım ve elimi boynundan çektim. Canını mı yakmıştım? Kendimi kaybetmiş haldeydim. Ateşimi dışarımı vermiştim? Ben ne yapıyordum böyle… Gözlerim şok içinde açılmış ona bakıyordu. Kendimi insan mı sanıştım böyle? Gözlerine bakarken kendimi yine aynı istekler içerisinde buluyordum ve gözlerimi kapadım… Gözlerine bakarsam yine duygularıma karşı koyamayarak öpmekten korktum, canını yakmaktan korktum…

Ben insan değildim ki? Neden bunu yapmıştım ne kadar bencildim böyle. Sadece kendi zaaf ve açlıklarımla, düşüncesizce hareket ediyordum. Ve gözlerimi açmaya korkuyordum... Karşılaşacağım tepkiyi anlayamıyordum. Beynimdeki korku ve duygularımın karmaşasına kapılmış düşüncelerine odaklanamıyordum. Gözlerimi tekrar açtım. Onun yüzüne bakamıyordum. Yatağa gözlerimi dikmiş bakıyordum. Konuşmam lazımdı ondan özür dilemeliydim ve sesini duyduğumda belki daha iyi odaklanabilirdim.

''Özür dilerim... Ben... Ben... Kendimi tutamadım. Çok özür dilerim'' dedim. Sesimin gücü yoktu. Fısıltı gibi çıkmıştı ama hala güzel yüzüne bakamıyordum. Gözlerim yatak çarşafındaki dokuma aralarına takılı kalmıştı ve onların içinde hapsolmuştum şimdi. Tek bir kelimesini bekliyordum. Belki de bağırıp çağıracaktı. Benden nefret ettiğini haykıracaktı. Belki de bir anlık duygu karmasından dolayı karşılık vermişti. Bu çok fazla canımı yaktı. Benden nefret etmesini istemiyordum. En azından beni seviyordu. Ama istediğim şekilde değil belki de yaptığım hareketin azıcık dahi olsa sevgisini değiştirmesinden korktum. Gözlerim sızlıyordu. Ama hala konuşmuyordu. Ve düşünceleri boştu. 'Sanırım geri çekilmem mi yanlış anladı' dediğini yakaladım düşüncelerinde. Yanlışımı duymuştum.

''Dileme'' dedi güzel sesiyle... Ve o... o... o... Allah'ım bu rüya olmalıydı. Kesinlikle rüyaydı. Birden bütün bedenimi heyecan kapladı. O mutlu olduğunu düşünüyordu. Bu olabilir miydi? Ben bir şeytandım ve onun hayatını yıllardır mahvediyordum. Ama şimdi o mutlu olduğunu mu düşünüyordu?...

Ağzımı açmak istedim eminmisin? Yani ben mi seni mutlu ettim? Ben Eğmen, senin yaşamını bir zehir gibi sarmalayan yaratık, mahveden yaratık… Ama kelimeler dudaklarımdan dökülmek yerine düşüncelerimde dolaşıyor ve yaşadığım şok konuşmama izin vermiyordu. Şu anda hiç bir duygu yoktu içimde sadece şoka girmiş bir durumda, şaşkın ve sersemlemiş halde ona bakıyordum. Beni istiyordu, buna kendiside inanamasa da beni istiyordu... O beni istiyordur Rüzgar’ı değil, Eğmeni istiyordu.

Ellerini yüzümün iki yanına koyarak gözleriyle gözlerimi delmeye başladı.İçinde kaybolmuş gibiydim şimdi gecenin rengini çalan gözlerinde. Ve boş hissettiğim bütün duygular bir anda vücuduma darbe vurdu. Heyecan, arzu Nefesinin yüzüme değen her dalgası bedenimin üzerinde anlamlandıramadığım hisleri de uyandırıyordu.

Kalbinin her atışı bir önceki atışıyla yarış ediyordu sanki. Kulaklarımda bir ritim tutturmuşlardı sanki hiç duymadığım bir melodiyi fısıldıyorlardı. Melis yavaşça yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefes almak istedim ama tamamen donmuş durumdaydım. Bu mümkünmüydü? Yoksa bende rüya mı görüyordum? Deliriyor muydum? Dudakları dudaklarımı bulduğu anda içimdeki ateş dışarı çıkmak için adeta benimle savaş veriyordu. Şaşkınlığım ve içimdeki ateşi bastırabilmek için biraz bekledim... Ama daha fazla kendime hakim olamadım... Kendimi onun dudaklarının ahenkli dansına dudaklarımla eşlik etmek için bıraktım...

Bedeninden gelen sıcaklık ona yakın olma isteğimi daha da artırıyordu ve ben tamamen kendimi kaybetmiş bir şekildeydim... Düşünceleri fısıltı gibiydi duymakta zorlanıyordum… Belki de hiç bir şey düşünmüyordu... Benim gibi oda anın güzelliğinde kaybolmuştu… Tenini bedenimde hissetmek istedim ve onu daha da sıkı sardım. Hiç bir şekilde itiraz etmiyordu... Ve tamamen kendini kollarıma bıraktı... İçimdeki mutluluğu tarif etmeye çalışsaydım asırlardır yaşamış olduğum hayatımda ki hiç bir kelimenin, bu mükemmel anı karşılayamayacağını biliyordum... Hiç bir kelime bu dakikalar kadar özel ve güzel değildi…

Bir ara duygularımın karmaşasından çıkıp düşüncelerine odaklanmaya çalıştım... 'Eğmene deli gibi aşıktım.' Allah'ım bunları gerçekten duyuyordum… Bu kesinlikle rüya olmalıydı… Eğer rüya görebiliyor olsaydım... Bunun rüya olacağına hiç şüphem yoktu.... Melis bir elini belime doladı ve nazik elleri saçlarımda dolanıyordu... Bunu bedenim kaldırabilir miydi? Bu kadar yoğun duygulara alışabilir miydim? İçimdeki ateş gitgide fazlalaşıyor ve ben de onu içimde tutmak için mücadele ediyordum... Sanırım bu o kadar kolay olmayacaktı... Çok fazla kontrollü olmam gerekecekti ve canım çok daha fazla yanacaktı ama umurumda değildi. Ben bunu kaldırabilecek kadar güçlüydüm... Ve bunu yaşayabilecek kadar da bencil...

Biranda uzun süredir dudaklarımızın birbirine kenetli olduğunu hatırladım ve Melis uzun zamandır nefes almıyordu... Duygularımızın yoğunluğunda her şeyi unutmuştuk... Kendimi ondan zorlanarak uzaklaştırdım… Onunla böylece günlerce aylarca, asırlarca kalabilirdim ama o kalamazdı... Ama yüzünü daha fazla uzaklaştıramadım... Gözlerinin içine bakmaya başladım beni seviyordu... Benim onu sevdiğim kadar olmasa da beni seviyordu ve bunun farkına şimdi varıyordu... Rüzgara değil bana aşıktı. Kendi kendimi kıskanmış olduğumu şimdi çok daha iyi anlıyordum ve kendimle rakip olduğum bendene karşı yenilgi sağlamış gibi bir his vardı içimde, bir duygu daha keşfetmiştim kendimde... Gurur… Şimdi çok fazla gurur duyuyordum… O zaten benim şeytan olmama umursamadan beni seviyordu. Farkında olmasa da seviyordu..

''Seni çok seviyorum Melis'' dedim. Bunu söyleyebilmemin kendim olarak söyleyebilmemin rahatlığıyla… Ama o şaşkın bakışlarla bakıyor karşılık veremiyordu. Bunu biliyordum... Bu gece çok fazla şaşkındık ikimizde…

''Galiba ben de sen seviyorum'' dedi ve ben yeterince nefes aldığını düşünerek dudaklarımı tekrar dudaklarına bastırdım... Bu mükemmel anı onun dudaklarıyla onurlandırdım…

Melis bu sarhoşluğun içinde kollarımda uyuya kaldı. Bu hayal edebileceğimin çok daha ötesinde bir şeydi… Bu kadar çabuk her şey değişebilir miydi? Değişmişti tamamen değişmişti... Melis şimdi yanımda uyuyordu. Tamamen bilinçsiz ama huzurlu bir şekilde...

Kollarımda uyuyan bedene baktım narin, huzur verici bedene. Ne kadar güzel bir histi. Saçlarının bukleleri ellerime değiyor, nefesi vücuduma her bir dokunuş ayrı bir his, ayrı bir tat veriyordu ama en çok huzuru hissediyordum. Asırlardır karanlık duygularla fenalıklarla yaşarken gerçeği hiç bir zaman anlamamışım. Ne kadar saçma, yanlış, boş şeylerden zevk almışım ya da ne kadar saçma şeyler için yaratılmışım. Bunu ben istememiştim ki, ben böyle yaratılmıştım.

Ama şimdi hiçbir şey umurum da değildi. Yaşayabilecek olduğum şeyler, belki de beni alacaklardı. Cezalandıracaklardı belki de varlığım sona erecekti… Ama bunu bir saniye hatta salise dahi yaşamış olmak çekeceğim her şeye değerdi... Şimdi güneş üzerime doğmuş gibiydi... Karanlıktan kurtulmuş gibiydim. Körlüğümün farkına varmıştım. Gözlerim gerçek dünyaya açılmıştı. Yeniden dünyaya gelmiştim...

Yine yüzüne gözlerimi diktim. Uyurken çok masum görünüyordu onu hep böyle izlemiştim ama kollarımın arasında uyuyabileceği hiç aklıma gelmezdi… Yüzü ayın muhteşem parlaklığından daha güzel görünüyordu. Ay güneşin ışığıyla parıldıyor, Melis ise kendi başına bir ışıktı sanki huzur verici, aynı anda yakıcı bir ışık… Bir elini bedenime dolamış, parmaklarını üzerimdeki kıyafetimi sımsıkı sarmıştı. Gitmemden korkuyordu bende gitmek istemiyordum ama içimde korkuyla duruyordum… Yakalanabilecek olmanın korkusuyla ama bir şeyler dönüyordu… Ne olduğunu anlayamadığım bir şeyler… Bir şeyler yapacaklardı ama ne? Her şey bir anda değişmişti. Benim varlığım dışında…
Ben bir şeytandım o ise bir insan nasıl ömür boyu birlikte olabilirdik ki? Onun isteklerine nasıl karşılık verebilirdim ki? Onun bir geleceği vardı, hayalleri… Ben bu hayalleri nasıl gerçekleştirebilecektim ki? Bu aşkı böyle iki yabancı varlık olarak yaşayamazdık... Bu aşkın sonu yoktu… Ama ben bu anın bozulmasını istemiyordum. Yaşayabildiğimiz kadar aşkımızı yaşamak istiyordum. Ben bencildim hem de çok bencil. Sabaha kadar bu düşüncelerle Melis’in yüzünde gözlerim onu seyrettim..

Melis sabah uyandı Feyza ve Mehmet gelmemişlerdi ve o gözlerini açmaya korkuyordu... Bunun bir rüya veya oyun olduğunu düşünüyordu… Onu bu sıkıntısından hemen çıkarabilir ve o güzel gözlerinde hemen kaybolabilirdim


Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 18 Mart 2010, 18:24

sonunu gerçekten çok merak ediyorum Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 18 Mart 2010, 18:53

Bakalım nasıl bağlayacağız sonunu Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
seher
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 129
Yaş : 25
Nerden : alacakaranlıktan
Kayıt tarihi : 01/02/10
Lakap : seher

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Perş. 18 Mart 2010, 19:15

sonu yok mu işte bu süper Very Happy Cool
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Bugün 13:50

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilightfan_ TR :: HAYRAN ÇALIŞMALARI :: Hikaye veya Şiirleriniz-
Buraya geçin: