Twilightfan_ TR
Aileye Hoşgeldiniz
Twilight Efsanesiyle ilgili herşey burada


Giriş yapın yada Üye olun
Böylece resimleri, Videoları ve linkleri görebilirsiniz.

Twilightfan_ TR

Alacakaranlık Efsanesi İle İlgili Herşey. Filmler, kitaplar, oyuncular hakkında en güncel konular ve çok daha fazlası...
 
AnasayfaHoşgeldinizSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5
YazarMesaj
Ivalayn Hall
Twilight | Yeni üye
Twilight | Yeni üye


Paylaşım Gücü : 16
Tür : Kurt Kız
Nerden : İstanbul
Kayıt tarihi : 24/08/10

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Çarş. 23 Şub. 2011, 13:08



Herkes sizi bekliyo ben siteye sadece Bu hikaye için giriyorum.

Lütfen bizi çok bekletmeyin :]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:16

Yorumlarınız için teşekkür ederiz. Okuyucularımızın olmadığını düşündüğümüz için hikayeyi yayınlamaktan vazgeçmiştik. Uzun bir süre forumada bakmadığımız için talebinizi göremedik. Bunun için okuyucularımızdan özür diliyoruz. Ve arka arkaya bölümleri yayınlamaya başlıyoruz. Umarım hikayeden soğumamışsınızdır. Okuyuculara şimdiden iyi okumalar...





Değerli okuyucularımız hikayemizde çok sevdiğimiz arkadaşlarımızı eklemek istedik. Yoğun talep üzerine (Çatlak Kübra istek yapmıştı) Bizde herkesi kullanmaya karar verdik ve hikayenin ana konusundan çıkmamaya özen göstererek başka melek isimleri kullanana kadar bizim gerçek melekleri kullanmak istedik. Umarım başarılı olabilmişizdir. Yorumlardan gördüğümüz kadarıyla meleklerimiz çok memnun oldu bu durumdan Bütün okuyucularımızın ismini eklemek isterdik ama bu sefer kadro kalabalık oluyor ve herkese görev bulmak oldukça zor oluyordu. İsmini yazamadığımız okuyucularımızın da birer melek olduğunu hatırlatır Banu kraliçeyi ve şatoyu korumakla görevlendirilmiş olduklarını bildiririz Very Happy İyi okumalar :Rose:



Merve' nin Melekleri 2. Kısım
Savaş

Ertesi gün sabah erkenden yola çıktık. Uzun ve yorucu günün ardından şatoya varmamıza sadece yarım saat kadar kalmıştı. Kimileri birbirleriyle konuşuyor kimisi ise sadece düşüncelere dalmış yürüyorduk. Bende içimden planlar yapmaya başlamıştım. ‘Allah’ ım inşallah bu savaştan da alnımızın akıyla çıkarız’ diye bir yandan dua ediyordum. Benim yüzümden kimsenin ölmesini istemiyordum.

Ben bu düşüncelerle boğulurken aradan yarım saat daha geçmişti hava kararmış ve şatoya varmıştık. Şato kayalıkların üstünde son derece kasvetli bir yerdeydi.



Beynimde yapmış olduğum planı artık uygulama zamanı gelmişti. Herkesi bir araya toplayıp konuşma vaktim gelmişti.

“Evet arkadaşlar lütfen herkes sessiz olup beni dinlesin” dedim. Dememle beraber herkes sustu ve beni dinlemeye başladı.

“ Arkadaşlar bu savaşımız hiçte kolay olmayacak. Lütfen herkes çok dikkatli beni dinlesin ve dediklerime harfiyen uygulasın” dedim. Herkes başıyla onayladıktan sonra konuşmaya devam ettim

“ Büşra, Jacob, Arya, Hava, Utku benim yanımdan hiç ayrılmayacaksınız” dememle beraber Sevim hemen sözümü kesti.

“Merve ben gelmeyecek miyim?” dedi

“Hayır, sen gelmeyeceksin. Sana dışarıda ihtiyacımız var”

“Ama Utku?” demesiyle sözünü kestim

“Sevim lütfen. Şimdi lafı uzatmanın ve itiraz etmenin sırası değil” dedim. Biliyordum Sevim in Utku’ dan hoşlandığını ama onları ayırmam lazımdı. Lafımı başa alıp tekrar konuşmaya başladım,

“Büşra, Jacob, Arya, Hava, Utku benim yanımdan hiç ayrılmayacaksınız. Büşra düşüncenle toplanmamız gerektiğini ya da tehlikede olduğumuz zaman herkese bildireceksin. Jacob ve Utku ikinizde en güçlü erkek meleklerimizdensiniz sizin gücünüze ihtiyacımız olacak. Hava’ da vücudundan yayılan göz kamaştırma ışık özelliğiyle şeytanların gözünü kamaştıracak. Arya seninde şeytanları 1 dakika dahi olsa dondurma özelliğin işimize yarabilir. Özel gücü olmayan meleklerin ellerinden su gönderme özelliği olduğu için kendilerini koruyabilirler” dedim. Herkesin anlaması için biraz sustum ve devam ettim,

“Yeşim ve Gerard siz şatonun kapısının yakın bir yerinde nöbet tutacaksınız. Kübra, Jared sizde şatonun içerisinde uygun bir yerde nöbet tutacaksınız” derin bir nefes aldıktan sonra devam ettim,

“Billur, Michael, Yağmur sizler şatonun biraz dışında bir yerde her ihtimale karşı hazır bekleyeceksiniz. Yağmur’ un da göz kamaştırma özelliğine dışarıda ihtiyacımız olabilir. Sümeyye, Sevim sizde bu saydığım guruptan biraz daha geride bekleyeceksiniz. Dışarıdan gelen şeytanları şatodan siz uzak tutacaksınız” dedim.

Bu dağılımı yapmak benim için çok zordu. Bütün yol boyunca bunu düşünmüştüm. İnşallah doğru planı yapmışımdır ve yüzümüzün akıyla bu savaştan çıkarız diye düşünürken Hava her zaman ki esprili tavırlarıyla,

“ E hadi ne bekliyoruz. Gidip şeytanları yok edelim” dedi. Herkes birden cesaretlendi ve hep bir ağızdan

“ Hadi” dedi.

“Sevim ve Sümeyye siz burada kalın” dedim “ Tamam” dediler ve biz şatoya doğru yürümeye başladık. Evet artık büyük savaş başlıyordu. İnşallah bu savaştan kayıpsız ve Eğmen’i alarak çıkardık.

Sessice şatoya doğru yaklaşırken Yeşim yanıma geldi

“Neden herkesi çift olarak ayırdın? Yani sevenleri ayırmadan çift yaptın. Neden merak ettim?” dedi

“Çünkü sevenler kendilerini değil sevdiği insana daha çok dikkat ederler. Böylelikle birbirlerini daha iyi korurlar” dedim.

“ Peki ya neden Sevim’ i Utku’ dan ayırdın?” dedi.

“Çünkü Sevim çok duygusal biri… Eğer Utku’ ya bir zarar geleceğini görürse kendini öne atabilirdi. Utku’ yu ya da kendini koruyamazdı. Onu da kollamam gerekirdi. Anlıyor musun?” dedim.

“Hı hı. Gayet iyi anladım. Sen zaten her şeyin en iyisini düşünürsün” dedi. Onun o gülümsemesi içimde ki bütün karabulutları dağıttı. Şatoya varmamıza beş dakikalık yol kalmıştı hemen

“Billur, Michael, Yağmur siz de burada bekleyin” dedim. Onlarda “Tamam” dedi ve biz yolumuza devam ettik. Artık şatoya yaklaşmıştık.

“Jacob ve Utku siz kapıdaki şeytanların işini bitirin. Büşra sende biraz uzakta dur ve işleri bitince bize haber ver” dedim. Ve onlarda başıyla onaylayıp gittiler. Aradan beş dakika geçti ve Büşra düşüncesiyle

“Temiz gelebilirsiniz” dedi.

Bizde gidip şatoya girdik. Dar uzun bir koridorla karışlaştık. Şatonun içerisi loş ışıklarla kaplıydı. Duvarları siyah taşlardandı ve şeytan tablolarıyla doluydu. İçerisi şatonun dış görünümünden daha kasvetliydi. Koridordan ilerlerken merdiven vardı ve yol üçe ayrılıyordu. Ya yukarı çıkacaktık, ya aşağıya inecektik ya da düz devam edecektik.

“Evet arkadaşlar, şimdi Utku, Hava, Arya, Kübra, Jared benimle gelecek. Büşra ve Jacob sizde düz devam edeceksiniz ama fazla ilerlemeyin orada nöbet tutun. Yeşim ve Gerard siz de buralarda gizlenin ve nöbet tutun. Yukarıdan ve aşağıdan geleceklere dikkat edin” dedim. Büyük ihtimalle Eğmen’ i aşağıda hapsediyorlardır. Şatolarda zindanların çoğu bodrumda olurdu. Sessizce merdivenleri indik bizi yine dar bir koridor karşıladı. Bu koridorda kapılar vardı ve bu çok tehlikeliydi.

Yolumuzda sessizce ilerlerken tam önümüzde ki kapı açıldı. Ben, Utku ve Arya kapının arkasında kaldık. Jared ve Kübra biraz geridelerdi. Hava ile şeytan karşılaştı ve Hava şeytanın şok anından istifade ederek hemen ışığını yansıttı ve zaten şokta olan şeytanın gözleri kamaştı. Hemen devreye Utku girdi ve şeytanı öldürdü.

İçeriden bir şeytan daha “neler oluyor” deyip hızlıca dışarıya çıkarken bizlerde hemen duvara doğru saklandık. Şeytan tam kapının önünde durdu ve yerde ki şeytana eğilince bende hemen kapının arkasından ellerimi boynuna sardım ve boynunu kırdım. Sonra sessizce Arya odaya doğru yürüdü ve odada başka kimsenin olmadığını anlayınca hemen baygın olan şeytanları odaya sürükledik. Onları yakamazdık duman şatoyu sarabilir ve kokusunu duyabilirlerdi. Ve kapıyı kapatıp yolumuza devam ettik.

Tekrar bir merdivenle karşılaştık bir kat daha aşağıya inmemiz gerektiğini anladım ve hemen Kübra ve Jared’e,

“Siz burada bekleyin nöbet tutun” dedim.

Hava, Utku ve Arya’ ya başımla aşağıyı işaret ederek “bizde aşağıya iniyoruz” dedim.

Benim arkamdan aşağıya doğru merdivenleri indikten sonra bir kat daha da aşağıya inmemiz gerektiğini gördüm.

“Utku sen burada kal birisiyle karşılaşırsan sakın kendini belli etme. Başını derde sokmanı istemiyorum” dedim.

Ve merdivenleri inmeye başladık tam o sırada bir ses duyduk. Yukarıdan biri iniyordu. Bizde hızlı adımlarla merdivenleri inmeye devam ederken. Aşağıdan yukarıya doğru iki şeytanın konuşarak geldiğini duyduk.

Kapanı kısılmıştık. Hemen Arya’ ile, Hava’ ya,

“Hava sen ayakta kal. Arya senle ben Hava’ nın ayaklarına doğru çömeleceğiz. Hava sende şeytanları gördüğün anda ışığını yayacaksın. Onların gözleri kamaştığı anda Arya sen aşağıdan gelenlerin işini bitir. Bende yukarıdan gelen şeytanın işini bitireceğim dedim. İkisi de başıyla onayladıktan sonra beklemeye başladık.

Aşağıdan gelen şeytanları görünce “Evet şimdi” dedim ve biz Arya ile hemen eğildik. Hava’ da hemen ışığını yansıttı. Ben hemen aşağıdan gelen şeytanlardan bir tanesinin başını kırarak işini bitirdim ama diğeri şoktan erken kurtuldu ve beni kolumdan yakaladı.

Kolumda acı hissediyordum. Yanıyordu kolum, dayanamıyordum. Arya yukardan gelen şeytanla savaşıyordu. Şeytan tam alevini Arya’ nın üstüne yayarken Hava devreye girdi. Gücünü toplayıp tekrar ışığını yansıtınca hemen Arya şeytanın arkasına geçti ve boynunu kırdı. Benim kolumu tutan şeytan Hava’nın ışığından etkilenince, kolumu gevşetti bende fırsattan istifade edip hemen kolunu büktüm ve arkasına geçip boynunu yakaladım ve kırdım.

Buradaki şeytanların işini bitirmiştik. Ama gürültüleri mutlaka duymuşlardır ve fazla sürmeden geleceklerdir. Hızlı hareket etmemiz gerekecekti artık.

Birden Büşra’ nın düşünceleriyle bir şeyler söyleme çalıştığını duydum ve ona konsantre oldum. . İki şeytanla karşılaştıklarını ve onların konuşmalarını dinlediklerini. Eğmen’ in durumunun şeytanlar arasında bilinmesini istemediği için yüce şeytan Adramelch şeytanların çoğunu göreve göndermiş, onun için şato bu kadar sessiz olduğunu ve o iki şeytandan birini öldürdüklerini ama birini elinden kaçırdıklarını dikkatli olmamız gerektiğini söylüyordu. Kahretsin şimdi herkes buraya toplanacaktır. Hemen Eğmen’ i bulmamız gerekiyordu. Artık fazla vaktimiz kalmamıştı.

Hızlı adımlarla yürürken karşımıza zindanlar çıkmıştı. Evet, zindanları artık görmüştük. Hemen orada iki görevli şeytan zindanların başını bekliyordu. Hava önden gitti ve ışığını yansıttı. Arya ile bende Hava’ nın arkasından ilerleyip gözleri kamaşmış şeytanlardan birini öldürdük. Diğer’ i şimdiye kadar karşılaştığımız şeytanlardan çok farlı bir görünümü vardı. Ve gücümüz onu fazla etkilememişti hemen kendine geldi.

Hava tekrar ışığını yansıttı ama gücünü daha yeni kullandığı için eskisi kadar güçlü değildi. Zaten çok güçlü olan bu şeytanı öldürmemiz sandığımızdan da zor olacaktı.

“Hey ne işiniz var burada?”

“Senin canın alıp, Eğmen’ i kurtarmaya geldik” dedim

“Kendini cesur sanan birkaç meleği öldürmek benim için büyük bir zevk olacak”

“Peki, biz kimi öldüreceğiz. Senin mevkiin ne? Seni öldürünce en azından yüksek mevkiden birini öldürdük deriz de havamız olur” dedim

“Sizi öldürecek kişinin ismini bilmeniz benim için büyük bir zevk olacak. Ben Eurynome” dedi ve ateşini üstümüze fırlattı. Hemen suyumla ateşinin önünü kestim.

“Hava tüm gücünü kullanarak tekrar ışığını gönderdi. Hemen Arya dondurucu özelliğiyle şeytanı dondurdu. Sıra bendeydi. Tam öldürecekken kendine geldi ve yanında duran Hava’ yı yakaladı. Gücünü üst üste kullandığı için ayakta duracak hali bile yoktu.

Şimdi ne yapacaktık? Düşündüğümden de zor olacaktı onu öldürmek.

“Sevgili arkadaşınızın alevler içerisinde kalmasını istemiyorsanız hemen uzaklaşın” dedi ve gözümüzü korkutmak için kolunu yaktı. İçimde bir acı hissettim. Benim saçma planım yüzünden şuan Hava acı çekiyordu. Kahretsin!

“Yavaş yavaş uzaklaşırken arkadan sessizce gelen Utku’ yu gördüm. Zaten hiç dinlemezdi beni. İlk kez sözümü dinlemediği için mutlu olmuştum. Arkadan şeytanın hemen boğazını yakaladı Arya da onu dondurdu ve Utku hiç beklemeden boynunu kırdı.

“Utku hiç sözümü dinlemezsin değil mi?”

“Senin teşekkür etme biçimine hastayım” dedi ve güldü.

“İyiki de dinlemedin.” Dedim ve hemen Eğmen’ in olduğu zindanı bulmak için dağıldık. Hepimiz ayrı bir zindana bakıyorduk. Ve sessizce Eğmen, Eğmen diye sesleniyorduk.

Hava birden “ Burada, buraya gelin” dedi. Ve hemen Utku ve Arya ile birlikte o zindanın önüne koştuk. Eğmen her tarafı yaralı ve kanlar içerisinde yerde yatıyordu. Görünce şok oldum ve istemsiz bir şekilde,

“Eğmen” diye bağırabildim. “ Eğmen iyi misin?” dedim. Eğmenden ses çıkmıyordu. Hemen Arya’ ya döndüm ve

“Yerdeki şeytanların üstüne bakın, mutlaka zindanların anahtarları ikisinden birindedir” dedim. Hemen şeytanlara doğru gittiler ve Arya

“Buldum” dedi ve hızlı bir şekilde yanıma geldi hemen zindanın kapısını açtık ve Eğmen’ i oradan çıkardık. Bu seste neydi. Yanlış mı duyuyorum yoksa bu ses kalp atışımı?

“Hey bir dakika. Sizde duyuyormusunuz?”

“Neyi?” dedi Arya

“Kalp sesini. Bu ses Eğmen’den geliyor. Sanırım, sanırım değişimi tamamladı”

“İnanmıyorum bu harika bir haber. Birinin kalbi atmaya başladı sevinçten diğerinki duracak ” dedi ve güldük. Bu değişim gerçektende harika bir haberdi.

Hava hemen Eğmen’ in kolunu boynuna doladı ve sürükleyerek merdivenlere doğru götüremeye başladı.

“Yaa bu şeytanlar ne kadar ağır oluyor” dedi Hava. Arya’ da

“Günahlarının ağırlıkları vücutlarına çökmüştür" dedi.

"Ama o artık bir insan. Şimdiden insanlığın ağır yükü omzuna çökmüştür” dedi Hava ve hep beraber gülmeye başladılar. Bende güldüm. Çünkü çok zor bir görevin üstesinden geliyorduk ve gülmeyi hak ediyorduk.

“Utku yanımızdaki benzinlerden biraz dök ve şu iki şeytanı özellikle Eurynome’ yi yak” Utku yakarken bizde ilk merdivenleri çıktık. Utku’ da hemen yetişti ve

“Oh be nihayet kurtardık” dedi.

“Çene çalmayı bırakta yardım et. Çok ağır” dedi Hava.

“Eğmen’ i görünce hemen atladın taşımak için ben ne yapıyım”

Tam köşeyi dönerken karşımıza Feyza ve Mehmet çıktı. Kahretsin tam zamanında. Şimdi ne yapacağız?

“Hey burada neler oluyor” dedi Feyza. Şaşkınlıktan oldukları yerde donup kalmışlardı.

“Utku hemen üst kata çık ve Büşra ya haber ver herkesi uyarsın ve hazır olsunlar” dedim. Mehmet, Utku nun geçememesi için hemen yolu kapattı. Hemen

“Hava sıra sende” dedim ve Hava hemen ışığını yansıttı ve gözlerini kamaştırdı. Utku’ da yanlarından sıyrıldı ve koşmaya başladı. Şimdi sıra bizdeydi.

Arya özel dondurucu gücünü kullanarak Feyza yı dondurdu. Mehmet hemen kendine geldi ve ateşini bizim üstümüze doğru tuttu. Bende ellerimde ki su fırlatma özel gücümle ateşi söndürdüm. Mehmet hemen üstüme atladı su göndererek onu engellemeye çalıştım ama çok geç kalmıştım beni ateşiyle yakmıştı.

Feyza da o sırada kendine geldi. Arya tam Mehmet i donduracakken, Feyza, Arya’ nın üstüne atladı. Hava ışığını saçtı ve Feyza yı kısa süreliğine şaşırtmayı başardı. Benim canım çok yanıyordu. Mehmet üstümde vücuduma daha çok ateş veriyordu. Olduğum yerde çırpınmaya çalışıyordum ama nafile. Vücudumun çoğu yeri yanmıştı.

Arya hemen bana döndü ve Mehmet’ i dondurdu. O sırada Billur’ la Yeşim geldi ve Billur üstüme su fırlattı ama benim artık hiç gücüm kalmamıştı. Vücudumdaki yanıklar beni halsiz düşürmüştü.

Billur, “Her şey yolunda mı iyi misiniz?” dedi.

Kendimi zorla toparlamaya çalışarak tüm gücümle

“İşlerini bitirin” diye bildim sadece. Yeşim ağlayarak,

“Merve ne olur dayan. Billur, Feyza benim sen Mehmet’ in işini bitir ” dediğini duyar gibi oldum. Sonra karanlığa doğru yol aldım. Sesler kulaklarım da uğulduyordu. İşimin bittiğini düşünüyordum. Aslında onlara bir şeyler söylemeyi çok isterdim, ama sesimin gücü yoktu. Daha doğrusu dudaklarımı kımıldatacak dahi gücüm yoktu. Acı benliğimi tümüyle sarmıştı…

Karanlık beni çok sevmişti ve yavaş yavaş içine çekiyordu. Tek düşündüğüm meleklerim ve Eğmen’in kurtulmasıydı. Ya benim gibi Meleklerimde zarar görürlerse, onlardan bu iyiliği istemekte yanlış mı yapmıştım. Tak istediğim Melis ve Eğmen’i bir daha ayrılmamak üzere bir araya getirmekti… Yavaş yavaş düşüncelerimde bulanıklaştı ve kendimi acılarımdan bir nebze olsun kurtulacağım için karanlığa teslim ettim…


Vakit ayırıp okuduğunuz ve güzel yorumlarınızı esirgemediğiniz için teşekkürler :Rose:

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi




Merve' nin Melekleri Son part [Billur' ın ağzından]
Görev


Sabırsızlıkla dışarıda bekliyorduk ama benim dayanacak gücüm yoktu. İçimden bir ses bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu. Michael’ a

“Ben gidiyorum sen Yağmur’ la burada bekle” dedim

“Hayır! Sen burada kal ben gideceğim”

“Lütfen Michael. Dışarıda da birilerine ihtiyacımız olabilir. Ben kendimi koruyabilirim. Senin için kendime dikkat edeceğim. Seni seviyorum” dedim. Beni engellemesine ve cevap vermesine fırsat vermeden hızlıca oradan şatoya doğru koşmaya başladım.

Tam şatoya yaklaşmışken Büşra’ nın seslendiğini duydum. Allah’ ım Merve ile diğerlerinin başı dertteydi. Daha hızlı koşmaya başladım. Yetişmem lazımdı. Dikkatlice şatoya girdim ve Büşra’ nın düşünceleriyle yolu bulmaya çalıştım. Allah’ a şükür ki karşıma kimse çıkmamıştı. Tam merdivenleri dönecekken Yeşim’ in karşıdan geldiğini gördüm.

Hiç konuşmadık ikimizin de tek düşüncesi bir an önce onların yanına gitmekti. Hızlıca merdivenleri indik ve Merve’ nin yerde yandığını gördüm. Şok olmuştum ama durmaya, düşünmeye bile vaktim yoktu hemen Merve’ ye su fırlattım ve vücudunda ki yanıkları söndürdüm. Herkese tek tek baktım ve

“Her şey yolunda mı, iyi misiniz?” dedim. Merve’ nin zorlukla “İşlerini bitirin” dediğini duydum. Onun o cansız sesi kalbimi paramparça yapmıştı. Yeşim ağlayarak

“Mehmet’ in işini bitir” dediğini zorlukla duydum. Yerimden kalkacak halim yoktu Merve’ yi o şekilde bırakmak istemiyordum ama Mehmet’ i öldürmek Merve’ nin intikamını almak için öyle bir hırsla yerimden kalktım ki

Mehmet yerde donmuş bir şekilde yatıyordu. Hemen yanına gittim ve başını ellerimin arasına aldım ve boyunun kırdım. O sırada Yeşim tam Feyza’ nın boynunu kıracaktı ki Feyza kendine geldi ve Yeşim i ellerinden yakaladı.

“Eğer bir hamle yaparsanız Merve den daha beter yanar” dedi. Hepimiz olduğumuz yerde kaldık. Ne yapacağımızı bilemedik. Yeşim le Havva göz göze geldiler o zaman ne yapmak istediklerini anladım ve Feyza nın dikkatini dağıtmak için

“Şimdi” diye bağırdım. Feyza bir an bana baktı ve o sırada Yeşim Feyza nın ellerinden kurtulup arkasından ellerini yakaladı ve Havva da ışığıyla gözlerini kamaştırdı ve Yeşim elleriyle Feyza nın kafasını kırdı. Şimdi yapmamız gereken tek şey ikisini de yakmaktı.

İkisini de bir araya topladık. Tam o sırada Kübra ve Jared ellerinde bir şeytanla geldiler. Bu da ne dedim. Jared,

“Adı Haures miş bir arkadaşı seslenirken duyduk. Köşede sıkıştırıp yakaladık. Bayağı güçlüydü. Askalsın Kübra’ ya zarar veriyordu” dedi ve bir an sustu. Sesindeki titremeyi duyabiliyordum. Ona zarar gelmesi Jared için çok acı olurdu.

“Tamam canım olayı trajediye çevirmeyelim. Sadece elimde ve omzumda küçük bir yanık var. Hadi herkes toplanmadan yakalım şunları” dedi Kübra. Allah’ a şükür bir şey olamamıştı. Haklıydı. Kübra birden Merve’ yi gördü

“Heyy burada neler oldu. Merve. Merve iyimi?” dedi yanına koştu hemen.

“Kızlar vakit kaybediyoruz. Hemen yakalım ve Merve yi de alıp buradan çıkalım hemen. Ne bizim ne Merve nin fazla vakti yok” dedim.

Şeytanları bir araya toplayıp. Yanımızda getirdiğimiz küçük şişeler içindeki benzinleri üstlerine döktük ve ateşe verdik. Utku hemen Merve yi kucağına aldı. Jared’ de Eğmen’ i Kübra’ da Jared’ e yardım etti. Hep beraber koşarak şatonun çıkış kapısına doğru giderken Yeşim’ e

“Gerard nerde?” diye sordum

“Büşra ve Jacob’ a yardıma gitti”

Tam çıkacağımız sırada kapıda bizi bir şeytan bekliyordu. Hepimiz olduğumuz yerde donduk. Tam o sırada Büşra ve Jacob’ ta geldi. Herkes bir birine bakıyordu kim o şeytanın işini bitirecekti. Tam Havva ışığını yansıtacaktı ki şeytan

“Eğmen iyi mi?” dedi. Hepimiz şaşırmıştık. Böyle bir soru beklemiyorduk. Tam o sırada Gerard’ a gelip Yeşim’ in yanına gitti. Birbirlerine iyi olup olmadıklarını fısıldattıklarını duydum.

“Evet iyi” dedim şeytana şaşkınlıkla.

“Hemen çıkın buradan yoksa bütün şeytanlar gelecek. Herkes ayaklanmak üzere” dedi. Herkes şaşkınlıktan birbirine bakıyordu. Bu ne yapmaya çalışıyordu. Kimdi?

“Sende kimsin neden bize iyilik yapıyorsun?” dedim.

“Benim adım Andreas. Ben Eğmen’ e hayatımı borçluyum. Bu şekilde ödeşmiş olurum. Ona iyi bakın” dedi.

Hepimizin ağzı açık kalmıştı. Bir şeytan meleklere yardım ediyordu. Aslında Eğmen’i gördükten sonra bunda şaşırmamız gerekiyordu. Ama sanırım her seferinde şaşıracaktık.

“Hadi sende bizle gel” dedim.

“Ama ben şeytanım sizinle gelemem” dedi.

“Hayır değilsin. Artık değilsin. Senin içinde bir yerlerde insan yaşıyor. Hadi gel. Sende Eğmen gibi olabilirsin” dedim ve kolundan tutarak bizimle beraber onu da sürükledim.

Dışarıda bizi Michael ve Yağmur bekliyordu. Michael beni görünce boynuma sarıldı.

“Bunu bir daha yapma!”

“Söz veriyorum. Seni bir daha bırakmayacağım” dedim.

Utku nun kucağında Merve’ yi yanıklar içinde ve baygın bir şekilde gören Yağmur bir çığlık attı.

“Hayır Merveee”

“Sakin ol Yağmur. Her şey yoluna girecek. Hemen buradan ayrılmamız lazım” dedim. Yağmur’ un gözleri Andreas’ a kaydı.

“Bu şeytanın sizinle ne işi var?” dedi. Andreas hemen lafa girdi

“İzin verin döneyim. Melekler benim gibi bir şeytanı kabul etmez”

“Hayır bizimle geliyorsun. Herkes seni kabul edecek emin olabilirsin” Yağmur’a döndüm

“ Onunda içinde bir insan var. Ama bunu konuşmanın sırası değil. Daha sonra konuşuruz” Artık şatodan uzaklaşmıştık ve hızla Sevim ve Sümeyye’ nin yanına gittik.

“İyi misin?” Gözlerimin içine bakıyordu. “İyiyim. İyiyiz merak etme” dedim. Sevim Utku nun yanına koştu. Artık herkes sevdiğinin yanındaydı ve iyiydi. Şimdi geriye Merve’ yi iyileştirmek ve Eğmen’ i Melis’ e kavuşturmak kalmıştı.

Banu kraliçenin bizim için gönderdiği. Özel araca bindik ve hızla şatomuza ulaştık. Hemen Merve’ yi ve Eğmen’ i yoğun bakım odasına yerleştirdik. Onların tedavileriyle bizim iyileştirici meleklerimiz ilgilenecekti. Ben odanın camından ikisini seyrediyordum yanıma Yeşim geldi.

“Billur lütfen üzülme. Her şey yoluna girecek bak göreceksin” dedi. Konuşamıyordum konuşursam ağlayacağımı biliyordum. Başımı salladım evet der gibi.


“Banu kraliçe bu savaşta görev alan melekleri toplantı odasına çağırıyor. Gitmemiz lazım hadi” dedi elini omzuma koyarak. Beraber toplantı odasına yürüdük. Bütün melekler odada bizi bekliyordu. Yeşim le bende yerlerimize oturduk. Ve kraliçeyi beklemeye başladık. Hiç kimse konuşmuyordu. Yere iğne düşse duyulacak bir sessizlik vardı. Ve bu sessizliği kapı sesi bozdu. İçeriye Banu Kraliçe girdi. Hepimiz aya kalktık ve onu selamladık.

“Oturabilirsiniz” dedi ve hepimiz oturduk. Oda masanın en başköşesine yerine geçti.

“Evet, arkadaşlar biliyorum çok zor bir görevin üstesinden geldiniz. Herkesi tebrik ediyorum. Keşke hiç yara almadan gelebilseniz ama bu imkansızdı zaten. O kadar şeytanın arasına girip hiç kayıp vermeden gelmeniz bir mucize. Merve ve Eğmen in iyi olması için Allah a dua etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok maalesef” biraz sessizlikten sonra konuşmasına devam etti.

“Şimdi başka bir görevimiz daha var. Bu durumu Melis’ e haber vermek. Ve ben bu görevi Billur arkadaşımızdan rica ediyorum “ dedi.

Benim adım geçmişti ama ne demek istediğini ilk başta kavrayamadım. Ne yani ben şimdi Melis’ in yanına gidip haber mi verecektim? Allah’ ım bu çok zor bir görevdi neden beni seçmişti ki? Ama itiraz etme gibi bir lüksüm yoktu.

“Billur cum yarın ilk görevin Melis’ in yanına gidip olanları anlatıp buraya getirmen. Evet bugünlük bu kadar. Herkese kolay gelsin” dedi ve toplantı bitti.

Herkes dağılmıştı odada bir tek ben kalmıştım. Hiç kımıldamadan oturduğum yerde öylece kalakalmıştım. Yarın beni gerçekten zor bir gün bekliyordu. Kapının açıldığını duydum başımı kaldırdığımda Michael ı gördüm. Hiç konuşmadan yanıma geldi. Sessizce öyle yarım saat oturduk. Ne o konuştu ne de ben.

Sonra eliyle yanağımı okşadı çenemi tutup yukarı kaldırdı.

“Lütfen üzülme. Bu görevden de başarıyla çıkacaksın buna inanıyorum” dedi ve yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. İşte o zaman her şeyi unutmuştum. Bir an kim olduğumu, ne olduğumu, niçin yaşadığımı unutmuştum. Michael ın nefes alması bile hayatımı değiştirebilmeme yetiyordu. Başımı omzuna koydum ve öyle uyuya kaldım.

Gün ağarmıştı uyandığımda Michael in beni izlediğini gördüm. Bütün gece boyunca hiç kımıldamamıştı beni uyandırmak için. Gözlerine öylece baka kalmıştım.

“Saat kaç?” diye sordum.

“10” dedi.

“Ne 10 mu eyvah geç kaldım. Hemen çıkmam lazım” dedim. Aceleden onu öyle bir ittim ki oturduğu yerde sendeledi. Ama dönüp bakacak kadar bile vaktim yoktu hemen Melis’ in yanına gidip bu işi halletmem lazımdı.

…..

Melis’ in evine geldim. Derin bir nefes aldım ve kapıyı çaldım. Bana kapıyı annesi açtı.

“Buyur kızım kimi aramıştın?”

“Ben Melis in bir arkadaşıyım onu merak ettim de. İzin verirseniz onunla konuşmak istiyorum” dedim. Şaşkın bir ifadeyle yüzüme bakakaldı.

“Melis in arkadaşı mı?”

“Evet teyzecim. Şey yani daha doğrusu Merve nin. Merve biraz rahatsızda Melis i çağırdı. Bende ona haber vermeye geldim. İzin verirseniz gidip onu ben çağırmak istiyorum” dedim. Böyle söylersem evden çıkarmanın kolay olacağını düşünmüştüm. Nede olsa zeki bir kızım

“Hımm. Tamam kızım Melis yukarıda Pelin diye bir arkadaşıyla. Girebilirsin sağdan 2. kapı” dedi ve mutfağa doğru yöneldi. Melis in kapısının önüne geldim ve derin bir nefes daha aldım. Kapıyı vurdum. Melis içeriden “gelebilirsin annecim” dediğini duydum. Keşke gelen annen olsaydı diyesim geldi. Kapı açtığımda Melis perişan bir halde kapıya bakıyordu. Beni görünce şaşırdı.

“Merhaba Melis. Ben Billur. Merve nin bir arkadaşıyım”

Destekleriniz ve yorumlarınız için teşekkürler :Rose:

Yazarlar: Sesiz_rüya, Nosi




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:18

27. Bölüm [Melis]
Endişe

Tam üç gün olmuştu Merve’ den ve Eğmen’ den haber alamayalı. Acı, merak dolu üç gün. Ne yapıyorlardı acaba? Eğmen’ i mi kurtarmışlar mıydı ? Peki Merve ne yapıyordu? Başına bir şey gelmiş miydi? Pelin sürekli yanımda bana destek oluyordu. Gerçekleri bilmeden sadece destek oluyordu…

Birden içimde bir acı hissettim. Yüreğime bıçak saplamışlardı sanki. Birden yataktan fırlayıp Pelin’ in kollarından tutup sarsmaya başladım.

“Bir şey oldu. Birine bir şey oldu”

“Sakin ol. Hepsi geçecek. Merve de Eğmen de gelecek” dedi ama ben hiçbir dediğini duymuyordum. Bir şey olmuştu bunu hissedebiliyordum.

“Gitmem lazım. Benim hemen gitmem lazım”

“Nereye gideceksin Melis saçmalama. Lütfen yat ve dinlen. Gelecekler sabırlı olmamız lazım. Sakin olmamız lazım” dedi ama olamazdım. Eğmen e ya da Merve ye bir şey olduğunu bile bile burada böyle bekleyemezdim.

“Ben gidiyorum”

“Melis lütfen böyle yapma. Ben buraya gelmeden önce her yere baktım Merve ve Eğmen bir yerde yok. Sen nereye gideceksin? Nerede bulacaksın onları? Şimdi şu ilacı iç ve biraz uyu olur mu? Bak hem gelirlerse bizi burada bulamazlar. Burada beklememiz daha iyi”

Sanırım söylediklerinde haklıydı. Dışarı çıkarsam geldiklerinde beni bulamaya bilirlerdi. Şeytanların bana bir şey yaptığını düşünebilirlerdi. Kapana kısılmış gibiydim. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Verdiği ilacı içtim ve yatağa uzandım gözlerimi tavana diktim. Beynim düşünmekten o kadar çok yorulmuştu ki artık hiçbir şey düşünemez olmuştum. Sadece sessizce uzanıyordum ve göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Sanırım ilaç etkisini göstermeye başlamıştı.

Korkuyordum çok korkuyordum. Dört bir yanım siyah duvarlarla kaplıydı. Duvarın köşesine iki büklüm oturdum. Tir, tir titriyordum. Çok korkuyordum birden kapı açıldı ve içeriye bir ışık yansıdı. Bu, bu ateşti. Ateşten bir top yumağı koşarak odanın içine girdi. Birden irkildim ayağa fırladım. İyice duvara doğru yapıştım. Ateş yumağına dikkatlice bakıyordum. Üstüme gelmesinden korkuyordum sonra birden bu yumağın Merve olduğunu anladım. Elimden bir şey gelmiyordu yanına dahi gidemiyordum. Yanıklar içerisinde olduğu halde bana baktı ve gülümsedi. Hayır, Hayıırrr.. Hayıırrrr…

“Melis, Meliiss uyan canım kabus görüyorsun. Geçti hadi uyan…”

Gözlerimi açtığımda karşımda Pelin’ i görünce hemen boynuna sarıldım. Ağlamaya başladım.

“Geçti canım, geçti”

“Pelin kesin Merve’ ye bir şey oldu. Lütfen bulalım onları lütfen”

Birden kapı açıldı. “Kızım canım iyi misin?” dedi annem ve hemen yanıma geldi.

Annemi karşımda öyle telaşlı görünce ne diyeceğimi şaşırdım. Sanırım kabustan dolayı çığlıklarımı duymuş olmalıydı. Ben anneme şaşkın şaşkın ne diyeceğimi düşünürken hemen Pelin devreye girdi,

“Serpil teyzecim Melis uzanmıştı uyuya kaldı bende uyandırmadım. Kabus gördü hepsi bu. Yani merak edilecek bir şey yok. Bak turp gibi şimdi ben onu kendine getiririm ” deyip sırtıma öyle bir vurdu ki neye uğradığımı şaşırdım. Hafif iniltili bir sesle

“Evet annecim iyiydim ta ki Pelin beni kendime getirene kadar. Ah sırtım” dedim ve gülmeye başladık. Annemde tebessüm etti ve

“Kızlar acıkmadınız mı? Hadi bir şeyler yiyin sonra yine devam edersiniz birbirinizi kendisine getirme işlemlerine” dedi.

“Tamam annecim sen git biz geliyoruz” dedim ve artık yalnızdık.

“Pelin benden bir dayak borçlusun. Ah sırtımmm”

“Asıl sen bana borçlusun hayatını kurtardım. Annene nasıl durumu izah etmeyi düşünüyordun. Bak sayemde kurtuldun nazlı şey”

“Mmm sanırım haklısın. Hadi gidip bir şeyler yiyelim. Annemin bir şeylerden şüphelenmesini istemiyorum” dedim ve yemek yemeğe gittik.

…..

Aradan bir gün geçmişti. Her geçen saniye, dakika beni daha çok kahrediyor, suçluluk duymamı sağlıyordu. Bir girdabın içinde dönüp duruyordum sanki artık acıyla başım dönüyordu. Kalbim sıkışıyordu, nefes almak artık bana fazla geliyordu. Bedenim ağır geliyordu. Sessizliğin içinde içimdeki çığlıklarımı sadece ben duyabiliyordum.

Kulaklarımı uğuldatıyordu kendi çığlıklarım. Hata yapmıştım ve bu hatanın bedelini ağır ödeyecektim. İçimde hiç susmayan kötü his bana böyle söylüyordu. Ona inanmak istemesem de yine de doğru olduğunu bir şekilde biliyordum.

Odamda sessiz sessiz oturuyorduk. Saat durmuştu sanki. Yelkovan bize inat ilerlemiyordu. Nerdeydiler? Neden gelmiyorlardı? Neden haber vermiyorlardı? İçimde ki acı hiç dinmemişti. Birden kapı çalındı annem gelmiş olmalıydı.

“Girebilirsin annecim” dedim. Kapı açıldı ve karşımda hiç görmediğim bir kız duruyordu. Şaşırdım buda kimdi? Evimizde odamda ne işi vardı?

“Sizde kimsiniz?”

“Merhaba canım ben Billur. Merve’ nin bir arkadaşıyım”

“Ne Merve’ ye bir şey mi oldu? Çabuk söyle” dememle beraber kızın yakasına yapıştım.

“Merve şu anda gelemedi ve beni sana gönderdi. Seni çağırıyor”

“Ne? Neden beni çağırıyor ki?” yoksa ona bir şey mi olmuştu? Allah’ ım ne olur iyi olsun. Billur, Pelin’ i kaş göz işaretleriyle göstermeye çalışıyordu. Tabii yaa Pelin olduğu için rahatça anlatamıyordu. Yakasını yavaşça bırakıp Pelin’ e döndüm

“Pelin, benim gitmem lazım. Biliyorsun Eğmen’ i ve Merve’ yi görmeliyim…” dedim ve Billur’ un elini tutup hızlıca odadan ayrılıp annemin yanına gittim. Annem bize yiyecek bir şeyler hazırlıyordu.Yanına gitmeden önce derin nefes aldım..

“Anne” dedim telaşlı halimi gizleyemiyordum. Zaten belki de doğru olan buydu.

“Sorun ne?” İfadem zaten bir sorun olduğunu bağırıyordu.

“Merve iyi değilmiş. Gitmem lazım. Belki kalabilirim bile. Beni merak etme. O benim en yakın arkadaşım biliyorsun, yanında olmak zorundayım” Göz yaşlarıma engel olmaya çalışıyordum. Bir nehir gibi akmak için zorluyorlardı beni. Biliyordum. Ona bir şey olduğunu biliyordum. Peki ya Eğmen’e? Kalbimde şiddetli bir ağrı oluştu… Buna dayanabilir miydim?

“Ne olmuş? Bende gelebilirim. Yardım edeceğim bir şey olurs-“

“Senin gelmene gerek yok. Ben gidiyorum ya. Ben de bilmiyorum ne olduğunu. Seni arayıp haberdar ederim. Vakit kaybetmesem iyi olacak” diyerek sözünü kestim.

“Ama yemek yeme-“

“Anne bir şeyler atıştırırım” Evden kendimi atarcasına çıkarken. Yine lafını boğazına dizmiştim. Ama artık tek düşündüğüm onların iyi olmasıydı. Biraz uzaklaştıktan sonra gelen kızın yakasına yapıştım.

“Söyle ne oldu? Çabuk söyle!” Kız yüzünü buruşturmuştu.

“Biraz sakin olursan ve yakamı bırakırsan” dedi. Anında ellerimi üzerinden çektim. Ne yapıyordum böyle?

“Önce kendine hakim olmalısın” dedi. Bir cevap bekliyormuş gibiydi. Sakin olmak benden çok uzak bir kavramdı. Ama başımı sallamıştım.

“Peki, Eğmen’i kurtarmaya gittiğimizde. Tabi ki zor olacağını biliyorduk. Ama ..Ama.. Merve ..’’kelimelerinin gerisi getiremiyordu.

“Ne oldu Merve’ye “ diye bağırdım..

“Lütfen sakin ol. Merve yaralandı. Şu anda durumu iyi değil. Ama hepimiz seferber olduk. İyileşeceğine inanıyoruz” dedi. Yüzündeki acılı ifadeyi yeni fark etmiştim. Tabii ki üzülüyordu… Ve ben bu kız sanki bu olanların sorumlusuymuş gibi ona bağırıyordum. Halbuki tek suçlu olan bendim. Benim yüzümden Merve yaralanmıştı. Bu düşüncesizliğimin bedelinin ağır olacağını biliyordum ama bu şekilde değil. Sevdiklerimi kaybederek değil… Ne olur Allah’ ım beni bu şekilde cezalandırma.

“Üzgünüm ben..ben..Çok üzgünüm” dedim başım yere eğilmişti.

“Önemli değil… Seni anlayabiliyorum”

“Peki, o nasıl?” diye sordum. Korkarak ve kekeleyerek. Kimden bahsettiğimi çok iyi biliyordu.

“Oda yaralı... Ama Merve’den daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Ve o… Neyse bunu kendi gözlerinle görsen daha iyi olacak” dedi. Ne olduğunu merak etmiştim. Ama sormadım... Belki de alacağım cevabı duymaktan korkuyordum.

Beni hiç bilmediğim yerlere getirmişti… Bir yandan korkuyordum ya bu bir oyunsa ya Billur melek değilse. Merve’ nin ismini söyleyince hiç düşünmeden hemen peşine takıldım. Hiç bilmediğim yerlere sürüklüyordu beni ve ben sorgusuzca onu takip etmekten başka bir şey yapmıyordum. Yapamazdım eğer melek değilse cezamı çekmek zorundaydım. Eğer melekse onu dinlemeyip başka bir yanlışta yapmış olabilirdim. Merve ve Eğmen’ i bir daha göremeyebilirdim. Tek yapmam gerekeni yapıyordum. Onu takip etmek ve gerçek bir melek olduğuna inanmak…

“Hey nereye gidiyoruz o orman tehlikeli”

“Hayır canım tehlikeli değil. Orada bizim şatomuz var. İnsanların uzak durması ve görmemesi için uydurulmuş bir hurafe” dedi.

Yolculuk bayağı uzun sürmüştü. Ve ben artık sabırsızdım. Bir an önce ikisini de gözlerimle görmesem, içimdeki kalbimi elleriyle parçalayan canavar durmak bilmeyecekti… Ağlıyordum. Bütün yol boyunca gözyaşlarıma engel olamadım...

“Geldik sayılır” dedi. Eliyle kocaman bir şatoyu işaret ediyordu.

“Aman Allah’ım... Burası çok… çok güzel ve büyük” diye mırıldandım…

“Öyledir” dedi. Gülümsemişti. Ama buruk bir gülümsemeydi bu… Bu gülüşüyle bile ne kadar eşsiz ve güzel olduğunu yansıtıyordu. Onun hakkında nasıl kötü düşünebilmiştim. Bu eşsiz, mükemmel, kusursuz kişi melekten başka bir şey olamazdı zaten.

“Hadi biraz acele edelim lütfen” dedim. Başını salladı…

Şatonun önüne geldiğimizde, büyük bir kapıyla karşılaştık. Kapıya sert bir şekilde vurmuştu. Artık ayaklarım tutmuyordu. Bayılmak üzereydim. Kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Ama onları görmeden kendimi kaybedemezdim. Dayan! Dedim kendi kendime biraz daha dayan! Karşımda melekler vardı. Çok güzellerdi… İnanılmaz derece göz kamaştırıcıydılar… Bir tanesi,

“Melis şatomuza hoş geldin. Ben Kübra” dedi gülümseyerek…

“Teşekkürler... Nerdeler” diye sordum hemen. Tek istediğim onları iyi olarak görmekti.

“Bu taraftan “

Onu takip etmem için eliyle işaret etti. Etrafıma bakındım. Billur melek yok olmuştu. Hangi ara gittiğini anlamadım..
Hızla Kübra meleği takip ediyordum. Bir sürü koridor geçtikten sonra karşıma şahane güzelliğiyle bir melek daha çıktı.

“Şatomuza hoş geldin Melis. Seninle tanışmak beni memnun etti. Ben baş melek Banu”

Bu kadar güzel bir şey hayatımda ilk defa görüyordum. Yüzü parıldıyordu sanki. Anlam veremediğim bir ışıldama vardı… Merve nin yüzündeki ışıldamanın nedenini şimdi daha iyi anlıyordum. O bir melekti. Merve o nerde şimdi? Nasıl acaba? Şaşkın şakın ona bakarken.

“Anlıyorum… Eğmen ve Merve’yi merak ediyorsun. Tam karşında duran kapıda Merve var. Diğerinde ise Eğmen” dedi. Yanlış anlamıştı ben hala selamına karşılık vermemiştim..
“Hayır… Yani evet ama hayır… Yani şeyy… Her şey için teşekkür ederim. Beni şatonuza aldınız Eğmen’ le ilgilendiniz onun kurtulmasını sağladınız. Size minnettarım.” Dedim ve

Bana ilk gösterdiği kapıya yöneldim. Billur, Merve’ nin ağır olduğunu söylemişti ilk onu görmem lazımdı. Ona minnettardım. Eğmen’ imi kurtarmış, bizim için hayatını tehlikeye atmıştı. Ve şimdi bizim yüzümüzden ölümle pençeleşiyordu… Bu düşünce bile içimi parçalamıştı.

Giderek adımlarım sıklaşıyordu… Kapıyı açtığımda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Bir an elim kapı kolunda bekledim ve derin nefes aldım... En azından hala hayattaydılar.
Ve içeri girdim… Allah’ım hayır! Merve yanıklar içerisindeydi ve vücudunda bir sürü krem vardı… Yanına koşarak gittim… Yere dizlerimin üzerine çöktüm. Elinin yanık olmayan bir yerinden tuttum…

“Özür dilerim” dedim. Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Tüm bunlar benim yüzümden olmuştu. Aptalca gururum yüzünden. Kendime lanetler okudum. Nefret ediyordum kendimden. Hiç bir şeyi düzgün yapamaz mıydım?

“Ne olur iyileş. Beni bırakma... Lütfen… Ne olur beni bırakma...’’Dedim. Hiç tepki vermiyordu. Orada öylece yatıyordu. Gözyaşlarımdan artık buğulu görüyordum. Kapı açıldı…

“Melis, artık çıkmalısın. Merve iyi değil…’’dedi zorla yanından ayrılabilmiştim..

Ve Artık Eğmen’i görecektim. Onun nasıl olduğunu merak ettim... Aynı görüntüyü bir kes daha hemde Eğmen’de görmeye katlanamazdım… Bu beni bitirirdi… Odaları yan yanaydı..

Baş melek Banu’ya baktım. Güç verircesine kafasını salladı. Yine elim kapı kolunda asılı kalmıştı… Neyle karşılaşacağımı bilmeden gözlerimi kapayarak kapıyı açtım ve sonra içeri bir adım attım. Derin bir nefes alarak gözlerimi açtım. Gözlerimi açmamla birlikte karşımda gördüğüm görüntü beni yerle bir etmişti.

Kulaklarımın uğuldaması giderek artmıştı ve artık gözlerim kararmıştı. En son başım dönüyordu. Bilincim yerine geldiğin de hoş bir koku burnumdan ciğerlerime yol alıyordu. Gözlerimi açtım. Elinde bir şişe bilmediğim başka bir melek, burnumun etrafında gezdiriyordu.

Hızla ayağa kalktım ve Eğmen’in bulunduğu kapıya doğru koşmaya başladım. Kapıyı hemen açtım ve kendimi ayakta tutmak için zorladım..

Yoo olamaz… Bütün bunlar benim yüzümden. Eğmen sargılar içinde öylece yatıyordu. Ama Merve’deki gibi kremler falan yoktu üzerinde. Sadece sargı bezleri vardı. Yanına iki büyük adımda gittim.

Yüzü aynı mükemmellikteydi. Neden ona inanmamıştım ki? Neden Merve’ye inanmamıştım? Hepsi benim yüzümdendi. Onların yerine şimdi benim yatmam lazımdı. O acıların bin katını çekmem lazımdı. Çekiyordum da. Onun aşkından nasıl şüphe etmiştim? Nasıl gitmesine izin vermiştim? Kendimi o anda parçalamak istedim. İşe yaramazın tekiydim ben…

Ve onu ne kadar çok özlemiştim. Yanına oturdum. Bir makineye bağlı olduğunu yeni fark etmiştim. Gözlerimi ovuşturup makineye tekrar baktım. Bu kalp ritimlerini ölçen makinelerden değimliydi? Bip sesi geliyordu sürekli… Bir den ayağa fırladım ve kapıdan dışarı çıktım. Soran gözlerle karşımda duran meleklere baktım..

“Evet doğru. Eğmen insan oldu. Sana duyduğu aşk onu gerçekten bir insan yaptı. İnanılması çok güç ama doğru…’’

Ve ben anında Eğmen’in yanına dönmüştüm. Gözümden akan yaşlarla…
Yavaşça ona zarar vermemeye çalışarak kalbinin sesini dinlemek için eğildim… Ahh... Gerçekten de kalbi atıyordu…

İçinde bulunduğum duyguları anlamak zordu… Öfke, kendime duyduğum nefret, sevinç, mutluluk, özlem… Karma karışık olmuştum… Hele ki onun kalbinin sesini dinlemek anlatılmaz derecede mutlu ediyordu beni.

Ağlıyordum acıyla… Ama gülümsüyordum da… Eğmen insan olmuştu… Bana duyduğu aşk o kadar gerçekti ki o insan olmuştu. Şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa gidip geliyordum… Bu... Anlatılamayacak kadar güzeldi. Kalbimin yerinden çıkacağını düşündüm bir an için. Tekrar kalbini dinlemek istedim…Yavaşça yanına gittim…

Tekrar yanına oturdum. Başımı göğsüne eğdim. Tam kalbinin olduğu yere, onu incitmeden kulağımı değdirdim ve ritimleri gayet yavaş olan kalbinin melodisine bıraktım kendimi… Uzun bir süre öylece kaldım… Bu mükemmel ritimde onun yavaş olan kalp ritimlerini dinlerken benim ki bir yarış atı gibiydi. Dinledikçe daha coşuyordu benim kalbim. Başımı kaldırdım ve mükemmel yüzüne baktım…

Bana neden söylememişti. Böyle bir şeyin varlığından haberi var mıydı? Bu her şeyi değiştirirdi… Normal insanlar gibi aşkımızı özgürce yaşayabilirdik. Hatta evlenip çocuğumuz bile olabilirdi. Büyük bir aile olabilirdik. Evet, biz artık bir aile olabilirdik.
Bu sevincim kısa sürmüştü… Yan odada yatan Merve ve karşımda yatan Eğmen’in bu görüntüleri yine kalbimi derin bir acıya boğmuştu...


Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkürler Very Happy :Rose:

Yazarlar ; Sesiz_rüya, Nosi



27. Bölüm 2. Ksım [Melis]

VEDA…

Bu sevincim kısa sürmüştü… Yan odada yatan Merve ve karşımda yatan Eğmen’in bu görüntüleri yine kalbimi derin bir acıya boğmuştu...

Çok yorgun düşmüştüm. Eğmen’ in ellerini tutarak yatağın başucunda uyuya kalmıştım. Gürültü ve ağlama sesleriyle uyandım. Telaşla yapılan konuşmalar. Neler oluyordu? Hemen kapıyı açıp dışarı çıktım. Koşuşturmayı gördüm bir meleği durdurup,

“Neler oluyor?” dedim.

“Merve, Merve…” ağlamaktan konuşamıyordu. Merve’ ye bir şey olmuştu. Hemen Merve’ nin odasına gittim. Merve gözlerini açmış bana bakıyordu. Aman Allah’ ım Merve iyi olmuştu. Kendine gelmişti. Hızlıca yanına koştum ve ona hafifçe sarıldım.

“Merve tanrıya şükür iyileştin” dedim gözyaşlarımın eşliğinde

“Melis seni görmek çok güzel” dedi. Zorla konuşuyordu. Sesi bitkin çıkıyordu.

“Ne olur konuşma. Dinlen. Nasıl olsa konuşacak çok şeyimiz ve zamanız var” ama gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum.

“Hayır canım zamanımız yok. Ben… ben…” zorlukla çıkıyordu sesi.

“Hayır Merve… Hayır… Böyle söyleme, böyle düşünme… İyisin bak… İyileşiyorsun.’’

‘’Yoo hayır. Bu sadece bana verilen veda izni. Fazla zamanım yok. Sadece söylemek isteğim birkaç şey var. Seni gerçek bir dost olarak gördüm her zaman bu böyleydi. Seni çok seviyorum. Bu görevden daha öte. Ben görevimi yaptım. Tamamladım ve şimdi gidiyorum. Ama sakın üzülme, senin hep yanında olacağım.

Gerçek dünyaya gidiyorum. Sadece buradan ayrılmak zorundayım. Bir gün yine karşılaşacağız. Eğmen’ in iyileşeceğine inanıyorum ve lütfen artık Eğmen’ le birbirinizi üzmeyin. Bu benim son isteğim. İkinizi de seviyorum. Onu bir kere daha görmek isterdim. Ama artık zamanım kalmadı. Gitmek zorundayım. Seni seviyorum” dedi.

Konuşmak bu kadar zor olabilir miydi? Çaresizlik. Elimden hiç bir şey gelmiyordu. Her şey netti ve artık o gidiyordu. Ellerine uzandım. Sıkıca tuttum.

“Bırakma beni…” diyebildim fısıltıyla. ”Lütfen.” dedim.

“Yapma böyle. Benim için her şeyi zorlaştırıyorsun. Ruhumun rahat olması için lütfen üzülme” dedi artık soluğu konuşmak için yetmiyordu. Ama nasıl üzülmezdim ki. O benim tek dayanağımdı. Onsuz ne yapabilirdim ki? Benim yüzümden…

“Benim yüzümden…’’diye fısıldadım. Kendimden hiç bu kadar nefret etmemiştim. Hem de hiç...

“Böyle söyleme. Sen bize çok şey verdin ”dedi. Artık konuşacak hali kalmıştı. Onu zorluyordum. Elini yanağıma götürdüm ve sonra başımı kaldırdım. Öyle güzeldi ki. Eğildim ve alnını öptüm.

“Seni seviyorum” dedim. Zorlukla gülümsedi… Ve her şeyin bittiğini anlamıştım. Vücudundan ışık yayılmaya başlamıştı. Gözlerini kapadı…

“Yoo hayır! Gitme!..” dedim hıçkırıklarımın arasından.

“Merve… Merve…” dedi birisi kimin söylediğinin farkında değildim.

Beni tutmaya çalıştıklarında, benimle birlikte Kübra’yı ve Arya’yı da tutuyorlardı. O an ne yaptığımı anladım. Ona gidiyordum. Onu burada tutabilmek için. Yapamayacağımı bilesem de. Benimle birlikte onlarda aynı şeyi yaptıkları için üçümüzü de tutmaya çalışıyorlardı.

“Merve bırakma beni... Yalvarırım… Gitme... Sen, sen gidersen ben ne yaparım? Kim benim en iyi arkadaşım olacak? Kim hep yanımda olup beni koruyacak? Beni senin gibi kim anlayacak? Sana ihtiyacım var Merve. Sana tahmin ettiğinden daha çok ihtiyacım var. Varlığına, aldığın her nefese, dokunuşuna, kokuna, sarılışına ihtiyacım var. Sen benim meleğimsin. Beni bırakıp gidemezsin. Bunu bana yapamazsın. Beni böyle acılar içinde bırakamazsın lütfen, lütfen gitmeeee… Gitmeee…”

Haykırışlarım boşunaydı biliyordum. Beni bırakıyordu… Gidiyordu… Işık bütün vücuduna yayılmıştı. Varlığı gibi her yeri aydınlatmıştı ve yavaş, yavaş elleri yok olmaya başladı. Beni duyduğunu biliyordum. Acıyla yüzü buruştu. Ama gözlerini açamıyordu. Ve yavaş, yavaş bütün vücudu ışıkla birlikte yok oluyordu. Havaya bir bulut gibi yaylıyordu göz kamaştırıcı bir ışıltı…

Beni duyduğunu biliyordum. Onun son saniyesinde bile sözlerimle acı çektirmiştim. Buna hakkım yoktu.

“ Merve, sen benim hep yanımda olacaksın biliyorum. Sen benim meleğimsin. Seni seviyorum” dememle dudaklarındaki son tebessümü gördüm. İçimde daha büyük fırtınalar kopmaya başladı. Onunla yaşadığımız her an her dakika film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu.

Başka çığlıklar beni kendime getirdi…

“Merve… Gitme… Bunun hesabını soracağım. Bunu ödeteceğim. İntikamını alacağım” dedi biri. Billur’un olduğunu düşünüyordum. Herkes acı içinde haykırıyor ve bağırıyordu. Acı içinde olup sakin kalmayı başara bilen bir tek Banu kraliçe vardı…

Ve Merve tamamen yok oldu. Dizlerimin üstüne düştüm… Artık gitmişti. Merve’yi bir daha göremeyecektim…

“Bunun hesabını sormalıyız…”

“Kesinlikle…”

“Yanlarına kalmayacak. İntikamımızı alacağız”

“Meleklerim lütfen durun. Öfkeyle hareket etmek her zaman yanlıştır. Merve için tabii ki üzülüyorum. Ama bu bizim için iyi olmayabilir. Sizleri de kaybetmek istemiyorum… Birer melek olduğumuzu ve sakin olmamız gerektiğini unutmayalım” dedi Banu kraliçe.

“Kraliçem size bu güne kadar hiç karşı gelmedik. Ama bugün için söz veremem acımı anlatmanın bir yolu yok. İçimdeki ateşi bir tek onları yok ederek söndürebilirim..’’

“Ama Yeşim. Bu yanlış…”

“Bu hiç iyi değil. Melis ve Eğmen şimdi daha tehlikede çünkü Adramelch’ in sağ kolunu Haures’ i öldürdük. Bunun için intikam almak isteyeceklerdir. Sadece birkaç melek Melis ve Eğmen’ i koruyamaz. Savaş kaçınılmaz. Onlara bir göz dağ vermek gerekiyor” dedi Billur. Daha sakin yaklaşıyordu artık. Susup sadece dinliyordum. Öylece oturduğum yerde kalmıştım. Onlarında zarar görmesini istemiyordum. Ben ölmeliydim o zaman her şey biterdi belki de.

“Melis kalk artık. Böyle yaparak onu geri getiremezsin. Git ve Eğmen’ in yanında dur. Biz de işimize gücümüze bakalım. Sinirlerimi bozuyorsun” dedi Kübra.

İçimdeki yaraya bir yenisi daha eklenmişti kendim gibi tabii ki onlarda beni suçluyorlardı.

“Heyy… Ne yapamaya çalışıyorsun sen?’’ dedi Hava..

“Ne? Bütün bunlar onların yüzünden oldu. Doğru değil mi? Gitsin Eğmen’i nin yanında olsun. Karşımda üzgün pozlarında durmasın” dedi Kübra.

Canım yandıkça yanıyordu. İçimdeki acıyan yaraya tuz basıyordu. Kalktım ve yürümekte zorluk çeksem de yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Banu kraliçe ve Billur’un ona kızdıklarını duyar gibiydim ama umurumda değildi haklıydı… Ve sonra birisi elimden tutup beni çekiştirdi.

“Melis, üzülme sakın… O sadece çok, çok üzgün ne dediğini bilmiyor. Aldırma ona. Biz hiç birimiz böyle düşünmüyoruz. Hangimiz olsak aynı şeyi yapardık. Yapmak zorundaydık” dedi Yeşim beni yatıştırmak için.

Ve Gerard’ da onu onaylarcasına başını salladı. Ama bu içimdeki suçluluğu hafifletmeye yetmiyordu. Kübra’nın böyle söylemesi önemli değildi ben zaten bunu biliyordum. Her şey benim yüzümdendi. Ama daha fazla uzatmamak için başımı salladım.

Eğmen’ in odasına doğru gittim. Kapıdan onları izlemeye başladım.
Sesler giderek hararetleniyordu. Kararlıydılar gidecek ve o pis şeytanlarla savaşacaklardı. Ben de gitmek istedim ama götürmeyeceklerini biliyordum.

Ne yapabilirdim ki? Onlara ayak bağı olmaktan başka... Benim yüzümden başka meleklerin bile ölmesine sebep olabilirdim. Ben lanetliyim. Evet lanetliyim. Hayatıma giren herkesin hayatını mahvettiğim yetmiyor gibi artık canlarından bile oluyorlardı. Lanetim çevremdeki herkesi artık yok etmeye başlamıştı.

Billur, Yeşim, Kübra, Arya, Büşra, Hava, Rens, Zeynep ve diğerleri hepsi hazırlanıyorlardı. Banu kraliçe söz geçiremiyordu. Ama asıl nedeni Billur’un ona söyledikleriydi. Bizi rahat bırakmalarıydı. Şimdi onlarda öfkeliydi en güçlü şeytanları yok edilmişti. Her şey daha kötü bir hal alacaktı ve bizi hiç rahat bırakmayacaklardı. Belki de yok etmek isteyeceklerdi.

“Ben de gitmek istiyorum. Orayı herkesten iyi biliyorum. Yardımım dokunabilir. Güçlerimde küçümsenmeyecek kadar iyidir” dedi Andreas ve herkes ve bende dahil şok içinde ona baktık.

“Emin misin.’’dedi Banu kraliçe.’’Onlara karşı savaşabilir misin?’’

“Kesinlikle bunu yapabilirim. Eğmen için bunu yapabilirim. Yapmak istiyorum. Size yardım etmek istiyorum” dedi Andreas. Sesindeki kararlılık memnun ediciydi.

“Tamam. Kabul ediyorum” dedi Banu kraliçe. Sonuçta herkesten iyi biliyordu o pislik yuvasını. Belki de gerçekten bizi rahat bırakmaları için karşı gelemiyordu.

Kraliçe ise herkesten daha üzgündü. Meleklerini kaybetme korkusu onu çok üzüyordu ama artık karşıda gelmiyordu. Belki oda intikam almak istiyordu. Ne düşündüğünü tahmin edebiliyordum.

Aradan bir gün geçti ve ben hala aynı yerde Eğmen’ imin yanında bekliyordum. Hiç bir şey söyleyemiyordum. Hakkım da yoktu zaten. Meleklerde benim karşımda ki oda da hazırlık yapıyorlardı. Bütün hazırlıkları neredeyse tamamlamışlardı. Son hazırlıkları yapıyorlardı. Herkes birbirine endişeyle bakıyor, plan yapmaya çalışıyorlardı.

Ve Şatonun kapısı çalındı. Herkes birbirine baktı kimseyi beklemiyorlardı. Meleklerden Arya ve Hava kapıyı açmak için gittiler. Ama savaşa gitmek için hazırlananlar odalarından çıkmışlar Banu kraliçenin yanına gitmişlerdi. Merakla kimin geldiğini görmek için bekledim.

Aradan saniyeler geçti ve koridordan bana bakan kişiyi görünce şok olmuştum. Hemen oturduğum yerden kalkıp yanına gittim.

“Sen… Senin ne işin var burada?” dedim kekeleyerek. Şok içerisindeydim.

“Sana şu anda çok kapsamlı bir açıklama yapmak isterdim ama zamanımız yok” dedi ve Arya ya dönüp

“E hadi gidelim” dedi yanımızda şokla donmuş meleklere.

“Bu taraftan” dedi Hava ve hızla kraliçesinin odasına doğru ilerlediler. İlk önce Eğmen’ e baktım yanından ayrılmak istemiyordum. Uyanacak veya uyanmayacak yanında olmalıydım ama ayaklarım ben emir vermeksizin hareket ederek onları takip etti.
Büyük salonun kapısını açtılar ve meleklerin hepsi şok içinde baktılar. Mırıltılar yükseliyordu tüm salondan.

“Bu kim?”

“Burada ne işi var?”

Kimseye aldırmadan kendinden emin ve cesur bir şekilde ilerledi… Ve konuşmaya başladı.

“Sayın Banu!” dedi ve kendini tanıttı. Duyduklarım karşısında ikinci bir şok bütün bünyemi sardı

“Size yardım için burada bulunuyorum ve beni dikkatle dinlemenizi rica ediyorum” dedi rahat tavırlarıyla.

Bütün meleklerden mırıltılar yükseldi tekrar. Kulaklarım uğulduyordu. Her ses beynimde yankılanıyordu. Bu kadar şok bünyeme fazla gelebilir miydi?




Yazarlar;Sesiz_rüya, Nosi
İlginiz için teşekkürler. Yorumlarınızı bekliyoruz :Rose:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:18

28. Bölüm [Pelin]

Yüce Merkabah Cennetin baş meleği... Bir gün beni yanına çağırmıştı. Odasına girdiğimde gözlerim yine kamaşmıştı. Rengi sarı ve turuncu yani güneş renginde olduğu için… Yüce Merkaba ' ın elinden hiç bırakmadığı kılıcı yine elindeydi. Adaletin bekçisiydi…

''Gel bakalım Anafiel… Seninle konuşacaklarımız var.

''Evet, efendim sizi dinliyorum.''

''Anafiel, sen benim baş meleğimsin biliyorsun. Önemli görevleri hep sana verdiğimi de biliyorsun. Yine önemli ve gizli bir görev var. Bu görevinde üstesinden gelebileceğine inanıyorum. Bir ülkede koruyucuların baş meleğinden çağrı aldım. İnanması güç bir hadise varmış. Bir şeytan bir insana aşık olmuş... Bu şaşılacak bir şey gerçekten. Ama eğer doğruysa bu bütün inanışlarımızı değiştirir ve birçok şey bizim lehimize döner''

Sesi boşlukta yankılanıyor gibiydi. Tatlı bir huzur vardı. Ve yeni bir görev beni bekliyordu. Duyduklarım karşısında şaşkına dönmüştüm. Ama sözünü kesmemek için sustum.

''Senin üzerine büyük bir yük biniyor. Gerçi daha anlama aşamasındalar. Koruyucu bir melek böyle olduğunu düşünmüş. Şeytanın oyunu veya değil bunu öğrenmek için takip etmiş ve anladığı kadarıyla gerçekten duygularına kapılmış.

Melis sevgi duyduğu kız... Şimdi sen Melis'i takip etmek zorundasın. Basit bir görev gibi gelebilir ama değil… Sakın küçümseme! Bir süre takip edeceksin onu tanımaya çalışacaksın ve daha sonra arkadaşlık kurmalısın. Onlara yardım etmeliyiz. Eğer anlaşılırsa bunlar! Zarar vermeleri çok yakın. Ve sen burada olaya dahil olacaksın. Ama çok dikkatli olmalısın.

İsmin Pelin… Kendini Pelin olarak tanıtacaksın. Ve kimse bunu bilmeyecek koruyucu olan arkadaşımız da dahil. Hiç bir şekilde küçük bir yanlış yapmamalıyız. Ve ben her gün senden haber bekliyorum gelişmelerden beni haberdar edeceksin. Gerekirse o şeytanı bile korumalısın. Eğer böyle bir şey varsa -ki ben inanmak istiyorum- düzen değişecek. Gerçekten değişecek. Tahmin ettiklerim olursa bir adım önde olacağız” dedi.

Soluksuz konuşmuştu. Birden idrak edememiştim söylediklerini ama düşündükçe ne demek istediğini anlamıştım. Melis'i şeytanlara karşı korumak zorundaydım ve o iğreneceğim şeytanı da… Bizim için bir dönüm noktası olabilirdi...

''Peki, efendim nasıl emrederseniz'' dedim.

Günlerce Melis'in yanındaydım ve Eğmen' in. Ara sıra bütün düşüncelerini duyabiliyordum. Melis'i ölümden kurtarmıştım. İnsanlar her sıkıntı anında intihara mı teşebbüs ederlerdi?

Ve zaman hızla ilerlemişti. Melis ve Eğmen' in aşkları gerçekti ve Eğmen bir insana dönüşüyordu… Bu inanılmaz bir şeydi. Belki bir mucize... Merve bu olayı çözmüştü... Ama şeytanlar daha önceden çözmüşlerdi. Eğmen' i almaları an meselesiydi. Ama iki şeytan olayı daha dramatik bir hale getirmek için Eğmen' in rüzgar olarak karşısına geçtiğini söylemişlerdi. Buna müdahale edememek gerçekten can sıkıcıydı.

Ve Melis'i hem de Eğmen' i artık çok seviyordum ve Melis Eğmen' den ayrıldı. Buna inanamıyordum. Onu bir kez bile dinlememişti. Aslında Melis'e kızdığımı söyleyebilirim…

Eğmen' in tüm uğraşlarına rağmen Melis onu dinlememiş ve Eğmen' in intihar senaryosunu kurmasını desteklemişti. Yüce Merkabah' ın yanına gittim..

''Efendim, Eğmen kendini öldürmek için şeytanların pislik yuvasına gidiyor. İzin verin onu durdurayım. Bunun sonu kötü gerçekten'' dedim üzülüyordum…

“Bu Eğmen' e üzüldüğün için mi? Yoksa görevimizi yerine getirememekten korktuğun için mi?'' diye sordu. Sorusunu anlamamıştım ama cevabım belliydi..

''Her ikisi de. Ama Eğmen' in ölmesini gerçekten istemiyorum. Ona yardım etmek istiyorum…''

''Ah siz genç melekler hep aynısınız. Birilerini kurtarmak için çok heyecanlısınız. Eğmen' daha insan olmadı. Ne olacağını bile bilmiyoruz. Onu korumak için bizim gibi melekler devreye girerse olaylar daha çıkılmaz hale gelir. O Ülkenin kraliçesi eminim gereğini yapacaktır.

Ama biz istediğimiz şeyi daha alamadık. Eğmen daha insan olmadı. Duyguları değişken. Aşk onu insan yapıyor. Ama eğer bu kırgınlığı içindeki aşkı nefrete dönüştürürse… Ya insan olmazsa... Bunu öğrenmemiz lazım… Ve sen benden bir emir gelene kadar bekleyeceksin.

Zaten koruyucu melekler ona yardıma gidecekler. Senden daha hevesli bir yardımcı var bu konuda. Onlar gidene kadar araştırmalarımıza göre Eğmen' in insan olması lazım vakit yaklaştı. Bekleyeceğiz...'' dedi.

Buda bir emirdi. Geri, geri adımlar atarak ve selam vererek odadan ayrıldım. Kahretsin! Eğmen gidiyordu ve ben hiç bir şey yapamıyordum... Umarım Merve bunu başarabilirlerdi...

Melis her şeyi kavramıştı. Eğmen' in geri dönmesini istiyordu. Ama Eğmen çoktan gitmişti bile. Çok acı çekiyordu. Ve ben Melis'in yanında olma ihtiyacı hissettiğim için ona görünür olmuştum. Geldiğimi görünce çok sevinmişti...

''Pelin, seni gördüğüme nasıl sevindim anlatamam'' Yüzünde ki acı beni öfkelendiriyordu.

''Heyy... Ben de sevindim ama yavaş ol… Sanki yıllardır görüşmüyormuşuz gibi…'' dedim. Benim bilmediğimi sanması lazımdı. Esprili yanımı seviyordu ve ben biraz olsun acısını dindirmek istiyordum. Saatler boyu hiç konuşmadık, bende soru sorup onu üzmek istemiyordum. Zaten anlatmayacağını da biliyordum. Öylece yatağının üzerinde oturdu ve Eğmen ile Merve' yi bekledi. Bende ona belli etmemek için uğraşarak içimde bir sıkıntıyla onları bekliyordum. Umarım her ikisi de iyi durumda gelirdi.

Aradan 3 gün geçmişti Melis birden kollarıma yapıştı ve birilerine bir şey oldu diye bağırmaya başladı. Sakinleştirmek oldukça zor olmuştu. Onun bu hallerini görünce içim parçalanıyordu. Ona her şeyi anlatmak istiyordum ama anlatmam yasaktı. Yapabildiğim tek şey sakinleştirici vermekti.

Melis sakinleştiricinin etkisiyle uyuya kalmıştı ve Melis in kabusu içimi acıtmıştı. Onu sakinleştirmem lazımdı. Bu durum benim içindi oldukça zordu. Sevdiğim 3 insan için elimden bir şey gelmiyordu. Ve aradan 1 gün daha geçmişti odada sessizce otururken birden kapı çaldı.

Gelen annesiydi. Melis’ in kabus sırasında attığı çığlıkları duyup gelmişti. Ve ben bir melek olduğum halde hem de en güçlü meleklerden bir tanesi olduğum halde elimden bir şey gelmiyordu. Yardım olarak annesinin endişesini giderebilirdim sadece ve bunda da başarılı olmuştum. Biraz olsun Melis’ i de kendine getirmeye başarmıştım ve yemek yemesini sağlamıştım.

Aradan 1 gün daha geçmişti ve her geçen saniye Melis’ de bende daha çok kahroluyorduk. İkimizin de beklemekten başka bir seçeneği yoktu.

İkimizde düşüncelerin içinde boğulurken kapı çaldı gelen bir melekti. Kokusundan tanımıştım. Neyse ki benim böyle bir durumum yoktu. İnsandan ayırt edilemezdim. Melis, Meleği görünce bir anda kim olduğunu bilmediği için şaşırmıştı.

''Merhaba Melis. Ben Billur. Merve'nin bir arkadaşıyım'' dedi.

Beynini hızla taradım ve tüm görüntüleri yaşıyormuş gibi gözlerimin önüne serilmişti. Lanet olsun. Ne Merve nede Eğmen iyi durumdaydılar. Ahh… İşte beklediğimiz an. Eğmen insan olmuştu. Buna gerçekten çok sevinmiştim ama yaşayabilecek gücü kendinde bulabilirse...

''Ne Merve'ye bir şey mi oldu? Çabuk söyle'' dedi ve birden kızın yakasına yapıştı.

''Merve şu anda gelemedi ve beni sana gönderdi. Seni çağırıyor'' dedi.

Ne kadar da zorlanmıştı… Aslında her şeyi biliyordum ama bana belli etmeden söylemek daha zor gelmişti ona. Kaş göz işaretleriyle beni göstermeye çalışıyordu. Durum bana biraz ironik. Eğer onların durumuna bu kadar üzülmeseydim bu duruma gülebilirdim bile...

''Ne? Neden beni çağırıyor ki?'' dedi korkuyla Melis. Anlamıştı tabii ki bir şeyler olduğunu. Kızın yakasından ayrılıp, kaş göz işaretlerini anlayınca…

''Pelin, benim gitmem lazım. Biliyorsun, Eğmen' i ve Merve'yi görmeliyim'' dedi. Sesindeki acı ton beni yerle bir ediyordu. Aceleyle giyinip evden çıkmışlardı...

Billur meleğin aklında ki görüntülerin etkisinden hala kurtulamamıştım. Durumları gerçekten çok kötüydü. Hemen Yüce Merkabah’ ın yanına gidip her şeyi anlatmam lazımdı.
….

“Yüce Merkabah. Eğmen insan oldu ve çok yaralı Merve meleğin durumu daha ağır. İkisinin de hayati tehlikeleri var. Ve ben bir şey yapamıyorum. Artık bir şeyler yapmak istiyorum ne olur izin verin. Hiç yoksa yanlarına gidiyim”

“Hayır. Her şeyin bir zamanı var. Şuan için bu mümkün değil. Madem şeytanların elinden ikisi de kurtuldu. Bırakalım da tedavilerini görsünler” dedi. Tam itiraz etmeye kalkışacaktım ki

“Ama kraliçe-..”

“Lütfen Anafiel. Biraz sabırlı ol ve neler olacağını görmeme izin ver”

Onun bu sözlerinden sonra artık benim yapabileceğim bir şey yoktu. Onlar şatodaydı ve ben oraya izinsiz gidemezdim. Bekleyecektim. Olanlara seyirci kalacaktım. Şuan için elimden gelen bir şey yoktu. Ama elbet bana izin vereceklerdi. Elbet benimde elimden onlar için yapabileceğim bir şey gelecekti. İşte o zaman cesaretimi ve gücümü gösterecektim o lanet şeytanlara…

Çaresizce beklerken. Yardımcı meleğim Ayşe’ den haber aldım ki Merve melek maalesef ölmüştü. Bu gerçektende benim için oldukça zor bir gündü. Diğer bütün meleklerin ayaklandıklarını Merve’ nin intikamını almak istediklerini söylemişti. Hemen Yüce Merkabah’ a olanları anlatmak için yanına gittim. Artık bir şeyler yapmam gerekiyordu ve ben bu izni almak için elimden geleni yapacaktım. İzin almadan huzurundan ayrılmayı da düşünmüyordum.

''Yüce başkan Merkabah, olayların seyri değişmiş… Merve'nin ölünü herkesi üzdü ve öfkeyle hareket ediyorlar. Bir şeyler yapmamız lazım. Yoksa bir sürü meleği kaybedebiliriz.''

''Biliyorum Anafiel. Koruyucu baş melek Banu bana yardım çağrısında bulundu. Onlardan daha üzgünüz… Meleklerinde bir kayıp verdiğini Andremelech bilmiyor ve onun sağ kolunu meleklerimiz öldürmüştü Andremelech’ de intikam almak isteyecektir. Ve işler iyice karışacak bunu çok iyi biliyoruz. Sen şimdi, Meleklerin şatosuna gidecek ve onları durduracaksın… Gerekirse seninle biz bu olaya bir nokta koyacağız'' dedi. O huzur veren ve endişe dolu sesiyle…

Meleklerin şatosuna gittim. Şatonun kapısına gittim ve derin bir nefes alarak kapıyı vurdum. Benim için oldukça zor bir gün olacaktı. Her zaman ki gibi kendimden emin, cesur, dik durup onları etkilemeli ve ikna etmeliydim.

Kapıyı çaldım ve beni 2 melek karşıladı. Hemen zihinlerini taradım ve

“Sizde kimsiniz? Burada ne işiniz var?” dedi Arya olan. Yanındaki de Hava idi. Çok şaşırmışlardı beni karşılaşırda görünce

“Beni Yüce Mekrabah gönderdi. Ben onun baş meleği Anafiel. Kraliçeniz Banu ile görüşmek istiyorum beni onu götürün” dedim. Birbirlerine şaşkın şaşkın bakıp

“Buradan lütfen” dedi Hava

Oldukça büyük ve hoş bir yerdi. Koridorlardan geçerken bir odanın kapısını açık olduğunu fark ettim. Odaya doğru kafamı çevirince Melis’ le göz göze geldik. Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Kahkahalarla gülmemek için kendimi zor tuttum. Hemen oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi.

''Sen… Senin ne işin var burada?'' diye sordu Melis kekeleyerek.

“Sana şu anda çok kapsamlı bir açıklama yapmak isterdim ama zamanımız yok'' dedim Arya’ ya dönüp,

“E hadi gidelim”

“Bu taraftan” dedi Hava ve kraliçenin odasına doğru ilerledik.

Melis ilk önce Eğmen' e baktı. Sargılanmıştı bütün vücudu, sanki yaşamıyordu. Onun yanından ayrılıp ayrılmama konusunda kararsız kalmıştı. Ama benim burada olmuşumun nedenini de çok merak ediyordu. Ve ben giderken peşimden gelmeye başladı…

Baş melek Banu'nun kapısını tıkladım. Aslında istersem girebilirdim ama burası onun şatosuydu ve ona saygısızlık olurdu. Kapı ardına kadar açıldı. Beni gören melekler bir anda şok oldular…

“Sayın Banu. Ben Merkabah' ın baş meleği Anafiel. Ama beni Pelin diye '' dedim ve mırıltılar yükselmeye başladı. Melis şok içerisinde kalmıştı.

''Size yardım için burada bulunuyorum ve beni dikkatle dinlemenizi rica ediyorum'' dedim ama mırıltılar durmuyordu.

''Sessiz olur musunuz?'' diye emretti Banu meleklerine.

''Evet, Anafiel seni dinliyoruz.''
''Bu yapmaya çalıştığınız savaş girişimi çok manasız. Biliyorum sizin kadar bende üzüldüm ama yapmamız gereken onlara savaş açmak değil. En az sizin kadar acı çekiyorum ve intikamınızı almak istiyorum. Ama bunun sonucunda çok yara vereceğimiz gibi birçokta yara alacağız. Kayıplarımız olacak. İzin verirseniz Merkabah' ın bana verdiği yetkiyle Şatoya ben tek başıma gideceğim. İntikamımızı alamayacağız belki ama Melis ve Eğmen' e bir daha dokunmayacaklarına dair bir söz alabileceğimize inanıyorum'' dedim.

Herkes bir anda susmuştu. Düşünceler kızgınlıkla yankılanıyordu ama Ben baş melek Banu' dan gelen açıklamayı bekliyordum. Onun düşüncelerini duyamıyordum. Ve baş melek Banu konuşmaya başladı.

''Meleklerim biliyorum. İntikamınızı almak istiyorsunuz ama Anafiel haklı. Bu bize çok yara verebilir ve çok fazla kayıplarımız olabilir. Ama Anafiel sen bunu tek başına nasıl başaracaksın? Sana zarar verebilirler'' diye sordu. Gülümsedim...

''Ben birçok melekten daha üstün özellikliyim. Bana güvenin lütfen. Bana dokunamayacaklar bile. Sadece konuşacağız. Eğer dinlemezlerse büyük bir savaş zaten bizi bekliyor olacak. Birlikler kurmamız gerekecek. Merkabah' la iletişim halinde olursanız ve destek ekiplerini şimdiden hazırlamasını söylerseniz. Bana en büyük yardımı yapmış olursunuz. Benim önerime uyacaklarını düşünüyorum. Anderemelch birliğinin yıkılmasını istemeyecektir'' dedim.

Sesim kendimden çok emin çıkmıştı. Melis'in düşünceleri şok içerisindeydi duyduklarına inanamıyordu..

''Pekala Anafiel. Tabii ki isteklerin yerine gelecek. Senin isteklerin bizim için emirdir. Bizde senin için dua edeceğiz. Lütfen kendine dikkat et'' dedi Banu melek.

''Teşekkürler her zaman dikkatliyimdir merak etmeyin'' dedim. Ve Melis'e döndüm…

Yanına gittim ve ona sarıldım. Bana sarılmadı hala şoktaydı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Merve'nin ölümü canını acıtıyordu.

''Üzülme lütfen… Sizin yanınızdayız ve kendini suçlama ben olsam bende aynı şeyi yapardım. Ve yapacağımda. Sizi korumak için elimizden geleni yapacağız. Buna inan. Sana ve kimseye söylemezdim özür dilerim... Şimdi gidiyorum. Bana dua etmeni istiyorum'' dedim.

Hala sarılmamıştı. Kollarımı bedeninden ayırdım ve arkamı döndüm tam gidiyorken…
''Pelin…''dedi bağırarak döndüm. Koşup bana sarıldı...

''Sana da bir şey olmasına dayanamam gitme lütfen. Gitmeyin bırakın ben yalnız gidiyim her şey benim yüzümden oldu zaten. Onların istediği bendim. Eğer onların istediği gibi hayatıma son verseydim. Bunların hiç biri olmayacaktı. Eğmen bu halde olmayacak Merve öl-… Lütfen, lütfen izin verin ben gidiyim. Eğmen’ de uyanmadı. Biliyorum o da ölecek her şey benim yüzümüzden. Benim yüzümden oda ölecek…''
Dedi histeriklik sınırına gelmişti. Vücudu titriyordu.

''Şiii... Sakın... Sakın böyle düşüncelere kapılma. Sizin yüzünüzden değil… Bu meleklerle şeytanların yüzyıllar boyunca arasında olan bir savaş. Ve eğmen bize çok güzel şeyler verdi. İnan bana o yaşayacak.

Merkabah onun için özel bir melek gönderecek. İyileştirici bir melek. Mucizelerini bilseydin. Eğmen'in yaşayacağına inanırdın. Azrail şu anda Eğmen'i istemiyor ve bana birşey olmayacak merak etme. Hiç bir özellikleri bana işlemez. Emin ol..'' dedim ve onu alnından öptüm…

''Sadece benim için dua et… Buna biraz ihtiyacım olacak ''dedim gülümseyerek…
Ben şatodan ayrılırken bütün melekler beni kapıdan geçirmek için gelmişlerdi.

''Dualarımız seninle…” dediler hep bir ağızdan...

''Lütfen dikkat et kendine. Bir acıya daha katlanamayız'' dedi Banu melek. Başımla onayladım ve pislik yuvasına doğru hızla ilerledim...



Destekleriniz için teşekkürler :Rose:
Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:24

28. Bölüm 2. ve son Kısım [Pelin]

Şatolarının bulunduğu yere giderken aklımdan milyonlarca düşünce bir anda geçti. Evet bana hiç bir güçleri etki edemezdi. Peki ya fiziksel bir saldırıya uğrarsam. Bu-konuda yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Kalkanım dışında. Onu çok iyi kullanmam ve onları kendime yaklaştırmam gerekiyordu. Birden korktum, doğru mu yapıyordum? Bana saldırmaları, bir melek daha yok etmeleri onlar için mükemmel bir durumdu. Kahretsin... Hiç düşünmeden hareket ediyordum. Ama Merkabah beni uyarırdı. Bütün cesaretimi topladım ve şatoya girmek için hazırlandım.

Dışarıda muhafızlar olmalıydı. Tam tahmin ettiğim gibi, bir muhafız duruyordu. Eğmen' i ve daha önce Feyza ve Mehmet' i benden kaçıran kalkanımı bütün vücuduma yaydım.

''Merhaba. Benim Adramelch 'le görüşmem gerekiyor '' dedim. Muhafız rahatsız olmuştu. İstemese de benden geriye küçük adımlarla kaçıyordu.

''Sen kimsin?'' diye sordu. Rahatsız olduğunu belli ederek.

''Ben Anafiel. Yüce Merkabah’ ın başyardımcısıyım. Tahmin ettiğin üzere bir meleğim ve onunla görüşmem gerekiyor'' dedim.

''Sen nasıl olurda buraya gelmeye cürret edersin?'' diye sordu. ''Hem de tek başına çok cesurca bir hareket'' dedi.

Bana saldırmak istiyordu ama vücudumdan yayılan kalkan onu daha çok rahatsız ediyordu.

''Tek başına ne cesaret edip geldin diyorsun ama yanıma da yaklaşamıyorsun. Ne iş?“ dedim ve güldüm. Sonra son derece ciddi bir tavırla,

“Bir orduyla gelip şatonuzu yerle bir mi etmemi isterdiniz? Beni Adramelch ' le görüştürmezsen olacak olanda bu zaten'' dedim sinirle bağırıyordum. Ama korkmadığımı da söyleyemezdim. Bunu belli etmemeye çalışıyordum.

''Pekala, zaten bu benim işim değil. Yani seni öldürmek. Bunu Yüce Adramelch kendi yapmak isteyecektir'' dedi ve büyük kapıdan içeri hızla girdi. Hızları etkileyiciydi.

Dakikalar boyunca bekledim ama geri gelmemişti. Bana tuzak kuruyor olabileceklerini düşündüm. Bu muhtemeldi. Ve saniyeler sonra büyük kapı ardına kadar açıldı. Belki de Adramelch beni öldürmek için hevesliydi. Kapıda kimse yoktu. Etkileyici…

Hızla içeriye doğru yürüdüm. Dar bir koridorla karşılaştım. Bu şeytanlar gerçekten dizayn yapmayı iyi biliyorlardı. Tam kendilerine yaraşır bir şekilde düzenleri vardı. Nereye gittiğimden haberim bile yoktu. Öylece ilerliyordum. Hiç kibar değillerdi. En azından bana eşlik edecek bir şeytan gönderebilirlerdi. Kendi kendime söylenirken bir tanesi karşıma çıktı. Göz göze geldiğimiz anda yutkundum ve irkildim.

''Korktun mu?''

''Senden mi? Neden?''

''Korkman lazım. Buraya tek başına gelmek büyük cesaret! Aslında seni öldürmeyi çok arzuluyorum ama Adramelch bizi ziyarete gelmenin hoşuna gittiğini söyledi.''

''Ahh ne zamandır istiyordum ama üzgünüm geç oldu'' dedim alayla.

Bana yiyecek bir şeymişim gibi bakıyordu. Gerçekten rahatsız olmuştum

“Eeee… Burada böylece bakışacak mıyız? Üzgünüm ama tipim değilsin. Beni yüce Adramelch 'e götür'' dedim. Yüce kelimesini tükürür gibi söylemiştim.

''Zaten bu iğrenç kokun varken fazla yanında duracak değilim'' dedi yüzünü buruşturarak.

''Ahh.., Hiç kibar değilsiniz, bir bayanla nasıl konuşulacağını öğrenmelisiniz'' dedim alayla.

Kokum onun rahatsız ettiği için fazla yaklaşmadan eliyle işaret edip onu takip etmemi istedi. Peşinden bende fazla yaklaşmamaya özen göstererek gidiyordum.
Uzunca bir yürüyüşten ve bir sürü koridor geçtikten ve bir sürü köşe dönükten sonra nihayet yine gösterişli ve büyük bir kapıya gelmiştik.

''Burası mı?'' diye sordum. Gelirken hiç konuşmamıştık.

''Beğenemedin mi?'' diye sordu. Sanırım ses tonum alaycı çıkmıştı.

''Yoo... Gayet güzel. Ama benim zevklerime uygun değil'' dedim.

Kendi savunmamı da yapıyordum bir yandan. Kalkanımı yayabildiğim kadar uzağa yaydım ve etrafımda bir katman oluşturmasını sağladım. Bana yolu gösteren şeytan bir anda bana döndü. Gözleri öfkeyle parlıyordu. Simsiyahlardı.

''Sen... Sen… Sakın bunu içeriye girdiğimizde yapma!'' dedi .

''Ups. Çok korktum. Emredersiniz! Tabii onca şeytanın arasına gelip kendimi savunmasız bırakayım öyle mi?'' dedim sinirle.

''Eğer tek başına gelecek kadar cesaretliysen. Kalkanını da aramızdan çekebilirsin'' dedi.

''Sağol ama buna hiç niyetim yok'' dedim. Acayip bir ses çıkardı. Kıkırdamama engel olamadım.

''Komik olan ne?'' diye sordu. Öfkeyle bakıyordu.

''İçeriye girmeyecek miyiz? Randevu falan koparmaya çalışıyorsan, daha çok beklersin. Söylediğim gibi tipim değilsin'' dedim yine alay ederek. Korkumu bu şekilde gizleyebiliyordum.

''Komik olduğunu mu sanıyorsun?''

''Yoo gayet ciddiyim şuan. Artık şu lanet olası kapıyı çal. Ya da aç!'' diye bağırdım. Burada yüzlerce şeytanın olduğunu bilip böylece beklemek sinirlerimi bozuyordu.

''Sinirlerine hakim ol ve nerede olduğunu unutma'' dedi ve kapıyı ardına kadar açtı.
Tam karşımda iğrenç bir yaratık duruyordu. Bu yüce dedikleri şeytan olmalıydı. Görüntüsü ürkütücüydü. Kısık gözleri beni baştan aşağıya süzdü. Sinirlerim giderek bozuluyordu. Korku vücudumu sarmıştı ama belli etmemeye çalışıyordum.

''Evet Anafiel, seni dinliyorum. Seni benim karşıma bu kadar cesurca çıkarabilen şeyi merak ettim doğrusu'' dedi gayet sakin di. Onun yerinde olsam bende sakin olurdum tabii ki.

''Sizinle bir anlaşma yapmak için burada bulunuyorum Adramelch tabii eğer kabul ederseniz'' dedim. Sesimde ki korku tınısını gizlemeye ve düz çıkması için uğraşarak.

''Hımm bu çok ironik. Anlaşma öyle mi? Nasıl bir anlaşma bu. Bizimle ne için anlaşma yapabilirsiniz ki?'' dedi. Şimdi meraklıydı. Bir an önce açıklamamı yapmak istiyordum.

''Yaşanılan olaylar her iki taraf için de iyi değildi. Birçok askerinizi kaybettiniz. Bizim kaybımız olmadı tabii ki'' dedim yalan söyleyerek. Merve'nin ölümünü gizlemek istedim. Biz yara almadan atlatmıştık. Görüntünün bu olması lazımdı

''Ama sizin kaybınız oldukça büyük. Melekler öfkeliler... Ve saldırı yapmak için can atıyorlar ve sizde tahmin edersiniz ki böyle bir durumda bizden daha çok siz zarar göreceksiniz. Eğer anlaşmaya uyum sağlamak istemezseniz bu sizin aleyhinize olur'' dedim.

Tam bir şey söylemek için ağzını açıyordu ki konuşmasına fırsat vermeden devam ettim

''Birçok birliğimiz hazır durumda. Yüce Merkabah benden bir haber bekliyor. Eğer buradan sağlam çıkamazsam... Olacakları ben bile kestiremiyorum. Bu yıllar önce ki savaşımızdan çok daha büyük ve daha çok kayıp verilecek bir savaş olacak. Ve hatırlatırım ki, o zamanlarda çok büyük yaralar almıştınız. Birliğinizi yeniden kurdunuz ve biz daha da güçlendik. Şimdi, eğer Eğmen ve Melis'e bir zarar vermeyeceğinize dair ve onlara günah bekçileri göndermeyeceğinize dair söz verirseniz savaşımızdan vazgeçeceğiz''dedim. Bir solukta konuşmuştum.

Adramelch söylediklerimi kafasında tartıyordu. Geçmişi hatırlatmam yüzündeki öfkeli ifadenin oluşmasına neden olmuştu. Ama çok iyi düşünmeliydi.

''Bu kendini beğenmiş meleği neden hemen öldürmüyoruz ki Yüce Adramelch. Bizimle alay ediyor. Onu öldürelim ve olacakları görelim. Onlardan daha-''

Şeytanlardan biri bu öfkeli konuşmasına devam ederken Adramelch onu elini havaya kaldırarak susturdu. Ama gözlerindeki sinirli ifade benim bile vücudumun katılaşmasına neden oldu. Allah'ım bana yardım et dedim içimden. Ben şuan onların karşısında en güzel yemdim. Hayatım bu yüce şeytanın iki dudağı arasındaydı.

''Haklı olabilirsin'' Diye konuşmaya başladı. ''Ama biz gerçekten yara aldık. Savaşçılarımız öldü. Bize pusu kurarak saldırdınız ve benim savaşçılarımı yok ettiniz ve bir şeytanımı da kaçırdınız..-''

''O artık şeytan değil. Ne size ne de bize yarar'' diye sözünü kestim.

''Bu davranışınız oldukça nezaketten uzak. Senin gibi güzel bir meleğe yakışmıyor ve ben sözümün kesilmesinden hiç hoşlanmam. Benim mekanında olduğunuzu unutmayın'' dedi.

''Üzgünüm ama Eğmen artık bir şeytan değil bunu çok iyi biliyorsunuz'' dedim.

''Evet, bu garip bir olay, belki bir mucize… Ve takdir edersin ki benimde korkularım var. Ama ben Eğmen' den bahsetmiyordum. Andreas' tan bahsediyordum''

Dediğinde ben hala neden korkuyor olduğunu düşünüyordum. Biraz duraksadıktan sonra tekrar konuşmaya başladı.

''Ben size Eğmen ve Melis' e zarar vermeyeceğimi söylersem sizde benim şeytanlarımın aklını çelmeyeceğinize dair söz verir misiniz? Bu konunun yaygınlaşmasını istemiyorum. Bu bir ilk ve son olması için uğraşacağım. Merkabah' ı iyi tanırım. O savaş olmadan kendine çekerek bizi yok etmek isteyecektir. Sonuçta görüyoruz ki şeytanların da duyguları olabiliyormuş.

Eğmen' i öldürmeyi gerçekten çok isterdim. Onu elimden kaçırdığım için gerçekten üzgünüm. Ama onu öldürmemem ve ikisini rahat bırakmam için, sizler gibi üstün melekler benim yanıma gelip anlaşma istiyorsa bu önemli bir şey demektir. Eğer benim şartım da kabul edilecekse, tamam anlaşma yapabiliriz'' dedi.

Şaşkındım. Merkabah' ın hedefini çoktan çözmüştü bile. Peki ben şimdi ne diyecektim. Bizim amacımız onları kendimize çekebilmekti. Bunun içindi Merkabah' ın tüm çabası. Ve yüce şeytan bunu çoktan çözmüştü bile. Anlaşma tabii ki işine gelecekti.

''Bunun için size söz veremem''

Ve bu da anlaşmayı benim çoktan yıktığımı gösteriyordu. Birazdan beni öldürmek için talimat verecekti. Korku bütün kalkanlarımı dışarı çıkardı. Özellikle de onları rahatsız eden kokumu. Ben ölecektim ve savaş çok büyük olacaktı. Ne Eğmen' i ne de diğer melekleri koruyabilecek bir sonuç çıkaramamıştım. Kahretsin ama Merkabah' ın planını da bozamazdım.

''O zaman benimde anlaşmaya yanaşmayacağımı tahmin ediyorsundur'' dedi alayla. Ama ölecekte olsam onlara korktuğumu belli etmeyecektim.

''Bu sizin bileceğiniz bir iş tabii ki. Ve ben şimdi gidiyorum. Olabileceklerden mesul değilim ben size önerimi yaptım. Artık savaş kaçınılmaz ise bu savaşı yaparız'' dedim. Burnumu havaya kaldırmıştım.

''Cesursun. Çok cesursun. Senin yaşamın benim iki dudağımın arasında. Ama...'' dedi. Oturduğu şatafatlı koltuğun kenarını ovuşturuyordu. Biliyordum. Savaştan kaçmak isteyecekti. Bu onun ölümü bile olabilirdi belki de. Onlardan çok daha üstün ve kalabalıktık. Ve Allah bizim yanımızdaydı. Bunu oda çok iyi biliyordu.

''Tamam. Anlaşmayı kabul ediyorum. Melis ve Eğmen' e hiç bir şekilde dokunmayacağım.-''

''Neden anlaşmayı kabul ettiğinizi anlamıyorum yüce Adramelch . Bunu nasıl kabul edersiniz?''dedi yine aynı şeytan araya girerek. Yüce şeytan eliyle iki kişiyi gösterdi.

''Bunu alın ne yapacağınızı biliyorsunuz'' dedi ve anında iki şeytan bu çok geveze olanı kollarından tuttuğu gibi dışarı çıkardılar. Çığlık atıyordu acıyla giderken. Ona ne yaptıklarını merak ettim.

''Çok geveze olanları sevmiyorum. Ona konuşma yetkisi verdiğimden beri çok konuşuyor. Evet, nerede kalmıştık? Ahh… Evet, anlaşmayı kabul ediyorum. Gidebilirsin. Artık beni oldukça rahatsız ediyorsun”

Kokuma laf ediyor terbiyesiz. Şimdi ona güzel cevap verirdim ama şansımı zorlamasam iyi olacak. Başarmıştım. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Hatta geri dönebileceğimi bile düşünmemiştim. Diğer meleklerin sevincini görmek için sabırsızlanıyorum. Ah Melis bekle beni ben geliyorum…



Saygıdeğer okuyucularımız bize vakit ayırıp okuduğunuz için binlerce kez teşekkürler. :Rose:


Yazarlar; Sesiz_rüya, nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:24

29.Bölüm
Zor Anlar...

“Sayın Banu!” dedi ve kendini tanıttı. Duyduklarım karşısında ikinci bir şok bütün bünyemi sardı

“Size yardım için burada bulunuyorum ve beni dikkatle dinlemenizi rica ediyorum” dedi rahat tavırlarıyla.

Bütün meleklerden mırıltılar yükseldi tekrar. Kulaklarım uğulduyordu. Her ses beynimde yankılanıyordu. Bu kadar şok bünyeme fazla gelebilir miydi?

Herkes susmuş Pelin’ ini dikkatle dinlemeye başlamıştı. Ne söyleyeceğini herkes merak ediyordu. Bende dahil.

Pelin’ in söylediklerini duydukça şok oluyordum. Ne demek istiyordu. Şatoya tek başına gitmekte ne demek oluyordu? Bu kız kafayı mı yedi? Böyle bir şeye izin vereceğimi nasıl düşünür? Hem de bizleri korumak için. Şeytanların bizi rahat bırakması için. Asla, asla böyle bir şeye izin veremezdim. Asla!

Şok olmuş bir şekilde ben bunları düşünürken, Banu kraliçe Pelin’ in haklı olduğunu söylüyordu. Bunu nasıl söyler? Pelin’ in tek başına şatoya gitmesine nasıl izin verir? Benim ağzımdan tek bir kelime bile çıkmıyordu. Haykırmak istiyordum. Hayır… Hayır… Ama hiçbir şey söyleyemiyordum. Donup kalmıştım, yaşadığım şok bütün bünyemi sarmıştı. Susup sadece dinliyordum.

Banu kraliçe bunu tek başına nasıl yapacağını, ona zarar verebileceklerini söyleyince Pelin, birçok melekten üstün olduğunu, ona güvenmeleri gerektiğini söylemişti. Sadece konuşacakmış. Peki onlar konuşmana izin verirler mi? Konuşmaya fırsatın olabilir mi? Başarılı olamazsa büyük bir savaş olacağını düşünüyor. Eğer savaş olursa bu savaşta o olamaz. Asla Pelin oradan sağ çıkamaz.

Ben hala şokun içinden kurtulamamışken, bütün meleklerin itiraz etmesini beklerken Banu kraliçe onayı vermişti bile. Böyle bir şeyi nasıl kabul edebilirlerdi? Nasıl gitmesine izin verirlerdi?

Yanıma geldi ve bana sarıldı. Ama ben ellerimi kaldırıp ona sımsıkı sarılamadım. İçimden geçenleri ona söyleyemiyordum. Sessizce ağlıyordum. Tek yapabildiğim buydu. Ağlıyordum ve o bana,

“Üzülme lütfen… Sizin yanınızdayız ve kendini suçlama ben olsam bende aynı şeyi yapardım. Ve yapacağımda. Sizi korumak için elimizden geleni yapacağız. Buna inan. Sana ve kimseye söyleyemezdim özür dilerim... Şimdi gidiyorum. Bana dua etmeni istiyorum”

Bu söyledikleri de neydi şimdi? Kim olduğun umurumda bile değil. Önemli olan sensin benim için. Senin yaşaman. Beni böylemi koruyacaklardı? Kendilerini öldürterek mi? Merve’ yi kaybettim. Hayatımda ki tek arkadaşımı, dostumu, sırdaşımı, meleğimi… Şimdi sıra sende mi? Seni kaybetmemi mi istiyorsun? Seni kaybetmemek için dua etmemi mi? Hayır… Hayır… Hayır…

Zaten bunların hepsi benim yüzümden olmadı mı? Eğmen’ le olan bağlılığımız yüzünden. Benim mahvettiğim her şeyi sevdiğim insanlar ödeyemez. Buna izin veremem, veremem…

“Peliinnn” haykırıp yanına gidip sarılmam bir oldu. Onu bırakamam, gitmesine izin veremem…

''Sana da bir şey olmasına dayanamam gitme lütfen. Gitmeyin. Bırakın ben yalnız gidiyim her şey benim yüzümden oldu zaten. Onların istediği bendim. Eğer onların istediği gibi hayatıma son verseydim. Bunların hiç biri olmayacaktı. Eğmen bu halde olmayacak Merve öl-… Lütfen, lütfen izin verin ben gidiyim. Eğmen’ de uyanmadı. Biliyorum o da ölecek her şey benim yüzümüzden. Benim yüzümden oda ölecek…''

Merve’ nin ölmesini daha kabullenemezken, Eğmen’ in hayatı hala tehlikedeyken, bir sevdiğimin daha tehlikenin kucağına gitmesine nasıl izin verebilirdim? Onu da nasıl kaybedebilirdim? Nasıl yaşardım sonra? Nasıl nefes alırdım? Benim için yaptıklarını sanıyorlar ama asıl onlara bir şey olursa işte o zaman ben ölürümdüm. Yaşamamın bir anlamı kalmazdı.

''Şiii... Sakın... Sakın böyle düşüncelere kapılma. Sizin yüzünüzden değil… Bu meleklerle şeytanların yüzyıllar boyunca arasında olan bir savaş. Ve eğmen bize çok güzel şeyler verdi. İnan bana o yaşayacak. Merkabah onun için özel bir melek gönderecek. İyileştirici bir melek. Mucizelerini bilseydin Eğmen' in yaşayacağına inanırdın. Azrail şu anda Eğmen'i istemiyor ve bana bir şey olmayacak merak etme. Hiç bir özellikleri bana işlemez. Emin ol… Sadece benim için dua et… Buna biraz ihtiyacım olacak ''

Eğmen iyileşecek mi? Gerçekten iyi olacak mı? Peki ya sen Pelin gerçekten geri dönecek misin? Bunu yapabilecek misin? Merve gibi sende beni bırakıp gitmeyeceksin dimi? Beni meleksiz bırakmayacaksınız dimi? Senide kaybetmeme izin verme Pelin. Ne olur izin verme? Dualarım hep seninle olacak. Lütfen geri gel… Lütfen…

……


Pelin gitti ve ben Eğmen in yanına gittim. Gidebileceğim başka neresi vardı ki? Merve öldü, Pelin bizim yüzümüzden şimdi hayatını tehlike atıyordu. Eğmen’ in yatağının başucuna geçtim. Saçlarını okşuyordum. Eğildim ve saçlarını kokladım.

-Allah’ ım bir sevdiğimi aldın yanımdan. Ne olur diğerlerini bana bağışla. Pelin’ e bir şey olmasına izin verme. Eğmen’ im iyileşsin.-

Elini sıkı, sıkı tuttum dua ediyordum sürekli. İyileşip onunda benim elimi sıkıca tutmasını istiyordum. Hiç bırakmamasını. Birden kapı açıldı içeri çok güzel harika bir melek girdi.

“Merhaba Melis. Ben Ayşe. Pelin’ in sağ koluyum ve aynı zamanda iyileştirici meleğim. Merkabah kraliçemiz Eğmen’ i iyileştirmem için gönderdi. Bana izin verirsen ona bir bakmak istiyorum” dedi.

İyileştirici melek demek Pelin’ in sağ kolu onun en iyi arkadaşı Eğmen için gönderildi. O çok farklıydı. Diğer meleklerden daha farklı, saçları parlıyor, teninden ışık yayılıyordu sanki. Gözlerimi andan alamadım.

“Melis iyi misin?” dedi yüzünde tatlı bir tebessümle.

“Gerçekten iyileştirebilir misin? Eski haline getirebilir misin? Bunu gerçekten yapabilir misin?”

“Allah benden bu özelliği almadığı sürece tabii ki yapabilirim. Şimdi bana izin ver ve yapıp yapamayacağımı görelim” dedi yüzündeki o tatlı tebessümle.

O kadar tatlı bir melekti ki ona hayır diyebilmek imkansızdı. Eğmen’ in yanına gitti ve üzerindeki bandajları çözdü. Yaralarını görünce başımın döndüğünü hissettim. Zorla ayakta durmaya çalışarak ne yaptığını izliyordum. Ayşe melek büyük bir dikkatle yaraların üstünde elini gezdiriyordu. Ama ben yaralarını gördükçe başım daha çok dönmeye başladı ve tam bayılacaktım ki Ayşe melek yanıma geldi ve beni tuttu.

“Canım sen dışarı çıksan iyi olur” dedi.

Sanırım haklıydı. Eğmen’ i o şekilde görmek iyice kahrolmama sebep oluyordu. Odadan çıktım ve koridorda yürüyordum. Odanın bir tanesinin kapısı açıktı ve içeride melekler toplanmıştı. Ne yaptıklarını merak ettim ve bende yanlarına gittim.

Yeşim, Gerard, Billur, Michael melekler bir köşede konuşuyorlardı. Odanın diğer köşesine bakınca Hava’ yı gördüm yanında daha önce görmediğim bir melek vardı. Ona sarılmış ağlıyordu. Merak etmiştim bu melek kimdi? Yanıma Kübra geldi ve elini omzuma koydu.

“Sen Peeta’ le tanışmadın dimi?”

“Hayır. İlk kez görüyorum. Peeta kim?”

“Hava’ nın nişanlısı. Başka bir ülkeye gitmişti. Geri geldi” o sırada Peeta’ ın söylediği sözleri duydum –Aşkım asla seni bir daha yalnız bırakmayacağım. Ne olur üzülme. Seni seviyorum-

“Birbirlerini ne kadar sevdikleri bakışlarından da belli oluyor. Birilerinin kavuştuğunu görmek çok güzel” dedim.

“Sana söylediklerimden dolayı özür dilerim. Niyetim seni kırmak incitmek değil-..” hemen sözünü kestim. Bir meleğin benden özür dilemesini istemiyordum. Hem de her şey benim yüzümden olmuşken.

“Hepimiz gergin ve çok üzgünüz. Anlıyorum hem haklıydın da”

“Haklı falan de-“ tekrar sözünü keserek

“ Lütfen “ dedim. Tam o sırada Ayşe meleği kapıda gördüm hemen yanına gittim

“Eğmen. O iyi oldu mu? ”

“Evet, gayet iyi. Artık yanında hiç ayrılma çünkü her an kendine gelebilir” dedi. O kadar mutlu olmuştum ki boynuna sarıldım ve

“Çok, çok teşekkür ederim” dedim

“ Rica ederim. Görevim” dedi yine o güzel gülümsemesiyle ve devam etti “ Artık benim gitmem gerek. Görevler beni bekler”

“Umarım yine görüşürüz. Ama bu şekilde değil ” dedi

“Umarım” dedim ve hızla Eğmen’ in yanına gittim. Harika gözüküyordu, tıpkı eskisi gibi. Vücudundaki yaralar tamamen geçmişti. Eski haline gelmişti. Sadece biraz yorgun gözüküyordu. Rengi soluktu. Yanına gittim ve yanağına öpücük kondurdum.

Yatağın karşı tarafına geçtim ve çöküp, dizlerimi kendime doğru çektim. Aklımda bir sürü şey geçiyordu. Eğmen artık insan olmuştu ve bunu öğrendiği zaman ki tepkisini çok merak ediyordum. Hem artık hep birlikte olacaktık. Peki ya uyandığı zaman ben Merve’ yi nasıl söyleyecektim? Kim bilir o da ne kadar kahrolacaktır. Allah’ ım sen bize yardım et.

Ben bu düşüncelerle boğuşurken Eğmen’ in Melis dediğini duyar gibi oldum hemen başımı kaldırıp Eğmen’ e baktım ve göz göze geldik. İnanamıyordum Eğmen iyileşmişti bana yine aşk dolu bakıyordu ve tam karşımdaydı. Hemen olduğum yerden kalkarak yanına gittim.

“Eğmen. Allah’ a şükürler olsun” dedim gücümün yettiğince. Elimi dudaklarında gezdirdim. İnanamıyordum iyi olduğuna. Birden yüzünde bir şaşkınlık gördüm

“Aşkım iyi misin?”

“İyiyim ama biraz garip hissediyorum” dedi. İnsan olduğu için bütün hücreleri değişmişti. Evet insan olmuştu ama yaşadığı acılar ve yediği darbeler yüzünden bünyesi çok yıpranmıştı. Hepsi benim yüzümden

''Ben... Ben... Çok, çok özür dilerim hepsi benim yüzümden. Kendimden utanıyorum. Sana güvenmedim, inanmadım ve şimdi her şey…''

''Şşşşş sakin ol Melis. Aşkım...'' dedi. Elini kaldırmaya çalıştı anlamıştım eliyle yüzümü okşamak istiyordu. Bende istememiş miydim yüzünü okşamayı? Teninin kokusunu duymayı... Hemen eğildim ve yüzümü avucuna koydum.

''Bana neler olduğunu açıklar mısın? Ben nerdeyim?'' dedi ama zor konuşmuştu. Yüzündeki acıyı görebiliyordum. Ve ben şimdi ne diyecektim? Nasıl olanları anlatacaktım?

''Aşkım daha iyileşmedin. Bunları sonra konuşsak''

''Anlat lütfen… Burası neresi? Ve ben buraya nasıl geldim? En son hatırladığım… Bana...'' dedi ve sustu. Evet ona işkence yaptıkları. Kahretsin canını çok yakmışlardı hem de çok…

''Sen sus aşkım… Kendini fazla yorma. Ben her şeyi anlatacağım'' dedim. Bunu anlatmak benim için oldukça zordu ama yapmak zorundaydım. Eninde sonunda öğrenecekti ve benden öğrenmesi daha doğru olurdu. Derin bir nefes çektim ve olanları anlatmaya başladım

“Sen gittikten sonra… Yani en son görüşmemizde…” dedim ve sustum anlatmak, olanları tekrar hatırlamak, hele ki Merve’ yi tekrar hatırlamak… Allah’ ım yardım et.

“Buna inanamıyorum. Sana güvenmedim. Sen gittikten sonra söylediklerin bir anda beynime mermi gibi girdi. Ve ben o anda hata yaptığımı anladım. Sana seslendim ama duyuramadım. Yanlış yapmıştım ve seni kurtarmak, geri döndürmek için tek bir kişi biliyordum. Merve!” Artık gözyaşlarımı tutamıyordum. Konuşmakta zorlanıyordum. Bunu söylemek benim için oldukça zordu ve öğrendiği zaman onunda üzüleceğini bilmek…

''Merve' ye gittim ve ondan yardım istedim. Tabii ki hemen bana kollarını açtı. Seni kurtaracağını söyledi. Onunla gelmek istedim ama kabul etmedi. Günlerce bekledim. İçimde bir şey beni kemiriyordu. Bana haber geldiğinde anlamıştım bir şeyler olduğunu. Buraya geldik. Burası meleklerin şatosu… Seni kurtarmak için bir ekip kurulmuş ve şeytanların şatosuna gidilmiş. Ve seni savaşarak kurtarmışlar'' dedim ve sustum artık devam etmek benim için çok zordu.

“Melis devam et”

Derin bir nefes alıp anlatmaya devam ettim

“Sana çok fazla işkence yapmışlar. Günlerdir kendinde değildin. Vücudun çok hasar görmüş. Seni iyileştirici bir melek tedavi etmiş ilk anlarda. Kalbinin zorlandığı zamanlar oldu''

''Ne? Ne kalbi?'' dedi.

Çok şaşırmıştı. Yüzündeki şaşkınlığı görünce bir an mutlu oldum. Artık beraberiz, insansın bizde normal insanlar gibi olabiliriz ve birçok şey söyleyecektim ama sonra yüzünde beliren acıyı, korkuyu görünce sustum tüm söyleyeceklerimi içime attım. Belki benimle birlikte olmak istemeyebilirdi. Artık beni sevmiyor olabilirdi. Ama gülümseyişi bütün kötü düşüncelerimi unutturdu.

''Şimdi anlıyorum'' dedi. Yüzünden anladığım kadarıyla acısı vardı ama yinede konuşmaya devam etti. “Düşüncelerini duyamıyorum. İçimde ateşimi hissedemiyorum. Ve eskisi kadar net duyup, göremiyorum. Ben… Ben… İnsan oldum” dedi

Yüzündeki sevince görmek anlatamayacağım bir mutluluktu. İstediğimiz şeyde bu değimliydi. Onun insan olması… Tüm kötülüklerden uzak olmak… Ve artık o da istediği sürece beraber olabilirdik. Peki ama neden böyle bir şeyin varlığından beni haberdar etmemişti?

''Evet aşkım, insan oldun. Peki, bana bundan neden hiç bahsetmedin? Ben... Anlayınca... Seni bu cihaza bağlandıklarını görünce… Ne hissettiğimi sana anlatamam ''

“Nedir bu?”

“Kalp ritimlerini ölçen bir alet” dedim gülümsememe engel olamıyordum. Sonra anlatmaya devam etti

''Ben… Yani biz Merve ile araştırma yapıyorduk. Ama sana söylemek istemedik. Gerçekleşmeyebilirdi... Bunu anladığım gün yani anladığımız gün. Senin okula gelip benle…” dedi ve sustu. Ne söylese haklıydı. Bana kızmakta, öfkelenmekte haklıydı. Benim yüzümden olmuştu bütün bunlar.

''Özür dilerim… Beni affedebilir misin?'' diye sordum.

''Seni affetmek mi? Sana kızmamıştım ki hiç'' dedi. O kadar anlayışlı ve o kadar iyiki.

''Bütün hata benim. Her şey benim yüzümden'' dedim.

''Hiçbir şey için kendini suçlama lütfen. Bu canımı daha çok acıtır.''

Canım sevdiğim. Benim yüzümden çektiklerin yetmedi mi? Neden hala bana bu kadar iyi davranıyorsun? Ben bu kadar sevgiyi hak ediyor muyum?

''Senide kaybetseydim… Buna asla dayanamazdım''

''Seni de mi?''

İşte en zor ana gelmiştik. Söylenmesi en zor olan, en acı olan olay… Bunu sana nasıl söyleyeceğim Eğmen. Seninde yıkılmanı nasıl izleyeceğim. Bunu dayanabilir miyim bilmiyorum? Seni bir kez daha üzmeyi kaldırabilir miyim bilmiyorum? Keşke zamanı geri alabilseydim. Keşke yapmış olduğum hataları bir daha yapmasaydım. Meleğimi dinleseydim. Aşkıma sahip çıkıp onun sözünü dinleseydim.

Şimdi ben bu acının üstesinden nasıl geleceğim? Merve’ siz nasıl hayatıma devam edeceğim? Bunu Eğmen’ e nasıl söyleyeceğim?

“Merve mi?” diye korkarak sordu. Sesindeki titremeyi ve acıyı hissetmiştim. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Daha fazla dik duramazdım. Gözyaşlarımı daha fazla saklayamazdım. Acımı daha fazla saklayamazdım. Gözyaşlarım pınar gibi akmaya başladı ve hıçkırıkların arasında Eğmen’ in göğsüne yaslandım.

Saatlerce hiç konuşmadık Eğmen’ de bende acımızı yaşıyorduk. Yasımızı tutuyorduk. Ve bu acının ve bu yasın kolay kolay geçmeyeceğini ikimizde çok iyi biliyorduk.

Destekleriniz için teşekkürler :Rose:
Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:25

30.Bölüm [Eğmen]
Uyanış

Ahh uyumak bumuydu? Belki de bayılmak. Ama bir süreliğine acılardan uzaklaşmak güzel olacaktı. Gülümseyerek gözlerimi tamamen kapadım. Şimdi sadece karanlık vardı. Acılarımın yavaş, yavaş kaybolduğunu hissediyordum sanki.

Tamamen bilinçsizliğe dalmadan önce Melis’le beraber uyumanın nasıl olacağını düşündüm. Muhtemelen paha biçilemez bir şey olurdu. Seni çok seviyorum dedim kıpırdamayan dudaklarımın arasından ve bilinçsizliğin kollarına bıraktım kendimi…

....


Yeşilin her tonunun özgürce sergilendiği, rüzgarın hoş bir melodiyi kulağıma fısıldadığı ve güneşin tüm güzelliğiyle çevrimi aydınlattığı bir ormandaydım. Rengarenk çiçeklerle bezenmişti ama tüm bunlardan daha güzel olan ve sadece beni aydınlatan bir güneş duruyordu biraz ötemde. Sarı saçlarını rüzgarın esintisine bırakmış, gözleri denizin rengini çalmış, teni saten gibi pürüzsüz bir güzellik, elini bana uzatmış bekliyordu…

''Melis?'' fısıldadım ve ona doğru hızla koşmaya başladım ama istediğim kadar hızlı olamıyordum bir türlü. Ben koştukça o benden uzaklaşıyordu sanki…
Gülümsüyordu gözleri… Ama o…o... beni istemiyordu. Affetmiş miydi yoksa? Belki de anlamıştı. Onun içindi her şey. Daha da hızlandım… Nefesim beni zorluyordu. Ben koştukça o daha da uzaklaşıyordu benden ve bir süre sonra tamamen yok oldu. Durdum etrafımda döndüm. Nereye kaybolmuştu?

''Eğmen, yalvarırım beni bırakma… Sen de bırakma… Affet... Beni afffet. Özür dilerim. Sana yaşattıklarım için özür dilerim”

Bu Melis'in sesiydi sanki tüm ormanda yankılanıyordu sesi ama onu hiç bir yerde göremiyordum. Neden onu affetmemi istemişti? Uzunca bir süre koştum ve sonra çok, çok uzaklardan gelen bir ses daha duydum. Bu ses farklıydı… Neydi böyle? Etrafımda dönüp durdum… Ama hiç kimse yoktu…

Ve her şey bir anda yok olmuştu. Sadece karanlık vardı. Bunu sevmemiştim. Kulağıma gelen sesleri dinlemeye çalıştım. Yine o garip ses ve derin bir iç çekiş. Sonra elimin üzerinde bir baskı hissettim. Yumuşak, sıcak… Sesler boşlukta yankılanır gibiydi. Sanki karanlıkta kaybolmuştum… Nasıl çıkacağımı da bilemiyordum… Sanki gittikçe zifirleşiyordu. Aradan uzun zaman geçti. Hala karanlıktaydım. Ama çıkmak için yeterince çabalayamıyordum...

Kendimi dinledim. Vücudumun birçok yeri ağrıyordu ve boğazım kurumuştu, sızlıyordu. Karnımda garip bir ağrı hissettim. Sanki içimde bir yerleri kazıyorlardı. Bu ağrı tanıdıktı. Bir kez daha hissetmiştim bunu ama ne zaman? Ve sonra gözlerimin önüne bir sürü hatırlamak istemediğim görüntüler geldi…

Melis’ in nefret dolu bakışları, şeytanlar, kavgalar, şato ve zindan, işkence… Derin bir nefes alışla karanlıktan çıktım…

Bulduğum yer şatoya benzemiyordu. Neredeydim? Etrafıma bakındım. Kafamı çevirdiğim anda, hayatımda görmek istediğim tek şeyi gördüm… Melis…

Başı yere eğik, elini alnına dayamış, dizlerini kendine çekmiş bir şekilde duruyordu. Eli, gözlerine siper olmuş o mükemmelliğini görmeme izin vermiyordu. Konuşmak için ağzımı açtım ve sonra yine kapadım. Dilimde zehir gibi acı bir tat vardı ve boğazımın ağrısı yutkunmama izin vermiyordu.

Ona ne diyecektim. Konuşmaktan korktum. Ben neredeydim? Ve buraya nasıl gelmiştim? Melis beni nasıl bulmuştu? Ve o neden yanımdaydı? Benden nefret ediyordu. Göğsümde bir sızı hissettim. Sorular beynimde dönüp duruyordu. Hiç düşünce duymuyordum.

Bir yatakta yatıyordum. Vücudumda kablolar vardı. Neden? Burası hastanemiydi? Ve öyleyse bile benim burada ne İşim vardı? Cesaretimi topladım ve Melis'e tekrar başımı çevirdim. Ona sormalıydım.

''Melis'' fısıltı gibi çıkmıştı sesim. Boğazım yırtılacakmış gibiydi. Konuştuğum anda vücudumun birçok yeri sızladı ve şiddetle ağrıdı. Neden?

Melis bana bakmadı. Yeterince güçlü hissetmiyordum kendimi konuşmak bile zordu. Tekrar denedim.

''Melis?'' Daha iyi bir tonda çıkmıştı sesim. Ve ona duyurmayı başarmıştım.

Elini başından hızla çekti. Başını yukarı kaldırdı. Bana baktı, göz göze geldik. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Gözlerinin mavisine, kırmızılar gölge düşürmüştü ve ben onu ne kadar çok özlemiştim. Bakmaya dahi kıyılamayacak güzelliğine öylece bakıyordum. Aklımda ne varsa hepsi uçup gitmişti bir anda. Vücudumun ağrısı azalmıştı sanki.

Bir süre öylece kaldı, düşüncelerini yine duyamıyordum. Sanki konuşmak istiyordu ama sesi çıkmıyordu. Gözlerinden damlarlar süzülüyor, mükemmel dudaklarını ıslatıyordu her bir damlada...

''Eğmen'' dedi fısıltıyla. Sesini ne kadar özlemiştim. Bir huzur kapladı içimi birden bire… Elini elimin üzerine koyup bana daha çok yaklaştı. Yumuşacık, sıcacık.

''Allah'a şükürler olsun” dedi. Elime dudaklarını değdirdi. Yaşadığım hisle içimdeki ateşin beni sarmasını bekledim. Ama hissetmedim...

''Aşkım iyi misin?'' diye sordu başını yukarı kaldırdığında. Sesi ne kadar rahatlatıcıydı. Ama onu her zamanki gibi net duyamıyor ve göremiyordum. Bir eksiklik vardı sanki.

''İyiyim…'' dedim yine fısıltı gibi çıkmıştı sesim. ''Ama biraz garip hissediyorum.''

Belli belirsiz bir gülümseme yayıldı çehresine. Gülümsemek yakışmazdı başka kimseye böyle. Ona sormak istediğim bir sürü şey vardı ama gözlerim yüzüne kilitlenmişti. Beni affetmiş miydi? Aşkım diyordu. Bana beni seviyormuş gibi bakıyordu.

''Bu çok normal'' dedi buruk bir gülümseyişle yine.

Gözlerini daha dikkatli inceledim. Mükemmel yüzünün her bir milimini süzdüm. Birçok duyguyu barındırıyordu, ama en çokta acı, bu acıyı yüzünden silmek istedim. Ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.

''Ben... Ben... Çok, çok özür dilerim hepsi benim yüzümden. Kendimden utanıyorum. Sana güvenmedim, inanmadım ve şimdi her şey…'' başı yere düşmüştü.

''Şşşşş sakin ol Melis. Aşkım...'' dedim sözünü keserek. Onu böyle üzgün görmek canımı daha çok yakıyordu ama İçimdeki sevinci anlatmam imkansızdı. Beni affetmişti. Elimi kaldırıp yüzüne dokunmak istedim. Teninin ipeksiliğini hissetmek. Ama kolumu kaldıramıyordum. Ne oluyordu bana böyle?

Anlamıştı ve bana daha çok yaklaştı. Mükemmel yüzünü avucuma bıraktı. Elimi fazla kaldırmadan okşadım tenini. Ona dokunmak… Bu paha biçilemezdi. Aklımdan sorular yine beynime hücum etti. Ona sormam gerekenler vardı.

''Bana neler olduğunu açıklar mısın? Ben nerdeyim?'' dedim ama daha fazla soru soramadım. Yüzümü acıyla büzmüştüm. Neden konuşmak bile bu kadar zordu.

''Aşkım daha iyileşmedin. Bunları sonra konuşsak'' dedi. Elimi daha da sıkıyordu giderek. Bunun farkında olduğunu sanmıyordum. Gözleri acıyla doluydu. Neden? Başımı iki yana salladım.

''Anlat lütfen'' dedim. Sesimin gücü yoktu. ''Burası neresi? Ve ben buraya nasıl geldim? En son hatırladığım… Bana...'' Bunu söyleyememiştim. Ama en son bana işkence yaptıklarını hatırlıyordum. Beni nasıl çıkarmışlardı oradan? Melis'in gözleri yine acıyla doldu ve irkildi. Anlamıştı ne demek istediğimi.

''Sen sus aşkım… Kendini fazla yorma. Ben her şeyi anlatacağım'' dedi ve derin bir iç çekti…

''Sen gittikten sonra… Yani en son görüşmemizde'' dedi ve durdu. Söyleyeceklerini dile getirmekte zorluk çektiği her halinden belliydi. Başını iki yana salladı ve tekrar devam etti.

''Buna inanamıyorum. Sana güvenmedim. Sen gittikten sonra söylediklerin bir anda beynime mermi gibi girdi. Ve ben o anda hata yaptığımı anladım. Sana seslendim ama duyuramadım. Yanlış yapmıştım ve seni kurtarmak, geri döndürmek için tek bir kişi biliyordum. Merve!” dedi ve yine acıyla doldu gözleri…

Bu garipti. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ama sormadım. Zaten konuşacak gücüm yoktu. Devam etti...

''Merve' ye gittim ve ondan yardım istedim. Tabii ki hemen bana kollarını açtı. Seni kurtaracağını söyledi. Onunla gelmek istedim ama kabul etmedi. Günlerce bekledim. İçimde bir şey beni kemiriyordu. Bana haber geldiğinde anlamıştım bir şeyler olduğunu. Buraya geldik. Burası meleklerin şatosu… Seni kurtarmak için bir ekip kurulmuş ve şeytanların şatosuna gidilmiş. Ve seni savaşarak kurtarmışlar'' dedi.

Duyduklarıma şok olmuştum. Melekler benim için savaşmışlardı… Peki neden? Nasıl, nasıl başarmışlardı bunu? “Melis devam et''

“Sana çok fazla işkence yapmışlar. Günlerdir kendinde değildin. Vücudun çok hasar görmüş. Seni iyileştirici bir melek tedavi etmiş ilk anlarda. Kalbinin zorlandığı zamanlar oldu''

''Ne? Ne kalbi?'' dedim sözünü keserek. Şaşırmıştım ve sonra yine hatırlamak istemediğim görüntüler gelmişti gözlerimin önüne.

Bana işkence edenlerin donmuş bedenleri ve şaşkınlıkları… Kalbimin atışı... Kendi kalbimi dinleyişim ve karanlığın beni çekip götürmesi… Ben... Ben… Gerçekten insan olmuştum. Bu inanılmaz bir şeydi. Melis'in gözlerine bakarak gülümsedim…

''Şimdi anlıyorum'' dedim. Yüzüm yine acıyla büzülmüştü. Ama konuşmaya devam ettim.

”Düşüncelerini duyamıyorum. İçimde ateşimi hissedemiyorum. Ve eskisi kadar net duyup, göremiyorum. Ben… Ben… İnsan oldum'' dedim sevinçle…

''Evet aşkım, insan oldun. Peki, bana bundan neden hiç bahsetmedin'' dedi gülümsüyordu ama yine de bir şey gölgeliyordu gülüşünü,

''Ben... Anlayınca... Seni bu cihaza bağlandıklarını görünce… Ne hissettiğimi sana anlatamam'' dedi cihaza bakarak. Duyduğum garip ses bu cihazdan geliyordu şimdi anlamıştım..

''Nedir bu?''

''Kalp ritimlerini ölçen bir alet'' dedi gülümsüyordu…

''Ben… Yani biz Merve ile araştırma yapıyorduk. Ama sana söylemek istemedik. Gerçekleşmeyebilirdi... Bunu anladığım gün yani anladığımız gün. Senin okula gelip benle…” devamını getirmek istemedim. Bizi üzmekten başka bir işe yaramazdı.

''Özür dilerim… Beni affedebilir misin?'' diye sordu.

''Seni affetmek mi? Sana kızmamıştım ki hiç'' dedim.

''Bütün hata benim. Her şey benim yüzümden'' dedi yine üzüntüyle…

''Hiçbir şey için kendini suçlama lütfen. Bu canımı daha çok acıtır.''

''Senide kaybetseydim… Buna asla dayanamazdım'' söylediği söz kafama takılmıştı...

''Seni de mi?'' diye sordum. Bu da ne demekti şimdi? Başı yine yere düştü… Gözlerinden damlalar hızla akıyordu... Cevap vermedi.

''Melis… Cevap ver lütfen… Ne demek bu? Yoksa...'' dedim söylemeye dilim varmıyordu. Ama o anda göğsümde bir sızı hissettim. İstemediğim bir sözcük çıkmasını istemiyordum dudaklarından. Sanki söyleyeceğini biliyordum. Kalbim sızladı... Susuyordu… Sözcükleri dudaklarından dökülemiyordu bir türlü…

Başını kaldırıp bana yeniden baktı. Gözleri kan çanağına dönmüştü… Yüzü acıyla büzüşmüştü. Ve ben ona tek bir şey soracaktım. İstemediğim tek bir şey…

''Merve mi?'' diye sordum zorlukla. İçimdeki acı sesime yansımıştı. Hıçkırıklarla başını göğsüme yasladı. Düşen damlalar bedenimi ıslatıyordu. Canım yanıyordu. Ama içimdeki acı çok daha fazlaydı. Benim için, bizim için hayatını ortaya koymuştu. Şimdi Melis' in hissettiği suçluluk duygusu bütün benliğimi sardı…

Gözlerimden düşen damlalara engel olamadım. Uzunca bir süre hiçbir şey konuşmadık. Öylece durduk. Melis' in hıçkırıkları durmuştu. Benim gözyaşlarımda. Ama bu acıyı uzun bir süre yaşayacağımı biliyordum…


Destekleriniz için teşekkür ediyoruz. :Rose:
Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:26

31. Bölüm [Melis]
Huzur

Saatlerce hiç konuşmadık Eğmen’ de bende acımızı yaşıyorduk. Yasımızı tutuyorduk. Ve bu acının ve bu yasın kolay kolay geçmeyeceğini ikimizde çok iyi biliyorduk.

Eğmen’ in göğsünde uzun süre öylece ağlamıştım. Bendeninin verdiği huzur, kalp atışlarının bana onun yaşadığını söylemek istercesine ritim tutturması biraz olsun içimdeki acıyı yönlendirmişti. Asla tamamen silemezdik ne Eğmen ne de ben. Kalbimizin bir yerinde daima sızlayan ve kapanmayacak olan bir yara gibi olacaktı. Ama aşkımın değerini daha fazla bilecektim, çocuksu gururumun bana cezasını fazlasıyla ödemiştim.

Yanımda duran bu su gibi değerli olan varlığın kıymetini bilecektim. Hayat benim için ondan ibaretti. Şimdi küllerimizden yeniden doğmuş gibiydik. Yakacağımız ne varsa yakmıştık. Şimdi bizim doğuşumuzdu… Ölümün bizim için karar verdiği ana kadar yaşamımı onunla kıymetlendirecektim.

Ve tabii bununla birlikte daha bir çok düşünce beynim de dolaşıyordu… Duygularım her ne kadar nette olsa bazı sorular vardı kafamı kurcalayan. Bunların başlıcası Pelin’in hala gelmemiş olmasından kaynaklanıyordu. Onun için endişeliydim, kendine çok fazla güveniyordu ve bana döneceğine dair söz vermişti. Ve ben bu sözünü tutacağına inanıyordum.

Bir kayıp daha benim için çok fazla olurdu. Yine bencildim işte... Sadece kendi yaşacağım acıdan korkuyordum. Pelin’in sağ salim dönmesi için bir kez daha Allah’a dua ettim..

Ailem de beni merak etmiş olmalılardı. Burada kalmayacaktık ve ailemin yanına döndüğümde onlara bir açıklama yapacaktım, Eğmen! Onlarla tanıştırmalıydım. Eğmen nerede yaşayacaktı? Bunları daha sonra düşünmek için beynimde bir kenara ittim ve Eğmen’ in düzenli atan kalp ritimlerine odaklanıp bu güzel melodiyi dinleyerek huzur bulmaya karar verdim..

Sessizce otururken içeriye Büşra melek girdi. Başımı Eğmen’ in göğsünden kaldırıp Büşra meleğe baktım. Eğmen’ i uyanık görünce çok şaşırdı. Hem şaşkınlık, hem mutluluk yansıyordu gözlerinden.

“Ah! Eğmen, sen uyanmışsın. Hemen diğerlerine haber vermeliyim” dedi telaşla. Tam gidiyordu ki geri döndü ve,

“Buraya da haber vermek için gelmiştim. Pelin’ in döndü her şey yolunda. Sapasağlam”

Kalbimin bir anda yerinden çıkacağını düşündüm. Bu mutlu haberden daha güzel bir haber alamazdım sanırım. Her şey yoluna giriyor muydu yani? Eğmen’ in yanından hızla kalktım.

“Büşra’ cım bundan daha güzel bir haber veremezdin şuanda “ deyip hemen boynuna sarıldım.

“Evet, neyse ben gidiyorum. Şimdi arkadaşlarıma da bu haberi vermeliyim. Düşünceyle söylenilecek bir şey değil. Yüzlerini görmem lazım” deyip gitmesi bir oldu.

Eğmen’ e döndüm ve bana meraklı gözlerle bakıp

“Pelin?” diye sordu. Gülümseyebildim. Pelin’ in melek olduğunu duyunca eminim o da benim gibi çok şaşıracaktır.

“Her tarafımız meleklerle çevrelenmiş, biz farkında değiliz” Eğmen’ in şaşkınlığını görebiliyordum. Dile getirmesi de bir oldu

“Buna inanamıyorum. Ama anlamam lazımdı” dedi. Yüzünde acı belirdi. Acaba canımı acıyordu? Artık kimsenin acı çekmesini istemiyordum. Özellikle de Eğmen’ nin Hemen elini tuttum.

“Seni seviyorum” dedim.

“Bende… Ne kadar sevdiğimi tahmin bile edemezsin” Bunu biliyordum. Artık biliyordum..

“Biliyorum…”

Kapı açıldı ve içeriye melekler girdi. Herkes meraklı gözlerle Eğmen’ i süzüyordu. Eğmen’ e baktım ve utancından yüzlerinin kızardığını gördüm. İnsan teni ona çok yakışmıştı. Teninin rengi biraz daha farklılaşmıştı, buğday rengi şimdi biraz daha beyaz olmuştu ve bu renkte, muhteşem gözlerinin yeşili can yakıcıydı. İçinde kaybolmak işten bile değildi.

Ah! Kızarmak... Ve bu kırmızı renk şimdi onu çok daha mükemmel yapıyordu. Daha insan yapıyordu. Hala inanamıyordum insan olduğuna. Ne kadarda yakışmıştı pembelik yüzüne. Eğmen’ in bu haline gülebildim.

“Merhaba Eğmen. Tekrar hayata dönmene çok sevindik” dedi Banu melek. Yüzünde harika bir tebessüm vardı ve güzelliğine güzellik katıyordu. Eğmen’ e baktığımda ona hayranlıkla baktığını gördüm ve sinir oldum. Evet benimde ilk tepkim bu olmuştu ama içimde ki bu duyguya da engel olamıyordum.

“Ben Banu melek… Buranın kraliçesiyim. Bunlarda benim meleklerim” dedi.

Arkadan Pelin’ i gördüm yüzündeki mutluluğu beni de çok mutlu etmişti. Onu gördüğüme çok sevinmiştim, gözlerimin ışıldadığını hissedebiliyordum. Yaşıyordu ve yine o muzip ifadesi vardı yüzünde. Konuşmak için can attığı her halinden belliydi.

“Eğmen bey sonunda kendine geldi. Oh! Siz burada böylece yatın, biz ha bire şeytanlarla uğraşalım” dedi.

Zaten bu kadar bekleyebilmesi şaşırtıcıydı. Herkes Pelin’ nin bu sözüne güldü. Eğmen çok utandı Pelin’ in bu sözüne başını öne eğdi ve Eğmen’ in bu halleri benim canımı yakıyordu. Birden Pelin kahkahalarla gülmeye başladı. Hepimiz bir anda ona baktık

“Bana öyle bakmayın. Bir şey yok sadece aklıma bir şey geldi” dedi.

“Nasıl hissediyorsun? Yani insan olmak nasılmış?” Dedi Billur melek. Herkes merak ediyordu Eğmen’ in insan olunca ki duygularını. Bende dahil.

“Ben biraz garip hissediyorum aslında. Görüşüm yetersiz gibi ama bunu anlayabiliyorum, duyma yetimde eskisi gibi değil bunu da anlayabiliyorum. Hatta alışabilirim bile ama bu acıya ve midem deki yanmaya, alışabileceğimi sanmıyorum. İnsanlar hep böyle acı mı çekerler?”

Canı acıyordu aşkımın. Peki, ama neden? Ne yapabileceğim hakkında hiç bir fikrim yoktu. Yoksa iyileştiremedi mi Ayşe melek? Artık canının yanmasını istemiyordum. Onun için bir şey yapmam lazımdı ama ne? Kıvranıyordum olduğum yerde. Ben düşüncelere dalmışken Pelin’ in kahkahaları beni olduğum yerde sıçrattı.

“Siz... Siz… Bu zavallı yeni insan olmuş şeytana yemek veya su vermediniz mi?’’

Tabii ya nasıl aklıma gelmez. O insan olmuştu artık. Bizim gibi ihtiyaçları olacaktı. Bunu düşünemediğim için kendime çok kızmıştım. Herkes kahkahalarla gülerken, Pelin, Eğmen’ in suratı bakıp sırıtıyordu.

‘’Bunu anlayamadığıma inanamıyorum aşkım. Özür dilerim’’ dedim gülümsememi tutmaya çalışarak.

‘’Nezaket kurallarından ne kadar uzaksınız böyle?’’ dedi Pelin.

‘’Bizde seninle birlikte uyandığını öğrendik Pelin. Yeter artık gülme’’ dedi Yeşim melek.

Hemen sürahinin olduğu tarafa gidip Eğmen’ e bir bardak su doldurdum. Heyecandan ellerim titriyordu. Dökersem herkese rezil olur bir daha da Pelin’ in dilinden kurtulamazdım. Ama dökmeden götürebilmek büyük bir mucize olacaktı. Azcık su kaybıyla bardağı Eğmen’ e uzattım utanarak,

‘’Özür dilerim aşkım gerçekten. Ben... Hiç aklıma gelmedi’’

‘’Özür dilemene gerek yok aşkım. Alışkanlıklar kolay, kolay unutulmuyor öyle değil mi? Bende senin düşüncelerini duyamamayı garipsiyorum aslında’’dedi.

Sesi kulaklarımdan ruhuma iniyordu sanki... Kendimi bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyordum. Kâbuslar ardımızda kalmıştı artık. Bu gerçek olamayacak kadar güzeldi. Eğmen benim yanımdaydı ve insandı… Artık özgürdük... Sanki sevincim midemde kelebekler uçuruyordu. Birazdan yerçekimine karşı gelip havalanacağımdan korktum. O kadar mutluydum ki bu olacakmış gibi hissediyordum. Düşüncelerimi yine Pelin böldü,

“Heyecanlanmakta haklısın. İlk defa su içiyorsun” dedi Pelin bir anda. Heyecanlandığını ellerinden ya da gözlerinden anlamış olmalıydı.

“Hayır, Melis’ cim! Ne yani sadece şeytanlar mı Akıl okur” dedi ve o meşhur ince kahkahasıyla bir daha güldü. İnanamıyorum Pelin, insanların düşüncelerini okuyabilir. Eğmen’ in de düşüncelerini okuyabilir. Onun için deminden beri gülüyor. Ah! Pelin… Ve tabii ki benimkileri de okuyordu ama sanırım mahremiyetime saygı göstermişti, yüzüne baktım ve dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Evet, kesinlikle öyleydi...

‘’Affedersin ama bende engel olamam’’ dedi Pelin. Sanırım yine Eğmen’ in düşüncelerine cevap vermişti.

“İntikamını alıyorum Melis’ cim’’ dedi Pelin sırıtmayla… Gülebildim. Şimdi ne hissettiğimi eminim anlıyordur. Keşke bende duyabilseydim aşkımın düşüncelerini. Bu gerçekten güzel olurdu. Özellikle şu anda hissettiklerini, düşüncelerini duymak büyük keyif olurdu. Pelin, Eğmen’ e göz kırptı. Yine aralarında bir şey geçmişti.

“Evet, isterseniz biraz rahat bırakında Eğmen suyunu içsin” dedi Banu melek.

Herkes büyük bir dikkatle Eğmen’ in su içerken vereceği tepkiye bakıyordu. Eğmen yavaş, yavaş sudan bir yudum alınca bütün melekler alkışlamaya başladı. Eğmen, aşkım, yaşam kaynağım insan olmuştu artık. Her şeyi Merve ve Pelin’ e borçluydum. Pelin’ e baktım ve düşüncelerimde teşekkür ettim. Beni de duyduğunu biliyordum. Bana baktı ve tebessüm etti.

“Midene giren ilk şey” dedi Kübra melek. Eğmen dönüp bana baktı. Mutluluktan ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Ya da el çırpmamak için. Sevincimi böyle sabit durup içimde tutmak zordu. Elini uzattı ve artık sonsuza kadar hiç bırakmayacağım o sıcak elini tuttum. Eskisi kadar sıcak değildi tabii, benim elimin sıcaklığı gibiydi. Aynıydı...

Pelin Eğmen’ e bakarak ‘’Bunları daha sonra düşünürsün’’ dedi sırıtarak.

“Ne düşünüyorsun aşkım” dedim gülümseyerek. Merak etmiştim. Şu düşünce duyma olayı aslında iyi bir şeydi. Tabii ki duyan için..

“Evet, bizde merak ettik” dediler Arya ve Hava melek aynı anda. Eğmen ne diyeceğini bilemedi gevelemeye başladı ve kızardı. Ne düşünmüş olabilirdi ki?

“Evet, aynen öyle” dedi Pelin. Bunlar yine düşüncelerinde konuşuyorlardı ve ben bu işten sıkılmaya başlamıştım.

“Hadi ama neler dönüyor siz ikinizin arasında?”

“Eğmen şeyi düşünüyor… Şeyi… Şeytanlar aramızda olanları merak etmişte. Bende bunları sonra düşünürsün dedim ve şuan her şey yolunda mı diye sordu? Bende evet aynen öyle dedim. İşte bu kadar” dedi ama sırıtıyordu ve sonra Eğmen’ e göz kırptığı gözümden kaçmadı. Kesin benimle ilgili bir şey düşünmüştü. Yoksa neden şeytanları düşününce kızarsın ki? Ne düşünmüş olabileceğini duymak için neler vermezdim. Bunu gerçekten çok merak etmiştim. Ama Pelin onu fazla sıkıştırıyordu. Eğmen’ nin yüzü iyice kızarmıştı. Ah Pelin aşkımı çok sıkıştırıyorsun dedim düşüncelerimde. Eminim Eğmen’ in daha çok çekeceği vardı Pelin’ den. Bana baktı ve güldü Pelin.

“Ben aslında her şeyi merak ediyorum. Daha sonraya bırakmak istemiyorum ve her şeyden önce nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Benim yüzümden canınız yandı. Çok, çok özür dilerim. Böyle olmasını istemezdim ama bizi rahat bırakmayacaklardı ya da sizi. Bir şekilde buna son vermemiz lazım” dedi üzgün bir şekilde ve devam etti,

“Şeytanlar gerçekten iğrenç yaratıklar ne düşüneceklerini bilemezsiniz. Ama Andremelech hepsinden iğrençtir. Kıvrak bir zekaya sahiptir” yine başını öne eğdi. Kesin kendini suçluyordur. Buna dayanamıyordum. Aslında bu olanlardan ben suçluydum. Sadece ben… Pelin bana sert bir bakış attıktan sonra Eğmen’ e döndü

“Saçmalama Eğmen. Ben gittim kulaklarını çektim artık bir daha size yaklaşmayacaklar ve bize. Bize yaklaşması zaten olanaksız. Sen bunları düşünme sakın ve kendini suçlama. Tamam, belki siz yol açtınız ama sen bize çok şeyler verdin. Bunu da unutma’’ dedi.

‘’Eğmen evet savaş çıkacaktı. Hala tehlikedeydik ama Anafiel cesurca davranarak tek başına gitti ve bu savaşı önledi ve bir anlaşma yaptı. Gerçi ne kadar güvenebiliriz bilemiyoruz tabii ama şimdi her şey yolunda. Artık huzurla dolaşabilirsiniz’’ dedi Banu melek.


“Anafiel? Pelin sen Anafiel misin?” dedi Eğmen. Ne yani Anafiel’ i tanıyor muydu?

“Evet, neden bu kadar şaşırdın?”

“Şey ben senin ismini duymuştum. Başka bir Ülkede şeytan dostlarımız vardı. Anafiel diye bir meleğin işlerini bozduğunu, çok güçlü bir melek olduğunu ve oradan ayrılmaları gerektiğini söyleyip Ülkeyi terk etmişlerdi. Ve sen şimdi tek başına gittin ve anlaşma yaptın öyle mi? Andremelech’ te Kabul etti ”

“Gücümüzü küçümseme” dedi Peeta

‘’Yoo! Hayır küçümsemiyorum. Sadece onlara güvenmiyorum o kadar’’

“Güvenme tabii ama bize karşı gelemezler. Çok kayıp verdiler’’ dedi Sevim melek.

Her şey yoluna giriyordu buna inanamıyordum. ‘’Rüya da gibiyim uyanmak istemiyorum’’ dedim.


‘’Bende. Ama sanırım bunlar gerçek’’ dedi Eğmen ve elimi daha da sıktı.

‘’Ah! Sana bir sürprizimiz var’’ dedi Hava melek

‘’Ama ilk önce Arya’ cım bir şeyler hazırlar mısın Eğmen’ in yemesi için’’ dedi Banu kraliçe.

Aşkım hala ac bekliyordu. Onun için yemek hazırlanacak olmasını duyunca yüzündeki sevinci görebiliyordum. Midesindeki ağrı bu şekilde geçecekti, bunun için seviniyordu. Küçük bir bebek gibiydi. Canı yanıyordu ama ne istediğini bilmiyordu. Şimdi artık anlamıştı ve masum bebekler gibi gülümsüyordu. Canım, nefesim benim.

“Sürprizi de Billur getirsin” diye ekledi Banu kraliçe. Ne sürpriziydi acaba?

“Aklınız ucundan dahi geçmez” dedi Pelin bir bana bir Eğmen’ e bakarak. Sanırım aşkımla aynı şeyi düşünmüştük.

“Gerçekten merak ettim” dedi bana bakarak. Benim bildiğimi düşünüyordu sanırım ama hiç bir fikrim yoktu…

“Hiç bana bakma aşkım bende anlamadım” ama kapıdan içeriye Andreas girince sürprizin ne olduğunu anlamıştı. Eğmen’ in yüzü ışıldadı, gözleri parladı. Onu seviyordu sanırım…

“Andreas? Senin ne işin var burada?’’ dedi heyecanla.

‘’Hiç sorma arkadaşım. Bu çılgın melekler beni de kolumdan tutup getirdiler’’dedi ama bunu sevinçle söylediği belliydi.

‘’İstiyorsan geri dönebilirsin’’ dedi Pelin. Sanırım pek sevmemişti Andreas’ı. Ama Pelin sinsice sırıtıyordu. Aklından neler geçtiğini merak ettim..

‘’Şaka yapıyordum sadece. Espriden anladığını sanıyordum. Bunu yapmak zorunda mısın?’’ diye sordu Pelin’e. Sanırım Pelin’ den çok çekeceği vardı. Ne yapıyor olduğunu merak ettim. Andreas’ ın yüzü buruşmuştu.

“Anafiel! Lütfen o bizim misafirimiz” dedi Banu melek melekleriyle konuştuğu gibi otoriter sesi yoktu, daha nazik bir tonda konuşmuştu..

“Tamam, affedersiniz” dedi ama hala sırıtmaya devam ediyordu. Anlaşılan eğlenmek için Eğmen’ den başka birini daha bulmuştu. Sanırım Eğmen’ i biraz olsun rahat bırakırdı artık.

''Şunu yapmayı keser misin? Canım yanıyor. Ah!'' dedi Andreas acıyla yüzü buruştu…

''Sadece deniyordum. Acaba hala şeytan mısın diye'' dedi Pelin. İnanamıyorum yazık Andreas’ a. Eğer düşündükleri gibi oda insan olursa, buna pişman olabilirdi...

''Evet, hala şeytanım ve zaten çok rahatsız durumdayım. Lütfen kes şunu!'' Dedi Andreas sinirli bir şekilde. Sinirlenmekte de haklıydı. Pelin bazen çok ileri gidebiliyordu. Pelin bana bakarak sırıttı.Eğleniyordu… Her zaman ki Pelin!

''Ahh! Çocuklar gibisiniz. Şakanın dozunu kaçırmayın'' dedi Yeşim melek.

'Bence de. Hah Arya’ da geldi'' dedi Hava melek. ''Tebrik ederim arkadaşım. Güzel kokuyor.''

''Ne de olsa ben yaptım Hava' cım'' dedi Arya burnunu havaya kaldırarak.

''Çok mütevazısın'' dedi gülümseyerek Hava. Arya elindeki tepsiyi bana uzattı.

''Hadi bakalım. Şimdi sıra sende, bu yemeği yedir ama bundan sonra sen yapacaksın'' dedi gülümseyerek

Çok utanmıştım. Herkesin yüzünde tebessüm olduğunu görmek daha da utanmamı sağlamıştı. Yanaklarımın yandığını hissedebiliyordum. Emenim şimdi bende kıpkırmızı olmuşumdur. Eğmen’ e baktım bana gülüyordu. Kızardığım kesinleşmişti.

''Çok güzel kokuyor. Nedir bu?'' diye sordu.

Arya ve Hava ile çorba hakkında konuştuktan sonra. Yemek yedirme sıram gelmişti

“Hadi bakalım. Aç Ağzını” dedim. Herkes kıkırdadı ve ben çok utandım. Aynı şekilde Eğmen’ in de utandığını anlamak hiçte zor olmuyordu. Bunu kızarıklığımızdan anlamak mümkündü.

“Hadi biz çıkalım da rahat, rahat yesin” dedi Pelin.

Teşekkürler dedim içimden. Pelin bir bana bir Eğmen’ e baktı ve şaşkın bir şekilde gülümsedi. Neden şaşırdığını anlamadım.

“Diğerini de duydum” dedi Pelin. Sanırım bunu Eğmen için söylemişti.


Bütün melekler aynı anda “Afiyet olsun “ dediler ve odadan çıktılar.

Eğmen, Andreas’ tan kalmasını rica etti. Andreas’ ta kabul etti. Aslında heyecanlanmıştım. Ellerim hafifte olsa titriyordu. Eğmen’ e çorbasını içirirken “Beğendin mi?” diye sordum. Konuşmak biraz rahatlatıyordu. Neden bu kadar heyecanlandığımı anlayamamıştım.

“Çok güzel” dedi ve Andreas’ a dönüp konuşmaya başladılar. Eğmen artık insan olmuştu ve en yakın arkadaşı Andreas’ ta insan olma yolunda ilerliyordu ve buna Eğmen çok sevinmişti. Tabii bende. İnsan hayatında geçmişten gelen bir arkadaşı olacaktı. Bir dostu. Tıpkı benimle Merve’ nin dostluğu, Pelin’ in dostluğu gibi. Yalnız kalmayacaktı bu dünyada. Ve ben buna gerçekten çok seviniyordum. Keşke Merve’ de hep yanımızda olsaydı. Bizi bu dünyada yalnız bırakmasaydı. Onun yokluğunu, acısını ve özlemini hep hissedecektik.

“Bunu tamamen unutmuşum” dedi Eğmen.

“Yine neler oluyor?” diye sorup, suyu uzattım.

''Önemli değil aşkım. Akıl okuma meselesi. Gerçekten sinir bozucu oluyormuş”

Ne yani şimdi Andreas’ ta mı düşüncelerimizi okuyabiliyordu. Pelin düşünce okuyabiliyor, Andreas’ ta okuyabiliyor ama ben daha aşkımın ne düşündüğünü bile bilmiyorum. Hiç yalnız kalmadık. Onu çok özledim…

''Ben sizi yalnız bırakayım. Konuşacaklarınız vardır'' dedi Andreas ve bir anda ortadan kayboldu. Onun bu hızlı hareketi şaşırmama vesile olmuştu. Ama bu şaşkınlık utancımı unutturmadı. Andreas tüm düşüncelerimi duymuş olmalı. Kahretsin!

“Ah! Evet sonunda” dedi Eğmen gülümseyerek

“Evet, nasıl hissediyorsun?”


“Çok iyi. Hatta fazla iyi” dedi bende bu sırada elimdeki tepsiyi odada ki masaya koydum ve Eğmen’ in yanına tekrar gidip oturdum ve hemen,

“Bir şey yapabilir miyim?” diye sordum

“Evet, ama ne olduğunu merak ettim” dedi ve ben başımı yavaşça göğsüne yasladım ve kalbinin ritimlerini duymaya başladım. Bu inanılmazdı. Harika bir duyguydu.

“İşte bu harika! Duyduğum en güzel melodi” dedim ve kalbi daha hızlı atmaya başladı. Bu gerçekten tarif edilemez bir duyguydu.

“Daha hızlı atıyor” dedim ve başımı yüzüne yaklaştırmaya başladım ve ben yaklaştırdıkça kalbi daha da hızlı atmaya başladı. Tıpkı benim kalbim gibi…

Dudaklarımız birbirini bulduğunda onun sıcaklığını ne kadar özlediğimi fark ettim. Çok özlemiştim. Tıpkı suya susamış toprak gibi içime çekiyordum nefesini. Bu anın hiç bitmesini istemiyordum. Artık ikimizin de nefes alması gerekiyordu. Ama bir birimizden ayrılmak çok zor gelmişti. Ayrıldığımız anda

“Seni seviyorum” dedi

“Seni seviyorum” dedim ve Aklıma takılan bir şeyi sordum.

“Aşkım, bana doğruyu söyleyeceğini biliyorum. Biraz önce, Pelin’le yaptığınız sessiz konuşmada, gerçekten şeytanlarımı düşünüyordun?” diye sordum. Gözlerimi kısmış cevabını bekliyordum. Gülümsedi ve aynı anda kızardı...

“Hayır! Sadece seni düşünüyordum. Ellerini tuttuğumda hissettiklerim bana dudaklarını hatırlattı” dedi itiraf ederek ”Ama herkesin içinde bunu söyleyemezdim. Pelin’in düşünce okuması gerçekten sinir bozucu… Dikkat etmek lazım ama beni büyülediğin için düşüncelerime engel olamıyorum” dedi ve göz kırptı. Şimdi kızarma sırası bendeydi. Eğildim ve tekrar dudaklarından öptüm..

Şatoda üç gün kalmıştık. Eğmen her geçen gün daha iyi oluyordu. Ve birbirimizin yayında olduğumuz sürece daha da mutlu… Bu üç gün boyunca gündüzleri yanından hiç ayrılmıyordum ama geceleri ayrılmak zorunda kalıyordum. Bu üç gün boyunca sıcaklığını hissedemeden uyumak zorunda kalıyordum çünkü tamamen iyileşmemişti ve yalnız uyuması gerekiyordu. Ama ben yinede onunla aynı oda da yatıyordum elini tutarak. Eğmen buna çok kızıyordu. Rahat uyumamı istiyordu ama ben ellerini tutup uyursam rahat edebiliyordum. Artık ondan ayrı bir saat, bir dakika bile geçirmek istemiyordum.

Ve nihayet şatoda kalacağımız son gece geldiğinde ben yine koltukta uyumaya kalkınca

“Hadi aşkım. Sen de görüyorsun bugün çok, çok daha iyiyim. Gel bu gece beraber uyuyalım. Seni ne kadar özledim, sıcaklığını ne kadar özledim bir bilsen” dedi ve boynunu büktü. Onu böyle görmeye dayanamazdım. Aslında onun sıcaklığında, huzurlu kollarında uymayı ben de istiyordum. Ama ona zarar vermekten kaçınıyordum.

“Ya uyurken farkında olmadan dönersem ve canını yakarsam”

“Aşkım yaram falan yok artık ve eskisinden daha da iyiyim. Merak etme bana bir şey olmayacak. Hele sen yanımdayken hiçbir şey olmaz” dedi ve yatağın kenarına doğru kayıp bana yer açtı.

Yavaşça yanına sokuldum. Beni kendine doğru çekti ve sımsıkı sarıldı. Bende koynuna iyice sokuldum ve o mükemmel melodiyi tekrar dinlemeye başladım. Bir kuşun kanat çırpması gibiydi, bir nehrin delice akması… Mutluluğum, elle tutulur gibiydi. Uzansam tutabilirdim belki. Aramızda yayılan o yoğun duyguyu belki zorlarsak gözlerimizle görebilirdik. Nefes alışlarımız, birbirine karışıyor ve odadaki havaya dağılıyordu, kalp ritimlerimiz birbiriyle yarışıyor gibiydi.

Teninden yayılan hoş kokuyu derin nefesler alarak içime çekiyordum, oda benim gibi derin nefes alıyordu. Saçlarımı nazik elleriyle okşuyor, ara sıra başıma öpücük konduruyordu. Özlem bu muydu? Onu ne kadar özlediğimi şimdi daha iyi anlıyordum. Daha da sokuldum… İçinde bir yerlerde kendime yer açmak istercesine, kendimi ona hapsetmek istercesine…

Bu şekilde yıllarca kalabilirdim... Bu kalp artık bana aitti ve sadece benim için atıyordu. Bu kalbi, bu insanı hak edecek ne yaptım bilmiyordum ama Allah’ a şükrediyordum. Huzurlu bir şekilde sevdiğimin kollarında kendimi uykuya teslim ediyordum.
[/i][/b]

Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkürler. Eleştirilerinizi ve yorumlarınızı bekliyoruz :Rose:
Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi :oops:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:28

32. Bölüm [Melis]
Eve Dönüş


Bu şekilde yıllarca kalabilirdim. Bu kalp artık bana aitti ve sadece benim için atıyordu. Bu kalbi, bu insanı hak edecek ne yaptım bilmiyordum ama Allah’ a şükrediyordum. Huzurlu bir şekilde sevdiğimin kollarında kendimi uykuya teslim ediyordum.


“Sevdiğin insanın parmakları saçlarında dolanırken uyanmak yaşanacak en güzel duygulardan bir tanesiymiş” dedi Eğmen, gözlerini açtığında. Dudaklarının yukarı kıvrılışının dışında, gözlerinin yeşilinde saklıydı mutluluğu ve sevinci. Tıpkı benim gözlerim gibi.

“Asıl harika olan sevdiğin insanı uyurken izlemekmiş. Seni uyurken izlemek harika bir duygu… Yüzünün hatlarını her sabah ezberlemek benim için büyük bir onur olacak”

Birbirimize sıkıca sarılıp sabahın tadını sessizce çıkarırken sessizliğimizi Kübra melek içire girmek için kapıyı tıklatarak bozdu.

“Özür dilerim rahatsız etmek istemezdim ama Banu kraliçe bütün meleklerle beraber toplantı yapacak sizinde orada olmanızı istiyor” dedi yüzünde bir sırıtmayla. Bu biraz utandırıcıydı.

“Tamam, Kübra’ cım. Hemen geliyoruz” dedim. Tam kalkacakken Eğmen beni kollarımdan tutup tekrar kendisine çekti. Ona şaşkın şaşkın baktım sadece.

“İki dakika daha. Sadece iki dakika. Eve döndüğümüzde beraberce uyuyamayacağız. Biraz tadını çıkarmak istiyorum” dedi kolları bedenimi sardığında.

Buna hayır diyebilmem imkansızdı. Gözlerinin yeşilinde erirken ve bana böyle masum bir şekilde bakarken. Cevap vermedim sadece gülümsüyordu. Bu mükemmel huzurda boğuluyordum. Kapı tekrar tıklandığında iki dakikadan daha fazla geçirdiğimizi anladım. Zamanı tutmak veya hatırlamak mümkün olmuyordu böyle zamanlarda.

“Upss” dedi Eğmen utanmış, dudağının bir kenarı yukarı kıvrılmıştı. Çekici… Düşüncelerimi duyamadığı için memnun olmuştum.

Eğmen’ le hemen toplantı yerine geçtik ve orada bütün meleklerin beklediğini gördük. Pelin ve Andreas’ ta oradaydı.

“Buyurun sizi bekliyorduk” dedi Banu kraliçe. Sessizce yerimizi aldık.

“Evet, burada neden toplandığımızı herkes merak ediyordur. Artık Eğmen iyileşti. Melis’ in de eve dönme zamanı geldi. Eğmen ve Andreas kendilerine yeni bir hayat kurmak zorundalar. Eğmen ne yapmaya karar verdin düşündün mü?” dedi Banu melek

“Evet düşündüm. Ben Melis’ in yakınlarında bir ev tutmayı düşünüyorum ve Andreas’ ı da yanıma alacağım” dedi Andreas şok içinde Eğmen’e bakıyordu. Böyle bir şey düşünmüyor, beklemiyor olmalıydı.

“Sen ne dersin Andreas. Benimle beraber yeni bir hayata var mısın?”

“Şey… Ben… Ben çok şaşırdım. Tabii ki…” şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemiyordu. Haklıydı da. Ben de en az onun kadar şaşırmıştım.

“O zaman bugün ilk işimiz size ev bulmak ve evinizi yerleştirmek. Meleklerim size yardım etmekten büyük bir onur duyacaktır” dedi Banu melek. Bir elini kaldırdı ve meleklerini işaret etti. Yüzündeki ışıldama ve gülümsemeden onlarla gurur duyduğunu anlayabiliyordum.

“Çok teşekkürler. Bu yardımlarınızı hiç unutmayacağım” dedi Eğmen.

“Toplantı bittiğine göre herkes hazırlıklara başlasa iyi olur. Melis’ cim seninde eve gitme zamanın geldi”

“Evet, bende her şey için teşekkür ediyorum. Hep destek oldunuz sağ olun”

“Rica ederiz. Görevimiz… Her zaman…”

Buruk bir mutluluk yaşıyordum. Şimdi Merve’ de aramızda olsaydı hep beraber dönecektik ama o artık yoktu. Merve siz Eğmen’ le yeni bir hayata başlayacaktık ve benimde eve dönme vaktim gelmişti. Şimdi ben aileme nasıl açıklama yapacaktım. Kaç gündür ortalarda yoktum

“Sen bunu düşünme. Ben her şeyi hallettim” dedi Pelin bir anda sıçardım.Tabii yaa akıl okuma bundan her zaman kaçamıyordum.

“Ehh biraz daha sabret az kaldı. Kurtuluyorsun benden” dedi neşeli bir sırıtmayla. Elini yumruk yapıp hafifçe omzuma dokundurdu.

“Öyle demek istemediğimi biliyorsun ama Pelin’ cim nasıl hallettin?” dedim şaşırarak.

“Annene, Merve’ nin arkadaşlarla deniz kenarında yürüdüğünü ve denize düştüğünü, kimsenin onu bulamadığını ve Melis bunu öğrenince kötü olacağını ve izin verirseniz birkaç gün bende kalabilir mi? Diye izin istedim” dedim omuz silkerek.

“Şimdi herkes denizin Merve’ yi yuttuğunu ve de kaybolduğunu mu biliyor?” dedim.

“Evet, canım aynen öyle” dedi. Sırıtmasının altındaki hüznü görebiliyordum.

Halbuki benim yüzü….

“Şşşş hemen kötü düşüncelerle canını sıkma. Hiçbir şey senin yüzünden olmadı tamam mı? Bir daha böyle düşüncelerini duymak istemiyorum. Hadi şimdi git hazırlan. Ailenin yanına gitmen lazım… Beni de Yüce Merkabah yanına çağırıyor. Bir emri varmış”

“Peki, tamam canım her şey için teşekkürler. Seni seviyorum. İyi ki yanımdasın” dedim ve sarıldım

“Bende seni. Bu kadar duygusallık yeter. Görüşürüz”

Dedi ve gitti. Onlara daha ne kadar borçlanacaktım. Her şey bizim yüzümüzden oluyordu ama daha sıkıntısı içime düştüğü anda, çoktan her şey ayarlanmış ve bitmiş oluyordu. Bu beni daha çok suçlu hissettirse de, bir yandan da mutlu oluyordum. Ben bocalarken, sıkıntıyla büzülmeden her şey bitiyordu. Bende hazırlanıp annemin yanına gitmeliydim. Ama ilk önce Eğmen’ i bulmam lazımdı. Ben Pelin’ le konuşmaya başlayınca o da Andreas’ la hazırlanmaya gitmişti.

….

“Aşkım hazır mısın yeni hayatının ilk gününe?”dedim.

“Evet, aşkım. Seninle bir ömür boyu yaşamaya hazırım” dedi.

Bir ömür boyumu? Ama o Andreas’ la yaşamayı seçmemiş miydi az önce? Belki de benimle birlikte olmaya daha hazır değildir. Belki de benimle bir ömür boyu sadece sevgili olarak yaşamak istiyordur, benimle evlenmek istemiyordur.

“İyi misin hayatım? Böyle üzgün ne düşünüyorsun” dedi düşüncelerimi bölerek.

“Andreas’ ı da yanına alma fikri çok güzeldi” Tabii ki ona gerçek düşüncelerimi söylemeyecektim. Sesimi elimden geldiğince düzgün tutmaya çalışarak söylemiştim ama sanırım biraz sesim sitemkâr çıkmış olacak ki yüzünde sinsi bir tebessümle bakıyordu.

“Evet, Andreas iyi bir ev arkadaşı ve hayat arkadaşı olacaktır” dedi. Demek hayat arkadaşı olarak onu seçti. Demek beni istemiyor artık hayatında. Belki de artık beni eskisi gibi sevmiyordur bile. Gözlerim dolmuştu ama kendimi tutmak zorundaydım. Bunu Eğmen’ e belli etmemem gerekiyordu.

Elleriyle yüzüm avuçlarımın arasına aldı ve,

“Aşkım sen benim her şeyimsin. Ve ben seninle ömrümü geçirmek istiyorum. Sen benim hayat arkadaşım olacaksın. Karım olacaksın… Bunu tüm kalbimle istiyorum” Dedi ve dudaklarıma öpücük kondurup kaldığı yerden devam etti

“Senin yüzünü bir gün görmeden yaşayamayacağım için evinin yakınlarında ev tutmak istiyorum. Seninle hemen evlenemem çünkü senin okulun var. İlk önce okulunu bitirmen lazım ve okulunu bitirir bitirmez hemen evleneceğiz ve resmiyette de karım olacaksın” dedi ve güldü.

Çok utanmıştım. Kıpkırmızı oldum ve başımı yere eğdim. Elleriyle başımı kaldırıp dudaklarımda tutkuyla öpmeye başladı. Başım dönüyordu mutluluktan ne kadar aptaldım beni sevmediğini düşünmüştüm. Canım benim düşündüğü tek şey geleceğimmiş.

Kapı sesiyle birbirimizden hemen ayrıldık.

“Girebilir miyim?” dedi Kübra melek

“Tabii canım gel”

“Seni evine kadar götürmemi istedi Banu melek. Eğer hazırsan çıkalım mı?”

“Şey… Evet, hazırım”

Eğmen’ in gözlerinin içine baktım hiç ayrılmak istemiyordum. Onun da bakışlarından aynı üzüntüyü görüyordum. Burada her ne kadar rahat ve beraber olsakta gitmemiz gerekiyordu. Bir ara okulu bırakmayı düşündüm ama bu maalesef olmazdı.

“Akşam saat 6 da parkta görüşeceğiz canım üzülme” dedi gülümseyerek.

“Tamam aşkım. Akşam görüşürüz” dedim gülümsemesine karşılık vererek. Planı yapmıştı bile benim harika aşkım.

Birbirimizden ayrılmak aslında zor oldu. Meleklerin birkaç uyarısından ve dalga geçmelerinden sonra ayrılabilmiştik. Onlar daha sonra geleceklerdi. Şatoya gelirken yola pek dikkat etmemiştim. Şimdi çevreyi gözlemliyordum. Ne muhteşem bir yermiş. Yol yine uzun olacaktı tabii ki.

“Size alışmıştık. Şimdi canımız sıkılacak” dedi birden Kübra melek.

“Bizde alışmıştık ama zorunluluklarımız var” dedim gülümseyerek.”Her şey için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum” diye ekledim. Bunu kaçıncı defa söylediğimi hatırlamıyordum.

“Melis’ ciğim artık bu teşekkür faslını kapatsak. Kaç kere daha teşekkür etmeyi düşünüyorsun? Toptan söyle. Sende kurtul, bizde… Ayrıca görevimizdi” Dedi sırıtarak.

“Sıkıyorum değil mi? Affedersin” dedim tekrar yürüdüğümüz yola bakarak.

“Hayır sıkmıyorsun. Sadece üzülüyorsun. Üzülmeni istemiyorum. Biz çok eğlendik. Her zaman savaş olmuyor. Her zaman şeytanlar insanlara aşık olmuyor. Siz olmadan gerçekten sıkılacağız” dedi yine sırıtarak. Kolunu omzuma doladı. Merve konusunu açmak istemediğini anlıyordum.

“Ahh! Şimdi anladım. Sen sadece can sıkıntını geçirmek istiyorsun” dedim bende gülümseyerek.

“Hayır, tabii ki ama dediğim gibi. Bari Andreas ve Pelin kalsalardı. Onlar sizden daha eğlenceli. Şimdi biz ne yapacağız yaa?” dedi yüzünü buruşturarak.

“İstersen Şeytanlara bir saldırı düzenleyelim” dedim bende tek kaşımı yukarı kaldırmıştım.

“Ahh! İyi fikir… Ben nasıl düşünemedim. Ama Andremelech artık daha dikkatli olacaktır. Ondan şüphelenmiyor değilim aslında. Her an bize de karşı atak yapabilir” dedi rahat tavırlarla. Şaka yapıyordu ama gerçeklik payı da vardı doğrusu.

“Pelin’i salarız üstlerine. Onunla değil Andremelech, bir kaç yüce zımbırtısı gelse baş edemez” dedim kıkırdayarak.

“Haklısın” dedi oda kıkırdayarak. Yol boyunca sohbet ettik ve ben yine nasıl geldiğimizi anlayamadım.

“Bunu bilerek mi yaptın?” dedim gözlerimi kısmış ona bakıyordum.

“Neyi?” diye sordu.

“Beni lafa tuttun yine nasıl geldiğimi anlayamadım” dedim.

“Ehh! Biraz ayrıcalığımız olsun değil mi? Her istediğinde şatomuza geleceğini mi sandın?” dedi ciddi bir tavırla. Bozulmuştum gerçekten. Suratımı asmamaya çalıştım ama beceremedim.

“Haklısın tabii.’’dedim yarım ağız.

“Heyy! Şaka yapıyorum. Alınma hemen, tabii ki ziyaret etmeni isteriz. Sohbet çok keyifliydi ayrıca. Ne zaman istersen gelebilirsin tabii ki söylemen yeter. Ara sıra seni ziyarete geleceğiz bizde” dedi ve göz kırptı. Bende ona gülümsedim. Neyse ki şakaymış sadece ama yine de bana bu işin içinde bir bit yeniği varmış gibi geliyordu.


Kübra melek beni evime bıraktıktan sonra şatoya geri döndü. Kapı çaldım ve kapıyı annem açtı

“Ah! Melis… Canım kızım benim hoş geldin” diye boynuma sarıldı annem. Bende ona sarıldım. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Annemde beni üzmemek için ağlamadığını çok iyi biliyordum.

“Hadi gel kızım içire girelim… Nasılsın kızım iyi misin?”

“İyiyim annecim sen nasılsın? Kardeşim Emre, babam nasıl?”

“Herkes çok iyi merak etme. Acıktın mı canım yemek hazırlayayım mı?”

“Çok iyi olur annecim yemeklerini çok özledim” Dedim gülerek.

Toparlandığımı bilmesini istiyordum ve benim bu halimi görünce yüzünde bir rahatlama oluştu. Canım annecim nasılda merak ediyordu beni. Yemek yedikten ve sohbet ettikten sonra odama çıkmak istediğimi söyledim. Duş aldım ve temiz kıyafetler giydim. Bu akşam ilk kez dışarıda Eğmen’ le buluşacaktık ve ben çok heyecanlıydım.

Parka gittiğimde Pelin, Andreas ve Eğmen’ in beni beklediklerini gördüm. Pelin ve Andreas’ ın yüzleri asıktı. Bir şeylere canları sıkılmıştı sanırım. Kesin Pelin yine Andreas’ı üzmüştür ve bu sefer Andreas alttan almamıştır.

“Hayır canım Andreas’ a bir şey yapmadım” dedi Pelin. Andreas ismini öfkeyle söylemişti. Ne olmuştu peki o zaman? Eğmen kahkahalarla gülmeye başladı

“Ne oldu hayatım komik olan ne? Herkesin nesi var?”diye sordum. Şaşkınlıkla onlara bakıyordum. Eğmen hariç kimse gülmüyordu.

“Sana harika haberlerim var canım” Dedi ve tekrar kahkahalarla gülmeye başladı. Pelin ve Andreas aynı anda

“Şunu keser misin Eğmen sinirlerimi bozuyorsun” dediler ve ben bir onlara bir Eğmen’ e bakıp başımı salladım ne oldu gibilerinden.

“Tamam. Tamam “ dedi ve yine kahkaha attı. Artık benimde sinirlerimi bozmuyor değildi. Neydi onu bu kadar eğlendiren anlamadım. Kaşlarımı çatmıştım.

“Aşkım sinirlenme öğrenince sende en az benim kadar güleceksin” dedi Eğmen hala sırıtıyordu.

“Ahh! Seni bu kadar güldürdüğümüze sevindim Eğmen. Oyun mu sahneliyoruz burada. Sen söyleyecek misin yoksa ben söyleyeyim mi?” Dedi Pelin sinirliydi hala.

“Hey dur. Tamam söylüyorum. Söz verdin. Sıkı dur aşkım” dedi öksürükle karışık bir kahkaha daha… Ve devam etti.

“Merkabah Pelin’ i yanına çağırmıştı ya Pelin’ e yeni bir görev vermiş” dedi ve tekrar kahkahayla gülmeye başladı. Gülmekten konuşamıyordu.

“ Ee hayatım ne göreviymiş bu? Bu kadar eğlenceli” dedim bende iyice merak etmiştim.

“Fazla merak edilecek bir şey değil” dedi Pelin sinirle.

“Aynen” diye ekledi Andreas. Neden bir türlü anlaşamıyorlardı anlamıyorum.

“Anlaşmamız gerekmiyor” dedi ikisi birden. Birbirlerine öfkeyle baktılar. Gülümsedim.


“Pelin artık bizim koruyucu meleğimiz canım. Pelin bizi koruyacak bundan sonra. Ne harika bir haber değil mi?” dedi Eğmen hala kıkırdıyordu. Derin bir nefes aldı sonra.

“Gerçekten mi?” dedim ve Pelin’ in boynuna sarıldım “Desene artık hiç ayrılmayacağız” Pelin de sevindi ama bu buruk bir sevinmeydi. Bunun nedenini anlayamadım bir türlü.

“Sorun ne Pelin? Yoksa sen bizi korumak, bizimle beraber olmak istemiyor musun?”dedim yüzümü buruşturmuştum.

“İstemez olur muyum hayatım. Ama sadece sizi korumayacağım ki?” dedi yine öfkeyle.

“Senin korumana ihtiyacım yok” dedi Andreas öfkeli bir şekilde. Eğmen bana göz kırptı. Şimdi anlaşılmıştı her şey Pelin sadece bizi değil, Andreas’ ı da korumakla görevlendirilmişti. Bu gerçektende Pelin ve Andreas için kötü bir haberdi ama bizim için harika bir haberdi ve bende kahkahalarla gülmeye başladım.

Sevdiğim, değer verdiğim, yaşam kaynağım, aşık olduğum ve bir ömür boyu beraber yaşlanacağım aşkım Eğmen’ le ve sevdiğim dostlarımla beraber mutlu ve eğlenceli günler bizi bekliyordu…




Vakit ayırıp okuduğunuz için ve yorumlarınızla bizlere destek verdiğiniz için binlerce kez teşekkürler :Rose:




33. Bölüm [Eğmen]


" Merve mi?'' diye sordum zorlukla. İçimdeki acı sesime yansımıştı. Hıçkırıklarla başını göğsüme yasladı. Düşen damlalar bedenimi ıslatıyordu. Canım yanıyordu. Ama içimdeki acı çok daha fazlaydı. Benim için, bizim için hayatını ortaya koymuştu. Şimdi Melis' in hissettiği suçluluk duygusu bütün benliğimi sardı…

Gözlerimden düşen damlalara engel olamadım. Uzunca bir süre hiçbir şey konuşmadık. Öylece durduk. Melis' in hıçkırıkları durmuştu. Benim gözyaşlarımda. Ama bu acıyı uzun bir süre yaşayacağımı biliyordum…

Kapı açıldı ve içeriye çok güzel bir yüzü olan bir kız girdi… Göz göze geldik…

''Ahh… Eğmen. Sen uyanmışsın'' dedi şaşkınlıkla.

''Hemen diğerlerine haber vermeliyim'' Tam gidiyordu ki tekrar döndü. Melis başını göğsümden kaldırıp kapıya doğru baktı.

''Ahh! Buraya da haber vermek için gelmiştim. Pelin döndü her şey yolunda. Sapasağlam'' dedi.

Pelin mi? Bunun bir isim benzerliği olmadığını düşünüyordum. Melis hızla ayağa kalktı

''Büşra ‘ cım bundan daha güzel bir haber veremezdin şuanda'' dedi sevinçle koştu ve ona sarıldı.

''Evet, neyse ben gidiyorum. Şimdi onlara da bu haberi vermeliyim. Düşünceyle söylenilecek bir şey değil. Yüzlerini görmem lazım'' dedi esprili bir tavırla ve hızla gitti. Melis bana tekrar döndüğünde ona tek kaşımı kaldırdım.

''Pelin?'' diye sordum. Gülümsedi…

''Her tarafımız meleklerle çevrelenmiş, biz farkında değiliz'' dedi. Başını iki yana salladı…

''Buna inanamıyorum. Ama anlamam lazımdı'' dedim. Boğazımdaki ağrıda şiddetini arttırmıştı. Melis tekrar yanıma geldi ve elimi tuttu.

''Seni seviyorum'' dedi.

''Bende… Ne kadar sevdiğimi tahmin bile edemezsin''

''Biliyorum…''

Ve birden içeriye bir sürü melek girdi. Oda meleklerle dolmuştu.
Herkes bana bakıyordu. Şu anda yüzümün kızarması lazımdı. Çünkü alev basmıştı yanaklarıma. Melis kıkırdadığında doğru tahmin ettiğimi anlamıştım.

''Merhaba Eğmen. Tekrar hayata dönmene çok sevindik'' dedi içlerinden birisi… Güzelliğine hayran kalmıştım. Benim bakışlarımı yakalayan Melis suratını asmıştı. Tebessümümü zor tutuyordum.

''Ben Banu melek… Buranın kraliçesiyim. Bunlarda benim meleklerim'' dedi. Başımı salladım. Fısıltılar başlamıştı…

''Eğmen bey sonunda kendine geldi. Oh! Siz burada böylece yatın, biz ha bire şeytanlarla uğraşalım” dedi Pelin. Herkes kıkırdadı...

''Özür dilerim...'' dedim başımı öne eğerek. Haklıydı. Hepsi benim yüzümdendi...

''Görevimiz… Sende en çok neyi özleyeceğim biliyor musun? Artık seni rahatsız edemeyeceğim'' dedi gülerek. Herkes güldü ve ben daha çok kızardım. İnsanoğlunun hormonları neden böyle çalışıyordu ki. Yüzümüz kızarmasa olmaz mıydı? Rezillik!

Pelin kahkahalarla gülmeye başladı herkes bir anda ona baktı. Bende dahil. Bütün bakışların ona çevrildiğini görünce

“Bana öyle bakmayın. Bir şey yok sadece aklıma bir şey geldi” dedi ve kahkahasını bastırmaya çalıştı.

“Nasıl hissediyorsun? Yani insan olmak nasılmış?” dedi Meleklerden bir tanesi anlaşılan soru yağmuruna tutulacaktım…

‘’Ben biraz garip hissediyorum aslında. Görüşüm yetersiz gibi ama bunu anlayabiliyorum, duyma yetimde eskisi gibi değil bunu da anlayabiliyorum. Hatta alışabilirim bile ama bu acıya ve midem deki yanmaya, alışabileceğimi sanmıyorum. İnsanlar hep böyle acı mı çekerler?’’

Bana sanki acayip bir soru sormuşum gibi bakıyorlardı. Ne yani sadece ben mi böyleydim. Melis’e baktım. Oda şaşırmış bir halde bakıyordu. Pelin bir kahkaha attı. Ben dahil herkes sıçradı.

“Siz... Siz… Bu zavallı yeni insan olmuş şeytana yemek veya su vermediniz mi?’’ dedi kahkahalarının arasından.

Bir anda tüm melekler kahkaha atmaya başladılar. Ben sadece acıkmış ve susamış mıydım? Tüm derdim bu muydu yani? Böyle olmasına sevinmiştim. Böyle bir acıyı bir yaşam boyu çekemezdim. Bir yaşam boyu... Bunu sevdim... Kulağa hoş geliyordu. Pelin bana bakıp sırıtmaya devam ediyordu. Bu kızın nesi var dı?

‘’Bunu anlayamadığıma inanamıyorum aşkım. Özür dilerim’’ dedi Melis gülümseyerek.

‘’Nezaket kurallarından ne kadar uzaksınız böyle?’’ dedi hala kahkaha atarak Pelin.

‘’Bizde seninle birlikte uyandığını öğrendik Pelin. Yeter artık gülme’’ dedi meleklerden biri.

Melis odanın diğer tarafına geçti ve hızlı hareketlerle bir sürahiden bardağa su doldurdu. Elleri titriyordu sanırım. Bardağın üst kısmındaki su yere dökülmüştü getirirken. Bana doğru uzattı bardağı,

‘’Özür dilerim aşkım gerçekten. Ben... Hiç aklıma gelmedi’’ dedi mahcup tavırlarla..

‘’Özür dilemene gerek yok aşkım. Alışkanlıklar kolay, kolay unutulmuyor öyle değil mi? Bende senin düşüncelerini duyamamayı garipsiyorum aslında’’ dedim gülümseyerek... Ve Melis’in uzattığı bardağı tuttum. Belki basit bir su içmek ama heyecanlanmadığımı söyleyemezdim.

‘’Heyecanlanmakta haklısın. İlk defa su içiyorsun’’ dedi Pelin bir anda. Gözlerimi fal taşı gibi açtım.

‘’Hayır, Melis’ cim! Ne yani sadece şeytanlar mı Akıl okur’’ deyip bir kahkaha daha attı.

Şimdi anlıyordum deminden beri Pelin’ in neden güldüğünü. Tabii yaa düşüncelerimi okuyordu ve artık dayanamamıştı. Gerçekten sinir bozucu bir durumdu. Melis’in neden aklını okuduğum bazı zamanlarda sinirlerinin bozulduğunu anlayabiliyordum.

‘’Affedersin ama bende engel olamam’’ dedi Pelin yine düşüncelerime karşılık vererek. Melis soran gözlerle bir Pelin’e bir bana baktı. Tam ağzımı açıyordum ki..

“İntikamını alıyorum Melis’ cim’’ dedi Pelin sinsi bir sırıtmayla... Melis gülümsedi. Sanırım anlamıştı.

“Sana şu kadarını söyleyeyim. Gerçekten sinir bozucu” dedim düşüncelerimde. Pelin bana göz kırptı.

‘’Evet, isterseniz biraz rahat bırakında Eğmen suyunu içsin’’ dedi Banu melek.

İlgiyle bütün melekler beni izliyordu. Bardağı ağzıma değdirdim. Dudaklarımın ıslanmasından hoşlanmıştım ve bir yudum aldım. Islaklık boğazımdan aşağıya indikçe memnun edici bir ferahlama hissi veriyordu. Bütün melekler alkışladı...

‘’Midene giren ilk şey’’ dedi meleklerden biri. Gülümsedim ve hemen Melis’e döndüm. Gözleri buğulanmıştı. Elimi uzattım ve tuttu. Bu harikaydı. Sanki ona ilk defa dokunuyormuş gibiydi. Şu an dudaklarına duyduğum özlemi anlatamazdım... Pelin boğazını temizledi. Kahretsin ben Pelin’ i tamamen unuttum. Gerçekten sinir bozucuydu...

‘’Bunları daha sonra düşünürsün’’ dedi sırıtarak.

‘’Ne düşünüyorsun aşkım’’ dedi Melis gülümseyerek.

‘’Evet bizde merak ettik.’’dedi meleklerden bazıları..

‘’Ben… Şey... Im... ’’Lanet olsun! Pelin bunu yapmak zorunda mıydın? Yanaklarımın domates bahçesine döndüğüne emindim.

‘’Evet, aynen öyle’’ dedi Pelin. Alay ediyordu benimle. Ona kaşlarımı çatarak baktım.

‘’Hadi ama neler dönüyor siz ikinizin arasında?’’ diye sordu Melis. Tekrar iyice meraklanmıştı. Pelin’e baktım. ‘Söyleme sakın’ dedim.

‘’Eğmen şeyi düşünüyor…’’ Bana baktı gülümsüyordu. Kaşlarımı havaya kaldırdım.

’’Şeyi… Şeytanlarla aramızda olanları merak etmiş. Bende bunları sonra düşünürsün dedim. Ve şuan her şey yolunda mı diye sordu? Bende evet aynen öyle dedim. İşte bu kadar’’ dedi sırıtarak. ’Teşekkürler’ dedim düşüncelerimde. Göz kırptı.

‘’Evet aşkım sonra düşünürsün. Hem artık her şey yolunda’’ dedi Melis mükemmel gülümsemesiyle. Bu gülümseme için bile insan olmaya değerdi. Ama neler olduğunu bilmek istiyordum.

‘’Ben aslında her şeyi merak ediyorum. Daha sonraya bırakmak istemiyorum ve her şeyden önce nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Benim yüzümden canınız yandı. Çok, çok özür dilerim. Böyle olmasını istemezdim ama bizi rahat bırakmayacaklardı ya da sizi. Bir şekilde buna son vermemiz lazım’’ dedim.

’’Şeytanlar gerçekten iğrenç yaratıklar ne düşüneceklerini bilemezsiniz. Ama Andremelech hepsinden iğrençtir. Kıvrak bir zekaya sahiptir’’ dedim. Başım yere eğilmişti yine. Varlığım onları tehlikeye atıyordu.

‘’Saçmalama Eğmen. Ben gittim kulaklarını çektim artık bir daha size yaklaşmayacaklar ve bize. Bize yaklaşması zaten olanaksız. Sen bunları düşünme sakın ve kendini suçlama. Tamam, belki siz yol açtınız ama sen bize çok şeyler verdin. Bunu da unutma’’ dedi Pelin. Nasıl yani her şey bitmiş miydi şimdi?

‘’Eğmen evet savaş çıkacaktı. Hala tehlikedeydik ama Anafiel cesurca davranarak tek başına gitti ve bu savaşı önledi ve bir anlaşma yaptı. Gerçi ne kadar güvenebiliriz bilemiyoruz tabii ama şimdi her şey yolunda. Artık huzurla dolaşabilirsiniz’’ dedi Banu melek.

“Anafiel? Pelin sen Anafiel misin?”

“Evet neden bu kadar şaşırdın?”

“Şey ben senin ismini duymuştum. Başka bir Ülkede şeytan dostlarımız vardı. Anafiel diye bir meleğin işlerini bozduğunu, çok güçlü bir melek olduğunu ve oradan ayrılmaları gerektiğini söyleyip Ülkeyi terk etmişlerdi” Hafif bir tebessüm etti ben konuşmaya devam ettim

“ Ve sen şimdi tek başına gittin ve anlaşma yaptın öyle mi? Andremelech’ te Kabul etti”

‘’Gücümüzü küçümseme’’ dedi erkek meleklerden bir tanesi.

‘’Yoo! Hayır küçümsemiyorum. Sadece onlara güvenmiyorum o kadar’’ dedim.

‘’Güvenme tabii ama bize karşı gelemezler. Çok kayıp verdiler’’ dedi yine bir melek. Yüzleri ışıldıyordu. Çok güzellerdi gerçekten. Her konuşan meleğe şaşırarak bakıyordum. Sonra da Melis’e dönüyordum. Yine döndüm. Aslında oldukça şaşkındım.

‘’Rüya da gibiyim uyanmak istemiyorum’’ dedi Melis.

‘’Bende. Ama sanırım bunlar gerçek’’ dedim tuttuğum elini sıkarak.

‘’Ah! Sana bir sürprizimiz var’’ dedi meleklerden biri.

‘’Ama ilk önce Arya’ cım bir şeyler hazırlar mısın Eğmen’ in yemesi için’’ dedi Banu kraliçe adının Arya olduğunu öğrendiğim meleğe. İşte buna sevinmiştim. Midemdeki kazı çalışmaları hızını artırmıştı sanki.

‘’Sürprizi de Billur getirsin’’ dedi göz kırparak. Ne olduğunu çok merak ettim. Ne gibi bir sürpriz yapabilirlerdi ki?

‘’Aklınız ucundan dahi geçmez’’ dedi Pelin. Billur melek hızla dışarı çıktı. Arkasından da Arya melek çıktı.

‘’Gerçekten merak ettim’’ dedim Melis’e bakarak ipucu verir diye düşünüyordum aslında.

‘’Hiç bakma aşkım bende anlamadım’’ dedi. Oda kapıya bakıyordu..
Kapıdan içeri giren bedeni gördüğümde şok içinde kalmıştım.

‘’Andreas? Senin ne işin var burada?’’

‘’Hiç sorma arkadaşım. Bu çılgın melekler beni de kolumdan tutup getirdiler’’dedi gülümseyerek. Bir anda yüzü buruştu.

‘’İstiyorsan geri dönebilirsin’’ dedi Pelin.

‘’Şaka yapıyordum sadece. Espriden anladığını sanıyordum. Bunu yapmak zorunda mısın?’’ diye sordu Pelin’e.

‘’Anafiel! Lütfen o bizim misafirimiz’’ dedi Banu melek.

''Tamam, affedersiniz'' dedi Pelin ama hala sırıtıyordu.

''Şunu yapmayı keser misin? Canım yanıyor. Ah!'' dedi Andreas acıyla yüzü buruştu...

''Sadece deniyordum. Acaba hala şeytan mısın diye'' dedi. Ahh Pelin!

''Evet hala şeytanım ve zaten çok rahatsız durumdayım. Lütfen kes şunu!'' Dedi Andreas..

''Ahh! Çocuklar gibisiniz. Şakanın dozunu kaçırmayın'' dedi meleklerden bir tanesi.

''Bence de. Hah Arya da geldi'' dedi bir melek..

''Tebrik ederim arkadaşım. Güzel kokuyor.''

''Ne de olsa ben yaptım Hava' cım'' dedi Arya.

''Çok mütevazısın'' dedi gülümseyerek Hava. Arya elindeki tepsiyi Melis' e uzattı.

''Hadi bakalım. Şimdi sıra sende, bu yemeği yedir ama bundan sonra sen yapacaksın'' dedi gülümseyerek.

Melis'in yüzü kızarmıştı. Yüzündeki pembelik gittikçe artıyordu. Teninin güzel rengine yakışan bir ton, çok güzeldi. Gözlerinin içi gülüyordu. Ona gülümsedim Arya' nın elindeki tepsiyi alırken. Yanıma oturdu ve içinde ne olduğunu bilmediğim kaseye kaşığı daldırdı. Gerçekten güzel kokuyordu. Derin bir nefes aldım kokusu çok güzeldi.

''Çok güzel kokuyor. Nedir bu?'' diye sordum.

''Mercimek çorbası''dedi Arya.

''Teşekkür ederim. Zahmet oldu'' dedim.

''Bizim için bir zevk'' dedi Hava.

''Hadi bakalım. Aç ağzını'' dedi Melis. Herkes kıkırdadı. Aslında bu şekilde mercek altında olmak utandırıyordu beni.

''Hadi biz çıkalım da rahat, rahat yesin'' dedi Pelin.

Ah! Yine unutmuştum onun aklımı okuduğunu. Nihayet bir işe yaradı akılımı okuması. ‘Teşekkür ederim’ dedim yine düşüncelerimde. Gülümsedi.

“Diğerini de duydum”

Bütün melekler bir anda ''Afiyet olsun'' dedikten sonra çıktılar.

''Andreas sen biraz kalır mısın?'' dedim Andreas' ta çıkarken.

''Tamam'' dedi Andreas ve kapıdan geri döndü.

Melis bana çorbayı içirirken heyecanlı olduğu her halinden belliydi.

''Beğendin mi?'' diye sordu. Gerçekten lezzetliydi. İçtikçe midemdeki sancı azalıyordu.

''Çok güzel'' dedim ve Andreas' a döndüm.

''Nasıl oldu bu? Yani buraya neden getirdiler seni?'' dedim. Burada olduğundan çok memnundum.

''Meleklere yardım etmek istedim. Onların kaçmasını önlemeliydim aslında ama içimden gelmedi. Yapmak zorunda olduğumu değil yapmam gerekeni yaptım. Senin için. Billur melekte gelmem için diğerlerini ikna etti ve beni de buraya getirdi. Geldikten sonra... Oraya ait olmadığımı anladım. İşte bu kadar'' dedi gülümseyerek.

''Tabii rahatsızlığımı görmezden gelmeye çalışıyorum ama sanırım yavaş yavaş alışıyorum'' dedi göz kırparak.

''Çok sevindim arkadaşım. Çok... Peki ne yapmayı düşünüyorsun?'' diye sordum.

''Hiç bir fikrim yok sanırım bir süre burada kalacağım. Senin gibi... İnsan olmak gibi bir ihtimalim de yok şuan için'' dedi suratını asarak. Onun da böyle düşündüğünü hiç tahmin etmezdim.

”Bende tahmin etmezdim ama sanırım güzel olurdu. Hele böyle ilgiyle bakıldığını görünce… İmrenmemek elde değil'' Dedi düşüncelerime karşılık vermişti. İşte bu garipti. Herkes düşüncelerimi okuyordu.

''Bunu tamamen unutmuştum.''

''Yine neler oluyor?'' diye sordu Melis. Elindeki su bardağını bana uzatırken.

''Önemli değil aşkım. Akıl okuma meselesi. Gerçekten sinir bozucu oluyormuş'' dedim gülümseyerek ve elindeki bardağı aldım. Soluksuz sonuna kadar içtim. Çok iyi gelmişti. Şimdi kendimi tamamen iyileşmiş hissediyordum. Melis'e döndüm ve bardağı uzattım. Eli elime değdiğinde vücudumda bir titreme oldu..

''Ben sizi yalnız bırakayım. Konuşacaklarınız vardır'' dedi Andreas yüzünde muzip bir sırıtmayla ve ben daha bir şey söylemeden Şeytan hızında çıktı..

“Ah! Evet sonunda.''dedim gülümseyerek..

''Evet, nasıl hissediyorsun?'' diye sordu Melis utanarak.

''Çok iyi. Hatta fazla iyi'' dedim sırıtarak. Melis ayağa kalktı. Elindekileri odada bulunan masaya koydu. Bana gülümseyerek geldi ve yanıma oturdu tekrar..

''Bir şey yapabilir miyim?'' diye sordu..

''Evet, ama ne olduğunu merak ettim'' dedim. Düşüncelerini okuyamamak gerçekten garipti. Yavaşça eğildi ve başını kalbimin bulunduğu yere koydu..

''İşte bu harika! Duyduğum en güzel melodi'' dedi. Heyecanlanmıştım ve kalp ritimlerimin değiştiğini hissedebiliyordum.

''Daha hızlı atıyor'' dedi başını kaldırdı ve yüzüme yaklaştırdı yüzünü. Yaklaştıkça kalbimin daha da şiddetlendiğini hissedebiliyordum. Melis'te de böyle oluyordu demek ki…

Dudakları dudaklarımı bulduğunda kalbimin durduğunu sandım bir an için. Öpücüğüne karşılık verdim. Bu su içmek gibiydi. Çok daha güzel... Onu hissetmenin daha farklı olacağını bilmiyordum. Midemdeki kıpırdanmanın açlıktan olmadığına emindim. Vücudumdaki değişiklik kendisini belli ediyordu ve uyandığımdan beri yaşadığım en güzel duyguydu.

''Seni seviyorum'' dedim nefes almak için ara verdiğimiz sırada.

''Seni seviyorum'' dedi gülümseyen deniz gözleriyle...

Şatoda üç gün daha kalmıştık. Artık tamamen iyiydim ve tamamen mutluydum. Öyle ki içim içime sığmıyordu. Her saniye Melis' le birlikte olmak çok başka bir duyguydu. Son gece her zaman istediğim şey yapmıştım sonunda. Melis' le birlikte bilinçsizliğe dalmak. Uyumak. Bana zarar vermekten korkuyordu ama onu iyi olduğuma ikna etmiştim ve huzur dolu bedeninin, ipeksi teninin kokusunda uyumuştuk sımsıkı sarılarak.

Şatodan ayrıldığımızda neler yapmamız gerektiğini bütün meleklerin hepsi bir aradayken konuşmuştuk. Banu melek bize yardım edecekti. İlk işim Kente döndüğümde bir ev tutmaktı. Ve yanımda Andreas' ı da götürmeyi planlıyordum. Çünkü Pelin'le kavgaları hiç bitmiyordu. Sürekli bir tartışma içindeydiler. Andreas kibarlık yapıyordu çoğu zaman ona saldırmıyordu ama Pelin' i durdurmak mümkün değildi. Nedense birbirlerine takmışlardı…

Meleklerin şatosundan ayrıldığımızda ilk işim tabii ki baş melek Banu'nun yardımıyla bir ev bulmaktı. Melis' in sadece bir sokak ilerisinde…
Eğer yanınızda bir şeytan ve bir melek ordusu varsa evi yerleştirmenin sadece 3 dakika alacağına şaşırmak lazımdı. Sadece 3 dakika da bütün ev temizlenip, eşyalar yerleştirilmişti. Gerçi Andreas, Pelin' le takışmaktan ve güçlerini kaybettiğini düşünmekten biraz zorlanmıştı. Pelin' in onu engellediğini düşünüyordum.

Yüce Merkabah Pelin' e bir görev daha vermişti ve biz duyduğumuzda kahkahalarla gülmüştük. Melis' i, beni ve Andreas’ ı koruma görevi. Bizi koruyacağı için seviniyordu ama Andreas' ı korumak onun sinirlerini bozuyordu ve ben bu durumda çok eğlenmiştim. Pelin’ den intikamımı alıyordum…

Yavaş, yavaş her şey yoluna giriyordu. Melis’ te bende çok mutluyduk. Şimdi geriye mutluluğumuzu sonsuzluğa taşımak kalıyordu…


Yazarlar ; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:28

34. Bölüm [MELİS]
Tanışma




Acılar, sıkıntılar, hüzünler… Bunları yaşamıştık hem de en ağır şekilde, birlikte göğüslemiştik her şeyi. Yanlışa düşmüştük ama sonunda hep birlikteydik işte. Hep olmak istedediğimiz gibi. Aşkımız gün geçtikçe arttı. Birbirimize her gün daha fazla bağlandık. Bulunduğu şehirde Üniversiteyi kazanmıştım. Eğmen’ bu duruma çok sevinmişti. 4 yıl boyunca her gün görüşmüştük hiç yalnız bırakmamıştı..

“Kep törenine sadece bir kaç gün kaldı aşkım sende gelceksin dimi?”

“Tabii ki geleceğim aşkım seni yalnız bırakır mıyım”

“Seni seviyorum”

“Bende seni seviyorum”

“Bu akşam buluşup biraz gezelim mi?”

“Tabii çok sevinirim”

“İyi akşam görüşürüz aşkım” deyip ayrılmıştık birbirimizden. Bende eve gitmiştim. Çok mutluydum. Herkes bu mutluluğumun farkındaydı. Bu mutluluğumun sebebinin bir erkek olduğunu anlamışlardı. Ama üstüme varmıyorlardı. Erkek arkadaşıma minnettar olduklarına emindim. Çünkü beni böyle mutlu gördükçe daha çok mutlu oluyorlardı.

“Annemcim bu akşam arkadaşımla buluşacağım. 1-2 saat dışarı çıkabilir miyim?”

“Tabii kızım”

“Teşekkürler annecim. Ben hazırlanmak için odama çıkıyorum” dedim ve odama çıktım. Tam hazırlanmıştım ki annem kapıyı çaldı. Yerimden sıçradım çünkü Eğmen’ i düşünüyordum.

''Kızım girebilir miyim?'' Annem çıkacağım zaman odama gelmezdi. Kesin Eğmen hakkında konuşmak için gelmiştir. Zaten artık konuşmanın vaktide gelmişti ama ben nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Of ne kadar zor bir durum muş sevdiğini ailene anlatmak. Ama onu çok seviyorum bir an önce söylersem her şey daha çabuk yoluna girer.

''Tabii ki anneciğim. Gelebilirsin?'' Heyecanım sesime yansımıştı. Kesin annemin bunu fark etti.

Annem içeriye girdi ve beni baştan aşağıya süzdü. Yanaklarım al al olmuştu. Dudaklarında bir tebessüm oluştu. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzü ışıl ışıl, bir melek kadar güzel görünüyordu. Benim bu kadar değiştiğimi görmek onu mutlu ediyordu.

''Seninle biraz konuşabilir miyiz?'' diye sordu içten bir gülümsemeyle. İşte vakti geldi. Allah’ ım bana yardım et. Çok utanmıştım kesin kızarmıştım ve kesin annem bunu fark etmiştir.

''Eve tabii ki anneciğim. Ne konuşacağız?'' diye sordum.Ne konuşacağımızı gayet iyi bildiğim halde. Heyecandan sesim çatallaşmıştı. Boğazımı temizledim.

Annem yanıma gelip yatağıma oturdu ve yanındaki boşluğu eliyle işaret edip yanına oturmamı istedi. Hemen usulca yanına oturdum. Annem derin bir nefes aldı. Evet artık konuşma başlıyordu.

''Ben babanla tanışmadan önce çok hırçın bir gençtim, dik kafalı, asabiydim biraz ve bir gün babanla tanıştım'' dedi ve eliylede saçlarımı okşuyordu. Kendi tanışmalarını anlatacağı, oradan konuya gireceğini hiç düşünmemiştim. Şimdiye kadar bana hiç bunlardan bahsetmemişti.

''Sanki bir el bana dokundu ve bütün o hırçınlığım, asabiyetim yerle bir oldu. Aşk bedene, kalbe düşünce biraz aptal gibi oluyor insan, ayakları yere basmadan yürüyor sanki. Herkese gülücükler gönderebiliyorsun. Şimdi sende, kendi gençliğimi görüyorum'' dedi gülümseyerek ve saçlarımı okşamaya devam ederek. Başım yere düştü. Halıda bir figüre diktim gözümü. Annem çenemi tutup başımı yukarı kaldırdı ve gözlerimin içine baktı.

''Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?'' diye sordu şefkatli, yumuşacık sesiyle.

Anneme bir anda sımsıkı sarıldım ve gözyaşlarımı tutamadım. Böyle tatlı ve anlayışlı bir annem olduğu için çok şansılıydım. Onları çok seviyordum bunu bir kez daha anlamıştım. Gözyaşlarımı elimle sildim ve utangaç bir tavırla,

“Evet anneciğim var” dedim. Hiç konuşmadı sessizce benim anlatmamı bekledi.

“Eğmen. Onu 5 senedir seviyorum. Üniversiteye gitmeden önce tanışmıştık. Merve’ de tanıyordu” Merve… Yıllar geçmişti ama o hep benimleydi. Sanki bir yere gitmiş gelecekmiş gibi hissediyordum. Onu unutmamın imkanı yoktu. Kısa bir sessizlikten sonra anlatmaya devam ettim.

“Çok iyi anlaşıyoruz. Onunla hayata yeniden başladım, o da benimle yeniden başladı. Çok fazla Ülke gezmiş. Bir çok dili biliyor ve maddi durumu çok iyi. Babasından ona yüklüce miras kaldı. Farklı Ülkelerde daireleri var onların kirasıyla geçiniyor. 28 yaşında çok tatlı biri” dedim utanarak. Kendimi öyle kaptırmıştım ki onu anlatmaya tatlı olduğunu bile söyleye bilmiştim. Annemin yüzünde tebessüm oluştu.

“Seni böyle mutlu ettiğini görmek bile ona karşı sempati duymama yetti. En kısa zamanda onunla ve ailesiylede tanışmak isteriz” dedi. Ailem onunla ve ailesiyle tanışmak istiyordu. Buna inanamıyordum. Demek artık her şey tam anlamıyla yoluna giriyordu. Birbirimize kavuşmamıza az kalmıştı. Bu mutlu düşüncelerin arasından bir şeyi sonradan fark ettim. Ailesi mi? İyi ama onun ailesi yok ki! Hemen Eğmen’ le konuşmam gerekiyordu.

“Annecim geç kalıyorum gidebilir miyim”

“Tabii kızım. Akşama geç kalma”

“Tamam annecim” dedim ve yanığına koca bir öpücük kondurarak Eğmen’ in yanına doğru gittim.

Eğmen beni sahil kenarında bekliyordu. Onu görünce kalp atışlarımın ritmi değişiyordu. Allahım her zaman böylemi olacaktı. Ne güzel bir duyguydu bu. Onu çok seviyordum çok. Koşarak yanına gittim “Eğmen” diye seslendim hemen arkasını döndü ve o da bana doğru yürümeye başladı. Hemen boynuna sarıldım

“Seni çok özledim”

“Bende seni çok özledim aşkım” dedi

“Sana söyleyeceklerim var. Neler oldu bilemezsin”

“Ne oldu aşkım?”

“Anneme bugün seni anlattım. Seninle ve ailenle tanışmak istediklerini söyledi” Ailenle kelimesini çekinerek söylemiştim çünkü onun bir ailesi yoktu.

“Benimle tanışmak mı?” Sesinden heyecanı anlaşılıyordu. Sesi titremişti

“Evet aşkım”

“İyi o zaman 2 gün sonra akşam yemeğe geliyorsun”

“İki gün sonra mı?” Heyecan ve korku oluştu bir an gözlerinde.

“Eğer tanışmak için hazır değilsen…” diyordum ki hemen sözümü kesti

“Şşş… ben bunu kaç yıldır bekliyorum biliyor musun? Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Ama tabii heyecanda var ilkkez bir insan ailesiyle hem de sevdiğim kızın ailesiyle tanışacağım. Beni anlıyorsun dimi? Yani heyecanı mı?”

“Tabii ki anlıyorum hayatım. Bende senin gibi çok heyecanlıyım. Peki aile işini nasıl yapacağız. Bir şeyler düşüneceğiz artık. Hele benle bir tanışsınlar bakalım” dedi yüzünde çok bir gülümsemeyle. Onun bu gülüşü tüm endişemi alıp götürüyordu.

….

Akşam olup eve gittiğimde hemen annemin yanına koştum

“Annecim, Eğmen’ le tanışma işini ayarladım iki gün sonra akşam yemeğe gelecek”

“Çok güzel kızım çok sevindim” dedi ve ben hemen odama çıktım. Çok heyecanlıydım iki gün benim yani bizim için geçmek bilmeyecekti.

Niyahet o iki gün gelmiş, çatmıştı… Neyseki Pelin, Eğmen’ den önce gelecekti. Beni yalnız bırakmayacaktı. Tam hazırlandım ki kapı çaldı Pelin içireyi girdi.

“Bizim prenses hazırlanmış demek. Çok güzel gözüküyorsun tatlım”

“Teşekkürler” dedim ama sesim titremişti.

“Bu ne heyecan. Senle Eğmen heyecan konusunda yarışıyorsunuz resmen” Eğmende heyecanlıydı aşkım benim.

“Çok mu heyecanlı”

“Evet, çiçek almayı unutacak kadar” dedi ve ben kahkahayı patlattım.

“Canım benim iyiki erken geldin” dedim ve sarıldım. Kapı sesini duyduk Eğmen gelmiş olmalıydı hemen aşağıya indim. Kapıyı açtım annem benim arkamda bekliyordu

“Hoş geldin” dedim ne kadarda yakışıklı olmuştu. İlk kez onu takım elbiseyle görüyordum.

“Hoş buldum” dedi oldukça nazik sestonuyla

“Annecim tanıştırayım Eğmen, Eğmen annem …… “

“Memnun oldum” dedi ve tam bir beyefendi gibi annemin elini öptü. İnanamadım böyle bir hareket beklemiyordum. Annemde çok şaşırmıştı ama gözlerinin içi ışıldıyordu. Pelin’ e baktım bir kaşımı kaldırarak. Annemin düşünceleri ne yönde diye. Pelin anladı ve bana güldü başını iyi anlamında salladı. Çok sevinmiştim. İçire girdik ve babam ayağa kalktı.
Bu sefer Eğmen’ i annem tanıştırmıştı. Eğmen babamla ve Emre ile tokalaştı ve oturdular.

Emre’ nin Eğmen’ e öfkeli bakışlarını yakaldım ve ona ters bir bakış attım. O da hemen kafasını çevirdi. Ablasını elinden alacağı için ona kızdığını anlıyordum.

Bizde Pelin’ le beraber mutfağa girdik salata hazırlamak için. Eğmen’ i yalnız bıraktığım için eminim kızgındır diye düşünüyordum ki Pelin,

“Yok canım o kadar heyecanlı ki yalnız kaldığının farkında bile değil” dedi ve biz kahkahalarla güldük. Sonra sesimiz içire gidecek diye ağzımızı kapatıp kırkırdamaya devam ettik. Annem geldi ve

“Çabuk olun kızlar yemekler soğumasın” dedi. Pelin hemen melek hızıyla iki dakikada yaptı salatayı.

“Sana kalsa sabah kahvaltıda yerdik artık bu salatalıkları” dedi ve güldü

“Yaa Pelin bari şimdi üstüme gelme”

“Üstüne gelmiyorum, doğruları söylüyorum küçük hanım” ona dil çıkardım ve sofranın son tabağı olan salatayı sofraya koydum.

“Yemek hazır. Buyurun” dedim ve hep beraber sofraya oturduk.

Pelin kırkırdayıp duruyordu ve bu Eğmen ve benim sinirlerimizi bozuyordu. Utanıyorduk ve iyice kızarmamıza sebep oluyordu. Pelin anneme bir baktı ve kıkırdaması anında kesildi. Annem kesin Pelin’ in deli olduğunu düşünmüştür diye aklımdan geçirdim ki Pelin bana baktı ve burnunu havaya kaldırıp başını diğer yöne çevirdi. Bu kesin evet anlamına geliyordu. Bende zorlada olsa kahkahamı bastırmıştım.

“Ailen nerde?” diye Eğmen’ e sordu babam. Eğmen birden yutkundu sanırım böyle bir soru beklemiyordu ve ne diyeceğini bilmiyordu. Eyvah şimdi ne diyecekti? Zaman kazanmak için bir bardak su aldı ve tam içerken,

''Babası vefat etmiş. Annesi de yurt dışında. Yakın zamanda gelme ihtimali var'' dedi Pelin yüne gülümsemeyle. Buda neydi şimdi? Nerden çıkmıştı? Bir an öfkeyle Pelin’ in ayağına bastım. Sussun diye. Yoksa her şeyi iyice batıracaktı. Basmamla beraber

“Ahh! “ diye bağırdı

''Ne oldu kızım neyin var'' diye sordu annem.

''Ayağımı çarptım'' dedi Pelin sinirle.

''Çok üzüldüm evladım. Başın sağ olsun. Annenle de tanışmayı isteriz'' dedi babam.

Harika şimdi nerden bulacaktık anne. Pelin ne yapmaya çalışıyorsun diye geçirdim içimden. Pelin bana imalı imalı bakıyordu ama ben hiçbir şey anlamıyordum bakışlarından. Bende düşüncelerimle 'Üzgünüm akıl okuma yeteneğim yok benim’ dedim. Pelin gözlerini devirdi. Babam Eğmen’ den hala bir cevap bekliyordu.

''Tabii efendim en kısa zamanda. Oda sizinle tanışmayı isteyecektir'' dedi Eğmen. Başka ne diyebilirdiki?

“Memnun oluruz” dedi babam ve devam etti “Ne işle uğraşıyorsun?”

“Babamdan yüklü miktarda miras kaldı. Birkaç Ülke de evler var hepsi kirada ve ben borsa işiyle uğraşıyorum”

“Araban var mı?” diye sordu Emre. Hepemiz şaşırıp Emre’ ye baktık. Annem sus gibilerinden işaret yaptı.

“Evet var” dedi Eğmen yüzünde tebessümle.

“Önemli olan kızımı mutlu etmen, onu üzmemen” dedi annem. Çok utanmıştım başımı yere doğru eğdim

“Benim içinde önemli olan Melis efendim. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapıyorum ve yapmayada devam edeceğim. Endişeniz olmasın” dedi. Bu sözleri kalbimi okşamıştı. Beni ne kadar mutlu ettiğini, yüreğimi bir görselerdi. Eğmen’ e taparlardı

Yemek bitmişti ve çok güzel geçmişti. Eğmen’ i yolcu etmek için kapıya geldik.

“Çok memnun oldum oğlum. Ailenle yine bekleriz” dedi babam. Annemde

“Evet, mutlaka tekrarlayalım” dedi. Eğmen’ in de benimde yüzümde tebessüm oluştu. Nihayet bu günüde atlatmıştık hemde en başarılı şekilde

“Tabii efendim” dedi ve gitti. Ailemle beraber salona geçtik. Babam konuşmaya başladı

“Kızım doğru karar vereceğini biliyordum. Bundan hiç şüphem yoktu. Sana hep güvenmişimdir. Beni yanıltmadın kızım. Çok doğru bir karar vermişsin” dedi ve ben çok utandım başımı yere eğdim. Eminim kıpkırmızı olmuşumdur. Annemde,

“ Terbiyeli, beyefendi olduğu kadar çok centilmende” dedi ve ben aşkımla bir kez daha gurur duydum.

Konuşma bitip odama gittiğim zaman ilk işim Pelin’ i aramak oldu. Eğmen’ in annesi var diyerek bizi neden zor duruma soktuğunu soracaktım. İkinci çalışında açtı

“Ayağım hala ağırıyor” dedi telefonu açar açmaz.

“Az bile vurdum. Ne yapmaya çalışıyorsun? Eğmen’ in annesi olduğunuda nerden çıkardın?”

“Var tabii ya yok mu?”

“Var mı?”

“Banu melekte annemiz sayılmaz mı? Seve seve annesi olacağını söyledi”

“Gerçekten mi?”

“Evet canım. Merak etme her şey ayarlandı. Hadi sen şimdi gönül rahatlığıyla uyu”

“Ay çok teşekkür ederim Pelin. Bir an çok korktum altından nasıl kalkacağız diye. Ama ayağına vurduğum için özür dilemeyeceğim. Neden daha önce söylemedin”

“Sürpriz yapmak istedim. Hem böyle daha eğlenceli oldu”

“İyi seni yine eğlendirebildiysek ne mutlu bize. İyi geceler”

“Hemen surat asma tatlım. Kabul et iyi adrenalin oldu. Hadi iyi geceler” dedi ve kahkahalar eşliğinde uyudu.

O kadar mutluydumki mutluluktan gözüme uyku girmiyordu bir türlü. Bir an önce sabah olsun Eğmen’ le buluşup ailemin hakkında ki düşüncelerini söylemek istiyordum.

Ertesi sabah büyük bir heyecan ve mutlulukla Eğmen’ le buluştum hemen sarılıp “seni çok özledim” dedim.

“Bende seni çok özledim aşkım. Sabah olmayacak sandım”

“Bende öyle. Senden sonra neler oldu bilemezsin”

“Ne oldu? Ailem benim hakkımda ne düşünüyor?” diye sordu. Ailem i vurgulamıştı. Ailem demişti. Artık onları ailesi olarak görüyordu. Bu mutluluğumu anlatacak kelime bulamıyordum. Sadece ona aşkla ve gururla bakıyordum. Ona minnettardım bana bu güzel duyguları yaşattığı ve ailemi ailesi olarak gördüğü için…

“Seni çok beğendiler ve şimdiden evlatları olarak görmeye başladılar. Annem çok kibar ve beyefendi olduğunu düşünüyor. Çok çok sevdiler seni”

“Bende onları sevdim aşkım. Harika bir ailemiz var” dedi. Sarıldık bir süre öylece denizi izledik. Birden aklıma yarın ki kep töreni geldi.

“Aşkım yarın kep törenine geleceksin dimi?”

“Evet geleceğim aşkım. Gelmem olur mu? Dört yıldır bu günü bekliyorum. Peki sen baloya gitmemekte kararlımısın?”

“Evet aşkım gitmeyeceğim”

“Peki o zaman ben sevgilimi yarın akşam rehin alabilir miyim?”

“İşte bu harika olur” dedim yüzümde koca bir gülümsemeyle. Tek yapmak istediğim sevdiğimin yanında olmaktı. Birbirimize sarılıp sessizliğin ve mutluluğumuzun tadını çıkardıktan sonra ayrılma vakti gelmişti.

“Aşkım benim gitmem lazım”

“Bırakıyım seni eve” işte bu uzun zamandır yapmak istediğim şeydi. Eve beni o bırakması… Ailemin haberi olmadığı için sürekli yarı yolda ayrılmak zorunda kalıyorduk. Ama artık bunlara gerek yoktu ve bu durum beni inanılmaz derecede rahatlatmıştı.

Beraber el ele mutluluğumuzun tadını çıkarak yürüyorduk.

“Aşkım yarın bize geliceksin dimi. Hep beraber tören alanına gideceğiz”

“Çok isterdim hayatım ama yarın sabah gelemem. Andreas’ la işimiz var. Ben direk tören alanına geleceğim” yüzüm asılmıştı. Beraber gitmeyi planlıyordum.

“Asma suratını aşkım. Söz veriyorum yetişeceğim”
Onun üzülmesine dayanamıyordum hemen yüzüme gülücük kondurup “Tamam aşkım” dedim.

“İşte bu! Bir insana gülümseme bu kadar mı yakışır” dedi ve ben çok utandım. Eliyle başımı kendine doğru çekti ve dudaklarımdan öptü. Artık eve gelmiştik ve ayrılma vakti gelmişti.

“İçeri girmek istermisin hayatım”

“Çok isterdim ama bir günde bu kadar heyecan yeter” dedi ve güldü. Sanırım haklıydı. Hem benimde yarın için hazırlık yapmam gerekiyordu.

“Görüşürüz aşkım”
“Görüşürüz bitanem. Seni seviyorum”

Eve girdiğim zaman annemin yüzünde koca bir gülümseme vardı. Bizi görmüş olmalıydı. İnanamıyorum çok utanmıştım. Yüzümün kızardığını hissedebiliyordum.

“Neden içeri girmedi damadım” dedi annem gülümsemeyle

“Annecim lütfen” dedim utandığımı anlıyordu ve fazla üstüme gelmedi. Bunun için ona minnettardım

“Annecim yarın kep törenine Eğmen’ de gelecek. Sakıncası yok dimi?”

“Olur mu kızım. Tabii ki gelmesi lazım. Gelmeseydi sakıncası olurdu”

Hemen gittim anneme sarıldım ve yanağından öpüp “ Ben odama çıkıyorum sonrada duş alıp yatacağım. Yarın zinde olmam lazım” dedim ve hemen odama çıktım. Kaşlarımı aldım duş alıp hemen yattım.

Sabah olduğunda inanılmaz derecede huzurluydum ve çok mutlu. Neşeli bir şekilde yatağımdan kalkıp hemen bizimkileri uyandırmaya gittim. Geç kalmak istemiyordum. Annemlerin yatak odasının kapısına vurdum ama ses gelmedi. Mutfaktaki sesleri duyunca kalkmış olduklarını anladım ve hemen mutfağa gittim. Annem sofrayı hazırlamış hatta üstlerini bile giymişlerdi.

“Annecim harikasın. Bana kalsa geç kalacaktım”

“Kızım bu önemli gününe bizde geç kalmak istemeyiz. Hadi sen git hazırlan ve kahvaltıya gel. Sonrada hemen çıkarız”

“Bu ne ilgi yaa… Benim papucum iyice dama atıldı. Benimlede mezuniyet törenimde böyle ilgilenmezseniz isyan başlatırım” dedi Emre. Ona dil çıkardım ve hemen hızlıca odama çıktım.

Mezuniyet töreni için daha önceden almış olduğum siyah dizime kadar olan eteğimi, üstüme krem gömleğimi ve üstüme siyah çeketimi, ayağımada siyah topuklu ayakkabalarımı giydim. Saçlarımıda dağınık topuz yaptım. İşte hazırdım hızlıca mutfağa gittim. Bizimkilerin bana hayranlıkla bakışlarına mağruz kaldım. Çok utandım.

“Harika görünüyorsun kızım” dedi babam. Babamdan böyle bir iltifat almak beni çok şaşırtmış ve bir o kadar da mutlu etmişti. Annemin gözleri dolmuştu. Emre,

“Sürekli berbat görmeye alıştığımız için. Bir an böyle görünce şaşırdık hepsi bu. Aslında her zaman böyle olman lazım. Ama sen çok pasaklısın” dedi. Bir tane kafasına indirdim.

“Senin dilin çok uzadı bakıyorum ki”

“Hadi bırakın didişmeyi de kahvaltı yapın yoksa geç kalacağız” dedi annem.

Hemen yemeğimizi yedik ve mezuniyet alanına gittik. Kalabalıkta Eğmen’ i aradım ama bulamadım daha gelmemiş olmalıydı. İnşallah geç kalmaz diye umut ediyordum. Artık bütün öğrenciler ailelerinin yanından ayrılmış, kürsüye doğru gitmiştik. Bütün öğrencilerin tek tek adı söylenmeye başlamıştı ve Eğmen hala yoktu.

Sıra benim adıma gelmişti ‘Sayın Melis Özen’ diye bana seslendikleri zaman heyecanla kürsüye doğru yürüdüm gözüm hala kalabalıktaydı. ‘Tebrikler kızım. Başarılarının devamını dileriz’ deyip diplomamı elime uzattı ve ben kalabalığa döndüğüm anda Eğmen yüzünde harika bir gülümsemeyle bana bakıp el sallıyordu. İşte şimdi her şey tam olmuştu. Hızlıca kürsüden inip kalabalığı aşmıştım. Eğmen’ in yanına gittim ve hemen boynuna sarıldım.

“Aşkım yetişemeyeceksin sandım. Çok korkuttun beni”

“Yetişmez olurmuyum. Unuttun mu sana söz verdim bitanem” Dedi ve dudakları dudaklarımı buldu. Emre yanımıza gelip öksürdü. Pispis sırıtıyordu.

“Aile var burda” dedi ve ben anında Eğmen’ in kollarından ayrılıp hemen uzaklaştım. Çok utanmıştım. Rezil olmuştum. Annemle babam gelip beni tebrik etmişlerdi. Annem gözlerinde yaşlar vardı hala. Ağlamış olmalıydı. Sonra Eğmen’ dönüp ona hoş geldin demişlerdi.

“Nasılsınız efendim?”

“Teşekkürler oğlum iyiyiz sen nasılsın?” dedi annem son derece sevecen ses tonuyla. Onu çok sevdikleri her hallerinden belli oluyordu.

“Teşekkürler bende iyiyim” dedi Eğmen. Sonra gevelenmeye başladı. Bir şey diyecek ama söylemeye çekiniyormuş gibi

“Şey… Efendim… Ee… İzin verirseniz törenden sonra Melis’ i yemeğe çıkartmak istiyorum” dedi ve ben çok şaşırmıştım. Ailemden kendisinin izin alması beni çok onurlandırmıştı. Babam ve Emre biraz ciddileşmişti ama annemin yüzünde gülümseme hiç gitmemişti ve

“Tabii oğlum” dedi annem. Annemin bu anlayışı için ona sonsuza kadar minnettar kalacaktım. Biraz muhabbet ettikten sonra Babam,

“Benim işe gitmem lazım toplantıya geç kalacağım” dedi. Eğmen’ in yüzünde rahatlama oldu. Bu konuşmanın bitmeyeceğini düşünüyordu büyük ihtimalle. Annemde,

“Bizde gitsek iyi olacak hem sizde yemeğe geç kalmayın” dedi annem. Vedalıştık ve Eğmen elimden tuttu ve yürümeye başladık arabanın olduğu yere kadar.

“Eee aşkım demeyecek misin nereye gittiğimizi?”

“Hayır demem. Sürpriz”

“Lütfen aşkım lütfen. Hiç yoksa bir ipucu ver”

“Hayııırr! Boşuna ısrar etme” dedi ve arabanın oraya gelmiştik. Arabaya binmeden

“İyi peki etmem” dedim ve suratımı astım. Beni arabaya yasladı baştan aşağı bir süzdü ve,

“Bu güzel bayana surat asmak hiç yakışmıyor” dedi ve bana iyice yaklaştı. Artık nefeslerimiz birbirine değiyordu ve kalbimin yerinden çıkacağını hissediyordum.

“Harika ve çok çekici göründüğünü söylemişmiydim” dedi.

Bende hayır anlamında başımı sağa sola çevirdim. Kımıldayamıyordum. Kımıldamakta istemiyordum. Yüzünde savaşı kazanmış sinsi bir gülümsemeyle burnumdan öptü sonra yanığımdan ve dudaklarımdan. Nefesimin kesileceğini hissediyordum. Beni bıraktı ve arabanın kapısını açtı

“Prenses… Buyurun…” dedi. Derin bir nefes aldım öpüşün hala etkisinden kurtulamamıştım. Çok mutluydum ve başım dönüyordu. Bir adım atınca olduğum yerde sendeledim. Hemen beni yakaladı ve kahkahayı bastı.

“Sana tapıyorum” dedi. Rüyada gibiydim ve hiç uyanmak istemiyordum. [/color] [/i]

Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkürler :Rose:

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:30

Melis 2. kısım

Arabaya bindim ve yola çıktık. Daha önce hiç gitmediğim yollara sapıyordu. Sürekli yön değiştiriyordu. Ne yapmaya çalıştığını ilk anlamamıştım.

“Aşkım neden sürekli yön değiştiriyorsun?”

“Sen bugün çok soru soruyorsun” dedi tebessümle. Bende hemen küsmüş gibi burnumu havaya kaldırdım ve başımı sağa çevirdim. Camdan etrafı izlemeye başladım. Aniden durdu.
Eliyle başımı tuttu ve kendine çevirdi. Gözlerimin içine aşk, arzu ve tutkuyla bakıyordu. Ve benim kalbimin yine ritmi değişmişti. Eğildi ve dudaklarımdan büyük bir arzuyla öptü. Sonra torpidodan pembe bir mendil çıkardı.

“Bu da ne?” diye sordum.

“Sürprizin bir parçası” dedi ve gözlerimi bağlamaya başladı.

“Eğmen ne yapıyorsun?”

“Sürprizin tam anlamıyla yerine gelmesini sağlıyorum” dedi ve güldü. Bende ona güldüm. Hevesini kırmak istemiyordum ve bu yaptığı çok hoşuma gidiyordu. Yarım saat daha arabayla yolculuk yaptıktan sonra bir yerde durdu ve elimi tutup beni arabadan indirdi. Biraz yürüdükten sonra bir kapı açıldı ve sessizlik hakimdi. Bu kadar sessiz olduğuna göre demek bir lokantaya gelmemiştik.

Peki o zaman beni nereye getirmiş olabilirdi ki?... İyice merak etmiştim. Uzun bir yol yürüdükten sonra beni sağa doğru çevirdi ve “Hazır mısın aşkım?” diye sordu. Artık kalbimin atmadığını düşünüyordum. Heyecandan konuşamıyordum bile ve evet anlamında başımı salladım. Gözlerimi açtı karşımda gördüğüm manzara karşısında şok olmuştum

“Aaa… İnanamıyorum…” Diye bir çığlık attım. Herkes kahkahayla gülmeye başladı ve alkışladılar.

“Sizler… Herkes…. Herkes burada inanamıyorum. Ne kadar özlemiştim sizleri” dedim Banu melek ve diğer meleklere.

“Bizde seni çok özlemiştik Melis’ cim” Etrafa bakındım tavan olduğu gibi süslerle doluydu yerlerde ise mumlar ve güller vardı. Aralıklarla duran yuvarlak masalar ve masaların üstünde kurabiyeler ve içecekler vardı.

“Bura inanılmaz güzel olmuş. Harika… Mükemmel… Diyecek bir şey bulamıyorum. Bütün bunlar benim için mi yani?”

“Evet canım. Her şeyi Eğmen planladı. Baloya gitmeyeceğini söylediğin zaman burada senin için küçük bir balo yapmaya karar verdi. Bizde memnuniyetle kabul ettik” dedi Banu melek. Gözlerim dolmuştu. Aşkım benim demek onun için geç kalmıştı. Benim için koşturuyordu. Hemen boynuna sarıldım ve gözyaşlarımı tutamadım

“Aşkım lütfen… Sen mutlu ol diye bunları hazırladık. Yapma” dedi

“Mutluluktan ağlıyorum aşkım. Seni çok ama çok seviyorum”

“Bende seni seviyorum” dedi ve dudaklarımdan öpmeye başladı. Kübra melek öksürerek

“Şşş ayıp oluyor ama” dedi. Hemen birbirimizden ayrıldık çok utanmıştık.

“Kübra rahat bıraksana mutlu çiftimizi” dedi Büşra melek. Billur melek Yeşim meleğe müzik başlasın dedi ve Yeşim melek dans müziğini başlattı.

“Bu dansı bana lütfeder misiniz?” dedi Eğmen “Memnuniyetle” dedim ve sarmaş dolaş dans ettik. Herkes dans etmeye başladı. Yeşim, Gerard’ la, Billur, Micheal’ la, Kübra, Jared’le, Büşra, Jacob’la, Hava, Peeta ‘le, Sevim, Utku ile… Herkes en az benim kadar mutluydu. Gülüyor eğleniyor konuşuyorduk. Saatin geçmemesini bu anın hiç bitmemesini istiyordum.

Birden müzik kesildi. Herkes çember oluşturdu. Eğmen’ le ben ortada tek kalmıştık. Yaptıklarına bir anlam verememiştim. Alttan alçak sesle slow müzik çalmaya başladı.
Eğmen, dizlerinin üzerine çöktü ve elimi tuttu.

“Sensiz kaldığım her gün nefes alamıyorum ve sensiz artık bir gün bile geçirmek istemiyorum. Meleklerin huzurunda soruyorum. Hayatını benimle paylaşmaya? Benim nefesim olup beraber yaşlanmaya var mısın? Benimle evlenir misin?”

Ne diyeceğimi bilemiyordum. Şok olmuştum. Böyle bir şey beklemiyordum. O kadar mutluydum ki…

Cebinden kırmızı bir kutu çıkartı ve açtı bana doğru uzattı. Harika bir tek taş pırlanta duruyordu. Kelimeler boğazıma düğümlendi. Gözümden yaşlar süzülmeye başladı. Mutluluktan ağlıyordum. Eğmen’ in elinden tutup ayağa kaldırdım ve kendime doğru çektim. Sıkıca sarıldım.

“Bende seninle nefes almak istiyorum. Seninle yaşlanmak… Evet aşkım… Evet…” Dudaklarımız birbirini buldu. Tutkuyla öpüşüyorduk. Büşra melek “Hadi ama parti yapacağız” dedi ama bizim ayrılmaya niyetimiz yoktu. Bu sefer bizi kimse ayıramazdı. Nefesimiz kesilene kadar öpüştük. Ayrıldığımız zaman herkes alkışladı ve tebrik etti.

“Bir an yapıştığınızı düşündüm” dedi Hava melek kahkahayla

“Hiç romantik değilsin” dedi Arya melek. Herkes kahkahalarla gülüyordu ama biz çok utanmıştık.

''Evet, ne zaman istemeye gidiyoruz kızımızı? Hem Melis' in ailesi hala annenle tanışmayı bekliyor unutma Eğmen. Artık oyalayamazsın'' Dedi Pelin.

''İstemek mi?'' diye sordu şaşkın halde Eğmen.

''Tabii ki Eğmen. O kadar kolay mı sandın?'' dedi Hava melek.

''Nasıl isteyeceğiz. Hani şu Allah’ ın emriyle diye başlayan sözlerle mi?'' dedi Eğmen aynı şaşkınlıkla.

''Evet aynen öyle'' dedi Arya melek sırıtarak.

''Yaaa!'' dedi Eğmen yüzü kızarmıştı utandığı her halinden belliydi.

''Yaa!'' dedim. Eğmen’ in bu halleriyle çok eğlenmiştim

''Hey fazla üstüne varmayın. Birazdan şok geçirecek'' dedi Billur melek.

''Hayatım bende seni yüce Banu' dan istesem mi acaba?'' dedi alayla Gerard Yeşim meleğe.

''Ahh! Tabii birde şöyle kır düğünü yaparız değil mi?'' dedi Büşra melek. Yeşim meleğin yüzü kızarmıştı. Ne kadar şaka olduğunu bilse de.

''Fazla hayalperest olmaya başladınız siz'' dedi Banu melek otoriter ses tonuyla. Herkes kıkırdadı ve bu esprilerin ardı arkası kesilmedi.

Maalesef harika bir geceden sonra artık eve dönme zamanı gelmişti.

“Herkese çok teşekkür ederim. Harika bir partiydi. Hayatım boyunca unutmayacağım” dedim

“Rica ederiz. Biz teşekkür ederiz. Sayenizde bizde eğlendik. İki gün sonra seni istemeye geleceğiz ailene söylemeyi unutma” dedi Banu melek. Bugün heyecandan ölebilirdim.

“Tabii söylerim” dedim ve Eğmen’ le şatodan ayrıldık evime gelene kadar hiç konuşmadık. Sadece mutluluğumuzun tadını çıkarıp bugünü hayal ettik. Evin önüne geldiğimizde Eğmen gözlerimin içine büyük bir aşk ve mutlulukta baktı

“Seni seviyorum müstakbel sözlüm” dedi. Sözlüm kelimesini ilk kez kullanıyordu ve ben çok mutlu olmuştum.

“Bende seni seviyorum müstakbel sözlüm” dedim bende sözlüm kelimesini vurgulayarak. Öpüştük ve ben eve girdim.

Annem salonda beni bekliyordu. Merak etmiş olmalı.

“Çok mu geç kaldım annecim” dedim

“Yo hayır! Uykum yoktu da öyle oturuyordum”

“İyi misin annecim?”

“İyiyim kızım merak etme” dedi ve gözü parmağımda takılı olan yüzüğüme kaydı. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Sanırım bu gece benim utancımın sınırı yoktu. Bir an önce yatmam gerekiyordu yoksa yüzüm kırmızı kalacaktı.

“Evlenme teklifi almışsın” dedi

“Evet”

“Yüzüğü taktığına göre kabul ettin demek ki” dedi. Çok utanmıştım. Konuşamadım başımı evet anlamında salladım. Annemin gözünden yaşlar süzülmeye başladı. Yoksa evlenmemi istemiyor muydu? Onlardan izin almadan kabul ettiğim için miydi bu yaşlar?

“Benim küçük kızım büyümüşte artık kuş misali uçup gidecek demek ki. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam kızım. Seni böyle mutlu görmek beni daha da çok mutlu ediyor. Eğmen’ i zaten oğlum gibi görüyorum. Sana olan sevgisi, aşkı bakışlarından belli oluyor. Seni mutlu edeceğine inanıyorum” dedi ve ben annemin boynuna sarıldım ikimiz birden ağladık.

“Annecim iki gün sonra istemeye gelecekler eğer izniniz olursa” dedim utana sıkıla.

“İki gün sonra mı?” Dedi ve yine ağlamaya başladı. Hiçbir şey söyleyemedim

“Bir gün evlenip gideceğini biliyordum ama bu kadar erken olacağını düşünmemiştim”

“Annecim ben Eğmen’ le 5 senedir tanışıyorum. Okulumun bitmesini bekliyorduk. Önümüzde bir engel kalmadığını düşündük. Yanlış mı karar verdik” dedim. Gönlünü almak için. Yanlış karar vermediğimizi bizim kadar o da çok iyi biliyordu. Bunu biliyordum.

“Hayır kızım. Çok doğru karar vermişsiniz. Gelsin bekliyoruz” dedi ve ben anlatmanın ve izin almanın huzuruyla odama çıktım.

O kadar mutluydum ki… Bugün hiç bitmesin istiyordum. Hayatımın en mutlu günlerinden birisini yaşatmıştım Eğmen bana ve artık evlenecektir. Evlenecektik… İnanamıyorum artık Eğmen’ in resmi eşi, karısı olacaktım. Eğmen benim kocam olacaktı. Acaba rüyamı görüyorum? Bunların hepsi hayal mi? İnanamıyorum… Gerçekten inanamıyorum…

Aradan iki gün geçmişti ve isteme günü gelip çatmıştı. Evde telaş vardı ve ben oldukça heyecanlıydım. Pelin erkenden gelmiş hazırlanmama yardımcı oluyordu. Çok ama çok heyecanlıydım. Heyecandan titriyordum. Yerimde duramıyordum.

“Şşş. Kıpırdanıp durma Melis. Rumeli suratına bulaştıracağım”

''Ateş bastı Pelin. Bu kadar heyecanlanacağımı düşünmüyordum'' dedim dilim sürçerek.

''Bu sadece isteme olayı. Seni düğünde düşünemiyorum” dedi.

“Bende onu merak ediyorum” dedim kıkırdayarak. Makyajım bittikten sonra üstüme mavi tonlarında elbisemi ayağıma da mavi renkte ayakkabımı giydim.



Ve aynanın karşısına geçtim gözlerime inanamıyordum. Bu ben miydim?

“Pelin sana inanamıyorum. Kendimi tanıyamayacaktım”

“Ben bir şey yapmadım, sen zaten güzelsin” dedi. Yanına gittim ve sarıldım. “Her şey için teşekkürler” dememle beraber kapı çaldı gelmişlerdi.

“Geldiler… Geldiler…”

“Tamam sakin ol! Geleceklerdi zaten onun için hazırlandık dimi? Derin bir nefes al ve kapıyı açmaya git” dedi derin bir nefes aldım ve koşarak odadan çıktım. Annemler kapının ordaydı. Bende onların gerisinde duruyordum. Pelin’ de yanıma gelmişti ve annem kapıyı açtı.

Banu melek ve tüm melekler kapıda duruyorlardı. Annem ve babam bu kadar kalabalık beklemiyorlardı sanırım. Şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. Babam Banu melek ve diğer meleklerin güzelliklerine bir an kapılsa da, annem babamı çimdikleyerek daha fazla kapılmadan uyandırmıştı. Ve tabii ki Pelin kıkırdıyordu.

Eğmen’ le ben gözgöze geldik. Bana hayranlıkla bakıyordu. Gözlerinden seni seviyorum dediğini anlıyordum. Ona sıcak bir gülümseme gönderdim aynı gülümsemeyle karşılık verdi.

“Hoş geldiniz… İçireye buyurun lütfen…” dedi Melis’ in annesi sıcak bir gülümsemeyle.

“Teşekkürler” dedi Banu melek ve tüm melekler içeriye girdi. Bir ara Pelin, Emre’ ye baktı gülümsedi. Emre Pelin’ in bakışlarını yakalayınca,

“Pelin abla yaş ortalaması nedir?” diye sordu. Bu kadar güzel kızı bir arada her zaman görmezdi tabii.

“Maalesef Emre’ cim hepsi senden çok büyük” dedi kulağına eğilde ve sözde sessiz bir sesle “Hem bir çocuğunun sevgilisi var” dedi. Emre hemen yüzünü buruşturdu. Pelin kahkaha attı.

Bende Emre’ nin kolundan tutup “Seni fırlama. Bu durumdan bile kendine pay çıkarmaya çalışıyorsun. Çabuk salona” deyip çekiştirip salona sokmuştum.

Herkes bir yere oturdu ve odada sessizlik hakimdi. Bir süre hiç kimse konuşmadı. Birbirlerine bakıp gülümsediler. Eğmen kıpkırmızı bir suratla birinin konuşmasını bekliyordu. Banu melek sözü başladı

“Ben Eğmen’ in annesi Banu. Bunlarda kuzenleri” dedi melekleri göstererek. Meleklerde teker, teker kendilerini tanıttılar. Ben ve Pelin’ de mutfağa gitmiştik kahve yapmak için. Pelin’e yalvarıyordum

“Lütfen Pelin ne düşünüyor?”

“Söylemem. Özel şeyler bunlar”

“Pelin! Beni deli ediyorsun”

“Melis! Kahve taşıyor”

“Ah! Rezalet” Ellerim titreyerek fincanları tepsiye dizdim ve zorla utana sıkıla kahveleri üstlerine dökmeden dağıtmayı başardım.

''Efendim'' diye başladı Banu melek söze. Herkes pür dikkat onu dinliyordu. Ben ve Eğmen nefeslerimizi tutmuştuk resmen.

''Sebeb-i ziyaretimiz malum'' Bu işten keyif aldığı her halinden belliydi ''Allah'ın emri, Peygamberin kavliyle, kızınız Melis' i, oğlumuz Eğmen' e istiyoruz'' dedi gülümseyerek.

Banu meleğinde heyecanlandığı her halinden belliydi. Meleklerden kıkırdamalar yükseldi. Pelin’ de kıkırdadı ama bir an durgunlaştı. Sanki gözü birini arıyordu. Andreas mı? Diye geçirdim içimden. Pelin hemen bana baktı. Başını başka yöne çevirdi. Evet, kesinlikle onu düşünüyordu. Bu harika bir haberdi. Pelin sinirli bir tavırla olduğu yerden kalktı bana yaklaşarak sessizce “Hayır” dedi ve mutfağa gitti. Bende kıkırdadım.

''Efendim, gençler aralarında anlaşmışlar. Bize de mutlu olmalarını dilemek düşer.'' dedi babam. Eğmen, yüzükleri çıkarttı. Annem Banu meleğin takmasını rica etti. Banu melek kabul etti. Konuşma yapmayı da ihmal etmedi. Böyle zamanlarda bir konuşma gerekliydi.

''Hayat... Üzüntüler ve acılara yer vermek için çok kısa. Bu iki genç hayatta mutlu olmayı seçtiler. Birlikte ve bir bütün olarak her şeyin üstesinden gelebileceklerini düşündüler ve belki de birçok sıkıntıya göğüs gerdiler. Aşk insanı uysallaştırır. Belki bir şeytanı bile dize getirebilecek tek şey aşktır. Hayattaki en büyük mucize… Ve bu iki genç aşkı avuçlarında tutuyor, kalplerinde tek bir ruh olarak her gün bunu besliyor, büyütüyorlar. Bize düşen onların yanında olmak... Onların adına çok mutluyum. Tebrik ederim...'' dedi Banu melek.

Eğmen’ le göz göze geldik. Eğmen’ in gözleri dolmuştu. Bense kendimi tutamadım ve gözümden birkaç damla yaş süzüldü. Ona sarılıp dudaklarına yapışmamak için kendimi zor tutuyordum. Artık ondan birkaç santim bile ayrı kalmak istemiyordum.

Herkes tek tek tebrik etti. Resimler çekildik bu anı ölümsüz yapmak için. Emre Hava meleğe sulanıyordu ve Peeta buna çok sinirleniyordu. Emre’ nin benim elimden çekeceği vardı.

Nişan bitmiş herkes dağılmıştı. Harika bir gece geçirmiştik. Düğünü bir ay sonra yapmaya karar vermiştik. Bir ay sonra artık Eğmen’ den hiç ayrı kalmayacaktım. Her anım, her saniyem onun yanında geçecekti…



Vakitinizi ayırıp okuduğunuz ve desteğinizi esirgemediğiniz için teşekkürler :Rose:

Yazarlar: Sesiz_rüya, Nosi





35. Bölüm 1.Kısım [Eğmen]

Zaman akıp gidiyordu hızla, ya da bize öyle geliyordu. Belki bir bebeğin emeklemesi gibiydi ama bize hızla koşan bir maratoncu gibi geliyordu. Aslında bunun bir önemi de yoktu. Asırlarca yaşamıştım ama yaşadığım uzun zaman içerisinde sadece bu dört yıl yaşadığımı anlamıştım. Gerçekten yaşamak. Bir insan olarak ve hayatta yaşanmaya değer en güzel şeyle. Aşkla…

Gözlerine baktığım her saniye eridiğim ve her saniye yanında olmak için yanıp tutuştuğum aşık olduğum insanla yaşamaktı asıl yaşamak. Tanrı’nın bana verebileceği en güzel hediyeydi. Ondan daha ne isteyebilirdim ki? Bu yüzsüzlük olurdu. Ruhumun ve kalbimin elinde olduğu insana daha ne kadar tapabilirdim bilmiyorum ama sanırım bunun bir sınırı yoktu.

Her gün heyecanla yanıma koşmasını beklerken kalbim yerinden uçuyor, ona koşuyordu sanki. Karanlık bir daha görmek istediğim bir şey değildi. Karanlıkta kalmak! Yine de içimde bir yerlerde bir korku vardı. Ama bunları beynimde geri itmeye çalışıyordum. Bizi koruyan bir melek sürüsü vardı her zaman minnettar kalacaktım bunun için.

Melis üniversiteyi bulunduğumuz şehirde kazanmıştı. Sevinmiştim tabii ki ama zaten nereye olursa gidecektim onunla. Bir saniye benim için asırlarla ölçülürken zamanda, yanından nasıl ayrılabilirdim ki? Her şey rayına oturmuştu artık. Her gün beraber geçiyordu. Ama geceler vardı bizi ayıran. Şeytanlığımın özlenecek bir tarafı yoktu ama geceleri onun yanında olmayı her şeyden çok istiyordum. Bunun için biraz daha sabredebilirdim. Onu hiç bir zaman yalnız bırakmayacaktım. ’’Melis’’ hayatım bu beş harften oluşuyordu..

“Kep törenine sadece bir kaç gün kaldı aşkım sende geleceksin dimi?”

“Tabii ki geleceğim aşkım seni yalnız bırakır mıyım”

“Seni seviyorum”

“Bende seni seviyorum”

“Bu akşam buluşup biraz gezelim mi?”

“Tabii çok sevinirim”

‘’İyi akşamlar görüşürüz aşkım.’’

İşte yine bir ayrılık daha… Yüzümde her zaman onu gördüğümde olan kocaman bir sırıtmayla, ona veda ettikten sonra akşamı iple çekmeye, yelkovan ve akreple kavga etmeye eve dönmüştüm. Andreas bu dört yıl boyunca beni hiç yalnız bırakmamıştı. Ya da ben onu diyebiliriz. Eve gidince kapıyı çaldım

‘’Anahtarın yok mu kardeşim her seferinde kapıyı çalıyorsun?’’ dedi kapıyı açar açmaz.

‘’Andreas, kapıyı açmaya üşendiğine inanamıyorum.’’dedim sırıtarak. Hepimizden hızlı ve güçlüydü ama üşengeçti işte.

‘’Neyse gir içeri. Yeni bir şey buldum. Çok eğleneceğiz’’ dedi sırıtarak.

‘’Ne buldun? Dur! Tahmin edeyim. Yeni bir bilgisayara oyunu değil mi?’’ dedim.

Yapacak başka işi yoktu. Çalışmaya ihtiyacı yoktu. Evi de birkaç saniye içerisinde toparlıyordu. Zaman onun için sıkıcıydı. İnsan olmak onun için zordu. Belki de kuvvetli bir aşk lazımdı ona. Bunu söylediğimde sinirleniyordu. Ama bir şey fark etmiştim. Güçleri eskisi gibi değildi.

‘’Denemek ister misin?’’ dedi gülümseyerek.

‘’Yoo! Hayır kalsın. Melis’le harabeye dönmüş bir halde buluşmak istemiyorum’’ dedim başımı iki yana sallayarak. Hemen banyoya doğru ilerledim.

‘’İnanamıyorum yine mi. Evet, yeni bir bilgisayar oyunu buldum ve çok güzel. Ama sen yine beni yalnız bırakıyorsun. Sıkılıyorum’’ dedi suratını asarak.

‘’Üzgünüm. Ama onunla olabileceğim bir saniyeyi bile kaçıramam. Hem sen beni her seferinde yeniyorsun. Sana birisini önerebilirim. Pelin! Çok iyi anlaşacağınızdan eminim’’ dedim kahkahalarımın arasında. Elinden küçük bir kıvılcım çıkardı ve bana sinsi bir şekilde gülümsedi.
‘’Ne diyordun?’’

‘’Tamam. Tamam. Sustum. Pis şeytan’’ dedim sırıtarak. ’’Hadi beni rahat bırak benim hazırlanmam lazım’’ dedim ve banyo kapısını yüzüne kapattım.

‘’Alacağın olsun’’ dedi. Cevap vermedim.

Hemen duşumu aldım. Banyodan çıktığımda içeriden sesler geliyordu. Ah Pelin! Yine tartışıyorlardı. Bu ne zaman sona erecekti bilemiyorum. Banyodan çıktım, odama gittim ve çabucak giyindim. Odadan çıktım ve salona gittim.
Gördüğüm görüntü beni kahkahalarla güldürmüştü.

Andreas, Pelin’i oynaması için ikna etmiş ve şimdi ona yeniliyordu. Suratını asmış, hızla bilgisayar tuşlarına basıyordu.

‘’Ne o? Rakibin çok dişli galiba. Bana benzemiyor değil mi?’’ dedim sırıtarak.

‘’Beni hafife almamasını söyledim ama... Arkadaşın çok inatçı… Bu 45. Oyunumuz ama daha hiç yenemedi beni.’’ dedi Pelin kahkahalarla.

‘’Daha yeni alışıyorum buna. Yeni öğrendim’’ dedi Andreas sinirle. Kıkırdadım. Çocuk gibiydiler.

‘’Evet, bende oturup boş vakitlerimde oyun oynuyorum zaten’’ dedi Pelin kahkahayla. Onları izlemek eğlenceliydi ama gitmem lazımdı. Melis beni bekliyordu.

‘’Hey! Nasıl görünüyorum?’’ diye sordum. Yine sanki ilk defa görüşecekmişiz gibi heyecan basmıştı. Ellerim ayaklarıma dolanıyordu.

‘’Eğmen, Melis’in yanına gidiyorsun. Hatırlatırım. O seni her halinle seviyor. Hala nasıl aynı derecede heyecanlanabiliyorsun anlamıyorum. Şeytanken, Melis’i yanlışlıkla yakmadığına hala şaşırıyorum bu kadar heyecanla’’ dedi Andreas. Gözünü bilgisayardan ayırmıyordu.

‘’Senin anlayamayacağın bir şey Andreas. Boşver fazla üstünde durma’’ dedi Pelin. Oda bilgisayar ekranına kitlenmişti. Elleri göremeyeceğim bir hızla hareket ediyordu.

Andreas, Pelin’ e cevap verdi. Pelin, Andreas’a sorduğum soru askıda kalmıştı. Yine didişmekten her şeyi unutmuşlardı. Onlarla uğraşacak halim yoktu. Ayna da bir kez daha kendimi kontrol ettim. İyi görünüyordum sanırım.

‘’İyisin iyi’’ dediler kıkırdayarak aynı anda. Her şeyi bu iki uslanmazla paylaşmak zorunda olmak beni bazen çıldırtıyordu.

‘’Ahh! Çok teşekkürler’’ dedim sıkıntıyla. Ve hızla evden çıktım.

Çoktan Melis’le buluşacağımız sahile varmıştım bile. Denizin huzurlu melodisi… Dalgaların sandallarla oynaşmasını seyrediyordum. Hala heyecanımı bastıramamıştım ve onu çok özlemiştim. Bu konuda bende uslanmazdım sanırım. Onu özlemek bile güzeldi.
Dalgaların melodisine kulak verdim tekrar. Denizin güzelliğini seyrediyordum. Melodi kulağıma değdiğinde bundan güzel bir ses var mı? Diye düşünüyordum.

‘’Eğmen’’ evet vardı. Hiç bir ses bu duyduğum sesten daha güzel olamazdı. Arkamı döndüm ve hayatımı aydınlatan ışığa baktım. Cennetten kurtulmuş bir melekti. Ayaklarım ben daha emir vermeden hareket ettiler ona doğru. Yanıma yaklaştı ve boynuma sarıldı. Kalbimin bir an için benden ayrılıp gökyüzüne doğru gittiğini düşündüm.

“Seni çok özledim” dedi. Bir bilseydi ben onu ne kadar çok özlemiştim.

“Bende seni çok özledim aşkım” dedim

“Sana söyleyeceklerim var. Neler oldu bilemezsin” dedi heyecan vardı sesinde. Onu bu kadar heyecanlandıran şeyin ne olduğunu merak ettim.

“Ne oldu aşkım?”

“Anneme bugün seni anlattım. Seninle ve ailenle tanışmak istediklerini söyledi” dedi. Ailesi derken biraz çekimser davranmıştı. Bunun nedenini tahmin edebiliyordum. Ama benim tek ailem oydu. Gözlerimi açtığımda sadece onu görmüştüm yeni hayatımda. Ahh! Bir saniye ben onun sözlerinde başka bir şey kaçırmıştım.

Ailesiyle tanışmak mı? Daha fazla heyecanlanabilir miydim? Dizlerimin titrediğini hissettim.

‘’Benimle tanışmak mı?’’ diye sordum. İçimde kendime sorduğum soru dudaklarımdan döküldü.

‘’Evet aşkım. İyi o zaman iki gün sonar yemeğe geliyorsun’’ dedi. Bir an Melis’ i iki tane görüyorum sandım. Bayılabilir miydim? Ya beni sevmezlerse?

‘’İki gün sonar mı?’’ diye sordum yine şaşkınlıkla. Heyecan ve mutluluk bütün vücudumu sarmıştı. Onun ailesiyle tanışmayı bekliyordum. Hem de çok istiyordum. Bu Melis’le daha fazla görüşmek ve beklediğimiz günlerin çok yakında olacağının bir habercisiydi. Ve ilk defa gerçekten bir aileyle tanışacaktım. İçim kıpır kıpır olmuştu.

‘’Eğer tanışmak için hazır değilsen…’’ diyordu ki sıkıntılı bir sesle. Hemen sözünü kestim.

‘’Bunu kaç yıldır bekliyorum biliyor musun? Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam ama tabii heyecan da var. İlk kez bir insan ailesiyle tanışacağım, hem de sevdiğim kızın ailesi ile, beni anlıyorsun değil mi? Yani heyecanı mı?’’ dedim. Yanlış düşüncelere kapılmasını engellemek için.

‘’Tabii anlıyorum hayatım. Ben de senin gibi çok heyecanlıyım. Peki aile işini nasıl yapacağız.’’

‘’Bir şeyler düşüneceğiz artık. Hele benimle bir tanışsınlar bakalım’’ dedim ve içimde durmak bilmeyen bir sırıtmayla ona sırıttım.


…..


‘’Hey! Yerinde duramıyorsun ne bu heyecan?’’ dedi Andreas. Evin içinde sırıta sırıta volta atıyordum. Ama Beni beğenmezlerse… Ya onaylamazlarsa… Diye de düşünüyordum bir yandan.

‘’Melis, beni annesine açıklamış. Ailesiyle tanışacağım iki gün sonra’’ dedim.

‘’Yaa...’’ dedi. Üzülmüş gibiydi sanki. Ve sonar fark ettim ki zaten düşüncelerimde ne olduğunu biliyordu... Neden sorma gereği duymuştu ki. Yoksa buna sevinmemiş miydi?

‘’Yoo! Hayır, senin adına sevindim. Ama Birden hüzünlendim işte. Onun ailesiyle tanışacaksın ve bu her şeyi daha da çabuklaştıracak. Senin adına seviniyorum. Hem de öylesine çok ama biraz hüzünlendim. Tek başına kalacağım için sanırım’’ dedi. Oturduğu yerden kalktı.

Şaşırmıştım. Böyle düşüneceğini hiç tahmin etmiyordum. Üzülmüştü de ama onu hiç yalnız bırakmayacaktım ki.

‘’Andreas ben…’’

‘’Biliyorum Eğmen. Biliyorum. Beni hiç yalnız bırakmayacaksın. Sen beni boşver ben sadece... Neyse… Gel buraya kardeşim. Seni kutlamak istiyorum’’ dedi ve bana sıkıca sarıldı. Bende ona sarıldım.

‘’Sence beni onaylayacaklar mıdır?’’ dedim çekimser bir tavırla.

‘’Senden daha iyisini mi bulacaklar?’’ dedi gülümseyerek. Bu gülümseyişi görmek istiyordum evet. Bu içimi ısıtmıştı ve bana güven vermişti.

Bu iki gün ne kadar çabuk geçmişti böyle. Zaman gelip çatmıştı. Eğer biraz daha dayanamazsam bayılacağıma emindim. Heyecan bütün hücrelerimi sarmıştı. Yerimde duruyordum. Banyomu yapmıştım. Üzerimi giyinmiş sayılırdım. Ama aynaya baktığımda kravatımın olmadığını düşündüm. Her şey gibi görünümümün de mükemmel olmasını istiyordum. Sonuçta ilk izlenim önemliydi.

''Sanki bu kravat olmadı gibi Andreas?'' dedim. Aynaya bir kez daha bakarken,

''Bence çok güzel oldu kardeşim'' dedi Andreas ve enseme bir tokat attı şakayla. Bu gerçekten acıtmıştı.

“Ah! Yavaş olabilir misin biraz? Canım acıdı.''

''Pardon. Elimin ayarını bir türlü tutturamıyorum. Şeytanken Melis' le nasıl anlaştığını bir türlü anlayamıyorum''

‘’Kolay olmadı’’ dedim sırıtarak. O zamanları anımsadım. İçimde yanan beni kavuran ateşimi içeride tutmaya çalıştığım zamanları. Ona zarar vermekten ölesiye korktuğum zamanları.

‘’Gerçekten kolay olmamış’’ dedi düşüncelerimi bölerek. O zamanlar geride kalmıştı ve bir daha düşünmeye gerek yoktu.

“Neyse, ben hala kravatta takılı kaldım'' Dedim konuyu kapatmak için. Ve gerçekten takılı kalmıştım.

''Sizin bu işin içinden çıkamayacağınızı zaten biliyordum'' dedi tanıdık bir ses. Andreas ve ben olduğumuz yerde sıçradık.

''Kapıyı kullanmayı ne zaman öğreneceksin Pelin?'' diye sordum sıkıntıyla.

''Her şeyi de çok biliyor zaten'' diye mırıldandı Andreas. Pelin, Andreas’ ı duymamazlıktan geldi.

''Ahh! Ne kadar kibarsın Eğmen, sana yardıma geldim. Teşekkür etmen gerekirken… Hiç yakıştıramadım'' dedi Pelin alayla. Bu tepkilerimize alışıktı ve hiç alınmıyordu

''Özel bir anda da olabilirdik'' dedi Andreas sıkıntıyla. Pelin bir kahkaha attı ilk önce.
''Öpüşürken yakalanacak haliniz yok herhalde'' dedi yine kahkahalar eşliğinde.

''Sinir bozucu olduğunu söylemiş miydim?'' dedi Andreas.
''Sanırım'' dedi Pelin. Andreas' a bakmıyordu bile. Harika, yine başlamışlardı. Ama bugün onların didişmelerini çekmeye hiç niyetim yoktu.

''Neyse, tamam yeter bu kadar şamata. Bu kravat pek yakışmadı gibi, ne dersin?'' diye sordum Pelin' e. Pelin başını iki yana salladı ve hızla odadan çıktı. Nereye gittiğini merak ediyordum ki elinde bir kravata geri döndü. Hızı hoşuma gitmişti.

‘’Hızlı olmayı bazen özlüyorum’’ dedim gülümseyerek “ Ve ayrıca rahatlığına da şaşırıyorum. Kravatları elinle koymuş gibi buldun bakıyorum. Geceleri röntgencilik mi yapıyorsun?'' diye sordum alayla.

''Saçmalama Eğmen. Bunları ben yerleştirmiştim hatırlatırım. Ve ayrıca hız konusuna gelince, şansını kaybettin sen'' dedi Pelin alayla. Bir yandan da kravatımı bağlıyordu.

''Ahh şikâyet etmiyorum. Bunun için memnunum çok, çok daha güzel şeyler kazandım'' dedim sırıtarak. Çok daha mükemmel… Pelin kravatımı çoktan bağlamıştım bile. Aynaya baktım tekrar ve gerçekten şimdi tamamıyla hazır görünüyordum. Andreas bu işten kesinlikle anlamıyordu.

''İşte bu Eğmen' ciğim böyle düşünmene çok sevindim'' dedi Pelin ve gözleri yüzünde sinsi bir sırıtmayla Andreas' ı buldu. Ahh Pelin! Pelin bir an için dondu. Ama neden olduğunu anlayamadım. Sonra tekrar sırıtmaya başladı. Andreas’ da dikkatle Pelin’ i süzüyordu. Andreas’ ın düşüncelerimi duyamadığına şaşırmıştım. Ne düşünüyor olduğunu merak ettim.

Andreas gidene kadar hem Pelin’ e hem de bana ne düşündüğümüzü sorup durdu ama bütün düşüncelerim Melis’e yöneldiği ve heyecanım durdurulamaz bir coşkuya döndüğü ve onu biraz sinir etmek için cevap vermedim. Tabii Pelin’de bu fırsatı kaçırmadı. Andreas’ı deli etmek için her şeyi kullanırdı. Kapıdan çıkarken Pelin etrafı süzdü ve;

“Çiçekler nerede Eğmen?’’ diye sordu. Şaşırmıştım. Lanet olsun ben onları almayı unutmuştum.

''Benim hiç aklıma gelmedi. Kahretsin'' dedim sinirle. Şimdi çiçekleri nasıl bulacaktım. Geç kalacaktım. Öyle alelade bir çiçekte almak istemiyordum.

''Neyse ben hallederim. Sana yetiştirim'' dedi Pelin ve yine hızla merdivenlerden indi. Arkasından ona teşekkür ettim. Duyduğunu biliyordum.

Melis’ in evine doğru yaklaşırken heyecanım gittikçe körükleniyordu. Ağzım kurmuştu, dudaklarım çatlamıştı. Torpidoda bulunan su şişesini aldım ve hepsini içtim ama yine beni ferahlatmamıştı. Bu kadar heyecan normal miydi?
Pelin’i gördüm ve durdum. Elide çiçek buketi bekliyordu.

‘’Mükemmelsin’’ dedim sırıtarak çok güzellerdi.
‘’Her zaman öyleyimdir’’ dedi havalı bir edayla.
‘’Kendini beğenmiş’’ dedim ve yine hızla ayrıldı yanımdan.

Biraz durdum olduğum yerde. Pelin benden önce gidecekti. Beklemeye ve heyecanımı yatıştırmaya karar verdim. Melis’in güzel yüzünü getirdim gözlerimin önüne ve ayağım gaz pedalını körükledi. Onu özlemiştim. Park ettiğim yerden yola çıktım ve hızla devam ettim. Artık her şey daha mükemmel olacaktı.

Melis’ lerin evinin önüne geldim, çiçekleri aldım ve arabadan indim. Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım. Yetmedi bir kere daha aldım. Anlaşılan bir faydası olmayacaktı. Zile bastım çabucak. Kapıyı Melis açmıştı. Rüya gibiydi. İnanılamayacak kadar güzel görünüyordu. Ne harika bir varlıktı.

‘’Hoş geldin’’dedi gülümseyerek. Sesinin güzelliğine odaklandım ve heyecanımı yatıştırmaya çalıştım.

‘’Hoşbuldum’’ dedim nazik bir sesle.

‘’Anneciğim tanıştırayım Eğmen, Eğmen annem’’ dedi Melis heyecanla. Benim kadar heyecanlıydı.

‘’Memnun oldum’’ dedim ve eğilip annesinin elini öptüm. Annesini gözlerine baktığımda şaşkınlık ve sevinç görüyordum. Sanırım iyi gidiyordum. İçeriye davet ettiler. Melis’in babası ayağa kalktı. Annesi bizi tanıştırdı ve Hem babası, hem de kardeşi ile el sıkıştım. Bayılmam an meselesiydi.

Emre bana öfkeyle bakıyordu ama onu anlayabiliyordum. Ablasını kıskanması çok normaldi. Melis’in kızgın bakışları Emre’nin başını başka yöne çevirdi.
Pelin ve Melis mutfağa geçtiler. Bende süklüm püklüm oturuyordum. Arada Emre’nin öfkeli bakışlarına maruz kalsamda. Annesi ve babasının sevecen bakışları beni biraz rahatlatıyordu. Şimdilik her şey iyi gidiyordu.
Melis’in annesi mutfağa gitti ve İki dakika sonar Melis sofraya bir tabak daha koydu.

‘’Yemek hazır buyurun’’ dedi Melis. Yerimden nasıl kalkacağımı unutmuş gibiydim. Kıpkırmızı olduğuma emindim. Masaya oturduk.
Pelin’ in kıkırdayıp duruyordu. ’Bunu sana sonar soracağım. Merak etme’ dedim düşüncelerimde. Pelin aldırmıyordu bile. Ama bir ara suratını asmıştı. Muhtemelen Melis bir şey söylemiş olmalıydı. Ve yemekler gerçekten harikaydı. Melis’in annesi bu işi iyi biliyordu. En azından Andreas’tan daha güzel yapmıştı.

‘’Ailen nerede?’’ diye sordu Melis’in babası biranda. Önce yutkundum. Ne diyecektim ben şimdi. Bir bardak su içtim biraz zaman kazanmaya ve beynimden bir şeyler uydurmaya çalışıyordum.

‘’Babası vefat etmiş. Annesi yurt dışında yakın zamanda gelme ihtimali var’’ dedi Pelin bir anda yine sırıtıyordu.

‘’Neler diyorsun sen? Annem mi var benim? Aklını mı kaçırdın? Dedim sinirle düşüncelerimde. Bu kız ne yapmaya çalışıyordu. Umursamadı bile. Onu tekmelemek istedim.

‘’Ah!’’dedi Pelin bir anda. Neyse ki Melis içimden geçeni yapmıştı ’İyi oldu sana‘ dedim düşüncelerimde ve sırttım gizlice.

‘’Ne oldu kızım? Neyin var?’’ diye sordu Melis’in annesi.

‘’Ayağımı çarptım’’ dedi Pelin sinirle. Kahkahamı bastırdım. Bir tekme de benden yiyecekti. Bana sinirle baktı.

''Çok üzüldüm evladım. Başın sağ olsun. Annenle de tanışmayı isteriz'' dedi babası.

Ahh harika! Şimdi nerden bulacaktım ben bir anneyi. Lanet olsun Pelin! Neler geçiyor böyle aklından. Melis’in babası bir cevap bekliyordu. Dilimi yuttuğumu düşünebilirdi.

‘’Tabii efendim. En kısa zamanda oda sizinle tanışmayı isteyecektir’’ dedim. Başka çarem yoktu. Bir şekilde bir anne bulacaktım. Ya da bir trafik kazası geçirip bir anda öldüğünü söyleyebilirdim. Ama bu Melis’le daha uzatırdı her şeyi. Bundan vazgeçtim. Bunun hesabını soracaktım Pelin’e.

‘’Memnun oluruz’’ dedi babası ve devam etti. ’’Ne işle uğraşıyorsun?’’ bunlar kolay sorulardı en azında. Meleklerin yardımıyla birçok şeye sahiptik.

‘’Babamdan yüklü miktarda para kaldı. Bir kaç ülkede evler var. Hepsi kirada ve borsa işiyle uğraşıyorum’’ dedim. Borsa işini sevmiştim. Benim için yağılabilecek eğlenceli, keyifli ve bol kazançlı bir işti.

‘’Araban var mı?’’ diye sordu Emre kaşları çatılmış bakıyordu. Herkes bir anda ona bakmış, annesi gözleriyle ikaz ediyordu.

‘’Evet var’’ dedim gülümseyerek.
‘’Önemli olan kızımı mutlu etmen, onu üzmemen’’ dedi Melis’in annesi. Benim bundan başka bir gayem yoktu ki şu hayatta. Tek istediğim onun mutluluğu ve onun mutluluğuyla benimde mutlu olmamdı.

“Benim içinde önemli olan Melis efendim. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapıyorum ve yapmaya da devam edeceğim. Endişeniz olmasın” dedim.

Melis’in gözlerine baktım ve söylediklerimin onu mutlu ettiğini görebiliyordum. Sadece bunu istiyorum dedim içimden. Beni duyan bir tek Pelin vardı. Ama duymamazlığa geldi. Bazen böyle kibarlığı tutuyordu. Bana kızgın bir bakış attı.
Yemek bitmişti ve her şey düşündüğümden de iyi olmuştu. Tabii Pelin hariç! Beni uğurlarlarken, tekrar görüşmeyi dileyerek ve Melis’in gözlerinden hiç ayrılmak istemeyerek ayrılmıştım. Pelin’in bana bir hesap vermesi gerekiyordu.

''Neler geçiyor aklından Pelin? Nereden çıkardın annem olduğunu? Şimdi bir anneyi nereden bulacağım ben?'' Sinirle yeni arabanın direksiyonuna vurdum.

''Hey! Sakin ol biraz. Banu melek gayet hoş bir anne ve bunu seve seve yapabileceğini söyledi'' dedi Pelin havalı bir edayla…

Bu hem hoşuma gitmiş. Hem de biraz canımı sıkmıştı. Artık onları kendi sorunlarımızla rahatsız etmek istemiyordum ama başka çaremde yoktu. Mecburen kabul ettim.

Andreas merakla beni bekliyordu. Olanların hepsini tek, tek anlattım... Zaten anlatmasam da aklımdan geçtiği anda biliyordu. Ben anlattıkça o kahkahayı basıyordu. Neresi komikti, anlamamıştım Pelin’ de zaten kıkırdayıp duruyordu. Bunlara takmamaya çalıştım ve aklımda ki planı onlara anlatmak istedim. Yine meleklerden yardım alacaktım.

‘’Bunu seve, seve yapacağımızdan emin olabilirsin’’ dedi Pelin kocaman bir sırıtmayla.

‘’Bende yardımcı olurum’’ dedi Andreas sevinçle.

‘’Sana gerek yoktu ama neyse’’ dedi Pelin. Tam Andreas ağzını açıyordu ki.

‘’Sakın başlamayın. Şimdi Banu melekten izin almam lazım. Yarın Melis’le buluşup onu eve bıraktıktan sonra ona bir yüzük alacağım. Ve mükemmel bir evlenme teklifi etmek istiyorum. Şatoda yapabilir miyiz acaba? Banu melek bize müsaade edebilir mi?’’ diye sordum Pelin’e

‘’Tabii eder. Ama ilk önce sormam lazım. Daha önce Markabah beni çağırmıştı. Geleneksel toplantı. Oradan şatoya geçerim ve herkese haber veririm. Çok mutlu olacaklardır’’ dedi sevinçle. Biliyordum ki çoktan kafasında neler yapacağını hesaplamıştı. Bana sıcak bir şekilde gülümsedi. Ertesi sabah mutluluk patlaması yaşarken Melis’le buluştuk.

‘’Seni çok özledim aşkım’’ dedi boynuma sarılırken.

‘’Bende seni çok özledim sabah olmayacak sandım’’ dedim gözlerindeki bana yaşama veren ışıltıya bakıyordum.

‘’Bende öyle. Senden sonra neler oldu bilemezsin?’’ dedi. Meraklanmıştım. Ailesinin benim hakkımda ne düşündüklerini merak ediyordum ve ilk olarak bunu sormuştum. Ama sorarken ailem demiştim. Çünkü bir ailem yoktu ve onlar benim için artık ailemdi. Melis böyle söylememden hoşnut olmuştu.

“Seni çok beğendiler ve şimdiden evlatları olarak görmeye başladılar. Annem çok kibar ve beyefendi olduğunu düşünüyor. Çok, çok sevdiler seni”

“Bende onları sevdim aşkım. Harika bir ailemiz var” dedim. Sarıldık bir süre öylece denizi izledik. Mutluluk buydu işte…

“Aşkım yarın kep törenine geleceksin dimi?” diye sordu bir anda.

“Evet, geleceğim aşkım. Gelmem olur mu? Dört yıldır bu günü bekliyorum. Peki sen baloya gitmemekte kararlı mısın?”

“Evet aşkım gitmeyeceğim”

“Peki o zaman ben sevgilimi yarın akşam rehin alabilir miyim?”

“İşte bu harika olur” dedim yüzünde ışıltılı bir gülümsemeyle.

“Aşkım benim gitmem lazım” dedi yine. Gitmesi gerekiyordu işte bunu sevmiyordum ama çok az kalmıştı.

“Bırakıyım seni eve” dedim. Artık onu evine bırakabilirdim.

“Aşkım yarın bize geleceksin dimi. Hep beraber tören alanına gideceğiz”

“Çok isterdim hayatım ama yarın sabah gelemem. Andreas’ la işimiz var. Ben direk tören alanına geleceğim” dedim. Açık bir şekilde yüzünü asmıştı neredeyse her şeyi açıklayacaktım ama sürprizin tam bir sürpriz olmasını istiyordum.

“Asma suratını aşkım. Söz veriyorum yetişeceğim” dedim bende üzülerek onu üzmek istemiyordum ama şimdilik mecburdum.

“Tamam aşkım” dedi gülümseyerek. Biliyordum ki benim kadar oda beni üzmek istemiyordu.

“İşte bu! Bir insana gülümseme bu kadar mı yakışır” dedim ve yüzüne yerleşen kırmızılığı izledim… Onu kendime çektim ve dudaklarından öptüm.

“İçeri girmek ister misin hayatım?”

“Çok isterdim ama bir günde bu kadar heyecan yeter” dedim ve güldüm. Bu kadar heyecanlıyken daha fazla kızarmaya niyetim yoktu.

“Görüşürüz aşkım”

“Görüşürüz birtanem. Seni seviyorum”

Her şeyin bu kadar mükemmel ve yolunda olmasına inanamıyordum. Eve dündüm hemen Pelin beni bekliyordu. Andreas’ ta hazırlanmıştı.

‘’Siz nereye?’’diye sordum. Şimdi zadece yüzük alacaktım.

‘’Ben Banu melekle konuştum. Tabii ki izin verdi. Melekler heyecanlı bir şekilde yarını bekliyorlar’’ dedi gülümseyerek. Onlara her zaman borçlanıyordum ve buna çok sevinmiştim.

‘’Ve bizde seninle geliyoruz. Yüzük seçiminde yardımcı olacağız. Ben Andreas’a gelmesine gerek olmadığını söyledim ama ısrar etti’’ dedi yine sinsi bir sırıtışla. Ama Andreas cevap vermedi. Sadece gülümsüyordu. Neler olduğunu çözemedim. Andreas benim düşüncelerimi duymamazlıktan geldi. Bunda bir bit yeniği vardı…


Değerli vaktinizi ayırıp okuduğunuz için teşekkürler :Rose:
Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:32

35. Bölüm 2. Kısım
Heyecan


‘’Ve bizde seninle geliyoruz. Yüzük seçiminde yardımcı olacağız. Ben Andreas’a gelmesine gerek olmadığını söyledim ama ısrar etti’’ dedi yine sinsi bir sırıtışla. Ama Andreas cevap vermedi. Sadece gülümsüyordu. Neler olduğunu çözemedim. Andreas benim düşüncelerimi duymamazlıktan geldi. Bunda bir bit yeniği vardı…



Bende seçebilirdim.Neyse hadi gelin bakalım başımın belaları.'' dedim gülümseyerek.

''Baş belası ha... Andreas ilk defa senden yardım alabilirim çünkü ben, kolumu, bacağımı kırmak istemiyorum şu düğün arifesinde.'' dedi Pelin. Şaka yaptığını biliyordum. Sırıtmasını bastırıyordu.

''İstersen deneyelim, şaka mı? Değil mi?''

''Tamam. Tamam. Hadi çıkalım artık.''dedim Sabırsızdım, heyecanlıydım.Bu iki çılgınla uğraşacak halim yoktu.

''Eğmen, Pelin'e yardım edebilirim haberin olsun'' dedi Andreas. Tanrım. Hiç bir şeyi kendi içimde saklayamayacak mıyım ben?

''Hayır'' dediler ikisi birden ve bakışıp gülüştüler.

Saatlerce o kuyumcu senin, bu kuyumcu benim gezdikten sonra nihayet aradığım gibi bir şey bulabilmiştim.

[attachment=0:1wdfmkco]yüzük.JPG[/attachment:1wdfmkco]

Bir kaç yerde daha bulmuştum ama Pelin'e yüzük beğendirmek zordu. Ona her ne kadar onun değil, Melis' in takacağını söylediysem de bana hiç aldırmadı. Yine beni deli ettiler. Andreas' ın fazla sesi çıkmadı onda bir gariplik vardı ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Pelin'e bakışlarını yakalıyordum bazen. Benim fark ettiğimi anlayınca hemen başını çeviriyordu. İlginç ama yakında çıkacaktı kokusu.

Geceyi neredeyse hiç uyumadan geçirmiştim. Bu kadar heyecanı vücudum kaldırabilir miydi bilemiyorum. Sabahleyin, doğal olarak biraz geç uyanmıştım. Başımda bir cadı ötene kadar da uyanamazdım. Geç kaldığımı düşünüp fırladım yataktan.

''Çok mu geç kaldım haa.? Saat kaç?Kahretsin!'' dedim banyoya doğru koşarken. Pelin'le Andreas kahkahayla güldüklerinde geri döndüm ve onlara baktım.

''Siz neye gülüyorsunuz bu kadar?'' diye sordum sinirli bir sesle. Ben bu kadar geç kalmışken, onların kahkahayla gülmesi normal değildi.

''Eğmen saat daha sabahım altısı. Tamam sen beşte kalkmayı düşünüyordun ama bu kadar zaman bize zaten yeter de artar bile. Değil mi?'' dedi Pelin yine gülümsüyordu.

''Bence de kardeşim, sonuçta partiyi hazırlayacak olanlar melekler ve bir şeytan. Yani gecikme konusu söz bile olamaz'' dedi Andreas yanıma gelip bana yavaşça bir yumruk attı. Hayretle ona baktım.

''Ehh... Bu kadar yıldan sonra kontrolümü sağlayabiliyorum'' dedi.

''Ahh ne güzel'' dedim sevinçle. Bu konuda oldukça zorlanıyordu.

''Hele şükür. Bende artık beyninde bir sorun olduğunu düşünmeye başlamıştım''dedi Pelin.

''Pelin... Neyse…'' dedi Andreas. İkimizde sustuk bir şey söyleyecekti ama sonradan vazgeçti ne olduğunu merak ediyordum. Pelin' in de merak ettiğinden emindim.

''Neyse hadi, sen duşunu al biz zaten hazırız'' dedi Pelin düşüncelerimi bölerek.
Başımı salladım. Hemen duşa girdim, dişlerimi fırçaladım ve üzerimi giyindim. Artık hazırdım.

''Yüzüğü almayı unutma.'' diye bağırdı Pelin. Sinir bozucu ama her zaman işe yarıyordu bu kız.

''Söylediğini duydum Eğmen'' dedi. Evet kesinlikle sinir bozucuydu.
“Eğmen!''

''Geliyorum tamam'' diye seslendim. Yüzüğü akşam koyduğum çekmeceden aldım. Gece saatlerce bakıp, Melis'te nasıl duracağını düşünmüştüm. Güzel olacağından hiç şüphem yoktu. Kafamda bir sürü şey kurdum şatoya giderken. Nasıl bir evlenme teklifi edebilirim diye. Çok romantik ve etkili olmasını istiyordum. Yıllarca unutmasını istemiyordum.

''Sen merak etme ömrü boyunca unutmayacak zaten nasıl söylersen söyle. Ama bence, yani benim düşüncelerimi öğrenmek istersen, ben içinden ne geliyorsa o an öyle et'' dedi Pelin aslında mantıklıydı.

“Bencede kardeşim'' dedi Andreas. Evet kesinlikle o an içimden ne geçiyorsa onu söylemeliydim. Onlara düşüncelerimde teşekkür ettim. Acaba yetişebilecek miydik? Kep törenine geç kalmak istemiyordum. Ailesinden izin alabilirdim inşallah, sonuçta artık sözlüydük.

''Aslında biz yapacaktık tüm hazırlığı ama sen nasıl istiyorsan öyle yapmaya karar verdik'' dedi Pelin bunu için sevinmiştim. Her şeyi kendim ayarlamak istiyordum.
Şatoya vardığımızda bütün melekler hazır olda bekliyorlardı sanki. Hepsi çok heyecanlıydı.

''Eğmen hemen başlayalım istersen. Nasıl olmasını istiyorsun?'' diye sordu Banu melek. Selam faslını geçmiştik.

''Şimdi şöyle olacak...'' diye başladım söze ve tüm isteklerimi dile getirdim. Banu melek herkese iş bölümü yapmıştı. Ama yerlere koyacağım mum ve gülleri kendim hazırlamak istedim. Tavan süsleriyle ve diğer masa süslemeleri, yiyeceklerle melekler ilgilenmişlerdi. Tabii ki onlar işlerini çabucak bitirip beni beklemişlerdi. Ben artık onlar kadar hızlı değildim tabii. Ama kendi ellerimle hazırlamak istiyordum.

Ve nihayet bitişti. Tabii sürekli Pelin'in kaplumbağa, tosbağa gibi yakıştırmalarına maruz kalmıştım ama aldırmadım bu sefer.

''Eğmen, geç kalıyorsun. Gerisi biz hallederiz zaten pek bir şey kalmadı. Hadi, artık. Git sen'' dedi Pelin. Haklıydı bir an önce çıksam iyi olacaktı.

Şatodan ayrılırken onlardan bir göz bandı istemiştim. Melis'in anlamaması için gözlerini kapayacaktım. Melekler kıkırdamışlardı.

Heyecanla son sürat Kep töreninin olduğu alana doğru gittim. Neredeyse geç kalıyordum. Arabadan hızla indim ve törenin olduğu alana gittim. Alana girmeden Melis'in isminin okuduğunu duydum. Ahh! Neredeyse yetişemeyecektim.



Başımı kaldırdım ve işte tam karşımdaydı. Tanrım ne kadar güzel görünüyordu. Yüzünde bir hüzün vardı. Gelmemiş olduğum için olduğunu tahmin ediyordum.
Diplomasını aldıktan sonra kalabalığa bir göz attı. Gözleri gözlerimle buluştuğunda ona el salladım. Güneş gibi ışıldadı yüzü beni gördüğü an, kesinlikle benim yetişemeyeceğimi düşünmüştü. Bunu nasıl kaçırabilirdim ki?

Kalabalığın içinden bana doğru hızla geliyordu, gözleri benden ayrılmıyordu. Yanıma geldi ve boynuma sarıldı.

''Aşkım yetişemeyeceksin sandım. Çok korkuttun beni “ dedi

''Yetişmez olur muyum hayatım. Unuttun mu sana söz verdim.''dedim ve aralık dudaklarının ıslak görüntüsü dikkatimi çekti. Eğildim ve mükemmel dudaklarını öptüm. Onu bırakmaya niyetim yoktu ama Emre' nin yanımıza gelip öksürmesiyle ayrıldım dudaklarından. Aslında biraz da utanmıştım. Ailesi de buradaydı ve ben bunu tamamen unutmuştum.

Ailesi de gelip tebrik etmişlerdi. Annesinin ağladığını fark etmiştim. Annesi sıcak bir gülümsemeyle beni selamladı.

''Nasılsınız efendim?''diye sordum. Çok kibar olmak için özen göstererek.

'Teşekkürler oğlum iyiyiz, sen nasılsın?'' diye sordu annesi. Bende teşekkür ettim ama onlardan izin almak konusuna gelince ne söyleyeceğimi bilemedim birden. Lafları ağzımda dolandırıp duruyordum. Tanrım ne kadar zormuş ama sonunda konuşmayı başarmıştım. Bir an önce Melis'e sürprizimi yapmak istiyordum.

''Şey… Efendim…Ee… İzin verirseniz törenden sonra Melis'i yemeğe çıkartmak istiyorum'' diyebilmiştim sonunda yine de biraz kekelemiştim ama sonunda söyleyebil
miştim. Annesi sıcak bir şekilde gülümsedi. Babası ve Emre ise kaşlarını çatmıştı. Şu an Pelin'in burada olmasını isterdim.

''Tabii oğlum''dedi annesi. Biraz rahatlamıştım. Neredeyse babasının izin vermeyeceğini düşünmüştüm. Daha sonra sohbet etmeye başladık. Aslında aklım sadece Melis'e yapacağım sürprizdeydi. Ne zaman bitecek bu konuşmalar diye merak ettim ve nihayet babası toplantıya geç kalacağını söylemişti. Annesi de gideceklerini söylediğinde daha da rahatlamıştım. Ailesiyle vedalaştıktan sonra Melis'in elinden tuttum ve arabanın yanına kadar yürüdük.

''Ee… Aşkım demeyecek misin gideceğimiz yeri?''

''Hayır demen. Sürpriz'' dedim ama söylememek için zor tutuyordum kendimi farkında mıydı bilmiyorum ama o kadar masum ve güzel görünüyordu ki, onun istediğini vermemek zordu.

''Lütfen aşkım lütfen hiç yoksa ip ucu ver''dedi. Ahh işte şimdi eriyordum resmen. Duruşumu bozmamaya gayret gösterdim.

''Hayyıır! Boşuna ısrar etme'' dedim arabanın yanına gelmiştik.

''İyi peki etmem'' dedi ve suratını astı. Tanrım. Ahh Melis yapma bunu. Deminki yüzünün aksine şimdi oldukça üzgün görünüyordu.
Ama ona söylemeyecektim. Nasılsa gördüğünde buna memnun olacaktı. Onun şaşkınlığını ve sevincini görmek için değerdi. Bende hafif tutmaya karar verdim.
[/b]

Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler :Rose:

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi



35. Bölüm 3. kısım [Eğmen]
Heyecan

''İyi peki etmem'' dedi ve suratını astı. Tanrım. Ahh Melis yapma bunu. Deminki yüzünün aksine şimdi oldukça üzgün görünüyordu.
Ama ona söylemeyecektim. Nasılsa gördüğünde buna memnun olacaktı. Onun şaşkınlığını ve sevincini görmek için değerdi. Bende hafif tutmaya karar verdim.



‘’Bu güzel bayana surat asmak hiç yakışmıyor’’ dedim ve ona daha çok yaklaştım. Nefeslerimiz birbirine karışırken, kalp ritimlerimiz ayrı bir melodi söylüyorlardı. Bu pek hafif olmayacaktı sanırım. Bu kadar güzel olabilir miydi bir insan?

‘’Harika ve çok çekici göründüğünü söylemiş miydim?’’dedim ve artık bana kızmadığını biliyordum. Donakalmıştı adeta. Bu gülümsememi bastırmamı zorlaştırıyordu. Başını iki yana salladı, bu kesinlikle muhteşemdi ve gülümsememi artık saklayamıyordum. Bedeninin her hareketinde bu kadar güzel olmayı nasıl başarıyordu.

Mükemmel yüzüne doğru yavaşça eğildim, kokusunu ciğerlerime çektim ve burnundan, yanaklarından öptüm. Kalbim durmadan önce son olarak dudakların öptüm. Ayrılmak istemezdim, tüm zamanımı bu şekilde geçirebilirdim ama gitmemiz gereken bir parti vardı ve sanırım nefes almayı unutmuştuk. Dudaklarımı, dudaklarından ayırdım.

‘’Prenses buyurun,’’ dedim ona kapıyı açtıktan sonra. Derin bir nefes aldı önce. Tanrım, yürümeyi unutmuştu sanırım. Öpüşümün etkisinden hala kurtulamamıştı. Bir adım attı ve sendeledi, düşmeden önce onu yakaladım ama hissettiğim duyguların tarifi imkânsızdı. Dünya üzerine insan olarak gönderilen bir melekti o ve beni ona tapmam için yaratmıştı Tanrı…

‘’Sana tapıyorum.’’ dedim başımı sallayarak.

Arabaya bindiğimizde, heyecan gaz pedalına sertçe basmamı sağladı. Anlamaması için sürekli yön değiştiriyordum. Yön değiştirdiğimi anlamaması imkansız olurdu, ama nereye gittiğimizi anlamasını istemiyordum.

‘’Aşkım, neden sürekli yön değiştiriyorsun?’’ diye sordu düşüncelerime karşılık verir gibi.

‘’Sen bugün çok soru soruyorsun,’’ dedim. Artık gözlerini bağlamam gerekiyordu, bu kadar zeki bir insanın anlamaması mümkün değildi.

Suratını yalancı bir somurtmayla asarak, camdan dışarıya çevirdi başını, her hali ayrı bir güzeldi ama artık gözlerini bağlamalıydım, arabayı durdurdum, bana bakmayan çehresini kendime çevirdim elimle.

Gözlerini bağlamadan önce bir kez daha bakmak için, mavinin en yakıştığı yere. Ama daha fazla bakamadım ve beni çeken dudaklarına eğildim. Bu muhteşemdi, anlatmak gerçekten zordu.

Dudaklarından kendimi ayırabildiğimde meraklı gözleri beni, izlerken, torpidodan pembe mendili çıkardım.

[center:1rfzqfl2][/center:1rfzqfl2]

‘’Bu da ne?’’ diye sordu. Gözleri açılmıştı şaşkınlıkla ve çok masum görünüyordu.

‘’Sürprizin bir parçası,’’ dedim ve gözlerini bağlamak için ona eğildim. Aslında itiraz etmesini bekliyordum ama tatlı şaşkınlığı buna engel olmuştu.

‘’Eğmen ne yapıyorsun?’’ diye sordu şaşkınlığından kurtulduğunda.

‘’Sürprizin tam anlamıyla yerine gelmesini sağlıyorum.’’ dedim gülerek ve gülüşüyle bana eşlik etti.

Sanırım şaşkınlıktandı, bu duruma kızması gerekiyordu, belki de benim heyecanımı bozmak istemiyordu.

Yolumuz uzundu, umarım gözleri bağlı yaptı bu yolculuktan sıkılmazdı. Öyle tatlı görünüyordu ki, arabayı kullanmayı bırakıp onu izleyebilirdim. Şatonun önüne geldiğimizde durdum ve ona baktım. Durduğumuzu anladığından kıpırdandı, meraktan ölüyor olmalıydı. Hızla arabadan indim ve ona kapısını açıp elini tuttum. Onu bu kadar merak içerisinde bırakmayacaktım.

Büyük şato kapısına geldiğimizde, Pelin ve Hava melek kapıyı açtılar. O kadar sessizlerdi ki, Melis’in onların burada olduğunu anlamasının imkânı yoktu.

Başını sağa sola çeviriyordu, sanki bulunduğu yer hakkında fikirler üretiyordu. Pelin’in önden sessiz sırıtmalarıyla ilerledik… Parti yaptığımız büyük alana geldiğimizde,

‘’Hazır mısın aşkım?’’ diye sordum ama konuşmak yerine başını sallamıştı. Heyecandan olduğunu tahmin edebiliyordum. Bu gerçekten mükemmeldi.

Heyecanla gözlerini açtım ve mükemmel yüzünün karşılaştığı manzara karşısında giderek büyüyen gülümsemesini izledim ve bir çığlık koptu dudaklarının arasından.

‘’Aaa.... İnanmıyorum,’’ dedi etrafı geziyordu gözleri şaşkınlık ve heyecan ve mutlulukla. Herkes kahkaha atmaya başladı.

‘’Sizler herkes burada inanamıyorum. Ne kadar özlemiştim sizleri,’’ dedi Banu melek ve diğerlerine.

‘’Bizde seni özledik,’’ dedi Banu melek. Melis’in bakışları yapılan süslemelere döndü, her yeri inceledi gözleriyle.

‘’Burası inanılmaz güzel olmuş. Harika... Mükemmel.., Diyecek bir şey bulamıyorum. Bütün bunlar benim için mi yani?’’ dedi.

Sevineceğini biliyordum ama bu tepkisi beni çok mutlu etmişti öyle ki birazdan havalanıp uçabilirdim.

Banu melek her şeyi benim planladığımı söylediğinde hızla boynuma atıldı. Gözyaşları yanaklarını ıslatmaya başladı. Ah Melis! Ben bunları gözyaşların aksın diye yapmadım.

‘’Aşkım lütfen, sen mutlu ol diye hazırladık bunları.’’ dedim gülümseyerek.

‘’Mutluluktan ağlıyorum aşkım. Seni çok ama çok seviyorum.’’ dedi hala kızarık olan gözleriyle.

Ahh! ben seni nasıl seviyorum aşkım bir bilsen. Nasıl duruyorum sensiz iki dakika bir bilsen…

‘’Bende seni seviyorum aşkım,’’ dedim ve dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Sanırım ayrılamayacaktım ama Kübra melek öksürmesiyle ve

‘Şşşit ayıp oluyor ama,’’ diye ikaz etmesiyle bizi, Melis’in dudaklarından zorla da olsa ayrılabilmiştim.

“Kübra rahat bıraksana mutlu çiftimizi, ’’ dedi Büşra melek. Billur melek, Yeşim Meleğe Müzik başlasın dedi ve artık müziğimiz başlamıştı. Heyecanım gittikçe artıyordu. Evlenme teklifi edecektim, ayaklarım eğer bu heyecana dayanıp ayakta durabilirse. Teklifi yapmayı dansımızdan sonra düşünüyordum. Pelin bana bakıp göz kırptı hemen.

“Bu dansı bana lütfeder misiniz?’’ dedim ve elini tuttum.

‘’Memnuniyetle,’’ dedi ve dans etmeye başladık.

Kolları arasında müziğin ritmine ayak uydurmuşken, heyecanım biraz yatışıyor gibiydi, ama düşündükçe yine de aklım karışıyordu. Gözlerim ondan başkasını görmüyordu o an. Sanki etrafımızda ki melekler uçup gitmişti bir an için.

Müzik kesildiğinde artık teklif sırası gelmişti. Daha fazla bekleyip heyecanıma yenik düşüp bayılmak istemiyordum. Etrafımızda çember oluşturmuşlardı ve müzik ahenkli bir edayla fon yapmıştı. İşte bu güzeldi.

Dizlerimin üzerine çöktüm, elini tuttum ve o an aklıma gelen ilk sözcükleri sıraladım.

‘’Sensiz kaldığım her gün nefes alamıyorum ve artık sensiz bir gün bile geçirmek istemiyorum. Meleklerin huzurunda soruyorum, hayatını benimle paylaşmaya, benim nefesim olup, beraber yaşlanmaya var mısın? Benimle evlenir misin?’’ diye sordum.

Bayılmadığıma, kekelemeden konuştuğuma şükredip Melis’in yüzünü izlemeye başladım. Şok olmuştu bunu bekliyordum.

Cevabını verecek durumda değildi sanırım, cebimdeki yüzük kutusunu çıkardım ve ona uzattım. Yüzüğü gördüğünde gözleri ışıldadı. Yüzüğün üzerindeki taştan çok daha güzel ışıldıyordu, göz alıcıydı. O ışıltıdan damlalar süzülmeye başladı yine, mutluluktan ağlıyordu biliyordum.

Beni elimden tutarak ayağa kaldırdı ve kendisine çekti, sıkıca sarıldı. Kenetlenmiştik o an için.

“Bende seninle nefes almak istiyorum. Seninle yaşlanmak. Evet aşkım, evet.’’ sözcükler dudaklarından döküldüğünde ben mutluluktan uçuyordum. Onu hiç bırakmak istemiyordum. Sıkıca sarıldığım bedenden ayrılmak istemiyordum. Bedeninden hafifçe ayırdım kendimi ve dudaklarından öpmeye başladım.

Herkes etrafımda dönüyor gibiydi. Sonra giderek bulanıklaşıyordu, sadece ikimiz vardık sanki.

[center:1rfzqfl2][/center:1rfzqfl2]

Okyanusun ortasına mutluluk çemberi kurmuştuk. Yelkenimiz havalanıyordu fısıldayan rüzgârda. Kalbindeki aşkla kendim olmuştum. Kalbimi ona vermiştim, saklasın beni içine hapsetsin diye, gözyaşlarımdan yangınlar çıkarmıştım ve şimdi akan gözyaşlarım yaktığım yangını söndürmüştü.

Bu evren üzerine ne olarak geldiysem geldim, şimdi beni yarattığı için Tanrı’ya şükrediyordum ve karşıma beni değiştirmesi için bu meleği çıkardığına... Böyle bir aşk var mıydı acaba?

Bu kadar yakıcı… Kalbimi her öpüşte körükleyen ve her gülümsemede yakan... Sadece biz vardık. Yer biziz, gök biziz, sadece ikimiz.

Ölüm bizi ayırıncaya dek sevgilim, tüm karanlığa, aydınlığa haykırışlarımızla, ölüm bizi ayırıncaya dek ve eğer ölümden sonra Tanrı bizim için sürpriz yaptıysa, kader bizi eğer ayırmazsa hep seninim, hep bu bedeninim.

’’Seni seviyorum aşkım, seni deli gibi seviyorum,’’

Birileri bir şeyler söylüyordu ama duyamıyordum. Nefesimiz kesildiğinde birbirimizden ayrıldık.

“Bİr an yapıştığınızı düşündüm,’’ dedi Hava melek alayla.

‘’Hiç romantik değilsin,’’ dedi Arya melek.

Sanırım biraz önce tüm melekeleri unutmuştuk. Kahkahalarla gülmeye başladıklarından, yanaklarımız pembeleşmişti.

''Evet, ne zaman istemeye gidiyoruz kızımızı? Hem Melis'in ailesi hala annenle tanışmayı bekliyor unutma Eğmen. Artık oyalayamazsın'' dedi Pelin. İstemek… Hani şu bildiğimiz aileden istemek... Dilimi yutmadan önce konuşabilmiştim.

''İstemek mi?'' diye sordum şaşkınlıkla.

''Tabii ki Eğmen, o kadar kolay mı sandın?'' dedi Hava melek.

Sırıtıyordu. Benimle eğlenmek her zaman hoşlandıkları bir şeydi. Ama İstemek? Yoksa bildiğimiz…

''Nasıl isteyeceğiz. Hani şu Allah’ın emriyle diye başlayan sözlerle mi?'' dedim aynı şaşkınlıkla. Yok, hayır değildir. Nasıl babasının karşısına geçip isterdim ki. Kaçırma işi şimdi mantıklı geliyordu bana.

''Evet, aynen öyle,'' dedi Arya melek sırıtarak.

''Yaaa!'' dedim afallamıştım. Bunu kalp krizinden ölmeden yapabilirdim umarım.

''Yaa!'' dedi Melis. Ne kadar eğlendiği gözlerinden okunuyordu. Sanırım hoşuna gitmişti.

''Hey! fazla üstüne varmayın. Birazdan şok geçirecek,'' dedi Billur melek. Şükür ki beni düşünen bir iki kişi vardı.

''Hayatım, bende seni yüce Banu' dan istesem mi acaba?'' dedi alayla Gerard Yeşim meleğe.

''Ahh! Tabii birde şöyle kır düğünü yaparız değil mi?'' dedi Büşra melek. Yine kendi atışmalarına dönmüşlerdi. Bu meleklerin hepsi böyle hiç bir fırsat kaçırmazlar mıydı acaba.

''Fazla hayalperest olmaya başladınız siz,'' dedi Banu melek. Sesini ne kadar otoriter tutsa da, oda eğleniyordu. Zaten melekler de pek aldırmadan devam etmişlerdi esprilerine.

Ve sonunda parti bitmişti…


“Herkese çok teşekkür ederim. Harika bir partiydi. Hayatım boyunca unutmayacağım” dedi Meleğim. Onu bu kadar mutlu etmiş olmak ayrı bir mutluluktu.

“Rica ederiz. Biz teşekkür ederiz, sayenizde bizde eğlendik. İki gün sonra seni istemeye geleceğiz ailene söylemeyi unutma,” dedi Banu melek yine isteme mevzusu açılmıştı. Ahh!

“Tabii söylerim,” dedi Melis gülümseyerek.

Şatodan ayrıldık, eve doğru yol aldık sessizce. Konuşacak kelimelerimiz olmadığından değil, bu günün mükemmel anlarını bir kez de içimizde yaşıyorduk.

Ben mutluydum ama onun mutluluğunu gördükçe daha çok seviniyordum. Hiç istemesem de, ne kadar yavaş kullansam da arabayı evlerinin önüne gelmiştik.
İçimde patlamak üzere olan mutlulukla, ona duyduğum ve daha ne kadar ilerleyeceğini tahmin edemediğim aşkla gözlerine baktım. Boğulmamak imkânsızdı gözlerinde.

‘’Seni seviyorum müstakbel sözlüm,’’ dedim.

Sözlüm kelimesi dudaklarımdan çıkarken, kelimeyi okşayarak söylemiştim sanki. Kulağıma güzel gelmişti. Sanırım Melis’in kulağına da güzel gelmişti. Hafif bir şaşkınlıkla ve gözlerindeki mutluluk, gülümsemesiyle yüzüne yayılmıştı.

‘’Ben de seni seviyorum müstakbel sözlüm,’’ dedi ‘Sözlüm’ kelimesini vurgulayarak.

Onun dudaklarından döküldüğünde daha güzel çıkmıştı kelime.
Şimdilik olan veda öpücüğümü aldım. Eve girene kadar bekledim. Sonra içimde patlayacakmış gibi olan duygularımı dışarıya vurarak, arabanın içinde deli gibi bağırarak şarkı söyledim, Eve doğru ilerliyordum ama eve girmek bana iyi gelmeyecekti. Sahil yönüne kırdım arabayı.


Sahile vardığımda, denizin dalga sesleri eşlik etsin istedim mutluluğuma. Arabayı durdurdum denizin kıyısına vardığımda, İçimde ki mutluluğu tartım.

Daha ne kadar mutlu olabilirdim ki, ne kadar sevebilirdim. Dans etmek ya da olduğum yerde deli gibi sıçramak istiyordum. Bu sözlülük işi bizim yakında çok yakında beraber olacağımızın habercisiydi. Ben artık sabırsızlanıyordum. Her dakika gözlerine bakmak, tenini hissetmek için çok az kalmıştı.

Her ne kadar içimdeki sevinç çığlıklarını azaltamasam da, eve dönmek için arabaya bindim.


Vakit ayırıp okuduğunuz ve desteklerinizi hiçbir zaman esirgemediğiniz için teşekkürler :Rose:

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:34

35. Bölüm Son kısım [Eğmen]

[center:ez3ewye4][/center:ez3ewye4]
Sahile vardığımda denizin dalga sesleri eşlik etsin istedim mutluluğuma ve arabayı durdurdum. Denizin kıyısına vardığımda içimde ki mutluluğu tartım. Daha ne kadar mutlu olabilirdim ki? Ne kadar sevebilirdim. Dans etmek ya da olduğum yerde deli gibi sıçramak istiyordum. Bu sözlülük işi bizim yakında, çok yakında beraber olacağımızın habercisiydi ve ben artık sabırsızlanıyordum. Her dakika gözlerine bakmak, tenini hissetmek için çok az kalmıştı.

Her ne kadar içimdeki sevinç çığlıklarını azaltamasam da eve dönmek için arabaya bindim.

Yine yüksek ses neşeli bir müzik açtım ve eve doğru yavaşça ilerledim. Acelem yoktu. Zamanın tadın, Anın tadını çıkarıyordum. Evde Andreas beni bekliyor olmalıydı. Oda benim kadar heyecanlıydı ama içinde buruk bir hüzünde olduğunu biliyordum. Yalnız kalacağını düşünüyordu. Eve döndüğümde Anahtarları deliğe sokarken kapı açıldı…

‘’Hızlısın Andreas,’’dedim sırıtarak.

‘’Öyleyimdir kardeşim,’’ dedi oda bana gülümseyerek. İçeriye girdim ve bana sıkı sıkı sarıldı.

‘’Çok mutluyum dostum. Senin adına çok mutluyum. Kutlama şansı bulamadım, şimdi kutlamak istedim,’’ dedi ve omuzlarımdan tutup beni odaya doğru iteledi. Bir pasta vardı masanın üzerinde. Arkamı döndüm,

‘’Kardeşim ne gerek vardı böyle şeylere. Teşekkür ederim,’’dedim sevinçle aslında çok hoşuma gitmişti.

‘’Yemedim tabii ama pastanın güzel olduğunu hep duyuyorum. Eğer bir gün insan olursam ilk önce pasta yiyeceğim,’’ dedi kıkırdayarak.

‘’İnşallah kardeşim. Bende bunu çok isterim, insan olabildiğini bir görsem. Ha bu arada pasta denen şey gerçekten harika,’’ dedim. Pastadan bir dilim kesip tabağıma koydum.

‘’Bensiz kutlama haa...’’ dedi her zamanki tanıdık bir ses.

‘’Ahh Pelin’ciğim seni nasıl unuturuz. Lütfen,”dedim ağzımda hala pasta vardı.

‘’Ağzının içindekileri görebiliyorum. Ağzını kapa müstakbel şapşal,’’ dedi kahkaha atarak ve gelip sandalyeye oturdu.

‘’Hoş geldin Pelin. Geldiğine sevindik,’’ dedi Anderas gülümseyerek. Pelin’de şok içinde dönüp Andraes’a baktık ve yediğim pasta boğazımda kaldı. Birden öksürmeye başlayınca Andreas, sırtıma yumruk attı. Refleks olarak hızlı hareket ettiği için canımın yanmasını bekledim ama normal bir yumruk gibiydi. Ya kontrolünü çok iyi geliştirmişti ya da… Ahh bunu düşünmek bile çok güzeldi. Hah! Harika…

‘’Aaa neyse ben öylesine gelmiştim zaten. Teşekkür ederim Andreas. Ben kaçıyorum, görüşürüz,’’ dedi Pelin ve hızla gitti.

Kaç bakalım dedim içimden ama Anderas’ın duyduğunu biliyordum.
Ona baktım pek duyar gibi bir hali yoktu. Ciddi anlamda şaşkındım. Bir gariplik daha, Pelin’in gidişinden sonra, Anreas’ın yüzünün düşümesiydi. Bu nasıl olsa ortaya çıkacaktı. İyi bir akşam geçirdikten sonra, yatağıma uzandım…

İki gün sonra, Melis’i istemeye gidecektim. Bu içimde büyük bir heyecan ve ailesinin karşısında şaşkına döneceğimi hatırlatsa da, ilerisinde onun karım olarak yanımda bulunacaktı. Odaya baktım ve kendi odamızı hayal ettim. Her şey çok güzel olacaktı…Her şey kalkıp dans etmemek için kendimi yatağa bağlamalıydım..

İki gün gelip çatmıştı bile… Hazırlıklar için Pelin’in burada olmasını ne kadar dilesem de, o Melis’in yanındaydı. Kendimi yalnız kalmış hissediyordum. Tabii ki Andreas vardı ama o pek bu konulardan anlamıyordu.

Kapı çalındığında ben daha giyinmemiştim bile, geç kalacaktık, ellerim titreyerek pantolonumu giymeye çalışırken Andreas kapıyı açmıştı. Melekler cıvıl cıvıl sesleri ile gelmişlerdi. Kapım tıkladığında, daha yeni giyinebilmiştim. Derin nefes alıp,

‘’Girebilirsiniz,’’dedim. İçeriye Gerard ve Petaa girdi. Arkasından Lestat…

“Selam kardeşim. Seni hazırlamaya geldik,’’ dediler ve göz kırptılar.

‘’Ben hazırlanmıştım ama…’’dememe kalmadan çoktan dolabıma dalmışlardı bile. Ben ne olduğunu anlamdan bütün kıyafetlerim yeniden değişmiş ve artık hazırdım.

İçeriye girdiğimde büyük tezahüratlara ve Banu meleğin bu tezahüratları susturmasıyla ve büyük bir heyecanla yola çıkmıştık. Melis’lerin evine geldiğimizde heyecandan bayılabilirdim.

“Şşş Eğmen sakin ol,’’ dedi Banu melek.

‘’Tabii ki sevgili anneciğim,’’dedim alayla. Bana göz kırptı ve kapıyı çaldık.

Melis’in annesi kapıyı açtığında, gözlerim sadece Melis‘e kilitlenmişti. Şahane görünüyordu ya da, güzelliğini anlatabileceğim bir kelime yoktu. Gözlerimi fal taşı gibi açmış usulsüzce ona bakıyordum ama bir elmas gibi ışıldıyor ve gözümü alıyordu.

Hep beraber içeriye geçtik ama benim pek konuşacak halim yoktum. İki büklüm olmuş, nefesim kesilmiş oturuyordum. Melis kahveleri yapmak için içeriye gitmişti. Herkes birbirine hatır soruyordu. Bir an önce başlamalarını istiyordum artık ve Banu melek söze başladı,

‘’Efendim… Sebebi ziyaretimiz malum. Allah’ın emriyle peygamberin kavliyle, kızınız Melis’i oğlumuz Eğmen’e istiyoruz,’’ dedi.

Gülümsüyordu. Varlığı boyunca ilk defa böyle bir olay yaşıyordu muhtemelen. Ne işler aşmıştık başlarına ama gayet memnunlar gibi görünüyorlardı. Sanırım sözleri bitmişti gerçi benim kulaklarım ara sıra uğuldadıkları için hiç bir şey duymuyorlardı.
Melis’in babasının onayını aldıktan sonra yüzükleri düşürmeden çıkarabilmiştim. Şükür ki Melis’in annesi ,Banu meleğin takmasını rica etmişti.

''Hayat... Üzüntüler ve acılara yer vermek için çok kısa. Bu iki genç hayatta mutlu olmayı seçtiler. Birlikte ve bir bütün olarak her şeyin üstesinden gelebileceklerini düşündüler ve belki de birçok sıkıntıya göğüs gerdiler. Aşk insanı uysallaştırır. Belki bir şeytanı bile dize getirebilecek tek şey aşktır. Hayattaki en büyük mucize… Ve bu iki genç aşkı avuçlarında tutuyor, kalplerinde tek bir ruh olarak her gün bunu besliyor, büyütüyorlar. Bize düşen onların yanında olmak... Onların adına çok mutluyum. Tebrik ederim...'' dedi Banu melek.

Gözlerim Melis’i buldu hemen. Sözlerin doğruluğu, gözlerimi doldurmuştu.
Aşk bir şeytanı dize getirdi. Bütün acılara göğüs gerdi. Belki çocuklarımıza anlatabileceğimiz bir anı değildi ama kendi içimizde hiçbir zaman unutmayacağımız ve birbirimize bizi her gün daha çok bağlayacaktı bu anılarımız…

Tebriklerden ve fotoğraf çekimlerinden sonra, nişan artık bitmişti. Melis’ten bir saniye bile ayrı kalmak artık dayanabileceğim bir şey değildi, ama sadece bir ay dedim kendi kendime… Sadece bir ay sonra hiç ayrılmadan beraber olacaktık…


Bir ufuk vardı önümde, el uzatırsam yetişemem diye korktuğum… Bir düş vardı görmek kadar tatlı bir şey yoktu, ama gerçek olacağına asla inanamayacağım. Bir aşk vardı, dokunmak istersem yok edebileceğim, ama hepsini istemiştim bencilce…

Alamam, yapamam sanmıştım… Geceleri düşündüm hep sabahları olmayacak dediğim, karanlığı düşündüm hep aydınlığa çıkmayacak dediğim ama oldu… İşte oldu… Delicesine sevdiğim insanla aynı evin içinde, hiç yarılmadan artık beraber yaşayacaktık. Nasıl sabrediyordum bilemiyordum. İçimde durmak bilmeyen bir coşku vardı.

Yakıcı bir arzu, istek kavuruyordu bedenimi. Heyecan, sevinç çözüyordu dizlerimin bağını ve ben yürümekte zorlanıyordum işte böyle zamanlarda…
[/color]

Vakit ayırıp okuduğunuz, ve desteklerinizi esirgemediğiniz için teşekkürler :Rose:

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi



36. Bölüm [Eğmen]
Sürpriz aşk


Bir hafta sadece bir hafta, bu kadar yıldan sonra bir hafta benim için asırlarla boy ölçüşüyordu. Beklemenin bu kadar zor olduğunu tahmin etmek imkansızdı. Yüzümde her daim aptal bir sırıtma vardı.

Ne yapmıştım? Hangi davranışımın ödülüydü bu? Tanrı bana neyin hediyesini vermişti? Bunu hiçbir zaman bulamayacaktım, ama bulmak çok da önemli değildi artık. Sadece yaşayacaktım, benim için ayrılan bu hediyenin tadını çıkaracaktım. Her ne kadar hak etmiyorsam da, bir bildiği vardı Tanrının. Belki de Melis’in melek gibi olan kalbineydi bu hediye. Ama aşktı bizi yaşatan, aşktı bizi biz yapan, aşktı bizi bize armağan eden…

Geçmiş canlandı bir anda beynimde, beynim geriye sardı, en geriye… Daha 12 yaşındayken ona iğrenç şekilde oyun oynama isteğime, ve sonra sebebini bilmeden bu kıza duyduğum üzüntüye. İçimden kötü olan hiçbir şey yapmak gelmiyordu ona karşı. Tanrı bizim yolumuzu daha önceden yazmış, en başından bizim kalplerimizi birbirine kenetlemişti.

Geride bir sürü şey bırakmıştık. Bir çok şey, en büyük acıları, korkuları geride bırakmıştık… Bugünümüz ise mucizelerin en güzeliydi. Ben bir insandım, en olmayacak şey…

Merve… Ona ne kadar şey borçluyduk. Onu gerçekten özlemiştim. Umarım mutluluğumuzu yukarılardan bir yerlerden görüyor ve mutlu oluyordur. Buna inanıyordum aslında, her zaman bizimle olduğuna…

‘’Hey! Boğulacaksın kardeşim. Nerelere daldın?’’ sesle irkildim ve başımı baktığım manzaradan sese çevirdim. Andreas bana gülümseyerek bakıyordu. Gülümsedim…

‘’Geçmişe,’’ dedim.

‘’Önünde mükemmel bir gelecek var kardeşim, bırak geçmişi,’’ dedi göz kırparak. Elinde bir takım elbise duruyordu.

‘’Geçmişim geleceğimin habercisi. Ne yapacaksın o takımı?’’ diye sordum. Umarım benim damatlığım için düşünmüyordu. Komik görünüyordu.

‘’Düğününüzde giyeceğim,’’ dedi sırıtarak.
‘’Şey... Andreas...O… O biraz komik,’’ dedim kıkırdayarak. Parlak mavi bir takım elbise ve parlak lila bir gömlek. İnanamıyorum. Bu kadar zevksiz… Ah! Şimdi kızacaktı işte düşüncelerime.

‘’Neden?’’ dediği anda bir gariplik olduğunu anlamıştım. Düşüncelerimi duyamıyordu. Tanrım. Buna inanamıyorum. Uzun zamandır dalgın olduğunu veya dikkat etmediğini düşünüyordum ama değildi. Sanırım Andreas insan olmuştu ve bunu belli etmek istemiyordu.

“Dostum. Zevksiz, hatta iğrenç,’’ dedim. Ama sırıtışımın sebebi bu değildi.
Andreas yüzünü buruşturdu.

‘’Elbise işini halledebiliriz, ama daha önemli şeyler var kardeşim. Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?’’ diye sordum. Bakışları farklılaştı. Tedirgin görünüyordu.

‘’Ne gibi?’’ diye sordu.

‘’Düşüncelerimi duyamıyorsun Andreas. Dikkat etmediğini düşünüyordum, ama biraz önce emin oldum. Gerçekten duyamıyorsun. Bunu fark etmemiş olmazsın,’’dedim göz kırparak.

İnsan olmak için tek şeye ihtiyacımız vardı. Büyük bir aşka. Ve ben Andreas’ın kime aşık olduğunu tahmin edebiliyordum.

‘’Ben… Eğmen… Sanırım duyamıyorum. Bunun için uğraşıyorum, duymak için, ama başaramıyorum,’’ dedi.

Başını yere eğerek yavaş adımlarla geldi ve oturduğum koltukta yanıma oturdu. Başını pencereye çevirdi, konuşmaya başladı.

‘’Uzun zamandır gücümü, ateşimi hissedemiyorum, duyamıyorum. Bunu belli etmemeye çalışıyorum. Çünkü sonuçlarından emin değilim,’’dedi.Üzgün görünüyordu ama nedenini anlayamamıştım.

‘’Neyden emin değilsin Andreas? İnsan oluyorsun. Normal bir yaşam. Normal bir düzen. Pislikten kurtulmak. Bu çok güzel, ama insan olmak için tek şeye ihtiyacımız var. Biliyorsun. Aşk bizi insan yapan. Bünyemizle oyun oynayabilen,’’dedim.

Söylediğim kelimelerle neyin sonunu merak ettiğini anlamıştım. Ah! Tabii ya…

‘’Bana bunu kimin yaptığını tahmin ediyor olmalısın. Ya beni sevmezse Eğmen. Ya istemezse. Bunu belli ediyorum farkındayım. Onu gördüğümde içimde neler yaşıyorum bir bilsen. Elim ayağıma dolanıyor. Garip bir titreme sarıyor bedenimi ve ben kelimelerimi karıştırıyorum. Onu bekliyorum her dakika gelmesi için. Geceleri sürekli onu düşünüyorum. Ben… Ben… Ne yapacağımı bilmiyorum,’’ dedi. Üzgündü ve ben onu bu şekilde görmek istemiyordum.

‘’Konuşmalısın,’’ dedim. O an aklıma bir şey gelmişti. Elimi göğsünün sol tarafına uzattım ve kalbi atıyor mu diye baktım. Ama hiç bir kıpırdama yoktu.
‘’Kalbin henüz atmıyor. Tam olarak dönüşmemişsin,’’ dedim gülümsedim.

Aslında çok mutlu olmuştum. Pelin ve Andreas, bunu anlıyordum ama tam emin olamıyordum. Geriye sadece Pelin’in duyguları kalmıştı. Ondan asla emin olmazdım.

‘’Öğrenmek için, sonucunu bilmek için, konuşmalısın. Açıklamalısın Andreas. Bunu yapmalısın. Pelin asla tepki vermez, onu tanıyorsun,’’ dedim ve kollarımı açıp ona sıkıca sarıldım.

‘’Çok mutluyum kardeşim. Çok…’’ dedim oda bana sıkıca sarıldı. Ayrıldığında konuşmaya başladı. Gözleri hüzünlüydü.

‘’Henüz olmaz. Eğer o beni istemezse... Eğer sevmiyor sa ki bana ne kadar ters davrandığını düşünürsek imkansız gibi geliyor. O zaman insan olmanın ne anlamı var ki?’’dedi. Ellerini göğsünde birleştirip tekrar camdan baktı.

‘’Bunu öğrenmenin bir tek yolu var. Açılmak. En kısa zamanda açılmalısın.’’ dedim.

Başını aşağı yukarı salladı. Buna sevinmiştim. Açılması en mantıklı yoldu böyle bekleyerek olmazdı. Bir kaç dakika sessizce oturduk. Kapı çaldı. Kim olabileceğini merak ettim.

‘’Ben bakarım,’’ dedim Andreas kalkmak için kıpırdandığında.

Kapıyı açtım ve şaşkınlığıma engel olamadım.

‘’Pelin?’’ dedim şaşırarak. Ne zamandır kapı kullanıyordu.

“Efendim,’’ dedi içeriye girerken. Düşüncelerimi duymazlıktan geldi. Gülümsedim.

‘’Kapı kullanmayı öğrenmişsin,’’ dedim sırıtarak.

Ne demek istediğimi anlamış olmalıydı. Bizi yakalamaktan çok hoşlanırdı. Bugün nedense çok önemli bir konuşma yapmıştık ve o kapıdan gelmişti. İlginç! Ve kıkırdadım. Pelin cevap vermeden içeriye geçmişti bile. Tüm düşüncelerimi duymuştu ama ona mahremiyet vermek istiyordum, bu onların arasındaydı. İçeriye gittim peşinden. Pelin’in yüzüne baktım. Ahh inanamıyorum melekler kızarabiliyor muydu? Gülümsememi bastırmaya çalıştım.

‘’Senin bu müstakbel eşinden şikayetçiyim,’’ dedi fazla sinirli görünüyordu.

‘’Yine neler oluyor?’’ diye sordum.

‘’Selam Pelin,’’ dedi Andreas utana sıkıla.

‘’Selam Andreas,’’ dedi Pelin sesi garip çıkmıştı. Sanki utanmış mıydı? Ahh bunları görmek harika. Pelin’in gözleri bana çevrildi sinirle. Dudaklarımı bir birine bastırdım.

‘’Hiç bir şeyi beğenmiyor. Aklımı kaçıracağım,’’ dedi. Sinirliydi. Upss! Ama bunun Melis’e olduğunu düşünmüyordum, sadece bunu kullanıyordu.
‘’Hey… Eşimin üzerine bu kadar gitme lütfen. İlk defa evleniyoruz öyle değil mi?’’ dedim gülümseyerek.

‘’En son 69. modeli gösterdim, ama yine beğenmedi. Ne yapacağım ben?’’ dedi ve gözleri takım elbiseye kaydı. Bir kahkaha patlattı.

‘’Bu ne? Bunu damatlık olarak düşünmüyorsun değil mi?’’ dedi kahkahalarının arsından. Düşüncelerimi Melis’e kaydırdım. Bunu bilmesini istemiyordum.

‘’O şey...’’ diye konuşmaya başlayınca Andreas,

‘’Aslında Pelin. Onu esprisine çıkarmıştım. Komik gerçekten. Damatlık değil tabii ki. O işle melekler ilgileniyorlar,’’ dedim Andreas’ın açılmasını keserek.

‘’Neyse gerçekten komikmiş. Melis’le konuşmalısın. Şımarık bir çocuk gibi. Çok heyecanlı. Annesi her gelinlik modelini görünce ağlıyor. Delirdim açıkçası,’’dedi.

Ahh! Benim biricik aşkım o kadar heyecanlımıydı. Bugün hiç görüşmemişti. Sanırım yanına gitsem iyi olacaktı.

‘’Bence de,’’dedi Pelin gülümseyerek. Hımm nasılsa bu düşüncemi duymuştu. Pelin’e baktım gözlerini kaçırdı. Öyle olsun bakalım.

‘’Tamam ben hemen çıkıyorum,’’ dedim.

Arabanın anahtarlarını sehpa hanın üzerinden alıp hızla evden çıktım. Arabama binerken onları yalnız bıraktığımı fark etmiştim. Umarım Andreas bu fırsatı kaçırmazdı.

Arabaya bindim ve hızla Aşkıma doğru ilerledim. Aklımdan her şeyi tekrar geçirdim. Düğün için her şey hazırdı. Büyük bir yat ayarlamıştım, denizin ortasında bir düğün. Okyanusun rengini çalan gözlerine layık. Bütün yat çiçeklerle donatılacaktı. Büyük bir müzik orkestrası… Her şeyin mükemmel olmasını istiyordum. Melis’in arkadaşları, akrabaları hepsine davetiyelerimiz gönderilmişti.

Tabi ki meleklere de. Her şey mükemmel olacaktı. Ev ise Melis’e büyük bir sürprizdi. Annesinin yakınlarında büyük bir ev almıştım. Bahçe içerisinde. Kocaman bir ev. Belki iki kişi için fazla büyüktü, ama ileride daha kalabalık olacağımızı düşünürsek bu ev tam bize göreydi. Sırıttım bir anda.

Ve balayı… Bunun için heyecanlıydım hem de oldukça. Uçak biletlerimiz hazırdı. Maldiv adalarında bir otel ayarlamıştım. Yalancı bir cennet. Gidiş süresi 8 saat, çok fazla değildi. Yaşacağımız onca güzel anı düşündükten sonra...

Bungolovları sevdiğini söylemişti bir keresinde. Denizin üzerinde harika bir hafta. Bu gerçekten onun için mükemmel olacaktı. Evlerine yaklaştığımı anlamamıştım bile. Hayallerim -gerçek olacak hayallerim- anlamadan yolu bitirmişti. Kapının zilini çaldım, fazla beklemeden hemen açıldı.

“Eğmen abi. Hoş geldin,’’dedi Emre kapıyı açtığında.

‘’Hoşbulduk ufaklık,’’ dedim ve dudağımı ısırdım. Buna kızdığını unutmuştum. Sinirle kaşlarını çattı.

‘’Ablan nerede?’’ diye sordum hemen.

‘’Yukarıda, odasında,’’ dedi kızgınlıkla.

‘’Ah Eğmen. Hoş geldin oğlum,’’dedi Melis’in annesi mutfaktan çıkarken.

‘’Teşekkürler efendim,’’ dedim.

‘’Melis odasında. İyi oldu geldiğin,’’ dedi gülümseyerek.

Sanırım durum daha ciddiydi. Hızla merdivenleri çıktım ve Melis’in kapısını tıkladım.

‘’İçeri gel anne,’’dedi.

Gülümsedim. Tanrım daha güzel bir ses var mıydı acaba bu dünya üzerinde? Kapıyı açtım ve ilk önce başımı uzattım. Yatağın üzerinde elinde bir dergi. Dikkatle bakıyordu. Benim geldiğimin farkında değildi.

‘’Anne, sence bu model olur mu? Bir bakar mısın? Aslında şu iki modeli birleştirebiliriz,’’ dedi elini sıkıntıyla başına koydu.

‘’Bence…’’ dedim başını hızla çevirdi. Dergiyi elinden fırlatıp, bir sıçrayışta yanıma gelip boynuma sarıldı.

‘’Aşkım, ne zaman geldin? Duymadım,’’ dedi. Eğildim ve dudaklarını öptüm.

‘’Şimdi geldim,’’ dedim ondan ayrılabildiğimde. Beni bıraktığında odasına girdik ve yatağına oturdum.

‘’Sana yakışmayacak bir şey düşünemiyorum hayatım. Hangi modeli seçersen seç. Dünyanın en güzel gelini olacaksın,’’ dedim.

Yanıma oturdu ve onu kollarımla sıkıca sardım.Ah! ‘Sadece bir hafta’ dedim içimden. Bir hafta sonra bir saniyemiz ayrı geçmeyecekti.

‘’Kafam çok karışık. Çok heyecanlıyım,’’dedi başımı göğsüme yasladığında.

‘’Sanırım bende,” dedim ellerim saçlarını okşarken.

‘’Hiçbir şey yeterince güzel gelmiyor. Senin yanına yakışamayacağımdan korkuyorum,’’ dedi sesi üzgün geliyordu.

‘’Saçmaladığının farkında mısın Melis?’’dedim.

‘’Belki de saçmalıyorum. Düşüncelerim karışık. Bu bir hafta bir an önce bitsin istiyorum. Ölüm gibi,’’ dedi.

‘’Bence de. Artık bir saniyeyi bile geçirmek zor geliyor. Ben seni 4 yıl nasıl bekledim bilemiyorum,’’ dedim. Saçlarına bir öpücük kondurdum.

‘’Az kaldı. Aslında sorun gelinlik değil. Sorun zaman sanırım,’’ dedi başını bana çevirdiğinde gözleri ışıldıyordu. Sabretmek zordu. Haklıydı. Burnunun ucundan öptüm.

‘’Kesinlikle,’’ dedim.

‘’Pelin nerede? Mutlaka beni şikayet etmiştir sana,’’ dedi kıkırdayarak. Aklıma birden nerede olduğu gelince gülümsedim. Andreas’ın ona açıldığını umdum. ‘Umarım bunu yapmıştır’ dedim içimden.

‘’Aşkım, bir soru sordum,’’ dedi Melis.

‘’Ahh bizim evde,’’ dedim kıkırdayarak. ’’ve haklısın seni şikayet etti,’’ dedim. Ona söylemeli miydim? Sanırım bunu kendilerine bıraksam iyi olacaktı.

‘’Tahmin etmiştim,’’dedi.

Uzun bir süre konuştuktan ve Melis’in rahatladığını düşündükten sonra aşağıya indik. Annesi akşam yemeğine kalmamı söylediğinde bu fırsatı asla kaçırmazdım. Hem Melis’le biraz daha kalmak hem de o güzel yemeklerinden tatmak için.

Eve gitme zamanı geldiğinde yine içimde bir hüzün olmuştu. Dakikalarca sarıldıktan sonra ancak ayrılabilmiştim kokusundan.

Bu bir hafta gerçekten zorlu olacaktı. Eve vardığımda heyecanlanmıştım birden bire. Merdivenleri hızla çıktım ve kapıyı çaldım. Andreas kapıyı açtığında, hemen sorumu yönelttim.

‘’Konuştun mu?’’diye sordum. Başını iki yana salladı ve yüzünü buruşturdu.

‘’Hayır. Ağzımdan tek kelime bile çıkmadı,’’ dedi içeriye giderken.

‘’Ah… Adreas. Tam fırsatıydı. Ne yaptınız?” diye sordum.

“Hiç öylece oturduk,’’ dedi.

‘’Ne yani hiç bir şey konuşmadınız mı?’’ diye sordum koltuğa yerleşirken.

‘’Hayır, dakikalarca oturduk ve sonra o sıkılıp ben gitsem iyi olacak dedi ve gitti,’’ dedi üzüntüyle.

‘’Andreas, çok aptalsın,’’ dedim kızgınlıkla. Buna inanamıyordum. Pelin’in o kadar süre ona takılmadan susup oturması, ondan bu konuşmayı beklediğine işaretti. Birden gülümsedim. Belki de oda... Ahh evet… Oda kesinlikle Andreas’a karşı bir şeyler hissediyordu.

‘’Neden gülüyorsun?’’ diye sordu Andreas. Sanırım yanlış anlamıştı.

“Andreas bir şey fark ettin mi?’’

‘’Ne gibi?’’

‘’Pelin bugün bize geldiğinde aniden çıkmadı! Kapıyı çaldı,’’

‘’Eee Ne olmuş?’’

‘’Ahh… Sen Pelin’in ne zaman kapıyı çaldığını hatırlıyorsun?’’ dedim göz kırpmıştım.

“Hatırlamıyorum, ama bunun ne anlamı var ki?’’ dedi.

‘’Off! Andreas. Konuştuklarımızı muhakkak duymuş olmalı. Bunun için. Yani senin ona karşı hislerini biliyor. Ve bugün senin konuşmanı beklemiş olmalı,’’ dedim ellerimi birbirine vurarak.

‘’Sen… Sen ciddi misin? Bu… Ahh… Evet… Olabilir. Yani.. .Oda benden… Buna inanamıyorum. Kardeşim buu… Bu... Olabilir mi?’’ dedi ayağa kalktı ve bir oraya bir buraya yürümeye başladı. Volta atıp duruyordu. Gülmekten kendimi alıkoyamadım.

Artık bu işin gün yüzüne çıkacağından şüphem yoktu.



Değerli vaktinizi bizim bu nacizane küçük bölümümüzü okumaya ayırdığınız için teşekkürler :Rose:

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
nosi
New Moon | Aktif Hayran
New Moon | Aktif Hayran


Paylaşım Gücü : 100
Nerden : istanbul
Kayıt tarihi : 18/12/09

Kişi sayfası
Yönetimden Alınan Uyarı:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Salı 03 Mayıs 2011, 21:42



VEEE FİNAL... FİNALİ MELİS VE EĞMEN'İN AĞZINDAN İKİ BÖLÜM OLARAK YAYINLAYACAĞIZ. İYİ OKUMALAR...



NOSİ DER Kİ; Bu hikayeye başlamama sebep olan Seda’mın (sessiz_rüya) ısrarlarıdır. Ben yazabileceğime inanmıyordum. Beni cesaretlendirip yazmam konusunda ikna eden Seda’ma öncelikle huzurlarınızda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. İyi ki de yazalım demiş. Bu vesileyle arkadaşlığımız dostluğa ve kardeşliğe dönüştü. Onun gibi bir insanla tanıştığıma çok memnun oldum. Böyle bir site kurup, yöneten sayın yöneticilerimize de teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Ve siz değerli okuyucularımız. Sizler olmasaydınız, hikayemizin sonuna gelebilir miydik inanın bilmiyoruz. Desteklerinizi hiçbir zaman unutmayacağız. Sayenizde bir şeyler yazıp, paylaşıp bununda karşılığını çok güzel bir şekilde almış olduk. Sizlere sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz. Seda’cım o kadar güzel yazdı ki söylemek istediklerimi onun söylediği her şeye her zaman katılıyorum ve sonsuza kadar arkasında olduğumu söylüyorum. Yani benden kurtuluşun yok canımı içi Very Happy

Ve ben bir kişiye de huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Bize hikaye konusunda fikirlerini eksik etmeyen, Pelin karakterini hikayeye sokmamızı, Merve’yi öldürmemizi söyleyip, bize Pelin’in esperili karakterini yazdırıp, kazandıran sevgili eşime teşekkürlerimi iletiyorum.


Finali bölmek istemediğimiz için bölümü Sedam la beraber yolluyoruz. Oldukça uzun bir final oldu umarım beklediğinize değen bir final okursunuz. İyi okumalar :Rose:


FİNAL [MELİS]

Hayatımı cehenneme çevirdiğini sandığım insan, ışığım olmuştu. Yaşam kaynağım, nefesim olmuştu ve şimdi artık ölüm bizi ayırana dek birlikte olacaktık. Kocam olacaktı. Eşim Eğmen… Kulağa ne hoş geliyordu. Eşim Eğmen. Eşim…

Nasılda geçmişti zaman. Nereden, nereye gelmiştik. Çektiğimiz onca acıdan sonra artık mutluyduk ve birlikteliğimizi resmileştirmemiz için sadece 5 saat kalmıştı.

Her şey hazırdı. Eğmen bana sürpriz yapıp annemlere yakın bir ev tutmuştu. Evimizi tutup bana yaptığı sürprizi anımsadım,

Bugün Eğmen bana sürprizin olduğunu söylemişti. Merakla sürprizi söylemesini bekliyordum.

“Hayatım ne olur söyle, sürpriz ne?”

“Hayır söylemem. Yüzündeki tepkiyi görmek istiyorum,”

“O zaman hemen gel,”

“Kapıyı açarsan görürsün,”

“Kapıda mısın? Hemen geliyorum” dedim ve aynaya çabucak bakıp saçlarımı elimle düzelttim ve hızla kapıya koştum. Aşkımı karşımda bir demet çiçekle gördüm. Bana beyaz papatyalardan almıştı.

“Aaa çok güzeller. Teşekkür ederim aşkım. Eee sürprizi göster bakalım,”

“Burada gösteremem. Hadi gidelim,”

“O zaman bekle bu harika papatyaları vazoya koyup geliyorum,” dedim ve hemen çiçekleri vazoya koyup yanına koştum. Elimden tuttu ve yürümeye başladık.

“Aşkım arabaya binmeyecek miyiz?”

“Hayır,” dedi muzip bir şekilde gülerek. Heyecanım artık tavan yapmıştı. Ne göstereceğini çok merak ediyordum. Yüzündeki mutluluğu, çocuksu ifadeyi görmek bütün sürprizlerden daha güzeldi.

“İşte geldik,” dedi. Bahçe içerisinde büyük 2 katlı bir villa duruyordu. Etrafında küçük tek katlı evler vardı. Etrafa bakındım ve sürprizin burayla ne alakası olduğunu merak ettim.

“Nereye geldik?”

“Hayatımızın geri kalanını yaşayacağımız, çocuklarımızın koşturacağı, sevdiklerimizin dilediği zaman bizimle kalacağı sıcak bir yuvaya,” dedi yüzündeki mutlulukla.

“Yuvaya mı?” ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Söylediği her kelime aklımdan tek tek geçiyordu. Ne yani evimize mi gelmiştik.

“Sana inanamıyorum aşkım. Bu… Bu.. bizim evimiz mi?” dedim inanamaz bir şekilde.

“Evet aşkım evimiz,”
Yüzümde tebessümle o günü hayal ettim. Ne kadarda mutlu olmuştu yüzümdeki mutluluğu görünce. Gerçi eşyaları alırken çektirdiklerim eminim bütün mutluluğunu unutturmuştur. En sonunda Pelin devreye girmişti. Ah Pelin az çektirmedim. Hala da çektirmeye devam ediyorum.

En çokta yatak odası takımını alırken çektirmiştim. Tekrar o güne gittim,
“Bak Melis bu harika bir dolap ne dersin?” dedi artık bıkmış ama zoraki bir gülümsemeyle.

“İçine bakmam lazım,” dedim ve dolabın yanına gittim. Dolabı açtım çekmecelerine baktım. Her tarafına şöyle bir göz attım.

“Cık olmaz. Baksana kazak koyacak yer yok,” dedim suratımı buruşturarak.

“Onları da şifon yere koyarsın hayatım. İlla dolaba mı sıkıştıracaksın,” dedi. Artık sabrının son haddine gelmiş bir sesle.

“Of,” dedim beğenmemenin verdiği sıkıntıyla.

“İstersen şöyle yapalım,” dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. Bende dikkatli bir şekilde dinlemeye başladım.

“Elbise değiştireceğin zaman bir mağazaya git. Orda beğendiğini al, üstündekileri çöpe at. Böylelikle dolap derdin olmaz,” dedi yüzünde sırıtmayla.

“Ah Pelin, dinleyende kabahat. Bende ciddi bir şey söyleyeceksin sandım,”

“Bende senin dolap alacağını sanmıştım,”

Kahkahalarla gülmüştük ve en sonunda bir tane dolap olabilmiştim. Sıkıntılı olduğu kadar güzel günler olduğunu da anladım. Hepsini şimdi yüzümde koca bir tebessümle hatırlıyordum.

Düğün yerini seçme işi ise başlı başınca bir işkence olacağı için ona hiç karışmamıştım. Eğmen’e bırakmıştım. Harika bir plan yapmıştı. Düğünün yatta olacağını söylemişti. Ayrıntıya girmedi çünkü sürpriz olmasını istiyordu. Bende üstüne gitmedim.

Her şey hazırdı. Gelinliğimi giymiş Eğmen’ i bekliyordum.

[center:3avkofpb][/center:3avkofpb]

Aynada gelinliğime baktım… Ne zor beğenmiştim. Neler çekmişti annem, Pelin ve Eğmen. Gelinliğimin ne çok abartı ne de çok sade olmasını istiyordum. Yatta olacağı içinde etek kısmının fazla kabarık olmaması lazımdı. Bir sürü detay düşünüyordum.

Onlara göre bir tane gelinlikti ama benim için hayatımda bir kez giyineceğim bir elbiseydi. Ve kocamın karşısına inanılmaz derecede güzel olarak çıkmak istiyordum. Tıpkı bir peri, bir melek gibi. Eminim bütün kızlar ona odaklanacaktır. Onun yakışıklılığı yanında sönük kalmak istemiyordum.

“Ah Pelin canımı acıtıyorsun,”

“Kıpırdanmayı kes, yoksa duvağı yanlış yerden tutturacağım,” dedi sinirle.

Eminim bugün benim kadar o da gerdindi. Benim kaprislerime iyi dayanmıştı. Annem ara sıra yanıma geliyor. Beni öyle gelinlikle görünce göz yaşlarını tutmaya çalışarak kendini zorla odadan dışarıyı atıyordu. Dışardan ağlama sesini duyuyordum.

Saatler geçmek bilmiyordu. Heyecandan terlemeye başlamıştım.

“Sakin olur musun Melis. Bak bütün makyajın bozulacak,”

“Çok heyecanlıyım,”

“Görüyorum. Biliyor musun harika gözüküyorsun. Eğmen seni görünce bayılmasa iyi,” dedi ve güldü. Lavobaya gittim elimi yıkayıp serinlemek için. O sırada telefon çaldı. Arayan her zaman ki gibi Eğmen’di. O da benim kadar heyecanlıydı.

Telefonu Pelin kaldırdı.

“Evet Eğmen,” dedi sanırım Eğmen beni istemiş olacak ki “Veremem, şuanda heyecandan baygınlık geçirmek üzere,” dedi kıkırdayarak. Endişeleneceğini anlayıp hemen Pelin’in yanına gidip telefonu elinden aldım.

“Aşkım iyiyim, sadece lavobaya kadar gitmiştim,” dedim.

‘’Off! Bu Pelin’e iyi bir ders vermem lazım. Hazır mısınız?’’ diye sordu.

“Aşkım hazır sayılırız, ama daha çok vakit var,” dedim.

‘’Biliyorum biraz da orada vakit geçiririz. Ben artık burada duramıyorum, her şey üzerime geliyor. Duvarlar gittikçe bana yaklaşıyor,’’ dedi.

Aşkım en az benim kadar heyecanlıydı. Bende çok heyecanlıydım ve onu bir an önce görmek istiyordum. Özelliklede bu ortamın birazcık olsun dağılmasını.

‘’Canım benim, biliyorum senden farklı değilim. Pelin’in üzerimde yoğun çalışmasını düşünürsek ve annemin ağlamalarını...’’ dedim. Hemen büyük bir heyecanla,

“Aşkım biz çıkıyoruz,” dedi.

“Tamam bekliyor olacağım,” dedim ve bir süre daha konuştuktan sonra telefonu kapattık. Büyük bir heyecanla gelmesini bekliyordum.

“Geliyorlar mı?” diye büyük bir heyecanla sordu Pelin.

“Evet,” dedim. Hemen aynanın karşısına geçerek saçını başını düzeltmeye başladı. O da en az benim kadar heyecanlıydı.

“Hayırdır sen mi evleniyorsun. Bu kadar süs püs niye?” diye sordum kaşlarımı çatıp göz kırparak.

“Yoo… Şey… Biricik arkadaşım evleniyor bırak ta birazda süsleneyim dimi,” dedi ama utanarak söyledi. Bir şey sakladığını biliyordum. Ama eninde sonunda öğrenecektim.

Kapı sesini duydum. Biricik aşkım ve meleklerim gelmiş olmalıydı. Büyük bir heyecan bastı beni. Ne yapacağımı bilemez bir şeklide, sağa sola volta atmaya başladım.

“Geldiler… Geldiler…”

“Sakin ol Melis, derin nefes al ve sadece Eğmen’i düşün,” dedi

“Tamam,” dedim ve derin nefes alarak Eğmen’i düşünmeye başladım. Aşkım bütün yakışıklığıyla aşağıda beni bekliyordu ve saatler sonra artık resmi olarak ta bana ait olacaktı.

“Hadi aşağıya inelim,” dedi Pelin. Annem de yanıma geldi kızarmış gözleriyle.

“Ah annecim yapma ne olur. Evleniyorum ölmüyorum. Hem bak bir sokak arkanda oturacağım. İstediğimiz zaman görüşebileceğiz,” dedim.

“Kızım ne kadar yakın olsan da ana yüreği dayanmıyor,” dedi. Sarıldım ve öptüm. Göz yaşlarını sildim.

Derin nefes aldım odanın kapısını açtım. Salona doğru ilerledim. Salonun kapısına gelince durdum ve gözlerimle Eğmen’i aramaya başladım. Gözlerimiz birbirini buldu. Karşımda tahminimden de yakışıklı bir bey duruyordu ve o bey bana hayranlıkla bakıyordu. Çok yakışıklı olmuştu. Beyaz damatlık ona çok yakışmıştı. Aşkım dünyanın en yakışıklı damadı olmuştu ve bana aitti.

Dudakları arasından sessizce ‘mükemmel’ kelimesini duydum. Gülümsememe neden oldu.

“Teşekkür ederim,” dedim.

“Çok güzel olmuşsun,” dedi elimi tutup havaya kaldırarak.

“Sen öyle,” dedim. Ellerimizi sıkıca birbirine kenetledik.

“Gidelim mi?” dedi. O da benim gibi bir an önce hayatının ilk adımını atmak istiyordu.

“Olur,” dedim. Ve arabaya doğru ilerledik.

Herkes yavaş yavaş arkamızdan geliyordu. Bir an arkama döndüm ve hayatımın iyi ve kötü anılarıyla dolu, yaşamama, hayata bağlanmama, nefesim olan kişinin hayatıma girmesini sağlayan yere son bir kez baktım.

“Buyurun prenses,” dedi Eğmen arabanın kapasını açıp önümde eğilerek.

“Teşekkür ederim,” dedim. Ve Pelin’le, Andreas’ta arabaya bindiler.

Heyecanım tavan yapmaya başlamıştı bile. Terlemeye başlamıştım. Bir elimle yelpaze yapmıştım, diğer elimle Eğmen’in elini sıkıca tuttum.

“Sanırım bayılacağım,” dedim.

“Sanırım bende,” dedi. İkimizin de heyecanı artık son haddindeydi.

“Hey! Düğünden sonra bayılın lütfen,” dedi Pelin kıkırdayarak.

“Katılıyorum,”dedi Anderas. İkisinin da ağzına düşmüştük. Ama bunların hep bir kenara yazıyordum. İntikamımı alacaktım onlardan. Nihayet yata gelmiştik. Eğmen hızla yattan indi. Kapımı açtı ve elimi tutup inmem için yardımcı oldu.

Pelin “Çok naziksin,” dedi. Ne olduğunu anlamadım o tarafa baktım. Andreas cevap vermedi. Sanırım yine laf sokmuştu.

Eğmen’le beraber yata doğru ilerliyorduk. Arkadan Andreas

“Seni seviyorum,” dedi. Eğmen’le beraber aynı anda arkamızı döndük.

Pelin,”Ne?” dedi şaşkınlıkla.

“Seni seviyorum işte,” dedi Andreas. Ben şok olmuş bir şekilde bir Pelin, Andreas arasında gidip geliyordum.

“Buna inanamıyorum,” dedim. Pelin hiçbir şey söyleyemiyordu. Eminim o da benim kadar şok olmuştur diye düşünüyordum.

“Pelin seni deli gibi seviyorum. Sana aşık oldum,” dedi yine Andreas.

Pelin bir süre sustuktan sonra,

“Hiç söylemeyeceksin sandım,” dedi ve benim şaşkınlığım iki katına çıkmıştı. Demek Pelin’in bundan haberi vardı. Şimdi anlaşılıyordu sürekli Eğmen’in yanına gitme mazeretleri.

Andreas, Pelin’in yanına gitti ve belinden tutup havaya kaldırarak döndürmeye başladı.

“Seni seviyorum… Seni seviyorum…Seni seviyorum…” diye bağırıyordu. Harika bir gündü. Bir günde çifte mutluluk yaşıyordum.

Keşke bunları Merve’de görebilseydi. Ama ben bize gördüğüne inanıyordum. Eminim bir yerlerde bizi izliyordur. Onu ne kadar çok özlemiştim. Canım dostum, sırdaşım benim…

“Sanırım bende seni,” dedi Pelin. “Ah Andreas bırak başım dönüyor,” dedi. Ah Pelin tadını çıkartsana. Her şeyi bozmak zorunda mısın? Andreas biraz daha döndürdükten sonra yere bıraktı. Herkes alkışladı.

“Ama düşüncelerin çok daha romantik. Özelliklede bana nasıl söylemen gerektiğini iç sesinle düşünürken,” dedi Pelin yüzünde tatlı bir tebessümle.

“Ne yani bunca zamandır,” dedi Andreas çok şaşırmıştı.

“Evet ama bir türlü açılamadın,” dedi Pelin. “Birkaç gündür düşüncelerini duyabiliyorum. Ve gerçekten duyulmaya değer şeylerdi. Arada kızdığım çok oldu ama neyse bunları sonra konuşuruz,” dedi.

Andreas utancından kıpkırmızı olmuştu.

“Ne düşünüyordu acaba?” diye sordum kıkırdayarak.

“Bende merak ediyorum,” dedi Eğmen saçlarımı öperken.

“Hadi artık bu kadar aşk yeter daha sonra yaşarsınız. Bir düğünümüz var,” dedi Eğmen elimden tutup yata doğru ilerlerken.

Yata çıktığımız zaman gözlerime inanamadım. Her şey o kadar güzeldi ki. Her yer çiçeklerle ve beyaz tüllerle süslenmişti. Masaların üstü beyaz örtü ve pembe tüllerle kaplanmış. Onlara eşlik eden güllerle de süslenmişti. Bütün meleklere ve Eğmen’e ayrıca teşekkür etmem gerekecekti.

Dans müziğimiz çalmaya başladı. Eğmen nazikçe elimi ve belimi tutup dans etmeye başladık. Hafiften rüzgar esiyordu. Kendimi bulutların üstündeymişim gibi hissediyordum. Bütün bu mutluluğumu, her şeyi sevdiğim adam Eğmen’e ve meleklerime borçluydum.

Müzik bitti ve bizi nikah masasına doğru yönlendirdiler. İnanılmaz derecede güzel hazırlanmıştı masa. Hayallerimde bile bu kadar güzel düşünmemiştim.

Kalp atışlarımın ritmi gittikçe artıyordu. Şimdi herkesin gözü bize odaklanmıştı. Herkes büyük bir hayranlıkla bizlere bakıyorlardı. Bense Eğmen’in karısı olacak olmaktan oldukça mutlu ve heyecanlıydım. Bunca çektiğimizden sonra artık mutluluğu hak etmiştik ve bunun tadını çıkartıyorduk.

Eğmen’e baktım o da çok heyecanlıydı. Ellerini tuttum ve hafifçe sıktım. Birbirimizden destek alıyorduk.

Nikah memuru gelmişti. Birden bakışlarımızı ayırıp memura döndük.

’Değerli misafirlerimiz hoş geldiniz. Bu özel ve güzel günde iki gencimizin nikahını kıymak için burada toplanmış bulunmaktayız. Gelin hanım adınız soyadınız,” diye soru yöneltti bana. Çok heyecanlıydım. Nasıl söyleyeceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu. Ağzımın kuruduğunu hissediyordum. Zorlukla,

“Melis Özmen,” dedim.

“Anne ve baba adınız?” diye soru yöneltti. Allah’ım ne zaman bitecekti sorular bir an önce evet kısmına gelmeyi çok istiyordum.

“Serpil Özmen, Cavit Özmen,” dedim heyecanımı bastırmaya çalışarak.

“ Evet damat bey sizin adınız, soyadınız ve yaşınız?”

“Eğmen Eğmenoğlu, 29, “ dedi. Sesi gayet sakin çıkmıştı. Şaşırmıştım.

“Anne ve baba adınız?” diye sordu.

“Banu Eğmenoğlu, Tahsin Eğmenoğlu,” dedi ve gözleri Banu meleği buldu. Ona minnettardık.

“Melis Özmen, Eğmen Eğmenoğlunu kocalığa kabul ediyor musun?”

Nihayet senelerdir beklediğim soru ile karşılaşmıştım. Bu soruyu duymak için nelerle karşılaşmış, ne zorluklar atlatmıştık ve nihayet bu zaman gelmiştik.

Eğmen pür dikkat bana bakıyordu.Büyük bir heyecanla dudaklarımdan

‘’Evet’’ dedim bağırarak.

Hayatımda bu güzel sözleri söylemek için bu kadar heyecanlanacağımı hiç düşünmemiştim. Şimdi bu güzel sözleri onun ağzından duymak için heyecanım bin kat daha artmıştı. Bayılmadan bu günü atlatmak için can atıyordum. Yoksa kalbim bu heyecana daha fazla dayanamayacaktı.

Nikah memuru aynı soruyu Eğmen’e yöneltti, ‘’Evet, ‘’ dedi. Büyük bir zafer ve coşkuyla. Herkes alkışlamaya başladı. Biz şimdi evli miydik…?

Şahitlerimiz olan Andreas ve Pelin’e döndü…

‘Şahit misiniz?’ diye sordu

‘’Evet,’’dedi Andreas büyük bir mutlulukla.

‘’Bilemiyorum,’’dedi Pelin, Ah Pelin yine yaptın yapacağını.

‘’Evet,’’dedi ve ekledi.’’Yoksa bu Eğmen balayına çıkmadan katil olacak,’’dedi ve herkese kahkaha attırdı.

Defteri ilk bana uzattı ve elim titreyerek imza attım. Eğmen’e uzattım defteri o da imza attı ve Pelin’e uzattı. Tam o sırada Eğmen’in ayağına bastım.
‘Ahh,’’dedi diye bağırdı.

‘’Neler oluyor?’’ diye sordu.Şaşırmıştı.

‘’Nikahtan sonra gelin ya da damat evlendiği kişinin ayağına basar. Bu bir gelenektir. Kim basarsa evde onun sözü geçer,‘’ dedim gülümseyerek.

‘’Bunun için ayağıma basmana gerek yoktu. Zaten hayatım boyunca her yerde senin sözün geçecek,’’ dedi gülümseyerek.

‘’Gelini öpebilirsin,’’dedi memur.

Ayağa kalktık, büyük bir heyecanla duvağımı kaldırdı ve yüzümü ellerinin arasına aldı. Yavaşça eğildi, dudaklarını alnıma bastırdı. Bu öpüş bütün öpüşlerinden farklıydı. Artık resmi olarak ta onun olduğumun ispatı, gururu, zaferini yaşıyordu. Mutluyduk hem de çok fazla mutluyduk…

Alkışlar arasında kalabalığa karıştık…

Nikah bitmiş son dansımızı yapmaya başladık. Artık elimde sadece Eğmen’in eli değil, nikah cüzdanımızda vardı. Her şey rüya gibiydi. İnanması oldukça zor rüya. Yoksa masalda mı yaşıyordum. Evet evet bunlar anca masallarda olurdu. Prensim hayatımı kurtarmış sonrada işte evlenmiştik.

Eğmen yavaşça eğildi ve ıslak dudaklarını, dudaklarıma bastırdı. Bu güzel anın bitmesini hiç istemiyordum. Her şey için minnettardım aşkıma. Hayatıma girdiği ve bu güzel duyguları yaşattığı için.

Kahkahaları duyunca düğünde olduğumuz aklıma geldi ve aynı anda istemesek te birbirimizden ayrıldık.

“Seni seviyorum,” dedi gülümseyerek. Sıcak eli yanaklarımı okşuyordu.

“Seni seviyorum,” dedim bende gülümseyerek.

Meleklere döndüm ve Banu meleğe,


“Her şey için tekrar teşekkürler,” dedim. Teşekkür etmekten başka elimden bir şey gelmiyordu. Çok şey borçluydum.

‘’Bİzim yaptığımız hiçbir şey. Siz mutlu olun yeter,’’ dedi Banu melek.

‘’Herkese tekrar teşekkürler,’’ dedi Eğmen bütün meleklere bakarak.

‘’Rica ederiz.’’ dediler hep bir ağızdan.

Herkese tek tek sarılmış vedalaşmıştık kısa bir süreliğine. Çünkü balayına gidecektik. Nereye gideceğimizi ben bilmiyordum. Eğmen sürpriz olsun istemişti.

….


Düğün bitmiş üstümü değiştirmek için annemin evine gitmiştim. Anneme sarıldım. Kokusunu ciğerlerime çektim. Onca sıkıntıma katlanmış, hep destek olmuştu. Mutluluktan dahi olsa artık annemi benim yüzümden ağlarken görmek istemiyordum.

Canım babacım, senin o şefkatli kollarını ne kadar özleyeceğim. Onca sıkıntıma katlanmana rağmen hiçbir zaman bana sırtını çevirmedin. Hep sevdin.

Canım kardeşim. Neredeyse öldürecektim seni. Bu düşünce bile ürpermeme neden oldu. Neler yaşamıştım. Neler atlatmıştık. Ama kardeşimde hem yanımdaydı. Böyle bir ailem olduğu için çok şanslıydım. Hayatım boyunca onlara minnettar kalacaktım. Onları çok seviyordum.

Herkesle vedalaştık geriye sadece Pelin ve Andreas kalmıştı. Arabaya kadar onlarda bize eşlik etti.

‘’Hep yanımda oldun ve olacağını biliyorum .İyi ki varsın canım kardeşim,’’ dedim ve sıkıca sarıldım.

Pelin’de bana sarıldı, ‘’Buna emin olabilirsin. Nede olsa koruyucunuzum. Hem seni bırakmaya hiç niyetim yok,’’ dedi. Sesi çatallaşmıştı. Bende göz yaşlarıma hakim olamadım.

Merve aklıma geldi. Keşke şuan yanımda olsaydı, ona da sarılıp teşekkür edebilseydim. Beni duyduğunu biliyorum Merve’cim, canım dostum, teşekkürler her şey için…


Eğmen’de, Andreas’la vedalaşıyordu.

‘’Çok teşekkür ederim kardeşim. Her şey için,’’dedi Eğmen, Andreas’a sıkıca sarıldı.

‘’Ne yaptık kardeşim,’’ dedi Andreas.
‘’Sizin adınıza da çok mutlu oldum kardeşim,’’ dedi Eğmen, Andreas’a. “Ama bu çatlakla nasıl uğraşırsın bilemiyorum”

‘’Bir yolunu bulacağız artık,’’ dedi Andreas. Mutluluğu gözünden okunuyordu.

‘’Demek çatlak ha! Demek bir yolunu bulacaksın. Neyse ilk günden kavga etmeyelim. Bunun hesabını siz balayından döndükten sonra sorarım ben,’’ dedi Pelin.

Mutlulardı, hem de çok mutlulardı. Onların mutluluğu bizim mutluluğumuza mutluluk katıyordu. İki değer verdiğimiz, kardeşimiz gibi gördüğümüz kişilerinde mutluluğunu görmek harikaydı.

‘’Hadi artık, uçağı kaçıracaksınız,’’ dedi Andreas.

Tekrar heyecanlandığımı hissediyordum. Eğmen arabanın kapısını açtı ve oturdum. Kendiside sürücü koltuğuna geçti. Pelin ve Andreas’ a el salladık. Ellerimizi sıkıca tuttuk.

“Hazır mısın?” dedi yüzündeki tarifsiz heyecan ve mutlulukla.

“Seninle her şeye…” dedim tutamadığım gülümsememle.

“Seni seviyorum karıcım,”

“Seni seviyorum kocacım,”

İşte masalın en güzel yerine gelmiştik. Mutluluğumuzun ilk adımını atmıştık. Beraber hayatımızda unutamayacağımız bir anı daha yaşamak için, yol almıştık el ele… Geride sevdiğimiz insanlarında mutlu olduğunu bilerek… Yaşadığımız onca sıkıntının ödülünü alıyorduk, yaşadığımız mutlulukla. Allah’a şükürler olsun Eğmen’i hayatıma kattığı için… Allah’a şükürler olsun onunla hayatımı birleştirme fırsatı verdiği için… Allah’a şükürler olsun hep yanımda olup beni delice sevdiği ve sevdiğim için….


[/color]

Vakit ayırıp okuduğunuz, desteklerinizi, yorumlarınızı esirgemediğiniz için sonsuz teşekkürler :Rose:

Yazarlar; Sesiz_rüya, Nosi




SESİZ_RÜYA DER Kİ; SON… Üç harf… sadece üç harften oluşuyor. Bazen kendimizi unutup zamanımızı ayırdığımız bu hikayeninde sonuna geldik. Zaman ne kadar çabuk ilerliyor. İlk yazmaya başladığım günü hatırlıyorum şimdi, Nahidem’e özel mesaj atımıştım. Yapabilir miyiz ?Olur mu?

Bazen saatlerce konuştuk, böyle mi olsun, şöyle mi olsun… Sonunda bitirdik… Ve bunda siz değerli arkadaşlarımızın katkısı çok büyük.
Bize yazma hevesi verdiğiniz. Yorumlarınızla en büyük desteği koydunuz sırtımıza ve yürümemizi sağladınız. Bunlar için sadece ‘’TEŞEKKÜR EDERİZ ‘’yetmez ama elimizden teşekkürden başka bir şey gelmiyor.

Yine sadece ‘’ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZLE’’ kalıyoruz. Ama içimizde ki duyguların binde birini yansıtmıyor bu teşekkür… Çok değerli arkadaşlıklar kazandık, kardeşler kazandık… Biliyorum bitmesini istemiyorsunuz ama burada noktayı koymak zorundaydık. Her şey tadında güzel. Ne diyebilirim ki… Mükemmel yorumlarınızla bize destek verdiniz ve biz de bu destekle finali yapabildik.

Ve Ben kendi adıma birde NAHİDEM’i kazandım… Bu hikayenin bende yeri çok büyük. Böyle mükemmel bir arkadaş, kardeşle beni karşılaştırdığı için… Bana kalbinde böyle güzel bir yer açtığı ve en başta bana güvendiği için kendisine de (Meleğime) teşekkür ediyorum…


FİNAL [Eğmen]



Mutluluk neydi? Bunun adı mutluluk değildi. Bu daha yoğun, daha öte, daha ilahi… Şimdi yaşadığım duyguları isimlendiremiyordum, kullanacağım her sözcük basit geliyordu…

Mavi bir denizin içinde boğulmuştum ama boğulmak hiç bu kadar güzel olmamıştı. Artık bir sonum vardı biliyorum. Bedenim toprak olacaktı. Ama toprakla bütünleşene kadar onu deli gibi sevecektim. Saniye saniye artan bir coşkuyla, bundan emindim. Ve aynı karşılığı her gün gözlerinde görecektim.

Asırlarca günahın içine, pisliğin içine batmışken, en iyi varlıkların, meleklerin, cennetin en güzel yerini hak eden insanların bile sahip olamayacağı bir şeye sahiptim. Yakıcı kavurucu bir aşka ve bir meleğe…

Dakikalar geçmek bilmiyordu. Hiçbir şey yememiştim, hiç acıkmamıştım. Sürekli kuruyan boğazım için su içiyordum. Heyecandan sürekli boğazım kuruyordu. Burada kalan melekler evin içinde bir oyana bir buyana koşuşturuyorlardı. Zaman sanki inatlaşıyordu benimle. Melis’i tam 12 kere aramıştım, heyecandan konuşabildiği kadarıyla hala hazır olmadıklarını söylemişti. Sanırım bir kere daha arasam iyi olacaktı. Telefonu elime aldım.

‘’Yine mi?’’ dedi Billur melek.

‘’Ama artık geç kalacağız,” dedim Melis’in numarasını tuşlarken.

‘’Eğmen daha düğüne dört saat var,’’ dedi Yeşim melek.

‘’Biliyorum ama erken gitmenin bir zararı olmaz,’’ dedim.

‘’Yararı da olmaz. Michael, Petaa, Gerard, Lestat, Banu melek, Kübra melek, Arya melek, Hava melek…Hepsi oradalar,’’ dedi Büşra melek. ’’Yani her şeyi hazırlıyorlar. Size sadece ‘evet’ demek ve dans etmek kalacak,’’ dedi sırıtarak.

‘’Olsun ben yine de aramak istiyorum,’’ dedim.

Sıkıntıyla gözlerini devirdi Büşra melek. Telefon ikinci çalışta açıldı ama beklediğim ses bu ses değildi.

‘’Evet Eğmen,’’ dedi Pelin.

‘’Melis’i verir misin?’’ dedim sıkıntıyla.

‘’Veremem, şu anda baygınlık geçirmek üzere heyecandan,’’ dedi kıkırdayarak.

‘’Hemen oraya geliyoruz,’’ dedim bir anda endişelenerek.

‘’Aşkım, iyiyim sadece lavobaya kadar gitmiştim,’’dedi dünyadaki en güzel ses.

‘’Off! Bu Pelin’e iyi bir ders vermem lazım. Hazır mısınız?’’ diye sordum heyecanla.

‘’Aşkım hazır sayılırız. Ama daha çok vakit var,’’ dedi.

‘’Biliyorum biraz da orada vakit geçiririz. Ben artık burada duramıyorum, her şey üzerime geliyor. Duvarlar gittikçe bana yaklaşıyor,’’ dedim durumum gerçekten buydu. Hiç bu kadar heyecanlanacağımı tahmin etmiyordum.

‘’Canım benim, biliyorum senden farklı değilim. Pelin’in üzerimde yoğun çalışmasını düşünürsek ve annemin ağlamalarını...’’ dedi heyecandan sesi titriyordu.

‘’Aşkım biz çıkıyoruz,’’dedim.

‘’Tamam bekliyor olacağım,’’

‘’Seni kaçırabilirim,’’

‘’Seninle kaçabilirim,’’

“Seni seviyorum,”

‘’Sanırım ben daha çok seviyorum,”

‘’Bunu balayında uzunca tartışabiliriz,’’

‘’Tamam.Bekliyorum,’’

‘’Görüşürüz aşkım,”

‘’Görüşürüz,” dedi ve telefonu kapattık.

‘’Evet bütün melekler… İsteyen kalabilir, ama ben artık gidiyorum,’’ dedim ve arabamın anahtarlarını aldım, hızla evden çıktım.

Arkamdan bir curcuna koptu ve başta Andreas olmak üzere arkamdan teker teker indiler. Arabamı gelin arabası olarak süslemiştik. Güzel görünüyordu. Andreas yanıma oturdu ve meleklerde kendi arabalarına yerleştiler. Gaza tüm gücümle bastım ve hızla yol aldım.

‘’Hey! Yavaş ol kardeşim. Artık ölüm tehlikemiz var. Melis’le evlenmeden ölmek istemezsin değil mi? Yani ben Pelin’e açılmadan ölmek istemiyorum en azından,’’ dedi Andreas.

Korkuyla tutunacak bir yerler arıyordu. Cevap vermedim. Aynı hızla sürmeye devam ettim. On dakika sonra evlerinin önündeydik. Arabadan hızla indim ve kapıyı çaldım. Kapıyı Melis’in babası açtı. O kızgın mıydı? Bunu anlayabilirdim sanırım. Tek kızı vardı ve bu gün yuvadan uçuyordu onların tabiriyle.

‘’Hoş geldin evlat,’’ dedi zoraki bir gülümsemeyle. Bir an süzdüm çok hoş görünüyordu. Andreas ancak gelebilmişti yanıma.

‘’Teşekkürler efendim,’’

‘’Hadi bakalım geçin içeriye,’’ dedi içeriye geçerken tüm melekler geldiler, ama arabadan inip orada beklemeye karar verdiler.

İçeriye geçtim ve Melis’in babasının arkasında salona doğru ilerledim. Gözlerim deli gibi Melis’i arıyordu, ama görünürde yoktu. Pelin’de ortalıklarda yoktu annesi de. Kanepeye geçtim ve oturdum. Heyecanımı bastırabilmek için. Nefes alışlarıma odaklandım. Her an bir kalp krizi geçirme riskim vardı. Bu mümkündü.

Dakikalar geçti ve hala ortalıklarda kimse yoktu. Emre ve Melis’in babası beni süzüyordu. Bir ayağımı hızla sallıyordum, daha yeni farkına varıyordum. Bunu yapmayı kesmeliydim. Pelin üzerinde buz mavisi saten bir elbiseyle içeriye girdi. Gözlerim açıldı hemen.

‘’Melis nerede?’’ diye sordum düşüncelerimde.

Gözleriyle arkasını işaret etti. Yerimden kalktım. Sanki kanepede bir diken vardı. Tüm vücuduma batıyordu. Gözlerim kapıda takılı kaldı. Görmek istediğini arıyorlardı.
Beyazlar içinde mükemmel bir tanrıça göründü bir anda. Ayaklarım beni taşıyabilirler miydi acaba. Düşüp bayılmazdım umarım.

Hayatımda bu kadar güzel bir şey görmemiştim. Bu kadar güzel bir şey yaratılmamıştı. Dünya üzerinde görülmüş en güzel gelindi. Sarı bukleleri omuzlarında sallanıyordu. Saçlarında yıldızlardan çalınmış ışıltılı çiçekler vardı. Gözlerindeki ışıltıyı güneş hediye etmişti. Titremeye başlamıştım sanırım. Derin bir nefes aldım ve o zaman anladım nefesimi tutuyordum.

Heyecanla karışmış dudakları gülümsüyordu. Gözlerini bana dikmiş öylece bakıyordu. Gözleri dolu doluydu. Sanırım bende ağlamak üzereydim ama mutluluktan. Hayranlık vardı biraz da gözlerinde. Ona tapıyordum. Tapılası bir tanrıçaydı çünkü. Beyazın masumiyetini en güzel şekilde taşıyordu. Narin bedeninin üzerinde, kimseye yakışmadığı kadar yakışan gelinliğinin kabarık eteğinin kenarlarından tutmuştu. Zarif bir çiçek…

’Mükemmel’ kelimesi dudaklarımdan farkında olmadan dökülüvermişti. O an hiç kimse umurumda değildi. Sadece karşımda gördüğüm bu melek vardı. Gözlerimi ışıltısıyla kör etmiş, hipnotize etmişti. Sadece ona bakabiliyordum. Dudakları aralandı.

‘’Teşekkür ederim,’’ dedi biraz daha kıvrılırken dudakları. Gözlerini kırpıştırdı bir iki kere.

Ayaklarım benden izinsiz hareket etmişlerdi, bir mıknatıs gibi çeken bu meleğe doğru adım atıyorlardı. Yanına yaklaştım, eline uzandım. Tuttum ve dudaklarım elini buldu. Minik bir öpücük kondurdum. Biraz olsun kendime gelebildiğimde konuşabilmiştim.

‘’Çok… Güzel olmuşsun,’’ dedim. Bir elini titreterek havaya kaldırdı ve beni gösterdi.

‘’Sende öyle,’’dedi gülümsemelerinin arasında. Elini sıkıca tuttum. Hafifçe elimi sıktı.

‘’Gidelim mi?’’ dedim. Bu evde bana artık dar geliyordu.

‘’Olur,’’ dedi. Ellerimiz kenetli arabaya kadar gittik. Geride kalanlar umurumuzda değildi. Ya da benim umurumda değildi. Çünkü Melis başını bir an arkaya çevirmişti. Ona kapıyı açtım ve,

‘’Buyurun prenses,’’ dedim önünde eğilerek.

‘’Teşekkür ederim,’’ dedi ve açtığım kapıdan içeriye girerek koltuğa yerleşti. Tam sürücü tarafına geçiyordum.

‘’Hey! Bizde sizinle geliyoruz,” diye bağırdı Pelin. Arkamızda elbisenin eteklerinden tutmuş koşuyordu.

‘’Haydi Andreas acele et!’’ diye bağırdı peşinden gelen Andreas’a.

‘’Başımın belası,’’ dedim sırıtarak.

“İtiraf et tatlı bir belayım,’’ dedi. Başımı salladım.

‘’Tamamen haklısın. Hadi binin,’’ dedim arabaya bindim bende. Onlarda bindikten sonra Melis’e baktım ve gülen gözleriyle başını salladı. Arabayı çalıştırdım ve hızla yol aldık.

‘’Sanırım bayılacağım,’’ dedi Melis .Bir elini kendisine yelpaze yapmıştı. Diğer eli sıkıca elimi kavramıştı.

‘’Sanırım bende,’’ dedim.

‘’Hey! Düğünden sonra bayılın lütfen,’’ dedi Pelin.

‘’Katılıyorum,’’ dedi Andreas kıkırdayarak.

Yata geldiğimizde arabadan hızla indim, Melis’e kapıyı açtım. Elini tuttum ve çıkmasına yardımcı oldum. Andreas’ta indi ve benim gibi Pelin’in kapısı açtı. Elini Pelin’e uzattı.

‘’Çok naziksin.’’ dedi Pelin alayla.

Andreas cevap vermedi. Melis’in elinden tutmuş yata doğru ilerliyorduk. Andreas ve Pelin tam arkamızdaydı. Bir anda Andreas bizi şok edecek kelimeleri söyledi.

‘’Seni seviyorum,’’ dedi ilk önce fısıltı gibiydi.

Arkamızı döndük şaşkınlıkla.

‘’Ne?’’ dedi Pelin. Şaşkınlıkla Andreas’ın yüzüne bakıyordu.

‘’Seni seviyorum işte,’’ dedi Andreas. Sesi şaşkındı sanırım kendiside bu söylediklerine şaşırmıştı. Nihayet dedim içimden. Sırıtarak onları izlemeye başladım.

“Buna inanamıyorum,’’dedi Melis fısıldayarak.

Pelin bir süre cevap vermedi. Heyecanla dudaklarından dökülecek kelimeleri bekliyorduk.

‘’Pelin seni deli gibi seviyorum. Sana aşık oldum,’’ dedi Andreas.

Hep böyle garip mi olacaktı bu çocuk. Her şeyi farklı olmak zorundaydı. Daha mükemmel bir ortam bulamazdı. Pelin şaşkınlıkla hala susuyordu. Ve Andreas’ın deli gibi onun konuşmasını istediğini biliyordum.

‘’Hiç söylemeyeceksin sandım,’’ dedi Pelin şaşkınlığını üzerinden atarken garip bir sırıtış yerleşti yüzüne. Şimdi donup kalma sırası Andreas’taydı. Bütün melekler bir anda gelmişlerdi. Herkes arabadan indi ve onları izleyeme başladı. Diğer meleklerde yatın güvertesinden aşağıya bakıyorlardı.

Andreas birden hareket etti ve Pelini belinden sarıp havaya kaldırdı ve döndürmeye başladı.

‘’Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum…’’diye bağırıyordu. Bu gerçekten görülmeye değerdi. Melis’e sardım kollarımı. Çifte mutluluk yaşıyordum şu an.

‘’Sanırım bende seni,’’ dedi Pelin. ’’Ah..Andreas bırak başım dönüyor,’’dedi daha sonra ama Andreas’ın bırakmaya niyeti yoktu. Herkes şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra alkışlamaya başladılar. Ve Andreas Pelini kucağından indirdi.

‘’Ama düşüncelerin çok daha romantik. Özelliklede bana nasıl söylemen gerektiğini iç sesinle düşünürken,’’ dedi Pelin göz kırparak.

‘’Ne yani bunca zamandır,’’dedi Andreas şaşırarak.

‘’Evet ama bir türlü açılamadın,’’dedi Pelin. ’’Bir kaç gündür düşüncelerini duyabiliyorum. Ve gerçekten duyulmaya değer şeylerdi. Arada kızdığım çok oldu, ama neyse bunları daha sonra konuşuruz,’’ dedi.

Andreas’ın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Ne düşündüğünü çok merak ettim.

‘’Ne düşünüyordu acaba?’’ dedi Melis kıkırdayarak.

‘’Bende merak ediyorum,’’ dedi saçlarına öpücük kondururken.

‘’Hadi artık bu kadar aşk yeter daha sonra yaşarsınız. Bir düğünümüz var,’’ dedim ve tekrar Melis’in elinden tutup yata doğru ilerledik.

Düğün başlamıştı. İlk dansımızı yapmıştık. Konukları selamladık. Herkese tek tek sarılmıştık. Heyecanımız biraz olsun yatışmış gibiydi. Bütün konuklarda bir gülümseme. Yeni aşık çiftler, ve aşıkların dans etmeleri. Her şey mükemmeldi. Olması gerektiği gibiydi. Yatı çok güzel hazırlamışlardı. Bunun için bir çok defa teşekkür etmiştik meleklere.

Ve işte beklenen an gelmişti. Nikah memuru gelmiş nikah masasında yerini almıştı ve tabii ki bizde… Heyecanlı, meraklı ve sevinçli gözler üzerimizdeydi. Ben heyecanımı yatıştırmak için ne yapacağımı bilmiyordum. Fark etmeden bacağımı sallıyordum yine, bu son zamanlarda sık olmaya başlamıştı.

Bayılabilir miydim…? Hayır! Şimdi değil! Yanımda beyazlar içindeki meleğe baktım.., Gözlerinin ışıltısıyla bakıyordu gülümseyerek. Aynı heyecan, aynı mutluluğu gözlerinden okuyabiliyordum. Titrek elleri ellerimi buldu ve hafifçe sıktı. Bundan güç alıyordu tıpkı benim ondan aldığım gibi.

Rüyada mıydım? Bu melek şimdi tamamen bana mı ait olacaktı? Kendimi bir rüyanın içinde sanıyordum. Bunu hak etmiş miydim? Gülümsedim. Ve karşılığını mükemmel bir gülümsemeyle aldım. Buradaki en etkili ışık bile aydınlatmıyordu beni bu kadar. Bu gerçekti… Tamamen gerçek... O benim di. Bana aitti.

Nikah memurunun sesi, dikkatimizi ve başımızı birbirimizden ayırıp, ona çevirmemizi sağladı.

Nikah memurunun sesi, dikkatimizi ve başımızı birbirimizden ayırıp, ona çevirmemizi sağladı.

‘’Değerli misafirlerimiz hoş geldiniz. Bu özel ve güzel günde iki gencimizin nikahını kıymak için burada toplanmış bulunmaktayız. Gelin hanım adınız soyadınız,”

“Melis Özmen,” dedi sesi titremişti.Fısıltı gibiydi..Eli elimi gittikçe daha çok sıkıyordu ve bende hafif bir sıkmayla karşılık veriyordum ona.Birazdan benim tamamen eşim olacaktı.

“Anne ve baba adınız?”

“Serpil Özmen, Cavit Özmen,” dedi. Sesinden heyecanı anlaşılıyordu.Gözleri anne ve babasını buldu farkında olmadan.Sıcak bir gülümseme yayıldı tüm yüzüne.bu meleği dünyaya getirdikleri için onlara ne kadar teşekkür etsem azdı..

“ Evet damat bey sizin adınız soyadınız ve yaşınız?”

“Eğmen Eğmenoğlu, 29, “dedim bende heyecanla.Nasıl kekelemeden söylemiştim bilemiyorum.Sesimin çıkabildiğine dahi şaşırmışken..

“Anne ve baba adınız?”

“Banu Eğmenoğlu, Tahsin Eğmenoğlu”Bunun için Banu meleğe yine teşekkür etmem lazımdı.Benim için anne olmuştu ve bir nufüs kağıdım olmasını sağlamışlardı.

“Melis Özmen, Eğmen Eğmenoğlunu kocalığa kabul ediyor musun?”

Sadece Melis’in ağzında çıkacak olan ‘’Evet’’kelimesini bekliyordum… Ve nikah memuru sorusunu yöneltmişti.

Melis’e dikkatle bakıyordum, dudakları aralandı ve…

‘’Evet’’dedi coşkuyla…

Yüzümdeki sırıtma büyüdü bir anda ve sıra bana geldiğinde bu nikah memurunun çabucak gagasını kapamasını istiyordum. Çünkü onu sevmekten saniye de olsa asla vazgeçmeyecektim. Bunun için yemine gerek yoktu. O benim asırlar önce yaratılmış olan kaderimdi. O benimdi…


Nikah memuru aynı soruyu bana yönelttiği zaman, ‘’Evet, ‘’ dedim zaferle, coşkuyla, içimden taşan mutlulukla nikah memuru sözlerini bitirdiğinde… Herkes alkışlamaya başladı. Biz şimdi evli miydik…?

Şahitlerimiz olan Andreas ve Pelin’e döndü…

‘Şahit misiniz?’ diye sordu

‘’Evet,’’dedi Andreas gülümseyerek.

‘’Bilemiyorum,’’dedi Pelin, yine yapmıştı yapacağını... Ona sinirle baktım.

‘’Evet,’’dedi ve ekledi.’’Yoksa bu Eğmen balayına çıkmadan katil olacak,’’dedi ve herkese kahkaha attırdı.

Defteri ilk Melis’ e uzattı ve eli titreyerek imza attı. Defteri bana uzattı bende elim titreyerek defteri imzaladım ve Pelin’e uzattım. Tam o sırada Melis ayağıma bastı.

‘Ahh,’’dedim Topuğu canımı acıtmıştı.

‘’Neler oluyor?’’ diye sordum şaşkınlıkla.

‘’Nikahtan sonra gelin ya da damat evlendiği kişinin ayağına basar. Bu bir gelenektir. Kim basarsa evde onun sözü geçer,‘’ dedim gülümseyerek. Garip…

‘’Bunun için ayağıma basmana gerek yoktu. Zaten hayatım boyunca her yerde senin sözün geçecek,’’ dedim gülümsemesine karşılık vererek.

‘’Gelini öpebilirsin,’’dedi memur.

Ayağa kalktık, duvağını kaldırdım ve Melis’in güzel yüzünü ellerim arasına aldım. Yavaşça eğildim ve dudaklarımı alnına bastırdım. Tanrım, buna hala inanamıyordum. Başımı yüzünü görmek için geriye çektim ve gözlerinde ki mutluluğa baktım. Bunu hak etmiştik. Bu gözler mutluluğu hak ediyordu. Ben her ne kadar hak ettiğime inanmasam da. Bu mükemmel kalp hak ediyordu.

Alkışlar hala devam ediyordu… Kahkahalar ve alkışlar arasında kalabalığa karıştık…



Son dansımızı yapıyorduk. Yavaşça eğildim ve aralık, ıslak dudaklarına bastırdım dudaklarımı. Dakikalarca böyle kalabilirdim. Yıllarca… Kıkırdamalar arttığında daha fazla kalamayacağımızı anladık ve zorla birbirimizden ayrıldık.

‘’Seni seviyorum,’’ dedim ellerim yanaklarında. Güzel yüzü ellerimin arasında olmaktan oldukça mutluydu.

‘’Seni seviyorum,’’ dedi gülümseyerek.

Daha mutlu olduğum bir zaman olacak mıydı acaba. Bu geceden daha güzel bir gecem. Sanırım olabilirdi. Hayatımda Melis gibi bir varlık varken her gecemin birbirinden güzel olacağını tahmin etmek zor değildi. Hiç zor değildi.

‘’Her şey için tekrar teşekkürler,’’ dedi Melis, Banu meleğe.

‘’Bİzim yaptığımız hiçbir şey. Siz mutlu olun yeter,’’ dedi Banu melek.

‘’Herkese tekrar teşekkürler,’’ dedim bende bütün meleklere bakarak.

‘’Rica ederiz.’’ dediler hep bir ağızdan gülümseyerek.

….


Melis üzerini değiştirmişti. Ve uzunca annesi, babası, Emre’yle vedalaştıktan sonra bende vedalaştım. Bizi arabamıza kadar uğurlamaya gelen Andreas ve Pelin kalmıştı bir tek. Arabanın yanına geldiğimizde onlara döndük.

‘’Çok teşekkür ederim kardeşim. Her şey için,’’dedim Andreas’a sıkıca sarılarak.

‘’Ne yaptık kardeşim,’’ dedi oda bana sıkıca sarılırken. Melis’te Pelin’e veda ediyordu.

‘’Hep yanımda oldun ve olacağını biliyorum .İyi ki varsın canım kardeşim,’’ dedi ve sıkıca sarıldı Peline. Aynı anda bende Andreas’tan ayrıldım.

‘’Buna emin olabilirsin. Ne de olsa koruyucunuzum. Hem seni bırakmaya hiç niyetim yok,’’ dedi Pelin. Sesi çatallaşmıştı. Melis’in hıçkırıklarını duyabiliyordum. Ahh! Kadınlar.

‘’Sizin adınıza da çok mutlu oldum kardeşim,’’ dedim Andreas’a. “Ama bu çatlakla nasıl uğraşırsın bilemiyorum”

‘’Bir yolunu bulacağız artık,’’ dedi Andreas, Pelin’in elini sıkıca tutarken.

‘’Demek çatlak ha! Demek bir yolunu bulacaksın. Neyse ilk günden kavga etmeyelim. Bunun hesabını siz balayından döndükten sonra sorarım ben,’’ dedi Pelin. Mutluydu çok mutluydu. Göz göze geldik ve bana göz kırptı.

‘’Hadi artık, uçağı kaçıracaksınız,’’ dedi Andreas. Melis’le birbirimize baktık ve başımızı salladık. Tekrar sarıldık ve Melis’in kapısını açtım. Sürücü koltuğuna geçtim ve oturdum. Andreas ve Pelin’e el salladık. Melis’in elini sıkıca tuttum.

‘’Hazır mısın?’’ dedim gülümseyerek.

‘’Seninle her şeye...’’ dedi aynı gülümsemeyle karşılık vererek.

‘’Seni seviyorum karıcım,’’

‘’Seni seviyorum kocacım,’’

Ve geleceğe doğru bu delice coşkun mutluluğumuzla hızla yol aldık elele. Tanırının bana verdiği bu inanılmaz ve mucize armağanın değerini her zaman bilecektim. Beni neden yarattığını bilmiyordum, ama bana hazırladığı son için ona sonsuz şükrediyordum. Başımı gökyüzüne kaldırdım ve ona teşekkürlerimi ilettim. Her neredeyse benim için hazırladığı bu kadere bir kez daha teşekkür ettim. Daha ne kadar teşekkür edeceğimi bilemeyerek...

SON
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!   Bugün 21:47

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Cehennemdeki Işık... Çok uzun aradan sonra YENİ BÖLÜMLER VE FİNAL!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
5 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilightfan_ TR :: HAYRAN ÇALIŞMALARI :: Hikaye veya Şiirleriniz-
Buraya geçin: